,
Meme kanseri tedavi edilebilir mi?

Kadınlar arasında en sık rastlanan kanser türü, meme kanseridir. Kadınlarda görülen tüm kanserlerin yüzde 16’sını oluşturan meme kanseri, önceleri gelişmiş ülkelerin hastalığı olarak kabul edilirken günümüzde gelişmekte olan ülkelerde de görülme sıklığını artırıyor. Tüm dünyada yılda 1 milyon kişi meme kanserine yakalanıyor ve bunun 580 bini gelişmiş ülkelerde görülüyor.

Meme kanseri ne kadar erken evrede yakalanırsa tedavi şansı o kadar yüksektir. Kabul gören tedavi, kanserli dokunun cerrahi yoldan çıkarılmasıdır. Kanserin evresine ve operasyonun şekline göre cerrahi tedaviye radyoterapi ( şua, ışın ) ve kemoterapi (ilaç) eklenebilir.

Erken teşhis ile tedavin gücü belirgin yükselmektedir.

Meme kanseri nasıl tedavi edilir?

Meme kanseri tedavisi hastalığın evresine, hastanın özelliklerine ve genel sağlığına bağlı olarak tedavi seçenekleri bir veya birden fazlasını içerebilir.

Meme Kanseri Tedavi yöntemleri :

  1. Cerrahi Tedavi
  2. Radyoterapi (Işın tedavisi)
  3. Kemoterapi (İlaç tedavisi)
  4. Hormonoterapi (Hormon tedavisi)

Cerrahi Tedavi

Genellikle kanserle savaşın ilk aşamasıdır. Çoğu hastanın tedavisi kanserli dokunun cerrahi olarak çıkarılması ile başlar. Sentinel lenf (bekçi lenf nodu) biyopsisi yapılarak beraberinde gerekiyorsa koltukaltı lenf bezleri de temizlenir.
Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Son dönemdeki medikal gelişmeler ışığında sadece kanserli bölgenin çıkarılması ve memenin korunması , koltukaltı lenf bezlerinden ise örnekleme yapılması sayesinde hastalarda benzer başarılı sonuçlar alınabilmekte ve aynı gün evlerine gidebilmektedirler. Memenin tümünün alınması gerektiği durumlarda ise plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması mümkündür.

Radyoterapi (Işın Tedavisi)

Işın tedavisi, X-ışınlarının (röntgen ışınları), meme bölgesine ve koltuk altına uygulanmasıyla, cerrahi girişimden sonra kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin yok edilmesini sağlamak amacı ile yapılır.
En sık kullanılan yöntem harici ışınlama (external beam radiation) yöntemidir. Operasyondan sonra 4-6 hafta süreyle uygulanır. Özel bir lineer akseleratör kullanılmak suretiyle, harici olarak, tüm meme ve bazen de koltukaltı hedeflenerek ışınlanır. Işın genellikle 4-6 hafta boyunca, haftada 5 gün olarak verilir.
Radyoterapinin yan etkileri; Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar. Memede şişme ve ağırlık hissi ortaya çıkabilir. Tedavi edilen bölgedeki deri, güneş yanığı rengini alabilir. Bu yan etkiler yaklaşık bir yılda kendiliğinden kaybolur. Merkezimizde kullanılan Novalis destekli TrueBeam STx isimli lineer akseleratör ile sağlıklı dokuya minimum oranda zarar verilerek bu yan etkiler en aza indirilir.

Kemoterapi (İlaç Tedavisi)

Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi, kürler halinde verilir. 4-6 kür planlanır. Her kür arası yaklaşık 3 haftadır. Bu da toplam 3 ile 5 aylık toplam kemoterapi süresi demektir.
Bazı olgularda yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir.
Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir. Bu tedaviye adjuvan kemoterapi denir.
Neoadjuvan kemoterapi ise Evre 3 kanseri olan hastalarda mevcut tümörün boyutlarını küçültmek ve cerrahiye uygun hale getirmek amacıyla yapılır. Neoadjuvan kemoterapinin bir faydası da yapılan kemoterapinin tümör üzerine etkinliğinin izlenmesidir.

Hormono Terapi (Hormon Tedavisi)

Bazı meme kanseri hücreleri, içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları) aracılığı ile östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen hormonu bu kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir. Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesinin önlenmesidir.

Meme kanserinin sıklığı artıyor mu?

Meme kanseri, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlarda görülen her dört kanserden birini oluşturuyor. Hormon kullanımının azaltılması, egzersizin artırılması ve obezitenin gerilemesi gibi önlemlerle gelişmiş ülkelerde meme kanseri sıklığının azaldığı görülürken Türkiye’de meme kanseri görülme sıklığı, son 20 yılda 2 kattan daha fazla arttı. Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanseri her 8 kadından birinin kapısını çalıyor. 40 yaşın üzerinde kadınlarda görülme sıklığı artarken, 50-59 yaş grubunda en yüksek seviyeye ulaşıyor. Ülkemizde obezitenin artması, egzersizin ve doğurganlığın azalması, süt verme süresinin kısalması, adet görme yaşının düşmesi ve menopoza girme yaşının uzaması, Türkiye’deki vakaların artmasının başlıca sebepleri olarak öne çıkıyor ve her yıl 25 bin yeni meme kanseri tanısı konuyor. Bu nedenle erken teşhis için meme taraması çok büyük önem kazanıyor.

Meme kanserinin bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında, yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde yedi-sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı azalmaktadır.

Kanserde ölüm oranları azalıyor! Türkiye'de durum nasıl?

Meme kanseri görülme oranı artmasına rağmen meme kanserinden ölümlerde azalma mevcuttur. Bu azalmada en önemli faktör erken tanı olanaklarındaki ilerlemedir.

Özellikle geç anne olan ya da bebeğini emzirmeyi kısa sürede bırakan kadınlarda daha sık görülen meme kanserinin önüne geçebilmenin tek yolu ise düzenli kontrollerden geçiyor.

Meme kanseri taramalarında hastanın kendi kendini muayenesi, doktor tarafından muayene ve mamografi kullanılmaktadır. Bu taramalar sonucunda pek çok uluslararası çalışma, meme kanserinden kaynaklanan ölümlerdeki azalmanın 2/3 ü erken tanıya bağlanırken 1/3 lük bölümü tedavi olanaklarındaki iyileşmelere bağlanmaktadır.

Meme kanseri tedavisinde doğurganlık nasıl etkilenir?

Genç kadınlarda meme kanseri tedavisi sırasında adet görmeyi engelleyen ilaçlar ya da iğneler kullanılmaktadır. Bu ilaçların kullanıldığı süre boyunca gebe kalmak mümkün değildir. Tamoksifen kullanacak bir kadının gebe kalması durumunda ise gebeliğin sonlandırılması gerekebilir. Hormona duyarsız hastalarda ise kemoterapinin etkisi kalktıktan sonra gebe kalmak mümkündür. Riskli dönemler geçtikten sonra, istenirse gebe kalınabilir. Ancak bir kadın gebe kalmak istese de tedavinin etkisi ile doğurganlığı azalabilir. Bu nedenle, kemoterapi uygulanacak ve özellikle daha önce hiç doğum yapmamış genç kadınlara tedaviye başlamadan önce bu riskler hakkında bilgi verilmesi büyük önem taşıyor. Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile birlikte çalışarak, yumurtalık ya da embriyo dondurmak gibi bazı önlemlerle doğurganlık devam ettirilebilmektedir.

İmmunoterapi nedir?

İmmün sistem yani bağışıklık sistemi vücudumuzu enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı korumaktadır. Esasen immün sistem kansere karşı da olukça etkin bir savunma mekanizmasıdır. Bunun yanında kanser ise bağışıklık sisteminden kaçabilen oldukça karmaşık yapıya sahip bir hücredir.

Kanser immünoterapisi ise immün sistem hücrelerinin kanser hücrelerini tanıyabilmesini ve yok etmesini sağlayacak şekilde immün sistemi yönlendirebilen ilaçlar veya yöntemler olarak kullanılmaktadır.

Normalde bağışıklık sistemi hücreleri anormal hücreleri bulular ve yok ederler. Büyük oranda da kanser hücrelerini bulabilir ve yok edebilirler. Ancak kanser hücreleri immün sistemden kaçabildiklerinde hastalığa sebeb olabilirler. Bir çok kanser tipinde patolojik incelemelerde kanser hücrelerinin çevresinde lenfositler saptanmıştır. Bu lenfositlere tümörlü bölgeye girebilen lenfositler (TIL) denmektedir. TIL hücrelerinin varlığı temel olarak en önemli savaşçılarımızdan olan lenfositlerin kanser hücrelerini tanıyabildiği ve önlemek için harakete geçtiği anlamına gelmektedir. TIL miktarı tümör dokusunda ne kadar fazlaysa genellikle kanser daha iyi seyreder.

Kanser hücrelerindeki genetik değişiklikler bağışıklık sisteminden daha kolay kaçmalarına neden olabilmektedir.

Kanser hücrelerinin yüzeylerindeki proteinler (PD-L1) bağışıklık sistemi hücrelerinin onları tanımasını engelleyebilmektedir.

Ayrıca bazı immün sistem hücreleri (T düzenleyici, Treg, gibi) bağışıklık sisteminin diğer hücrelerinin kansere karşı etkili olmasını engelleyebilmektedirler.

İşte bu noktada immünoterapi ilaçları kansere karşı etkili immün hücrelerin (T hücresi, NK hücresi, makrofajlar gibi) kanser hücrelerini tespit ederek kanser karşı etkin olabilmeleri sağlayan ilaçlardır.

Kanserde immünoterapi kararı vermeden önce mutlaka kapsamlı genomik profilleme yapılarak karar verilmelidir. Kansereki genetik değişiklikler immünoterapinin dizaynında ve kararında en temel belirleyicilerdendir. Sadece PD-L1 veya bir kaç belirteç bakılarak verilen immünoterapi kararları eksik ve yetersiz olabilmektedir. Özellikle tümör mutasyon yükünün belirlenerek verilecek kararlar için kapsamlı genetik profilleme gereklidir.

Günümüzdeki en önemli immünoterapi ilaçları PD-L1, PD-1 ve CTL4 proteinlerini bloke eden ilaçlardır. Kısaca bu ilaçlara immün kontrol noktası inhibitörleri denmektedir.

İmmünoterapi kararında önemli olan parametreler;

• PD-L1 durumu
• İmmün hücrelerin tümörlü dokuda bulunmaları ve oranları
• Tümörün immün hücreler tarafından daha kolay tespit edildiğinin göstergesi olan parametreler (MSI, mikrosatellit instabilite durumu; TMB, tümör mutasyon yükü; )
• İmmünoterapiye karşı direnci gösteren mutasyonlar (PTEN, SKK11 gibi. Araştırma safhasında olmakla önemli veriler mevcuttur. )
• İmmünoterapinin daha etkili olabileceğini gösteren mutasyonlar (ARID1A, POLE/POLD1, PBRM1 gibi. Bu verilerle de ilgili önemli kanıtlar olmakla birlikte araştırma safhasındadır.)

İmmunoterapi nedir?
Üçlü Negatif Meme Kanseri İçin İlk Aşı

Araştırmacılar, üçlü negatif meme kanserinin (TNBC-Triple-Negative Breast Cancer) gelişmesini önlemek için türünün ilk örneği bir aşı üzerinde çalışıyorlar.

Tümör hücrelerini üç anahtar reseptör için negatif test ettiği için Üçlü Negatif Meme Kanseri denir.

Östrojen ve progesteron kadın hormonlarıdır. HER2, hücrelerin büyümesine yardımcı olan bir proteindir.

Bu neden önemli? Çünkü bu reseptörlere sahip meme kanserleri için birkaç etkili tedavi vardır. TNBC’nin tedavisi genellikle daha zordur çünkü hormon tedavilerine veya hedefe yönelik tedavilere yanıt vermez.

TNBC, diğer meme kanseri türlerinden daha hızlı büyüme ve yayılma eğilimindedir. Yüksek bir tekrarlama oranına sahiptir ve sonuç genellikle daha az elverişlidir. Meme kanserlerinin yüzde 10-15’i üçlü negatif meme kanseri negatiftir.

Metastatik meme kanserinde yeni tedavi yaklaşımları umut vadediyor!

Sıçramalı (metastatik) meme kanseri tedavisinde yeni tedavi yaklaşımlarının hem hastaların sağ kalımlarını artırıyor hem de kemoterapi ihtiyacını azaltıyor. Özellikle hormon reseptör düzeyi pozitif olan sıçramalı meme kanserlerinde artık yeni hedefli tedavilerle kemoterapiye ihtiyaç kalmadan hastalık kronik hale getirilebiliyor.

Hastalığın Evresi Tedavi Başarısını Belirliyor

Meme kanseri tedavisinde, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormonoterapi ve hedefe yönelik tedaviler gibi farklı tedaviler kullanılır. Hangi tedavinin ne zaman kullanılacağına meme kanserinin tipine göre karar verilir. Her tedavi yönteminin etkileri ve yan etkileri de birbirinden farklıdır.

Sıçramalı Meme Kanserini Kronikleştirme Hedefindeyiz

Meme kanserinin en sık koltuk altına sıçramakla birlikte elimizdeki tedavilerle koltuk altına sıçramış bir meme kanseri vakası bile tam olarak iyileşebiliyor. Ancak tanıda geç kalınırsa, hastalık kemiğe, akciğere, karaciğere, karın içine, lenf bezlerine, boyuna sıçrayabiliyor. Bizim amacımız sıçramalı meme kanserini de kronik hale getirmek. Özellikle hormon reseptör düzeyi pozitif olan sıçramalı meme kanserlerinde artık yeni hedefli tedavilerle kemoterapiye ihtiyaç kalmadan, hastalık; tansiyon, diyabet gibi kronik hale getirilebiliyor.

“Akıllı İlaçlarla Sağ Kalım Süresi Uzuyor”

Eylül 2021 de gerçekleştirilen Avrupa Onkoloji Kongresinde (ESMO 2021), sunulan bir araştırmaya göre Hormon pozitif olan sıçramalı meme kanserinde yeni hedefli tedavilerin standart tedavi olan hormon ilaçlarına eklenmesiyle; hastaların sağ kalımları anlamlı ölçüde uzayarak sağ kalımların 6 yılların üzerine çıktığı görüldü. 6.6 yıllık takip sonuçlarında hastaların hala yaşam sürelerinin uzayarak devam ettiği gösterildi.

Hastaların Yaşam Kalitesi Yükseliyor

Hastaların, hastalığı ilerlediğinde kemoterapiye geçme ihtimalleri akıllı ilaçlar sayesinde giderek ötelendi. Kemoterapinin yan etkileri fazla çünkü sağlıklı hücrelere de zarar veriyor. Akıllı ilaçlar hem ağızdan hap olarak kullanılıyor, hastaneye bağımlılığı azaltıyor hem de yan etkileri halsizlik, yorgunluk, döküntü gibi kolay baş edilebilen yan etkiler oluyor. Böylece hem kemoterapiye ihtiyaç azalıyor hem yaşam süresi uzuyor hem de hastaların hayat kalitesi artıyor. Sıçramalı bir hastalık tansiyon, şeker gibi uzun süreçli bir hastalık haline geliyor.

Meme kanserini arttıran risk faktörleri nelerdir?

Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişilerinde olağan kontrollarını düzenli yaptırmaları önemlidir.

Birinci derece akrabada (anne, kızkardeş ve kızı) meme kanseri varlığı en önemli risk faktörüdür. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, ömür boyu meme kanserine yakalanma riski % 12-14 den (% 12-14 tüm kadınlar için ömür boyu risk) % 18-20 ye çıkmaktadır. Bu durumda olan kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir, riskin büyüklüğüne göre bu durumda olan kadınlarda tarama başlangıç yaşı ve tarama metodlarında değişiklerler söz konusudur. Bu durumda olan kadınlar tarama programlarının düzeni için ilgili radyolog veya klinisyenlerine başvurmalıdır.

Birden fazla birinci derece akrabalarında meme kanseri bulunan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek bulunursa, genetik test yapılabilir.

Meme kanserine yakalanma riskini artıran en önemli ikinci faktör yaştır. İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır.

Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır.

Daha önce meme biopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan bir biopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.

Diğer daha önemsiz risk faktörleri ise aşağıdaki gibidir:

Meme kanserinde yapılan ameliyatlar nelerdir?
Meme kanserinde yapılan ameliyatlar nelerdir?

Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Meme kanseri erken evrede yakalanabildiğinde memenin alınmadığı meme koruyucu cerrahiler uygulanabilmektedir.

Meme kanserinin erken yakalandığı durumlarda memenin alınmadığı cerrahi uygulamalar ile hastalığın psikolojik travması en aza indirilmektedir. Bunlara ek olarak alınan memenin yerine, plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması gibi ameliyatlar da vardır.

Meme Koruyucu Cerrahi

Meme koruyucu cerrahi yöntemi, zaman zaman kısmı (segmental) mastektomi olarak da adlandırılır. Bu cerrahide sadece memenin etkilenmiş kısmı alınır. Ancak, alınacak kısım tümörün büyüklüğüne, yerine ve başka diğer faktörlere bağlıdır. Hastaya cerrahi sonrası radyoterapi verilecekse, cerrahi sırasında memenin tümörü alınan bölgesine yerleştirilen küçük metal klipslerle (röntgende görünecektir) radyoterapi tedavi alanı işaretlenebilir.

Lumpektomide sadece memedeki kitle ve etrafındaki dokular alınır. Radyoterapi, genellikle lumpektomiden sonra uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya adjuvan kemoterapide verilecekse, genellikle kemoterapi tedavisi tamamlanana kadar radyoterapi geciktirilir.

Kadranektomide, lumpektomiden daha fazla meme dokusu alınır. Bu cerrahide, memenin dörtte biri alınır. Cerrahi sonrası genellikle radyoterapi verilir. Yine bu yöntemde de, kemoterapi verilecekse radyoterapi geciktirilir.

Alınan doku kenarında kanser hücresine rastlanırsa, hastalık pozitif marjlı demektir. Doku kenarında kanser hücresi bulunmazsa, negatif veya temiz marjlı olarak nitelendirilir. Pozitif marjın olması, cerrahi sonrası bazı kanser hücrelerinin kalmış olabileceğini gösterir. Patolog, cerrahi ile alınan dokuda pozitif marja rastlarsa, cerrahın yeni bir ameliyatla daha fazla doku alması gerekebilir. İşte bu operasyona, re-eksizyon denir. Eğer, yeterli meme dokusu alınamaması sonucu temiz cerrahi marj elde edilemezse, hastaya mastektomi yapılması gerekebilir.

Tümörün, kenar sınırına mesafesi de önemlidir. Sınırları “temiz” ise “kapalı” olabilir. Bunun anlamı, alınan tümörün kenarı ile dokunun kenarı arasındaki mesafe çok azdır ve daha fazla cerrahi yapılması gerekebilir. Cerrahlar, tümörün yeterli kenar sınırları konusunda fikir uyuşmazlığına düşebilir.

I ve II. Evre meme kanseri olan kadınların çoğu için meme koruyucu cerrahi ve ek olarak radyoterapi tedavisi, mastektomi kadar etkilidir. Bu iki yöntemle tedavi edilen kadınların yaşam oranı aynıdır. Ancak, meme koruyucu cerrahi, meme kanseri olan tüm kadınlar için bir seçenek değildir.

Radyoterapi, zaman zaman meme koruyucu tedavinin bir parçası olarak tedaviye dahil edilmeyebilir. Bu tartışmaya açık bir konudur. Bu sebeple, radyoterapi uygulanmadan meme koruyucu cerrahi eğer hasta en az 70 yaşında ise ve aşağıda belirtilenlerin hepsi doğru ise tercih edilmelidir:

2 cm veya daha küçük tümörü olan, cerrahi ile tamamen alınmış (temiz kenar sınırları olan) meme kanseri olan

Tümörü hormon-reseptör pozitif olan ve hormon tedavisi gören (tamoksifen veya aromatöz inhibitör gibi) meme kanseri olan

Lenf bezlerine yayılım göstermemiş meme kanseri olan

Hastalarda olasılıkları, tedaviyi yürüten doktorla birlikte detaylı görüşülmelidir.

Meme Koruyucu Cerrahi Olası Yan Etkiler

Bu operasyonun yan etkiler ağrı, geçici şişlik, hassasiyet ve cerrahi müdahale yapılan bölgede sert yara dokusu şeklinde oluşabilir. Tüm cerrahi müdahalelerden sonra, ameliyat bölgesinde kanama ve enfeksiyon olasılığı vardır.

Meme ne kadar geniş alınırsa, memenin şekli o kadar değişecektir. Cerrahi sonrası meme çok farklı görünürse, bazı estetik cerrahi operasyonlar uygulanabilir veya kanser olmayan memenin boyutu küçültülerek birlikte daha simetrik görünmesi sağlanır. Bu işlem, yapılan ilk cerrahi operasyon sırasında da gerçekleşebilir. Cerrahi öncesinde doktorunuzla konuşarak memenizin ameliyat sonrası nasıl görüneceğini ve seçeneklerinizin neler olabileceğini öğrenmeniz önemlidir.

Mastektomi

Mastektomi, memenin tamamen alınması işlemidir. Bu operasyonla tüm meme dokuları hatta bazen yakınındaki dokularda alınır.

Basit mastektomi: Bu işlem, total mastektomi olarak da adlandırılır. Meme uçları dahil tüm meme alınır, ancak koltuk altı lenf bezleri veya memenin altındaki kas dokuları alınmaz. Bazen, meme kanseri riski oldukça yüksek kadın hastalarda koruma amacıyla her iki meme birden alınır (double mastektomi). Bu ameliyat için hastaneye yatırılan hastaların çoğu, ertesi gün taburcu edilir. Bu yöntem, meme kanseri tedavisinde en sık kullanılan yöntemdir.

Cilt koruyucu mastektomi: Bazı kadın hastalarda meme, cerrahi müdahale sırasında yeniden yapılandırılabilir. Bu işleme, cilt koruyucu mastektomi olarak adlandırlmaktadır. Bu yöntemde, sıklıkla meme ucu ve meme ucu çevresi (areola) alınır, ancak meme cildinin geri kalanı büyük oranda korunur. Bu işlem, hastaya basit mastektomi kadar fayda sağlayabilir. Alınan meme dokusunun miktarı, basit mastektomi yöntemindeki oranın aynısıdır.

Bu yöntem, sadece hemen ardından meme rekonstrüksiyonu (estetik cerrahi) planlandığında kullanılır. Büyük veya deri yüzeyine yakın tümörlerde bu yöntemin kullanılması uygun olmayabilir.

Vücudun başka bir bölümünden implant veya doku kullanılarak memenin yeniden yapılandırılır. Cilt koruyucu mastektomi, daha standart bir yöntem olan mastektomi kadar fazla kullanılmamaktadır. Ancak birçok kadın hasta, daha az yara dokusuna ve daha iyi görünümlü bir memeye sahip olma isteğiyle cilt koruyucu mastektomi yöntemini tercih etmektedir.

Meme ucu koruyucu mastektomi, cilt koruyucu mastektominin bir çeşitidir. Bu yöntem, daha çok deride veya meme ucuna yakın kanser belirtisi göstermeyen memenin daha dış kısmında küçük, erken evre kanseri olan kadın hastalar için bir seçenektir. Bu işlemde meme dokusu alınır, ancak meme derisi ve meme ucu yerinde bırakılır. Sonrasında memeye estetik cerrahi (rekonstrüksiyon) uygulanır. İşlem sırasında, kanserli hücreleri kontrol etmek için meme ucu ve meme ucunun çevresinin areola alt tarafındaki meme dokusu alınır. Bu dokularda kanser belirlenirse, meme ucu alınmalıdır. Meme ucunun alt tarafında kanser belirlenmese bile, bazı tedavilerde kanserin tekrarlama riskini azaltmak için cerrahi sırasında ve sonrasında meme ucu dokularına bir doz radyoterapi uygulanır.

Meme ucu koruyucu cerrahide halen bazı problemler vardır. Cerrahi sonrası meme ucu tam bir kan akışı sağlamayabilir. Buda, buruşukluğa ve deformasyona (şekil bozukluğu) sebep olabilir.

Cerrahi sırasında sinirlerde kesildiği için, meme ucunda his azalır ya da hiç kalmaz. Daha büyük memesi olan kadınlarda estetik cerrahi sonrası meme ucu yerinden dışarı doğru çıkabilir. Bu sebeple, birçok doktor bu cerrahinin daha çok orta ve küçük boy memesi olan kadınlar için iyi bir seçenek olduğuna inanmaktadır. Bu yöntemle görünür yara izleri daha azdır, ancak işlem doğru yapılmazsa diğer mastektomi yöntemlerinden daha fazla meme dokusu bırakılma olasılığı vardır. Buda, cilt koruyucu veya basit mastektomiye nazaran meme ucu koruyucu cerrahide daha fazla kanser riski gelişebileceği anlamına gelir. Bu durum geçmişte bir problemken, günümüzde gelişen tekniklerin de yardımıyla meme cerrahisini daha güvenli bir yöntem haline getirmiştir. Halen birçok uzman, meme ucu koruyucu yöntemin standart meme kanseri tedavisi olarak oldukça riskli olduğunu düşünmektedir.

Modifiye Radikal Mastektomi: Bu yöntem, basit mastektomidir ve koltuk altı lenf bezleri alınır. Lenf bezlerinin alınması ile ilgili cerrahi, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

Radikal Mastektomi: Bu geniş çaplı operasyonda tüm meme, koltuk altı lenf bezleri ve meme altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslar alınır. Radikal mastektomi, geçmişte oldukça sık kullanılmıştır. Ancak, sonraları daha küçük çaplı ama aynı şekilde etkili yeni cerrahi yöntemler (modifiye radikal mastektomi gibi) bulunmuştur. Bu sayede, hastada radikal mastektomiye bağlı yan etkiler ve memede şekilsizlik görülmemektedir. Günümüzde radikal mastektomi, daha nadir başvurulan bir yöntemdir. Şimdilerde radikal mastektomi, daha çok memenin altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslarda bulunan geniş tümörler için uygulanmaktadır.

Mastektomi Olası Yan Etkiler

Cerrahi sonrası ağrı ve memenin şeklindeki değişiklik dışında mastektominin olası yan etkileri; yaranın enfeksiyon kapması, hematoma (kanın doku aralıklarında ve boşluklarında özellikle de deri altında toplanması) ve seroma (yarada kan ve cerahat dışında sıvı toplanması) olarak sıralanabilir. Cerrahide koltuk altı lenf bezleri de alınırsa, başka yan etkilerin görülme olasılığı artar. Bu yan etkiler, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

meme-kanseri-tedavi-asamalari

Meme kanserinin tedavisi cok sayıda tıp dalının birlikte calışmasını gerektirir. Birçok hastada cerrahi tedavi ilk basamağı oluşturmakla birlikte, operasyon sonrası patolojik inceleme sonuçlarına göre radyoterapi, kemoterapi ve hormon tedavisinden biri, birkaçı veya hepsi belli bir sırayla uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi ve radyoterapi daha çok tümorün bolgesel kontrolunu sağlamada önemli iken, kemoterapi ve hormonoterapi ise sistemik kontrole yardımcı olmaktadır.

Meme kanseri için uygulanacak tedaviye karar verilirken hastaya durumu hakkında ayrıntılı bilgi verildikten sonra aşağıdaki tedavi seçenekleri hastayla birlikte tartışılmalıdır.

Meme kanseri ve ameliyatları hakkında bilinmesi gerekenler

Meme kanseri tanısı konan çoğu kadın, cerrahi bir tedavi geçirmektedir. Bölgesel tedavi için yapılan operasyonlar meme koruyucu tedavi, mastektomi (memenin tamamen alınması) ve aksiller (koltuk altı) lenf bezi örneklemesi ve çıkarılmasıdır. Meme cerrahisi geçirecek kadınların çoğu, aynı seansta veya daha sonra bir meme rekonstrüksiyonuna da karar verebilir.

Meme Koruyucu Cerrahi

Bu cerrahi tipinde memenin sadece etkilenen bölgesi çıkarılır. Ne kadar doku çıkarılacağı kitlenin boyutuna, yerleşimine ve bazı diğer faktörlere bağlıdır. Eğer cerrahiden sonra radyoterapi (radyasyon tedavisi) uygulanacaksa, kitle çıkarıldıktan sonra röntgende görülecek şekilde küçük metalik kliplerle radyasyon alanı işaretlenebilir.

Lümpektomi sadece kitlenin olduğu meme dokusunun etrafında normal doku sınırı ile çıkarılmasıdır. Lümpektomiyi takiben hemen daima radyoterapi uygulanır. Eğer adjuvan (destekleyici) kemoterapi de verilecekse, radyasyon tedavisi genellikle kemoterapi tamamlanana kadar geciktirilir.

Parsiyel (segmental, kısmi) mastektomi veya quadrantectomy (kadranektomi) lümpektomiden daha fazla meme dokusunun çıkarılmasıdır. Kadranektomi için memenin dörtte biri çıkarılır.

Radyasyon tedavisi sıklıkla cerrahiyi takiben verilir. Aynı şekilde, eğer kemoterapi de verilecekse ondan sonraya geciktirilebilir.

Patolog meme koruyucu tedavi ile alınan meme dokusunun kenarında kanser hücresi saptarsa cerrah mutlaka işlemi tekrarlamalı ve daha fazla dokuyu çıkarmalıdır. Bu operasyon re-eksizyon olarak adlandırılır. Eğer cerrah temiz cerrahi sınırları sağlamak için yeterli meme dokusunu çıkaramayacaksa o zaman bir mastektomi (memenin alınması) gerekebilir.

Evre I ve II meme kanseri olan kadınların çoğu için, meme koruyucu tedavi (lümpektomi/parsiyel mastektomi artı radyasyon tedavisi) memenin alınması kadar etkilidir. Bu iki yaklaşımla tedavi edilen kadınların sağ kalım oranları aynıdır. Bununla birlikte, meme koruyucu tedavi meme kanseri olan tüm kadınlar için geçerli bir seçenek değildir.

Radyasyon tedavisi bazen meme koruyucu tedavinin bir parçası olmaktan çıkarılır. Radyasyon tedavisi olmaksızın lümpektomi adayı olan kadınlar aşağıdaki özelliklere sahiptir:

70 yaş ve üzerindedirler.

2 cm veya altında, tamamen alınabilen tümörleri vardır.

Olası Yan Etkiler: Bu operasyonların yan etkileri ağrı, geçici ödem, gerginlik ve ameliyat izinde gelişebilen sert yara dokusudur. Bütün operasyonlarda olduğu gibi ameliyat sahasında kanama ve enfeksiyon da mümkündür.

Ne kadar geniş meme dokusu çıkarılırsa, ameliyattan sonra meme şeklinde o kadar farkedilebilir bir değişiklik oluşur. Eğer memeler ameliyattan sonra çok farklı görünecek olursa bazı rekonstrüktif cerrahi metodları uygulanabilir veya daha simetrik görünüm için etkilenmeyen taraftaki meme küçültülebilir. Bu işlemlerin ilk ameliyat sırasında yapılması da mümkün olabilir. Bu nedenle operasyondan önce bir estetik cerrahi uzmanı ile memelerin ameliyattan sonra nasıl görüneceğini ve seçeneklerin neler olduğunu konuşmak iyi bir fikirdir.

Lümpektomi ve Mastektomi Arasında Seçim Yapmak

Erken evre meme kanseri olan pek çok kadın meme koruyucu tedavi ile mastektomi arasında seçim yapmak durumunda kalır.
Lümpektominin en büyük avantajı kadının memesinin büyük bölümünü korumasıdır. Dezavantajı ise sıklıkla cerrahiden sonra 5-6 hafta kadar süren radyasyon tedavisine gerek olmasıdır. Meme koruyucu cerrahi geçiren hastaların çok küçük bir kısmı radyasyona gerek göstermezken, mastektomi geçiren kadınların küçük bir kısmı radyasyon tedavisi gereksinir.

Lümpektomi ile mastektomi arasında karar verirken tüm gerçekleri gözönünde bulundurun. “Olabildiğince çabuk memeden kurtulmak” fikri ile ilk tercihiniz mastektomi de olabilir. Kadınlar bu his nedeniyle çoğu zaman mastektomiye cerrahlardan daha fazla eğilimlidir. Fakat pek çok vakada geçerli olan bir gerçek, mastektominin size daha uzun süre yaşam ya da tedaviden sonra daha iyi bir sonuç sağlamayacağıdır. Binlerce kadında 20 yılı aşan sürede yapılan kontrollerde, lümpektominin yapılabildiği durumlarda, mastektominin sağ kalım açısından mastektomiyle eşit oranda sonuçlar sunduğu kesinleşmiştir.

Pek çok kadın ve cerrahı uygulanabilir bir seçenek olduğunda lümpektomi ve radyasyon tedavisini tercih etmekle birlikte, seçiminiz aşağıdaki faktörlere bağlı olacaktır:

Memenizi kaybetme konusunda hislerinizin neler olduğu radyasyon tedavisine nasıl baktığınız

Aksiller Lenf Nodu Disseksiyonu

Meme kanserinin koltuk altındaki lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını saptamak için bu lenf bezlerinin bir kısmı çıkarılabilir ve mikroskop altında incelenebilir. Bu işlem evreleme ve tedavi planlanmasının önemli bir bölümüdür. Lenf bezleri etkilendiyse kanser hücrelerinin kan akımı yoluyla vücudun diğer bölümlerine yayılmış olması ihtimali daha yüksektir.

Aksiller lenf nodu disseksiyonu modifiye ve radikal mastektomi prosedürlerinin bir parçasıdır. Yanısıra lümpektomi gibi meme koruyucu tedavilerle birlikte de uygulanabilir. Genelde ortalama 10-40 (sıklıkla 20’den az) lenf bezi çıkarılır.

Koltuk altındaki lenf bezlerinde kanser hücrelerinin bulunması ek tedavilerin alınması için önemli bir faktördür. Aksiller disseksiyon diğer meme kanseri tedavi kararlarının verilmesinde de bir kılavuz olarak değerlidir.

Olası Yan Etkiler: Tüm diğer operasyonlarda olduğu gibi, ağrı, şişlik, kanama ve enfeksiyon gelişmesi mümkün risklerdir.
Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılmasının uzun vadede en önemli yan etkisi lenfödem (kolda şişlik) tablosudur. Bu durum lenfatik sistemdeki sıvı akımının bozulması ile oluşur. Bu nedenle hastalar elde gelişecek kesi ve enfeksiyonlara karşı ömür boyu dikkatli olmalıdır.

Koltuk altı lenf bezleri çıkarılan her 4 kadından birinde lenfödem gelişir. Sadece sentinel lenf bezi biopsisi yapılan hastaların da % 5’inde lenfödem gelişebilir. Bazen bu şişlik sadece birkaç hafta sürer ve kaybolur. Eğer koltuk altı lenf bezi cerrahisini takiben kolunuz şişmiş, ağrıyor ve gerginleşiyorsa acilen cerrahınıza başvurunuz.

Cerrahiden sonra kısa süreyle kolunuzu ve omzunuzu hareket ettirmekte kısıtlılıklar olabilir. Kolun üst ve iç kısımlarında uyuşukluk ta, lenf bezi alanının etrafında dokunma hissini sağlayan sinirlerin hasarına bağlı olarak sıklıkla görülebilir.

Sentinel Lenf Nodu Biopsisi

Koltuk altı bezlerinin tamamen çıkarılması güvenli ve düşük oranda ciddi yan etkiler içeren bir operasyon olmakla birlikte, cerrahlar çoğu vakada sentinel lenf nodu biopsisini tercih ederler. Bu yöntem lenf nodlarının tamamını çıkarmadan kanserin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını anlamanın bir yoludur.

Bu işlemde cerrah, tümör hücrelerinin ilk yayılma yeri olan sentinel lenf bezlerini bulur ve çıkarır. Bunu yapmak için cerrah tümör sahasının etrafına veya cildine radyoaktif bir madde veya metilen mavisi enjekte eder. Lenf kanalları bu maddeyi birkaç saat içinde lenf bezlerine taşır. Operasyonda Gamma kamera denen dedektörle veya maviliği izleyerek sentinel lenf bezleri saptanır.

Bu iki yöntem farklı yöntemlerdir anca bazen çift kontrol amacıyla birlikte de kullanılabilirler. Ardından doktor bölgede bir kesi yapar ve lenf bezlerini çıkarır. Bu nodlar çoğu zaman 2-3 tanedir ve standart bir aksiller disseksiyondan çok daha az olduğundan patolog tarafından çok büyük dikkatle incelenir.

Eğer sentinel nodlarda kanser gözlenmezse kanserin diğer lenf bezlerine yayılmış olması neredeyse mümkün değildir ve o nedenle daha fazla lenf nodunun çıkarılması gerekmez. Böylece hasta full lenf bezi çıkarılmasının potansiyel yan etkilerinden korunabilir.
Eğer sentinel nodlarda kanser varsa, o zaman cerrah tam bir aksiller disseksiyon yaparak lenf bezlerinin ne kadarının etkilendiğini saptar.Bu işlem aynı operasyonda veya birkaç gün sonra yapılabilir. Zamanlama kanserin cerrahi sırasında lenf bezlerinde ne kadar kolay saptanabildiğine göre değişir. Eğer sentinel lenf bezleri açıkça kanser içeriyorsa, cerrah aksiller lenf disseksiyonunu derhal yapabilir. Fakat bazen kanser patolog tarafından sonradan yapılan detaylı mikrosopik incelemelerde görülebilir.

Sentinel enf bezi biopsisi her zaman uygun olmayabilir. 5 cm’den küçük tek bir tümör varsa, kemoterapi ve radyoterapi uygulanmadıysa ve büyümüş lenf bezleri ele gelmiyorsa uygulanması mümkündür.

Sentinel lenf bezi biopsisi ciddi tecrübe gerektirir. Bu teknikte ustalaşmış bir cerrah tarafından yapılmalıdır. Bu tarz bir biopsi planlanıyorsa, cerrahi ekibine bu tarz cerrahiyi sıklıkla uygulayıp uygulamadıklarını sorunuz.

Meme koruyucu cerrahi kimlere uygulanır?

Meme kanseri cerrahisinde genel olarak 3 tip ameliyat yapılır: Tüm memenin alınması, memenin içinden sadece tümörün çıkartılması, memenin cildi korunarak içinin tümden çıkartılıp protez konması.

Meme kanserinde özellikle erken evre söz konusuysa, geniş cerrahinin hastanın yaşam beklentisini etkilemediği görülmüştür. Dolayısıyla, meme koruyucu cerrahi dendiğinde, daha sınırlı cerrahiyle hem hastanın yaşam beklentisini uzun tutmak, hem de memenin görünümünü iyi korumak, yani hastanın yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabilmektedir.

Meme koruyucu cerrahi, öncelikle erken evre kanserlerde yapılabilmektedir. İkinci olarak ise, lokal ileri meme kanserinde de uygun tedaviler (kemoterapi, radyoterapi, vs. gibi) yapılıp, hastalık biraz geriletildikten sonra, yine meme koruyucu cerrahi yapılabilmektedir.

Eğer ameliyattan önce kesin tanı iğne biyopsisi ile konmuş, tümörün tipi, yaygınlığı ve özellikleri değerlendirilmişse, hastaya en uygun cerrahi yöntem önceden hasta ile birlikte seçilir ve uygulanır.  Buna, meme kanseri için “ideal tedavi” diyoruz.

Meme koruyucu ameliyat yapmak için, kanserin tek bir odaktan çıkmış olması veya çok odaklıysa,  en azından bir birine yakın olması gerekir. Yine meme koruyucu ameliyatlar için meme büyüklüğü ile tümörün büyüklüğü arasında bir orantı olmalıdır. Örneğin meme çok küçük buna karşılık tümör büyük ise, meme koruyucu ameliyat yapmak estetik açıdan tercih edilmeyebilir.

Meme koruyucu ameliyatlardan sonra tedavinin ikinci kısmı radyoterapidir. Meme koruyucu bir ameliyatı takiben mutlaka radyoterapi yapılmalıdır. Ameliyat edilen memenin geri kalan dokusuna radyoterapi yapmak gerekir. Dolayısıyla hastanın radyoterapi alabileceğinden emin olmalıyız. Meme koruyucu ameliyat yapabilmek için ameliyattan sonra hastanın radyoterapi almasına engel bir hal olmamalıdır.

Hastada birden fazla kanser odağı varsa, veya aileden gelen riskler varsa, radyoterapi alma şansı yoksa hastanın ya tüm memesi alınır veya meme cildi korunup süt bezleri çıkartılır. Cilt koruyucu meme ameliyatları veya tüm memenin alındığı ameliyatlardan sonra meme protezi konabilir.

Meme cildinin korunduğu ameliyatlarda protez aynı seansta yerleştirilirken, memenin tamamının alındığı ameliyatlardan sonra bir süre beklemek gerekir.  Hastanın 1 yıllık takipleri esnasında bir sorun çıkmaması halinde ikinci seansta protez de konabilir.

Meme kanserinde hormonoterapi tedavisi

Hormonoterapi

Meme kanserinin kadınların hormonal dengesi ile yakından ilişkili olduğu düşünülür. Östrojene uzun süre maruz kalmak (erken adet görmeye başlamak ve geç menapoza girmek) ve hiç doğum yapmamak veya ilk doğumun 35 yaşından sonra yapılması meme kanseri gelişiminde risk faktörleridir. Vücuttaki östrojen ve progesteron hormonlarının ana kaynağı yumurtalıklardır.
Bu ilişkilerden yola çıkılarak yapılan çalışmalar sonucunda anti-östrojen etki gösteren bazı ajanların meme kanserinden koruyucu özelliği olabileceği saptanmıştır. Kanser hücrelerinde östrojen veya progesteron hormonları için reseptörler (algılayıcılar) bulunan kadınların, bu reseptörlere bağlanarak hormonların etkilerini bloke eden ajanlardan fayda görecekleri gösterilmiştir.

Hormonoterapi ajanları nelerdir?

Bu amaçla günümüzde en yaygın olarak kullanılan anti-östrojen ajan tamoksifen’dir. Son yıllarda Tamoksifen dışında etki mekanizmaları farklı ancak etkinliği benzer başka ajanlar da geliştirilmiştir (Aromataz inhibitörleri gibi).

Korunma amacıyla hormonoterapi

Tamoksifen meme kanseri gelişimi bakımından yüksek riskli hastalarda korunma amacıyla da kullanılabilir. Bu amaçla kullanım süresi 5 yıldır ve sadece kullanıldığı süre içerisinde riski ortalama %40-50 oranında azaltırlar.

Meme kanseri tedavisinde nasıl beslenmeli?

Neredeyse tüm rahatsızlıklar için erken teşhisin büyük önem taşıdığını söyleyebiliriz. Ama bazı rahatsızlıklar için bu olgu daha çok geçerlidir. Hele ki kontrolünü sizin sağladığını bir rahatsızlıkta erken teşhis hayat kurtarır. Erken teşhisin çok önemli olduğu meme kanserinde tedavi de önemli. Kişilere bu konuda da büyük rol düşer. Zira meme kanseri tedavisinde beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmek ve gerekirse yeniden düzenlemek gerekir. Meme kanserinden korunmak kadar tedaviden daha etkili sonuç almak için bazı yiyeceklerden uzak durulması bazılarının ise daha ağırlıklı tüketilmesi son derece önemli.

Meme Kanseri Tedavisinde Beslenme Rehberi

İştah nasıl açılır?

Meme kanseri tedavisi döneminde vücudun enerji harcaması artar; buna eklenen iştahsızlık kilo kaybına neden olabilir. Aktif tedavi sırasında kilo kaybı istemediğimiz bir durumdur. İştahsızlık durumunda kısa aralıklarla küçük porsiyonlar ile beslenme şekline geçilmelidir. Azalan iştahı yerine getirmek için öncelikli olarak sevilen besinlere yer verilebilir. Bu durumda sevilen besinler arasında şarküteri ürünleri, kızartmalar, şekerli ve yağlı hazır ürünler bulunuyorsa seçim bu besinlerden yana yapılmamalıdır. Bulgur pilavı, makarna ya da çorba gibi karbonhidrat kaynağı bir besinle başlayarak iştah biraz toparlanıp daha sonra et/tavuk ya da balık gibi protein kaynağı besinlerle gerekli enerji yerine konmalıdır. Hızlı enerji vermesi için meyve, süt/yoğurt, bisküvi, isteğe bağlı bal ya da pekmez eklenerek hepsi blenderdan geçirilerek enerji yoğunluğu yüksek bir içecek hazırlanıp tüketilebilir. Vücuda enerji sağlamak iştahsızlık durumunu azaltarak yavaş yavaş yeme isteğini de yerine getirir.

Kabızlık için bol su ve lifli beslenme

Günde 2-2.5 litre su içilmeli ve besinlerle alınan lif miktarı artırılmalıdır. Lif miktarını artırmak için tam buğday, çavdar ekmeği gibi tam tahıllı ekmekler tüketilmeli, pirinç yerine bulgur veya karabuğday tercih edilmeli, sebze ve meyve günlük beslenme planında mutlaka bulundurulmalıdır. Kemoterapi sürecinde nötrofil (beyaz kan hücresi) sayısında düşme varsa sebze ve meyve pişmiş şekilde tüketilmelidir. Haftada 2-3 kere öğünlerden birinde kurubaklagillere yer verilmelidir.

İshal için beyaz ekmek

Tedaviye bağlı gelişen ishalde vücut kısa sürede su kaybettiğinden artan sıvı ihtiyacı yeterli miktarda su ile yerine konulmalıdır. Bu dönemde kabızlık durumunun aksine kepekli ekmek, bulgur, kuru baklagiller, bazı sebze ve meyve çeşitleri tüketilmemelidir. Bunların yerine öğünlerde; beyaz ekmek, pirinç lapası, haşlanmış patates, yoğurt, meyvelerden muz, kabuğu soyulmuş şeftali, elma ve armut, sebzelerden havuç tüketilmelidir. Kahve bağırsak hareketlerini artıracağı için tüketilmemelidir. İshal sona erdiğinde eski beslenme düzenine geçilmelidir.

Ne tüketilmemeli?

Kemoterapi ilaçlarıyla etkileşiminden dolayı greyfurt; ağız yaraları varsa yağlı, acı, ekşi ve sıcak besinler; mide bulantısını artırabileceğinden kızartmalar, çay ve kahve; mide asidini artırdığından kola ve gazoz gibi gazlı içecekler; nötrofil (beyaz kan hücresi) sayısında düşme varsa çiğ sebze ve meyvelerden uzak durulmalıdır.

Enfeksiyonlara dikkat!

Kemoterapi sürecinde bağışıklık sistemi baskılanır ve enfeksiyonlara yakalanmak kolaylaşır. Bu riski en aza indirmek için besinlerle gerekli önlemler alınmalıdır. Herhangi bir mikroorganizma riskine karşı meyve ve sebzeler sirkeli suda bekletilmeli ardından bol su ile çok iyi yıkanarak tüketilmelidir. Kemoterapiye bağlı olarak nötrofil (beyaz kan hücresi) sayısında düşme var ise meyveler komposto ya da hoşaf şeklinde, sebzeler ise mutlaka pişirilerek tüketilmelidir. Yemekleri düdüklü tencerede pişirmek de enfeksiyon riskini en aza indirmek için alınacak önlemler arasındadır. Bağışıklık sistemini destekleyici olarak; A,C,E vitamini içeren sebzeler ve meyveler, Omega-3 yağ asidi içeren balık, ceviz, semizotu gibi besinler tüketilerek antioksidan alımı sağlanmalıdır.

Bu besinleri tüketin!

Meme kanserinde günde 2-2,5 litre su içilmesi faydalı. Protein ihtiyacını karşılamak için kırmızı et, tavuk, balık ya da kurubaklagil yemeği mutlaka öğünlerden birinde bulunmalıdır. Çorba mide bulantısına iyi gelir ve sıvı alımına destek olur. Bulantıya karşı kızarmış ekmek, gevrek, simit gibi kuru besinler ile haşlanmış ya da fırında pişmiş tavuk, beyaz peynir katkı sağlar. Yoğurt ve patates püresi ise meme kanseri tedavisine bağlı ağız içi yaraları oluyorsa rahatça tüketilebilir. Balık, Omega-3 kaynağı olduğu için antioksidan etkisiyle bağışıklık sistemini desteklerken; yulaf, tam tahıllı ekmek, bulgur, kuru baklagiller meme kanseri tedavisine bağlı gelişen kabızlığı önlemede, içeriğindeki posa ile bağırsak hareketlerinin artmasını sağlar.

Meme kanseri tedavisinde bağışıklık sistemi nasıl güçlenir?

Ceviz, badem, fındık gibi sert kabuklu meyveler hem sağlıklı yağları hem de serbest radikallere karşı bağışıklık sistemini güçlendirici etki gösteren vitaminleri içerdiğinden beslenmede önemli rol oynar. Havuç, bal kabağı, Trabzon hurması, kayısı gibi turuncu meyve ve sebzeler beta karoten içeriğiyle hücreleri serbest radikallere karşı koruyan çok güçlü bir antioksidandır. Günde 10 gram keten tohumu ise meme kanserinin tekrarlama riskini azaltır. Meme kanseri tedavisinde önemli bir rehber olan bu öneriler, kişiyi rahatlatırken vücudun ihtiyacı olan besinleri almasını sağlar.

Mamografi Nedir? Nasıl Çekilir?
Tarama Nasıl Yapılır?

Kadın meme kanserine yakalanma riskini doktoruyla konuşmalı. Ne zaman kontrollere başlayacağını ve ne sıklıkta kontrol edileceğini sormalı. Bu kararlar diğer tıbbi kararlar gibi kadının ihtiyaçlarına göre olmalı. Kanser erken bulunduğunda tedavi daha etkili olur. Bu nedenle meme kanseri belirtileri görülmeden tarama önerilir.

* Mamografi
* Klinik meme muayenesi
* Kendi kendine meme muayenesi

Mamografi :

Meme kanserinin erken tanısı için önerilen tarama mamografisi programı aşağıdaki şekildedir;

Klinik Meme Muayenesi (Doktor muayenesi):

Klinik meme muayenesi sırasında, doktor kadınların memeleri otururken ve yatarken incelenir. Kadının kolunu kafasının üzerine kaldırması, vücudunun yanında sarkıtması, beline koyması istenebilir. Doktor memelerdeki beklenmedik boyut ve şekil de dahil olmak üzere memeler arasındaki farklılıklara bakar. Her memede kızarıklık, çukur ve diğer anormal işaretler kontrol edilir.

Meme uçları bir akıntının olup olmadığını kontrol etmek için sıkılabilir.

Doktor parmaklarıyla kitleleri bulmak için, önce tüm memeyi sonra koltukaltını, köprücük kemiğinin önce bir tarafını sonra diğer tarafını kontrol eder. Bir kitle önce genellikle bezelye tanesi kadardır. Memeye yakın lenf nodlarının şiş olup olmadığına bakılır.

Tüm klinik muayene 10 dakika sürebilir.

Kendi kendine meme muayenesi:

Bazı kadınlar memelerindeki değişiklikler için aylık kişisel muyene yaparlar. Bir kadın bu muayeneyi yaptığında, her kadının memesinin farklı olduğunu, yaşlanmadan, adet, doğum, menopoz ve doğum kontrol haplarından ve diğer hormonlardan dolayı değişiklikler olabileceğini hatırlamalıdır. Memelerin kitleli ve farklı olması normaldir. Aynı zamanda adet döngüsünden önce veya adet döngüsü sırasında kadınların memelerinin şiş ve hassas olması yaygındır.

Kadınların kendi kendine meme muayenesi sırasında veya başka bir zamanda farklı bir şey fark etmeleri halinde doktorlarına başvurmaları gerekir. Aynı zamanda kendi kendine meme muayenesinin, düzenli mamografi ve klinik meme muayenesinin yerini tutmayacağını hatırlamak gerekir. Her ne kadar kendi kendine meme muayenesi daha çok meme biyopsisine neden olsa da, şimdiye kadar olan çalışmalar kendi kendine meme muayenesinin meme kanserinden dolayı ölümleri azaltmadığını göstermiştir.

Mamografi Nedir? Nasıl Çekilir?

Meme kanseri kadınların en sık görülen kanseridir. Yaşı 35’in üzerinde olan tüm kadınlar bu konuda duyarlı olmalı ve bilinçlendirilmelidir. Mamografi, meme kanserinin erken teşhisinde kullanılabilecek en önemli görüntüleme yöntemidir. Mamografi ile elde edilen görüntüler yardımıyla, memede elle muayene ile saptanamayacak kadar küçük değişiklikler bile erkenden saptanabilir. Erken teşhis edilen meme kanseri ile hastaların tam şifa ile hayatlarına devam edebilmelerine imkan sağlanmış olur. Özellikle 40 yaşına gelen her kadın, hiçbir şikayeti olmazsa bile ilgili merkezlere giderek mamografi çektirmelidir, buna tarama (screening) mamografisi adı verilir. Kadınların kendi kendilerine yaptıkları meme muayenesinde meme cildinde herhangi bir yara, renk değişikliği, meme ucunda içeri kaçma, damarlarda gözle görülür bir şekilde çoğalma ve belirginleşme,  memede portakal kabuğu görünümü ve yoğun bir şekilde kızarma olup olmadığına bakarlar.

Görsel olarak bir problemin olup olmadığı kontrol edildikten sonra, elle muayene yapılır. Kadının elle kendi kendine muayenesinde bir şişlik, sertlik veya kitle farketmesi durumunda veya yukarda bahsedilen değişikliklerin saptanması durumunda en kısa zamanda bir meme cerrahına veya bir cerrahi onkoloji uzmanına veya meme ile uğraşan bir genel cerrahi uzmanına müracaat edilmesi gerekir. Bu durumda doktorunuz sizden mamografi incelemesi isteyecektir. Bu mamografi ise tanısal mamografi olarak adlandırılır. Tarama mamografisi ile tanısal mamografinin sadece çekim amaçları farklıdır, tarama mamografisinde hiçbir şikayet yokken inceleme yapılırken, diğerinde saptanan bazı bulgular nedeniyle inceleme yapılır. Ancak çekim şekilleri ile ilgili bir farklılık yoktur.

Mamografi Neden Çekilir?

Yapılan araştırmalara göre dünyada yaklaşık 8 – 9 kadından biri meme kanseri olmakta ve bu hastalığa yakalanan 28 kadından biri de meme kanserinden ölmektedir. Kadınlar arasında en sık görülen kanser türü meme kanseridir. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en sık nedeni de meme kanseridir. Mamografi ile meme kanserinin erken teşhisi ve tam olarak tedavisi mümkün olabilmektedir. İşte bu nedenlerle, hiçbir şikayeti olmazsa bile, her kadın 35-40 yaş itibariyle düzenli aralıklarla mamografi çektirmelidir.

Mamografi Nasıl Çekilir?

Meme kanserinden şüphelenildiğinde veya tarama amaçlı yapılan çekimde, mamografi cihazını kullanan teknisyen yardımı ile memeleriniz mamografi cihazının görüntüleme ünitesine yerleştirilir. Bu bölüme yerleştirilen memeler düzleşir ve daha detaylı görüntü elde edilmiş olunur. İki tabaka arasına sıkıştırılan göğüslerinizin iki değişik pozisyonda çekimi yapılır. Mamografi çekim işlemi sırasında teknisyen korumalı bölgede durarak mamografisi çekilecek olan kişiye gerekli uyarıları yapar. Bunlar nefesin tutulması, sabit durulması ve heyecan yapılmaması gibi basit uyarılardır. Teknisyen çekilen mamografileri inceleyip herhangi bir sorun ile karşılaşmaz ise çekimin tekrarlanmasına gerek yoktur. Tüm bu yapılan işlemler yaklaşık 15-20 dakikalık bir zamanda tamamlanmaktadır.

Mamografi Çekilirken Göğüslerin Sıkıştırılma Nedenleri?

Mamografi çekimi sırasında tam bir görüntüleme sağlanması amacıyla memeler camdan ya da plastikten yapılmış olan üniteye teknisyen yardımı ile yerleştirilir. Hafif bir sıkıştırma olan bu durum sırasında aşırı bir acıma hissetme durumunuz oluşursa yanınızda bulunan teknisyene durumu iletebilirisiniz. İşlem normalda can acıtan bir işlem değildir. Hafif ve birkaç dakikada geçen bir rahatsızlık hissi oluşabilir. Memenizin üniteye sıkıştırılmasını takibenmemenin üst bölgesine X ışını verilir. X ışını doku değişimlerini tespit ve teşhis etmek amacıyla uygulanan ve radyasyon içeren ışındır. Bu ışın farklı yoğunluklara sahip olan meme içindeki oluşumları gösteren meme röntgeni de olarak da adlandırılabilecek meme fotoğrafıdır.

Mamografi Uygulamasının Yarar ve Zararları

Meme kanserinde erken teşhis imkanı sağlayan ve bir başka alternatifi olmayan yöntemidir. Her ne kadar da vücuda mamografi çekimi sırasında radyasyon verilse de, mamografi çekiminde alınan radyasyon dozu, günümüzde kullanılan elektronik cihazların yaymış olduğu radyasyon oranı ile neredeyse aynı olmaktadır. Bir başka deyişle, uzun bir uçak yolculuğu ile alınan radyasyon dozundan fazla değildir. Bu nedenlerle, mamografi çekiminden, alınacak radyasyon dozu nedeniyle sakınmak, pek kabul gören bir düşünce tarzı değildir. Mamografi çekimi ile erken teşhis yanında, meme kanserine bağlı ölüm oranlarının azaldığını gösteren çalışmalar mevcuttur.
Mamografinin Uygulanabilirliğini Etkileyen Durumlar
Kadınların meme küçültme veya silikon protez ile meme büyütme ameliyatları geçirmiş olması, mamografi çekimine engel teşkil etmez. Ancak, daha önce geçirilen meme ameliyatları ile ilgili mamografi teknisyeni ile radyoloji doktorunun bilgilendirilmesi gerekir.

Mamografi Çeşitleri

Mamografiler tarama ve tanı amaçlı olmak üzere ikiye ayrılır.

Tarama amaçlı mamografi: hiçbir şikâyeti olmayan kadınlar için uygulanan erken tanı ve teşhis yöntemidir. Kontrol amaçlı mamografi düzenli olarak yapılırsa erken tanı olasılığı artar. Memede oluşabilecek en küçük değişiklikler teşhis edilebilir ve tedaviye daha erken dönemde başlanabilir. Her kadının 40 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak mamografi yaptırmaları önerilir.

Kişisel risk faktörlerinin varlığında tarama mamografisine daha erken yaşta başlanabilir.

Tanı amaçlı mamografi: Memede şikâyeti bulunan kadınlarda ya da tarama amaçlı mamografi çekiminde memedesaptanan normal dışı oluşumlar nedeniyle takip edilen kadınlarda yapılan incelemedir. Tanı amaçlı mamografi elde edilen bulgular üzerine uygulandığı için ek görüntülemelere ihtiyaç duyulabilir ve daha uzun sürebilmektedir. Bu mamografide amaç problemli olduğu düşünülen oluşumun natürü hakkında bilgi vererek izlenecek yol ile ilgili bir algoritma oluşturulmasıdır.

Mamografi Türleri

Memenin görüntülenmesinde kullanılan çeşitli mamografi türleri bulunmaktadır. Gelişen teknolojik imkanlar ile, görüntüleme yöntemlerinin kalitesi ve yanlış negatiflik oranları (kanseri atlama) veya yanlış pozitiflik oranları (yanlış kanser alarmı ve gereksiz biyopsiler) düzelmektedir. Yıllardır kullanılan konvansiyonel (geleneksel) mamografiye ek olarak son yıllarda her geçen gün daha çok artan sıklıkta digital mamografi ve tomosentez ile mamografi çekimleri söz konusudur. Digital mamografi ve tomosentez ile daha kesin sonuçlar alınabileceği bildirilse de, kalibrasyonu yapılmış ve usulüne uygun standart mamografi ile de benzer sonuçların elde edilebileceği savunulmaktadır.

1. Dijital Mamografi

Meme görüntüleme yöntemlerinin bir çeşidi olan bu yöntem meme kanseri teşhis ve tanı aşamasında temel olarak kullanılan yöntemdir. Elektronik algılayıcılar ile dijital ortamda elde edilen görüntüler yüksek çözünürlüklü programlar yardımı ile değerlendirilmeye alınır.  Bu programlar ile büyütme, ölçüm yapılması ve görüntü kalitesinin ayarlanması gibi birçok işlem yapılabilir.
Hızlı bir şekilde memenin bir bütün olarak görüntüsünü almayı sağlayan dijital mamografi sonuçların dijital ekranda eş zamanlı olarak kontrol edilmesine olanak sağlar. Mevcut dijital kamera seçenekleri ile meme görüntüleri ayrıntılı bir şekilde dijital ekranlardan incelenebilir.
Dijital Mamografinin En Büyük Avantaları;
Bu işlemlerde kişilerin maruz kaldığı radyasyon oranının daha az olması,
Küçük ayrıntılara bile ulaşılıyor olması,
Erken tanı adına etkili bir çözüm olması,
Ayrıntılı çekim yapıldığı ve görüntülerin dijital ekranlara kaydedilebilme imkânı bulunduğundan dolayı gereksiz yere mamografinin yeniden tekrarlanmaması,
Mamografi sırasında memelerin sıkışması ve acıması durumunun dijital mamografide daha az olması,
Görüntülerin dijital ortamlarda arşivlenebilmesi ve sistem üzerinden farklı uzmanlara gönderilebiliyor olmasıdır.
Dijital mamografi, tanı konmasında problem olduğu düşünülen vakalarda önerilir.
Dijital Mamografi Kimlere Uygulanabilir?
Genç kadınlar (<50 yaş),
Menopoza girmemiş olan kadınlar,
Meme yapısı yoğun olan kadınlar,
Geçirilmiş meme cerrahisi öyküsü bulunan kadınlar,
Meme protezli hastalar,
Farklı nedenlere bağlı olarak meme içyapısının zor değerlendirildiği kadınlara dijştal mamografi uygulabilir.

2. Tomosentezli Dijital Mamografi

Seri görüntüler elde edebilmek için kullanılan yöntemde memenin iç yapısı dokulara ayrıştırılarak görüntülenir. Bazı durumlarda memenin iç kısmında yer alan dokuların yoğun olması kanserli kitlerin görüntülenmesini zorlaştırabilir. İnce kesitlerle alınan seri görüntüler, çekim hatalarının ortadan kalmasına ve daha ayrıntılı görüntü elde edilmesine olanak sağlar. Mamografi cihazlarının 2 boyutlu çekim yapması sebebiyle bazı meme kanseri hastalarında tanıda güçlük olabilmektedir, burada en önemli problem, üst üste binen oluşumların 2 boyutlu değerlendirmede net olarak yorumlanamamasından kaynaklanır.  Bu sebeple gelişen teknoloji ile tomosentezde mamografi yöntemi ile elde edilen görüntüler 3 boyutlu olarak görüntülenir ve bu şekilde yapılan uygulama ile meme net olarak görüntülenebilir.  Tomosentez mamografi yönteminde milimetrik kesitler ile kanser teşhis oranlarının artabildiği bildirilmektedir.

Tomosentezli Dijital Mamografinin En Büyük Avantaları;

Yoğun meme dokusuna sahip olan kadınlarda diğer yöntemlerde oluşan hataların bu yöntemde daha az olması ve hata payını büyük oranlarda düşürmesi,
Bu yöntem ile sabit bir görüntü dışında seri görüntüler elde edilmesinden dolayı, mevcut görüntüler ışığında daha detaylı incelemelerin yapılabilmesi ve hata oluşma riskinin azalması,
Daha net sonuçlar elde edildiğinden, gereksiz biyopsi gibi girişimsel işlemlerin oranının azalması,
Meme sıkıştırma işleminin klasik yönteme göre daha az olması,
Klasik yöntemlere oranla toplamda alınan radyasyon miktarının daha az olması tomosentezli dijital mamografinin en büyük avantaları olarak sayılabilir.

Mamografi Çektirmeden Önce Nelere Dikkat Edilmelidir?

Mamografi çektirmeye gitmeden önce meme bölgesine herhangi bir krem sürülmesi veya deodorant kullanılması görüntü kalitesini düşürebilir. Bundan dolayı mamografi işleminden önce herhangi bir kozmetik ürün kullanılmamalıdır. Bunun dışında kaliteli görüntü alınabilmesi için memelerin bir miktar sıkıştırılması gerekir. Sıkıştırılma işleminde memelerde daha fazla acı hissedilmemesi için adet döneminden sonraki, memelerin hassas olmadığı dönemde mamografi çektirilmesine özen gösterilmelidir. Her ne kadar mamografi sırasındaki sıkıştırılma işlemi esnasında acı duyulduğu düşünülse de işlem memelerde herhangi bir acı oluşturmamakta sadece meme üzerinde basınç oluşmasına neden olmaktadır.

Biyopsi Nedir? Neden Yapılır?
Biyopsi Nedir? Neden Yapılır?

Doktorlar, meme kanseri olan kadınların normal aktivitelerine bir an önce geri dönebilmeleri için her çabayı gösterirler. İyileşme dönemi her kadın için, tedavi tipi, hastalığın evresi ve diğer faktörlere bağlı olarak değişir. Ameliyattan sonra kadının kol ve omzunu çalıştırması, bu bölgede tekrar güç ve hareket kazanmasına yardımcı olur. Aynı zamanda sırtında ve boynunda ağrı ve sertliği azaltır. Özel egzersizler, çoğunlukla ameliyattan birkaç gün sonra başlar. Egzersizler yavaş ve nazikçe başlar, hatta yatakta bile yapılabilir. Çoğunlukla fizyoterapistin denetimi altında gerçekleşir. Zaman geçtikçe egzersizler arttırılabilir. Düzenli egzersiz daha sonra bir kadının normal rutini olur. (mastektomi veya meme rekonstrüksiyonu geçiren kadınların doktorlarının açıklayacağı özel egzersizlere ihtiyacı vardır). Sıklıkla belli egzersizleri yapmak ve kolu yastık üzerine koymak, ameliyattan sonra oluşan lenfödemini azaltır veya önler. Lenfödemini önleme ve tedavi hakkındaki bilgiler “yan etkiler” bölümünde anlatılmıştır.

Tedavi Sonrası Bakım

Meme kanseri tedavisinden sonra düzenli kontroller önemlidir. Her ne kadar meme kanseri tamamen yok edilmiş gözükse de, hastalık bazen vücutta kalan tespit edilememiş kanser hücreleri yüzünden nükseder.

Takip

Meme Kanseri Tedavisi Sonrası Takip Bakımı

Tedaviniz bittikten sonra tüm takip randevularınıza gitmeniz çok önemlidir. Bu randevularda doktorunuz belirtiler hakkında sorular soracak, fizik muayene yapacak, kan testleri veya röntgen filmi gibi görüntüleme tetkikleri isteyecektir. Kanserin yinelemesi veya yayılmasının saptanması ile bazı tedavilerin yan tesirlerinin ortaya çıkarılması için takip gereklidir. Kafanızdaki soruları doktorunuza sormanız ve varsa endişelerinizi görüşmeniz için iyi bir fırsattır.

Hemen hemen her kanser tedavisinin yan tesirleri vardır. Bazıları birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebileceği gibi, bazıları ise kalıcı olabilir. Sizi rahatsız eden herhangi bir belirti veya yan tesiri tedavi ekibinize anlatmaktan çekinmeyin, ancak bu sayede bunların tedavisi için size yardımcı olabilirler.

Tedavi bittikten sonra tüm takip randevularına gelmeniz çok önemlidir. Karşılaştığınız ağrı, iştahsızlık, kilo kaybı, adet dönemlerindeki değişiklikleri, olağan dışı vajinal akıntı veya bulanık görüntü gibi değişiklikleri veya bitmeyen baş ağrılarını, baş dönmelerini, nefes darlığını, öksürük, sırt ağrılarını ya da sindirim problemlerini doktorunuza mutlaka anlatınız.

Başlangıçta bu randevular her 3 ile 6 ayda bir yapılır. Kansersiz geçen süre uzadıkça randevuların sıklığı da azalır. Beş yıl sonra ziyaretler genellikle yılda bire iner. Sağlam meme ile lumpektomi yapılan memenin düzenli olarak mamografilerini çektirmeye devam etmelisiniz.

Antiöstrojen kullanıyor iseniz her yıl kadın-doğum muayenesi yaptırmalısınız. Anormal vajinal kanamanız oluyorsa bunu mutlaka doktorunuza belirtmeniz gerekir, çünkü antiöstrojenler rahim kanseri riskini arttırır. Aromataz inhibitörleri kullanıyorsanız kemik yoğunluğunuzu ölçtürmelisiniz.

Kanserin yinelediğine işaret eden herhangi bir bulgu olduğunda doktorunuz daha fazla test yapılmasını isteyebilir. Kanser yinelerse, cerrahi tedavi, radyoterapi, hormon tedavisi veya kemoterapi uygulanabilir.

Lenfödem, meme kanseri tedavisinden sonra sıvı birikmesi sebebiyle kolda meydana gelen şişliktir. Bunun ortaya çıkışının izlenmesi önemlidir, ancak hangi hastalarda lenfödem gelişeceğini söylemek biraz zordur. Cerrahiden hemen sonra oluşabileceği gibi, aylar, hatta yıllar sonra da ortaya çıkabilir.
Tedavi ile lenfödem genellikle önlenebilir veya kontrol altında tutulabilir. Etkilenen bölge tarafındaki kolda enfeksiyon veya yaralanma olması lenfödeme yol açabilir veya var olan lenfödemi kötüleştirebilir. El veya kolunuzdaki herhangi bir şişlik, sertlik veya yaralanmayı doktorunuza belirtiniz. Bu sorunların engellenmesine yardımcı olabilecek çeşitli önlemler vardır. Örneğin bazı doktorlar, lenf bezi cerrahisi veya radyoterapi uygulanan taraftaki koldan kan alınmamasını ve o koldan tansiyon ölçtürülmemesini önermektedirler.

5 Yıl Tedavisini Bitirmiş Hastalarda Devam Eden Nüks Riski

Erken evre meme kanserinde güncel tedavi yaklaşımları, sağkalımı artırmış, rekürrensi azaltmıştır.
2003′de Aromataz İnhibitörleri (AI) nin etkisini araştıran bir çalışmanın ön sonuçları yayınlandı. Buna göre AI standart adjuvan tedavisini tamamlamış kadınlarda rekürrens riskini önemli ölçüde azaltmaktaydı. HR+, standart adjuvan antiöstrojen tedavisini tamamlamış 5000′ den fazla kadın, tedavinin sonlanmasından sonraki 3 ay içinde AI alanlar veya plasebo alanlar olarak randomize edildiler. 30 aylık izlem süresi sonundaki değerlendirme bulgularına göre AI relatif rekürrens riskinde %42 azalma sağladı. AI, uzak yayılım riskini de azaltmaktaydı ve lenf nodu tutulumu olan hastalarda genel yaşam süresini önemli ölçüde iyileştirdi.

Sonuç olarak AI, 5 yıllık standart adjuvan antiöstrojen tedavisini tamamlayan grupta, hastalıksız sağkalımda anlamlı derecede düzelme sağlamaktaydı. Lokal yineleme, kontrlateral olaylarda anlamlı derecede azalma, nod pozitif grupta genel sağ kalımda önemli düzelme sağlamaktaydı. AI adjuvan uygulamada genel sağ kalım avantajı kanıtlanmıştır. Klinik çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre, ASCO tedavi kılavuzlarında standart adjuvan tedavisini tamamlayan hastalarda AI tedavisinin 2,5 yıla kadar uzatılması önerilmekle birlikte, bir çalışma sonucuna göre 5 yıllık antiöstrojen tedavisinden sonra hastalıksız postmenapozal kadınlarda 4 yıla kadar uzatılmış AI tedavisinin güvenilir ve klinik olarak etkili olduğu belirtilmektedir. AI’ yle tedavinin 10 yıla kadar uzatılmasının rekürrens riskini önlemedeki etkilerini araştıran çalışmalar halen sürmektedir. Tüm bu yakın klinik çalışmalardan elde edilen verilere bakıldığında, Amerikan Kanser Derneği ve St.

Gallen Uluslararası Konsensus Paneli uzatılmış adjuvan tedavide AI’ inin kullanılmasını önermektedir.

Cinsellik
Cinsellik

Meme kanserli kadınlarda cinsellikle ilgili endişeler genellikle çok kaygı vericidir. Meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi gibi yöntemler hormon düzeyinde değişikliklere yol açarak, cinsel ilgi veya yanıtta azalmaya yol açabilirler. Özellikle yirmili veya otuzlu yaşlarda meme kanseri tanısı alan kadınlarda bu durum daha zordur. Eş seçimi ve çocuk sahibi olma bu dönemde genellikle çok önemlidir.

Hastanın eşi de tanıyı bunaltıcı bulabilir. Eşler tedaviden sonra, özellikle cerrahiden sonra sevgilerini fiziksel ve duygusal olarak nasıl ifade edecekleri konusunda endişelidir. Meme kanseri tedavisi memeye dokunulmasından hissedilen hazzı etkileyebilir. Yeniden yapılan bir memede, meme başına dokunmanın verdiği haz büyük ölçüde kaybolur çünkü yeniden yapılan meme başı, doğal olandan daha az duyu hisseder. Meme derisi de daha az duyarlı olabilir. Ancak, zamanla bazı duyular geri gelebilir.

Bazı kadınlar cerrahi yapılan bölgenin etrafına dokunulmasından hoşlanırken; bazıları bundan hoşlanmayabilir, hatta, diğer memelerine dokunulmasından bile hoşlanmayabilirler. Az sayıda kadın, mastektomi sonrasında göğüste kronik ağrı hissederler. Cinsel ilişki sırasında bu bölgelerin yastıkla desteklenmesi yararlı olabilir.

Meme cerrahisi ve radyoterapisi kadının cinsel isteğini fiziksel olarak azaltmaz. Ayrıca, normal ilişki ve orgazma ulaşma yeteneğini de azaltmaz. Yeni bir çalışmadan güzel haberler elde edilmiştir. Erken evre meme kanserli hastaların çoğu bir yıl içinde gayet iyi uyum sağlamıştır. Bu kadınların yaşam kalitelerinin hiç kanser geçirmemiş kadınlarınkine yakın olduğu bildirilmiştir.

Meme Kalıpları ve Sütyenler

Mastektomi yapılan kadınlardan bazıları, yeniden meme yapılması yerine meme kalıpları kullanmayı tercih edebilirler. Doktorunuz kalıcı bir kalıp için ne zaman hazır olacağınızı size söyleyecektir. Kalıpların fiyatları farklılık göstermektedir. İyi görünen ve size uyan bir kalıp almak için zaman ayırın.

Her zaman kullandığınız sütyen sizin için en uygunu olabilir. Bu sütyeniniz meme kalıbı kullanmaya uygun duruma getirilebilir.

Yeni Bir Doktor

Kanser tanısı ve tedavisinden bir süre sonra, kendinizi yeni bir doktorun muayenehanesinde bulabilirsiniz. Eski doktorunuz taşınmış veya emekli olmuş olabilir veya siz taşınmış ya da başka bir nedenle doktorunuzu değiştirmiş olabilirsiniz. Yeni doktorunuza tanı ve tedavinizle ilgili tüm ayrıntıları anlatmanız çok önemlidir.
Aşağıdaki bilgilerin elinizin altında olduğundan emin olunuz;

Tedavi Sırasında ve Sonrasında Dikkate Alınması Gereken Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Kanser olmak ve tedaviyle uğraşmak çok zaman alıcı ve duygusal açıdan çökertici olabilir ancak yaşamınıza yeni bir açıdan bakma fırsatı da yaratabilir. Uzun vadede sağlığınızı nasıl koruyacağınızı düşünebilirsiniz.

Sağlıklı Seçimler Yapın

Kanser olduğunuzu öğrenmeden önceki yaşamınızı düşünün. Sağlığınızı olumsuz etkileyebilecek şeyler yapıyor muydunuz? Belki de çok miktarda alkol alıyor, gereğinden fazla yemek yiyor, sigara içiyor ya da sık egzersiz yapmıyor olabilirsiniz.

Şimdi kendinizi suçlu hissetme veya kendinizi ayıplama zamanı değil. Aksine, yaşamınızın geri kalanını olumlu etkileyebilecek değişikliklere başlayabilirsiniz. Kendinizi sadece iyi hissetmekle kalmayacak, aynı zamanda daha sağlıklı olacaksınız.

meme-kanseri-sonrasi-egzersiz
egzersiz-300x200

Halsizlik, kanser tedavisi gören kişilerde sık görülen bir belirtidir. Genellikle sıradan bir yorgunluk olmayıp, dinlenme ile geçmeyen “kemiğe işlemiş” bir bitkinliktir. Bazı kişilerde bu halsizlik tedaviden sonra uzun süre devam etmekte ve fiziksel aktivite yapmalarını engellemektedir. Oysa egzersiz, yorgunluğunuzu azaltmaya yardımcı olur.

Hasta iseniz ve tedavi boyunca yatak istirahatı yapmanız gerekiyorsa, formunuzun, dayanıklılığınızın ve kas kuvvetinizin biraz azalması normaldir.

Fizik tedavi, kaslarınızın kuvvetini ve hareket genişliğini korumaya yardımcı olacağı gibi, bu denli yorgunluk hissedilirken ortaya çıkan halsizlik ve depresyon hissi ile mücadele etmeye de yardımcı olur. Size uygun fiziksel aktivite programları bulunabilir. Egzersiz planınıza başlamadan önce sağlık ekibinizle görüşün ve onların da fikirlerini alın. Daha sonra, yalnız başınıza egzersiz yapmamak için kendinize bir egzersiz arkadaşı bulun.

Çok yorgun olsanız bile, aktivite ile dinlenme süresini dengelemelisiniz. İhtiyacınız olduğunda dinlenmelisiniz.

Egzersiz

Kanser Tedavisinin Yan Etkileri

Kanser tedavisi, sağlıklı hücre ve dokulara da zarar verebileceğinden, yan etkiler görülmektedir. Belirgin yan etkiler, tedavinin türü ve boyutuna göre değişmektedir. Bunlar her kadın için, ya da aynı tedaviyi gören farklı kadınlar için, birbirinin aynı olmayabilir. Yan etkiler, aynı hastada, iki farklı tedavi seansında bile değişiklik gösterebilir.
Doktor hastasına, tedavilerin yan etkilerini ve ne yapılması gerektiğini anlatmalıdır.

Ameliyat

Ameliyat yerinde kısa süreli ağrı ve duyarlılık olabilir. Ameliyattan önce hastalar ağrının özellikleri, zamanı ve giderilmesi için doktorlarıyla konuşmalıdırlar. Ameliyatlar, az da olsa, enfeksiyon, kanama, ya da ve başka bir risk taşıyabilir. Herhangibir yakınması olan hastalar, mutlaka doktorlarına başvurmalıdır.
Bir, ya da iki memesi alınan kadınlar, eğer büyük bir meme yapısına sahip iseler,, denge kaybı yaşayabilirler. Bu dengesizlik, boyun ve sırt bölgesinde ağrı ve asimetri yaratabilir. Meme alınan bölgenin derisinde gerginlik hissedilebilir. Omuz ve kol kaslarında da gerginlik ve acıma hissedilebilir. Bu sorunlar geçicidir. Doktor, hemşire ve fizyoterapist, kadının kol ve omzundaki gücü tekrar kazanması için egzersizler önerebilir.
Ameliyat sırasında bazı sinirler incinmiş veya kesilmiş olabileceğinden, hastalar, omuz, koltukaltı, üst kol ve memelerinde uyuşma ve karıncalanma hissedebilir. Bunlar çoğunlukla birkaç hafta, ya da birkaç ayda geçer; bazı kadınlarda uyuşma daha uzun sürebilir.

Lenfödem (Kol ödemi)

Bazı durumlarda meme korunmasına rağmen koltuk altı lenf bezleri alınabilir ya da lenf bezleri alınmadan meme alınabilir. Koltukaltındaki lenf bezlerinin alınması ya da bu bölgeye radyaoterapi lenf sıvısının akışını yavaşlatır. Sıvı, kolda ve elde birikip şişme (lenfödem) yaratır. Bu sorun, ameliyattan hemen sonra, ya da yıllar sonra ortaya çıkabilir. Hastanın tedavi edilen taraftaki el ve kolunu hayatı boyunca koruması gerekir.

Kadının dikkat etmesi gereken noktalar

Hasta, kolunda ya da elinde olabilecek kesik, böcek sokması, güneş yanığı ya da başka incinmelerle nasıl başedeceğini doktoruna sormalı; kolu, ya da eli incindiğinde, şiştiğinde, kızardığında, ya da ısındığında, doktoruna başvurmalıdır.

Eğer lenfödem oluşursa, doktor bu tür sorunlar için egzersiz, ya da başka yollar önerebilir. Örneğin, lenfödem oluşan bazı kadınlar, lenf sıvısı akışını arttırmak için, elastik kolluk giyer..Sorunun giderilmesinde, ilâç, masaj veya kola basınç uygulayan makineler gibi farklı yaklaşımlardan yararlanılabilir. Doktor, hastasının, konunun uzmanı bir hekim, , ya da bir fizyoterapist ile görüşmesini uygun bulabilir.

Radyoterapi

Meme kanseri olan kadın, radyoterapi sırasında, özellikle tedavinin sonuna doğru, yorgunluk hissedebilir. Bu his, tedavi bittikten sonra da devam edebilir. Dinlenmek önemlidir. Gene de doktorlar hastalarına çoğunlukla, hastalarının psikolojik dünyalarını göz önüne alarak, olabildiğince aktif olmalarını önerir.

Tedavi edilen alandaki cildin kırmızı, kuru, hassas ve kaşıntılı olması, yaygındır. Işın alan meme, ağır ve gergin hissedilebilir. Bu sorunlar zamanla geçer. Tedavinin sonuna doğru cilt nemlenebilir. Bu alanın havayla yeterince temas ettirilmesi, cildin iyileşmesine katkıda bulunur. Radyoterapi uzmanınız, bu tedavinin yan etkilerini azaltmak için size bazı ilaçlar önereceklerdir.

Sütyen ve dar, yapay elyaftan üretilmiş giysiler kaşıntı ve terleme yapabileceğinden ,hastalar tedavi süresince bol ve doğal elyaftan üretilmiş giysiler (pamuklu, ipek) tercih etmelidir. Cilt bakımı da önemlidir. Kadınlar, tedavi edilen alana deodoran, krem ve losyon kullanıp kullanamayacaklarını doktorlarına danışmalıdır. Radyoterapinin bu yan etkileri geçidir. Tedavi bittikten sonra tedavi alanı yavaş yavaş iyileşir. Fakat cildin rengindeki renk farklılığı uzun süreli olabilir.

Kemoterapi

Radyasyon gibi kemoterapi de, kanserli hücrelerin yanı sıra, sağlıklı hücreleri de etkileyebilir.

Kemoterapinin yan etkileri genelde ilâçlara ve doza göre değişir.

Anti-kanser ilaçları genellikle, çabuk bölünen hücreleri etkiler, ki bunlar, kan hücreleri, saç köklerindeki hücreler ve sindirim sistemindeki hücrelerdir.

Kan hücreleri : Bu hücreler enfeksiyonla savaşır, kanın pıhtılaşmasını sağlar ve vücudun diğer bölgelerine oksijen taşır. Kan hücreleri etkilendiğinde, hastalar kolayca diğer hastalıklara yakalanır, bedenlerinde kanamalar oluşabilir , kendilerini yorgun ve zayıf hissedebilirler.

Saç köklerindeki hücreler : Kemoterapi saç dökülmesine neden olabilir. Saç uzar, ama renginde ve yapısında farklılık olabilir.

Sindirim sistemindeki hücreler : Kemoterapi iştahsızlık, bulantı, ishal veya ağız ve dilde yaraya yol açabilir. Bu yan etkilerin bir çoğu, ilâçlarla kontrol altında tutulabilir.
Bazı anti-kanser ilaçları, yumurtalıklara zarar verebilir. Eğer zarar görmüş yumurtalıklar hormon üretmeyi durdurursa, kadında sıcaklık artışı veya vajinal kuruluk gibi menopoz belirtileri görülebilir. Adet dönemleri düzensizleşebilir veya tamamen kesilebilir ve kadın kısırlaşabilir. 35 yaşın üstündeki kadınlarda kısırlığın sürekli olması olasılığı vardır. Kemoterapinin doğmamış çocuğa etkileri bilinmediğinden, hasta tedaviye başlamadan önce doktoruyla doğum kontrolünü konuşmalıdır.

Hormon tedavisi

Hormon tedavisinin yan etkileri, kullanılan ilâçlara ve doza göre değişir. Tamoksifen, en çok kullanılan ilâçtır. Östrojenin, hücreler üzerindeki etkisini ortadan kaldırır. Tamoksifen kullanıp, hiç yan etki yaşamayan kadınlar da vardır.Tamoksifen’in yan etkileri genelde bazı menopoz belirtilerine benzer; ani sıcaklık artışı ve vajinal akıntı gibi. Bazı kadınlarda düzensiz adet dönemleri, baş ağrısı, yorgunluk, bulantı ve/veya kusma, vajinal kuruluk ve kaşıntı, vajinanın etrafında tahriş ve isilik görülebilir. Adet gören kadınlar, Tamoksifen kullanırken hamile kalabilirler. Tamoksifen anne karnındaki bebeğe zarar verebilir. Kadınlar, Tamoksifen almadan önce doğum kontrol yöntemlerini doktorlarıyla görüşmelidirl.

Tamoksifen’in ciddi yan etkilerine çok ender rastlanır. Ama damarlarda, özellikle bacak ve akciğer damarlarında kanın pıhtılaşmasına neden olabilir. Çok ender durumlarda,, Tamoksifen’e bağlı felç görülebilir. Rahim iç duvarında kanser oluşumuna neden olabilir. Beklenmeyen bir vajinal kanama olduğunda, doktora gidilmelidir. Doktor, pelvis muayenesi, hatta biyopsi ve diğer testleri de yapabilir / yaptırabilir.

Eğer hormon tedavisi ameliyatla yumurtaların alınması şeklinde olacaksa, kadın hemen menopoza girer. Bunun yan etkileri doğal menopoza benzer. Doktor bu yan etkilerle başetmek için yeni çözümler önerebilir.

Biyolojik tedavi (Aşı Tedavisi)

Meme kanseri tanısı konulan kadınların yaklaşık %20’sinde HER-2 reseptörü dediğimiz bir reseptör bulunmaktadır. Bu kadınlarda, Trastuzumab(Herceptin) adı verilen bir antikorla tedavinin oldukça yararlı sonuçları olduğu tespit edilmiştir. Bu konuda doktorunuz sizi yönlendirecektir. Bu aşının ilk tedavisindeki yan etkiler, ateş ve titremedir . Olası diğer yan etkiler, ağrı, halsizlik, bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, nefes almada zorluk ve isilik olabilir. . Yan etkilerin şiddeti, ilk tedaviden sonra azalır.

Trastuzumab (Herceptin), aynı zamanda kalp yetmezliğine neden olarak, kalp sorunları yaratabilir; akciğerleri etkileyebilir ve acil tıbbi yardım gerektiren nefes alma sorunları oluşabilir.

Trastuzumab (Herceptin )almadan önce kadın, doktoru tarafından kalp ve akciğer sorunlarıyla ilgili olarak kontrol edilmelidir. Tedavi sırasında doktor, kalp ve akciğer sorunu olabilecek hastaları yakın izlemede tutar.

Meme Ameliyatı Sonrası Günlük Bakım

Meme Ameliyatı Sonrası Günlük Bakım

Meme ameliyatı sonrası bakımınız ve günlük yaşama dönüş

Bu yazıyı hazırlamadaki amacımız meme ameliyatından sonra yaranızda ve kolunuzda enfeksiyon, şişlik (ödem), hareket sınırlılığı ve duruş bozukluğunu önleyerek sizin eskisi gibi günlük yaşamınıza geri dönmenize yardımcı olmaktır.

Sizin için hazırlanan bu kitapçıkta ameliyat sonrası oluşabilecek komplikasyonları önlemek ve kaliteli yaşamı sağlamak için yapmanız gereken egzersizler, alınacak önlemler ve dikkat edeceğiniz konular hakkında bilgiler bulacaksınız.

Genel Bilgi

Meme ameliyatınız sırasında , doktorunuz gerekli gördüğünde koltuk altındaki lenf bezlerini de çıkarabilir. Bu işlem koltukaltı lenflerin çıkarılması ( aksiller disseksiyon ) adını almaktadır.

Vücudumuzda bildiğiniz kan dolaşımına ilave olarak lenf dolaşımı adı verilen beyaz lenf sıvısı dolaşımı vardır. Bu sıvı, lenf kanalları ile taşınırken lenf bezlerine uğrar. Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması, lenf sıvısının taşınmasını zorlaştırır, lenf kanallarının yollarını değiştirir ve koldaki sıvının genel dolaşıma ulaşmasını engeller. Size yapılan ameliyattan dolayı, ameliyat tarafındaki elinizde ve kolunuzda şişkinlik ( lenfödem ) riski artmaktadır. Bu risk, aynı memeye radyoterapi (ışın tedavisi) alındığında ciddi olarak artar. Bu hastaların el, ön-kol ve kollarının, her türlü kesik, yanık gibi travmalardan korunması büyük önem taşımaktadır.

Ameliyat tarafındaki elinizde veya kolunuzda, yaralanma ya da iltihabi bir olay başlarsa, vücudunuz bu bölgeye sıvı ve hücreler göndererek mikroplarla savaşır. Buradaki fazla sıvının geriye dönüşü güçleşmiş olduğundan elde ve kolda şişkinlik (ödem) gelişebilir. Bu nedenle enfeksiyonlara karşı çok dikkatli olmanız gerekmektedir.

Bu kitapçık, ameliyat tarafındaki el ve kolunuzda enfeksiyon ve buna bağlı şişkinliği (lenfödem) nasıl önleyebileceğinizi veya azaltabileceğinizi anlatmaktadır. Burada yazılan bilgiler hastaneden taburcu olduktan sonra yaşamınız boyunca size gerekli olacaktır.

Sağlıklı, mutlu ve lenfödemsiz bir yaşam diliyoruz.

Ameliyatınızdan sonra yapılması gereken egzersizler

Egzersizlere ne zaman başlamalısınız?

Drenler (yaranızdan çıkan hortumlar) Çıkmadan önce;

Egzersizlere ameliyat sonrası ilk 24 saat içinde sınırlı hareketlerle başlanır.

Top sıkma egzersizi

Avucunuza sığacak kadar bir lastik top kullanarak elinizi sıkıp gevşetiniz.

El açıp kapama egzersizi (top sıkmaya benzer egzersiz)

Ameliyattan birkaç saat sonra başlanır. El, 15 ila 25 defa açılıp kapatılır.Bu hareket günde 3-4 kez tekrarlanır. Bu şekilde lenf sıvısının genel vücut dolaşımına dönüşü hızlanacaktır.

Saç tarama egzersizi

Dik oturun, dirseğinizi masaya dayayın ve bir tarakla saçınızın bir tarafını önden başlayarak geriye doğru tarayın daha sonra saçınızın tamamını taramaya çalışın.

Etkilenmiş kolun dirsek ve el hareketlerini yapabilirsiniz. Ancak kolun omuzdan yana açma- kapama egzersizleri drenler çıktıktan sonra başlayacaktır. Drenler dururken kolunuz devamlı vücudunuza yapışık kalmamalıdır (Günlük işlerinizi bu elinizi kullanarak , çok yorulmadan yapabilirsiniz). Bu nedenle açıp- kapama hareketini yapmadan sadece 90° lik açı ile açma ve kol altına yastık koyma işlemini yapabilirsiniz.

Günde en az iki kez egzersizleri tekrarlayabilir, ağrı oluşursa egzersizlere ara verebilirsiniz. Bu egzersizleri yaşam boyu yapmalısınız.

Drenler Çıktıktan Sonra;
Duruş bozukluğunu önlemek için;

Drenler Çıktıktan Sonra; Duruş bozukluğunu önlemek için;
Göğüs kaslarınızı kuvvetlendirmek için ;

Göğüs kaslarınızı kuvvetlendirmek için ;

Göğüs kaslarınızı kuvvetlendirmek için ; * Göğüs seviyesinde her iki elinizi birleştirerek ellerinizi itmeye çalisin ve gevşetin (Egz:5)

Kollarınızı güçlendirmek için :

* Sandalyeye oturun. Kollarınızı omuz hizasına kaldırın ve indirin (Egz: 7)

Omuz eklemlerinin hareketi için:

Omuz eklemlerinin hareketi için: * Sandalyeye oturun. Ellerinizi bacaklarınızın üzerine koyun ve daha sonra kollarınızı yukarı kaldırın ve indirin(Egz:8)

Kolunuzda şişmeyi /ödemi önlemek için:

Kolunuzda şişmeyi /ödemi önlemek için: * Kolunuz üst kol omuz hizasında düz,ön kolunuz üst kola dik olacak şekilde sandalyeye oturun. Ellerinizi kapatın (yumruk yapın) ve açın. 3-4 kez tekrarlayın. Kollarınızı aşağıya indirin, gevşeyin ve hareketi tekrarlayın (Egz:9)
* Yüzünüzü duvara dönün. Duvara iyice yaklaşin. Ellerinizi duvara tırmanıyormuş gibi yapın. Kolunuzda acı,ağrı hissettiğinizde harekete son verin. Bu hareketle her gün kolunuzu biraz daha yukarı kaldırdığınızı göreceksiniz (Egz:10)

Yapabileceğiniz diğer omuz ve kol egzersizleri:
Dren çiktiktan sonra yapılacak olan kol egzersizleri

Yapabileceğiniz diğer omuz ve kol egzersizleri: Dren çiktiktan sonra yapılacak olan kol egzersizleri * Sandalyeye dik bir şekilde oturun ve yanlarını kavrayın. Ameliyatlı taraftaki kolunuzu,avucunuzu yavaşça kaldırıp indirin. Hareketi 5 kez tekrarlayın.(Egz: 11)
* Bacaklarınızı açarak ayakta durun. Ellerinizi önde birleştirin.Yavaşça başinızın üstüne götürün. Dirseklerden bükerek başinızın arkasında aşağı yukarı indirip kaldırın,dinlenin. Hareketi 5 kez tekrarlayın.(Egz:12)
* Yüzünüzü duvara dönün ve iyice duvara yaklaşin. Ellerinizi duvara koyup tırmanıyormuş gibi hareket ettirin, dinlenin. Hareketi 5 kez tekrarlayın.(Egz: 13)
* Kollarınızla vücudunuzun etrafında yavaşça büyük daireler çizin, dinlenin. Daha sonra önceki yönün tersine hareketi tekrarlayın ve dinlenin .(Egz:14)
* Kollarınızı yana doğru uzatın. Küçük daireler çizin.Yavaş yavaş daireleri büyütün. Daha sonra daireleri küçülterek hareketi tamamlayın. Dinlenin (Egz:16)
* Bacaklarınızı açarak ayakta durun.Sağ ve sol omuzunuzu sırayla aşağı yukarı hareket ettirin.Bu hareketi ayna anda iki omuzunuzu da aşağı yukarı hareket ettirerek te yapabilirsiniz.(Egz:17)
* Kollarınızı öne doğru uzatın.Yaylanarak öne ve arkaya doğru sallayın.Dinlenerek hareketi 5 kez tekrarlayın.(Egz: 18)

Koltuk Altı Lenf Bezlerinin Çıkarılmasından Sonra El ve Kol Bakımı

El ve kol bakımına ilişkin, alınacak önlemler sizi günlük yaşamdan uzaklaştırmayacak sadece oluşabilecek yaralanmaları önlemek ve bu yolla oluşabilecek enfeksiyonlara engel olarak kolunuzda ödem (şişlik) / lenf ödem oluşmamasına yardımcı olacaktır.

Cilt Bakımı

Sıcaktan Kaçının

Beslenme

Faydalı Aktiviteler

Seyahat

Kolunuzun Şişmesini (Lenf Ödemi) Önlemek İçin Alınması Gereken Önlemler

Kol bakımınızdaki maddelere ek olarak:

Neden Sütyen ve Meme Protezi Kullanmalısınız?

Ameliyatınızdan sonra öbür memenin yaratacağı tek farklı ağırlık vücudunuzda duruş bozukluğuna neden olacaktır.Bu duruş bozukluğu nedeniyle sürekli bir kas gelirimi oluşur ve bu durum zamanla omuz,sırt,bel,boyun ağrıları ve baş ağrılarına neden olur.

Meme protezi kullanarak tek taraflı ağırlığın getirdiği sorunları azaltmış olursunuz. Bunun yanı sıra, protez memeler herhangi bir cerrahi girişim gerektirmeden beden bütünlüğünüzün ve estetik görüntünüzün düzelmesine yardımcı olacaktır. Ameliyat sonrası yaralarınız tamamen iyileşinceye kadar geçici hafif bir protez kullanabilir,yaralarınız tamamen iyileştikten sonra, satın alabileceğiniz sütyen ve protezleri kullanabilirsiniz.

Lenfödem Tedavisi

Ameliyatlı kolda ödem, genellikle el sırtında şişme, ön kol ve kolda genişleme ile birliktedir. Kolda ağırlık hissi, gerginlik, duyu azalması ve parmaklarda uyuşukluk olabilir. Kol ödemini fark ettiğinizde kolunuzu boynunuza asarak dinlendiriniz, yatarken kolunuzun altına yastık koyarak vücudunuzdan daha üst seviyeye çıkarınız ve doktorunuza haber veriniz. Kol ödemi tedavisini bu konuda eğitim görmüş fizyoterapistler yapmalıdır. Lenf sıvısının boşalmasını hızlandırmak için elden başlayarak omuza doğru aşırı basınç yapmadan masaj yapılmalıdır. Bu tedavi uzun sürse de (aylarca), oldukça başarılı olabilir. Tedaviden sonra kola basınç yapan bir bandaj ve çorap uygulanabilir. Bunların yanı sıra mikrocerrahi teknik ve lazerle tedavi seçenekleri de mümkün olmakla birlikte, henüz bu yöntemleri uygulayan merkez sayısı kısıtlıdır. Lenfödem çok yaygın ise, hastanede tedavi gerekebilir.

Tedavi Seçenekleri:

1 . Kompleks Fiziksel Terapi

Lenfödeme sebep olan etkenleri ortadan kaldırmak bugün için mümkün değildir. Cerrahi olmayan tedavide (fizyoterapi) asıl amaç, lenfödemin gelişmesini engellemek ve ortaya çıkmış olgularda da şişliğin daha fazla artmasının önüne geçebilmektir. Bu tedavi ile hastanın kolundaki rahatsızlık hissinin azaltılması, kolun hareketlerinin iyileştirilmesi ve psikolojik olumsuzlukların engellenmesi sağlanabilir. Hastaların büyük bir bölümü, cerrahi tedaviye gerek kalmadan hayatlarını devam ettirebilirler. Ancak lenfödem için gereken kompleks fizyoterapi yöntemi, bu konuda eğitim almış deneyimli fizyoterapistler tarafından yapılmalıdır. Ne yazık ki ülkemizde bu eğitimi almış fizyoterapist sayısı son derece azdır ve hastaların bu deneyimli fizyoterapistlere ulaşması genellikle güç olmaktadır.
Tedavi tamamen elle yapılmaktadır. Lenfatik sistemin bilinen drenaj yollarına uygun şekilde, oldukça özel bir masaj tekniği ile, lenf sıvısını kan dolaşımına boşaltır. Bu teknik, tüm gövde ve lenf düğümlerine uygulanır. Daha sonra kol özel bandajlarla sarılır. Bu bandaj 24 saat korunur. Tüm tedavi 2 – 6 hafta sürebilir. Bu süre ödemin ciddiyetine göre değişir.
Hastanın maksimum faydalanma düzeyine ulaştığına karar verildiğinde, kolun ölçüsüne ve ödemin şiddetine göre basınçlı kolluk verilir. Ciddi vakalarda 6 – 9 ay sonra tekrar bir kür tedavi daha yapılabilir.
Hasta basınçlı kolluğunu her gün giymelidir. Akşam yatarken bandaj yapmalıdır. Uygun vakalarda 6 ay sonra gece çıplak kolla yatılabilir. 2 – 3 ayda bir kolluk kontrol edilerek yenilenmelidir.
Bunun yanında koluna gereken özeni göstermeye devam etmelidir.

2 . Liposuction

Süpermikrocerrahi için uygun olmayan hastalardan bazıları “liposuction- Yağ emme” yönteminden fayda görebilirler. Ancak lenfödem tedavisi için uygulanacak “liposuction” estetik amaçla yapılan “liposuction”dan biraz farklıdır bu yöntem de tüm dünyada sadece birkaç özel merkezde uygulanmakta olup, çok fazla bir yararı görülmemektedir.

3 . Süper mikrocerrahi

Lenfödemin tedavisi için bugüne kadar uygulanan cerrahi yöntemlerin hiçbirinde ne yazık ki istenilen düzeyde başarılı sonuçlar elde edilememiştir. Çünkü, daha önce uygulanan cerrahi yöntemlerde çok büyük kesiler kullanılıyordu ve bu durum birçok hastada ameliyat sonrası bazı komplikasyonların ortaya çıkmasına sebep olabiliyordu. Ancak, son yıllarda geliştirilen ve dünyada sadece birkaç özel merkezde uygulanan “süpermikrocerrahi” yöntemi lenfödem hastaları için yeni bir umut olmuştur. Bu yöntemle, deriye yapılan sadece 3-4 cm’lik kesilerle çok ince lenf damarları, yine çok ince toplardamarlara dikilerek lenf sıvısının kollarda birikmesi engellenebilmektedir. Yöntem, özellikle koltukaltı lenf bezlerinin alınması veya ışın tedavisi sonrası (meme kanseri tedavisi gibi…) ortaya çıkan lenfödemlerde uygulanmaktadır. Çünkü bu hastalarda, doğuştan lenfödemli veya çok uzun süredir lenfödeme sahip hastaların aksine, lenf damarları sağlam olduğundan ameliyatın başarı şansı olabilir.

4 . Lazer tedavisi (LLLA)

Özellikle meme kanseri nedeniyle yapılan radikal cerrahi ve kol altı lenf bezlerinin çıkartılması nedeniyle gelişen lenfödem sorununu azaltmak amacı ile denenen düşük yoğunluklu aksiler lazer uygulaması ile lenfödem gelişme riskinin azaltılabildiği veya oluşmuş lenfödemin anlamlı olarak geriletilebildiği bildirilmektedir. 2001 yılından beri Avustralyada uygulanan LLLA tedavinin Amerika Birleşik Devletlerinde denenmesi için ulusal besin ve ilaç dairesi 2007 yılında onay vermiştir. Ancak ülkemizde henüz uygulayan merkez bulunmamaktadır. Biz yakın zamanda merkezimizde bu yöntemi uygulamaya başlayacağız.
Hastaların sorunsuz, normal ya da normal ölçülere yakın kolla yaşam sürdürebilmeleri, hastalıkları hakkında bilinçli ve sorumlu davranabilmeleri ile yakından ilgilidir

5 . Pnömatik Kompresyon Cihazı

Kolun etrafını saran hava yastıklarının bir pompa aracılığı ile şişirilmesi suretiyle uygulanan pnömatik kompresyon tedavisinde, biriken lenf sıvısını dışarıdan basınç uygulayarak, dokulardan uzaklaştırıp dolaşıma katmak amaçlanmaktadır.

İki çeşit pnömatik kompresyon cihazı vardır:

1. Segmental (sequential: çok odacıklı) olan türünde kol ve bacağın çeşitli bölgelerine sarılan hava yastıkları en uçtakinden en merkezde olana doğru sırası ile şişirilir. Gelişmiş modellerde odacıklardaki basınç farklı düzeylerdedir (en uçtakinde en fazla).

2. Segmental olmayan (tek odacıklı) türünde ise kol veya bacağı boyunca saran tek parça bir hava yastığı vardır ve şişirildiğinde bütün bölgelere basınç uygular. Segmental olanı daha etkilidir.
Bazı pompalarda ise hava yerine cıva kullanılmaktadır ve uygulanan basınçta uçtan merkeze doğru daha tedrici bir azalma sağlanmaktadır. Bu tür cihazlar daha pahalıdır ve fazla yaygın değildir.
Pnömatik kompresyon tedavisinin tek başına değil diğer yöntemlerle birlikte kullanılması önerilmektedir.

meme kanseri sonrası iyilesme

Meme Ameliyatı Sonrası İyileşme

Doktorlar, meme kanseri olan kadınların bir an önce olağan etkinliklerine dönebilmesi için her çabayı gösterir. İyileşme dönemi her kadın için, hastalığın evresi, tedavi tipi ve diğer etmenlere bağlı olarak değişir.

Ameliyattan sonra kadının kol ve omuzunu çalıştırması, bu bölgenin tekrar güç ve hareket kazanmasına destek olur; sırttaki ve boyundaki ağrı ve kas sertliği azaltır. Özel egzersizler, çoğunlukla ameliyat sırasında deri altına konulan ve diren deilen biriken kan ce lenf sıvısını boşaltan tüpler alındıktan birkaç gün sonra başlar. Egzersizler yavaş ve kısa süreli yapılarak başlar, yatakta bile yapılabilir. Çoğunlukla bu konuda deneyimli fizyoterapistin denetimi altında gerçekleştirilir. Zaman geçtikçe egzersizlerin nitelikleri ve süresi arttırılabilir. Düzenli egzersiz, izleyen dönemde kadının günlük rutinine dönüşür.

Mastektomi veya meme rekonstrüksiyonu geçiren kadınlar, doktorlarının açıklayacağı özel egzersizleri yapmalıdır.

Egzersizleri sık sık yapmak ve kolu yastık üzerine koymak, ameliyattan sonra oluşabilecek lenf ödemini (el, kol ve önkolda şişme) önler, ya da azaltır . Lenf ödemini önleme ve tedavi hakkındaki bilgiler, “Yan Etkiler” bölümünde anlatılmıştır.

Meme Dokusunun Oluşturulması

Ameliyat yönteminin seçiminde ve onarımının ne zaman yapılacağı bazı kriterlere göre belirleniyor, Bunda hastanın genel sağlık durumu, yaşı, vücut özellikleri, yapılan mastektomi operasyonunun özellikleri, radyoterapi uygulanıp uygulanmayacağı, diğer memenin durumu, hastanın tercihleri ve plastik cerrahın cerrahi tecrübesi ve yetenekleri gibi birçok faktör rol oynuyor.

Meme protezleri

Meme protezleri başlıca iki tipe ayrılıyor. İçi jel ve serum fizyolojik (tuzlu su) ile dolu olanlar Her iki protez tipinde de dış yüzey, silikon bir çeperden oluşuyor. Hastanın durumuna göre doğrudan protez yerleştirilerek onarım yapılabildiği gibi (eş zamanlı onarımlarda), önce göğüs duvarındaki yumuşak dokuları genişletmek için “doku genişletici” adı verilen balon yerleştirilip daha sonra bu balon çıkarılarak yerine kalıcı meme protezi konabiliyor. Bu yöntem özellikle geç onarımlarda tercih ediliyor.

Protezle meme onarım ameliyatı, teknik olarak daha basit ve suresi kısa bir yöntem. Ancak bu ameliyatla vücuda yabancı bir cisim yerleştiriliyor ve bu tur onarımlarda enfeksiyon, silikon sızması ya da protezin sönmesi gibi sorunlarla karşılaşabiliyor. Bu yöntemin diğer önemli bir sakıncası da Silikon protez çevresinde sert doku gelişmesi durumunda memenin yeterince doğal bir görüntüye sahip olamaması.

Hastanın kendi dokutan (Otojen dokular) ile meme onarımı

Otojen dokuyla meme onarımları, daha karmaşık ve cerrahı tecrübe gerektiren ameliyatlar olarak kabul ediliyor Otojen doku olarak sıklıkla karın, sırt, kalça se bacaktan hazırlanan dokular kullanılıyor. Bunlar;

Memebaşı ve areolanın onarımı

Memebaşı ve areolanın onarımı

Bazen doğal bir meme görüntüsü elde etmek için birkaç ameliyat gerekebiliyor. İlk ameliyat yani meme dokusunun oluşturulması işlemi en karmaşık olanı. İkinci ameliyat, ucu ve areolanın (memebaşı çevresindeki koyu alan) oluşturulmasıysa daha kolay ve bu işlemler lokal anestezi altında yapılabiliyor. Meme ucu, bölgedeki dokulardan yapılıyor. Çevresindeki koyu renkli alan için dövme yapılabildiği gibi, karşı memebaşından ya da kasıktan alınan deri de kullanılabiliyor.

Memeler arası simetrinin sağlanması

Tek taraflı meme onarımının yapıldığı durumlarda onarılan memenin ameliyat bitiminde karşı memeyle simetrik olması beklenmiyor. Bu özellikle diğer memenin büyük veya sarkık olduğu durumlar için geçerli. Bu durumda memeler arasında simetriyi sağlamak amacıyla karşı memeye de bazı operasyonlar uygulanabiliyor. Bunlar karşı memenin küçültülmesi, dikleştirilmesi veya büyütülmesi şeklinde olabiliyor.

Meme ameliyatları sonrası

Ameliyat sonrası ağrı büyük ölçüde İlaçlarla giderilebiliyor. Ameliyatın boyutuna göre rekonstrüksiyon uygulanmamışsa 1-2 gün, rekonstrüksiyon uygulanmışsa 2 ile 5 gün arası hastanede kalmak gerekebiliyor. Meme koruyucu cerrahi uygulanmışsa 1 gün, mastektomi uygulanmışsa 1-2 gün içinde hastalar taburcu ediliyor. Ameliyatta genellikle sıvıların birikmesini engelleyen drenler konabiliyor ve yapılan ameliyata göre bu drenler ameliyat sonrası birkaç gün ile 1-2 hafta arasında alınıyor.

Günlük aktivitelere dönüş

Ameliyat sonrası günlük aktivitelere geri dönme süresi yapılan ameliyatın boyutuna göre değişmekle birlikte, genellikle birkaç günden 4 haftaya kadar değişebiliyor. Otolog rekonstrüksiyon uygulanan hastalarda hastanede kalma süresi protezle meme onarım ameliyatlarına kıyasla daha uzun olabiliyor.

Hastalar drenleri olsa dahi içine su kaçmasını önleyip 2 gün sonra normal hayattaki gibi banyolarını yapabilirler. Banyo sonrası dren kenarı pansumanlarının yenilemesi gerekiyor. İki gün sonrasında ameliyat yaralarının su ile ıslanmasında bir sakınca bulunmamakla beraber, sadece yara üzerine sert tahrişten kaçınmak gerekiyor.

Ameliyatın bitiminden birkaç saat sonrasından itibaren yeme ve içmelerinde bir kısıntı, özel bir diyet uygulanmıyor.

Rekonstrüksiyon İle normal duyu kazanılmıyor, ancak zaman içinde bir miktar duyu gelebiliyor, izlerin çoğu zaman içinde solabiliyor. Ancak bu süre 1-2 yılı bulsa da, izler tamamen kaybolmuyor. Onarımının kalitesi yüksek olduğu sürece, hastalar izleri daha az önemsiyorlar.

Mikrocerrahi

Bu tip serbest doku aktarımı yöntemiyle meme onarımında deri ve derialtı yağ dokusu besleyici damarlarıyla birlikte bağlı bulunduğu karın, sırt veya kalça bölgesinden tamamen ayrılıyor ve damarların alıcı bölgedeki damarlara dikilerek yaşaması sağlanıyor. Bu ameliyat İçin plastik cerrahın mikro cerrahi konusunda deneyimli olması gerekiyor. Çünkü ince damarların birbirine dikilmesi ancak mikroskop altında mümkün olabiliyor.

Otojen dokular içerik olarak meme dokusuna daha çok benziyorlar. Bu özellikleri sayesinde, otojen dokuyla elde edilmiş memenin fiziksel davranışı doğal memeye daha çok benzerlik gösteriyor, duyu hissi protez uygulamalarına göre daha iyi olarak geri geliyor. Ameliyat sonrasında, İzlerin solması ve kullanılan dokuların yumuşaması da memnuniyet duygusunu arttırıyor. Otojen dokular özellikle kilo alıp vermelere normal meme gibi yanıt veriyorlar. Bunun sonucu olarak, onarım sonrası aşın kilo almaya ya da vermeye veya yaşlanmaya bağlı sarkma durumlarında iki meme arasındaki simetri daha doğal kalabiliyor. Ayrıca otojen dokularla onarılan memeler, radyoterapi ve kemoterapi uygulamalarına engel teşkil etmiyorlar.

MR Rehberliğinde Biyopsi

Meme dokusundan bir örnek alınarak, bu örneğin mikroskop altında incelenmesi ve böylece meme kanseri olup olmadığının araştırılması meme biyopsisi sayesinde gerçekleştirilebilmektedir. Genellikle meme muayenesi sonucunda bir yumru bulunmasıyla ya da mamografi, ultrasonografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle şüpheli bir alanın tespit edilmesiyle meme biyopsisi yapılması gerekli olmaktadır. Meme biyopsisi ile alınan meme dokusu örneği patolog tarafından incelenmektedir ve böylece meme kanserinin olup olmadığı kesinleştirilebilmektedir. Meme biyopsisini yapmanın birçok farklı yöntemi vardır. MR rehberliğinde biyopsiyapılması da bu yöntemlerden bir tanesidir.

MR Rehberliğinde Biyopsi Uygulaması Nasıl Yapılıyor?

Memenin MR ile incelenmesi, meme kanseri tespit edilen kadınlarda ameliyat yapılmadan önce memede başka bir odak olup olmadığının tespit edilmesi ya da yüksek risk faktörlerine sahip olan kadınlarda tarama yapılması amacıyla kullanılmaktadır. Başka görüntüleme yöntemleri ile saptanamayan şüpheli bulgular, MR yöntemi ile kolayca saptanabilmektedir. Yakın bir zamana kadar ülkemizde sadece MR’da görülebilen bulgulara biyopsi yapılamamaktaydı. Bu hastalar hekim tarafından yakından gözetim altında tutuluyor ve belirli bir süre endişe içerisinde beklemek zorunda kalıyorlar ya da gereksiz bir yere ameliyat olmak, anestezi almak zorunda kalıyorlardı. Hatta kimi zaman memede ne olduğu tam olarak bilinemeyen bulgular saptandığı için meme kanserli kadınlara koruyucu tedavi uygulanamıyor ve bu kadınların memesinin tamamen alınması tercih ediliyordu. Artık kolayca uygulanabilen MR rehberliğinde biyopsi sayesinde MR ile tespit edilmiş olan kitlelere biyopsi yapılabiliyor ve kesin olarak konulan teşhis ile kadınlar endişe içerisinde beklemeden, gereksiz tedavi ve ameliyatlara maruz kalmıyorlar.
Ülkemizde sınırlı sayıda olan merkezlerde yapılabilen MR rehberliğinde biyopsi hastalar meme MR çekimlerinde olduğu gibi yüz üstü yatar. Bilgisayar yardımıyla şüpheli alanın koordinatları üç boyutlu bir şekilde belirlenmektedir. Koordinatları belirlenen bölgeye iğne biyopsisi veya ameliyat öncesinde işaretleme yapılabilmektedir.
MR rehberliğinde biyopsi uygulaması ülkemizde yeni yeni uygulanmaya başlayan bir yöntem olduğu için sadece belirli sayıda merkezlerde gerçekleştirilebilmektedir. Bu biyopsi tekniği diğer biyopsi tekniklerinden pek farklı olmasa da, işlem yapılırken özel MR cihazı ve biyopsi aparatları gerekli olmaktadır. Bu faktörler de sistemin dezavantajları arasında sayılmaktadır. MR rehberliğinde biyopsi uygulaması meme kanseri teşhisinde arada kalmış olan hastalara umut sağlayan yeni imkanlar içerisinde sayılmaktadır.

Biyopsi Sonrasında Nelere Dikkat Edilmeli?

Tüm biyopsilerde olduğu gibi MR rehberliğinde biyopsi uygulaması sonrasında da hastalar ağrı hissetmemektedir. Eğer hafif derecede bir ağrı hissedilirse de kan sulandırıcı etkisi olmayan ağrı kesiciler kullanılabilmektedir. Genellikle biyopsi sonrasında hastalar günlük yaşamlarına kolaylıkla devam edebilmektedirler. Çok özel durumlar haricinde, çalışan kadınlar işlerine geri dönebilmekte, biyopsi sebebiyle herhangi bir sıkıntı hissetmemektedirler. MR rehberliğinde biyopsi uygulamasında uygun teknikler kullanılması sebebiyle, herhangi bir komplikasyon oluşması riski oldukça düşüktür. En sık görülmekte olan komplikasyon ise biyopsinin yapıldığı bölgede kanama oluşmasıdır. Bu durum özellikle kan sulandırıcı etkisi olan ilaç kullanan kişilerde daha sık görülmektedir. Bu nedenle hastaların MR rehberliğinde biyopsi uygulaması yapılmadan önce hekimlerine kullandıkları ilaçlar konusunda bilgi vermeleri gerekmektedir. Biyopsi sonrasında meydana gelen kanama ise herhangi bir müdahaleye gerek olmadan kendiliğinden iyileşmektedir.

Diğer Biyopsi Yöntemleri

Biyopsi Sonuçları

MR eşliğinde biyopsi ya da diğer biyopsi türleri ile elde edilen doku örneklerinin incelenmesi birkaç gün sürebilmektedir. Yani sonuçlar hemen elde edilememektedir. Biyopsi sonrasında elde edilen dokular, vücut dokularının analizi konusunda uzman olan patologlar tarafından incelenir. Bu inceleme sırasında mikroskop ve diğer özel cihazlar kullanılmaktadır. Doku örneklerini inceledikten sonra patolog elde ettiği sonuçları bir rapor hazırlayarak açıklar ve ilgili hekime gönderir. Patoloji raporunda MR eşliğinde biyopsi veya biyopsi türleri ile hastadan alınmış olan doku örneklerinin boyutu, rengi ve kıvamı ile birlikte biyopsi yapılan alanda kanser hücrelerinin yer alıp almadığı ve tespit edilen hastalığın özellikleri detaylı bir şekilde açıklanmaktadır.

Yapılmış olan meme biyopsisinde sonuçların kanser çıkmadığı durumlarda, memede bulunan kitlenin gerçekten iyi huylu olduğu konusunda radyoloji ve patoloji uzmanı ile meme cerrahının fikir birliğine varıp varmadıkları önemlidir. Kimi zaman hastanın tedavisinde rol alan bu uzmanlar farklı görüşlere sahip olabilmektedirler. Böyle bir durum söz konusu ise daha kesin sonuçlar elde edilebilmesi için detaylı tetkikler ya da ameliyat yapılması gerekebilmektedir.

Patoloji raporunda meme kanseri teşhisi yapıldıysa, ne tür bir kanser olduğu, hormon reseptörlerinin pozitif ya da negatif olup olmadığı gibi detaylı bilgiler de yer alacaktır. Patoloji raporunda kanserin evresi ve türüne göre hekimler hastalarına ve tümöre özel bir tedavi planı oluşturmaktadırlar. Bu nedenle MR eşliğinde biyopsi ya da diğer biyopsi türleri ile elde edilen doku örneklerinin detaylı ve özenli bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. İnceleme sonucunda elde edilen bilgilere göre hastanın sağlık durumu değerlendirilecek ve gerekli tedaviye hemen başlanacaktır.

Meme kanserinde belirli risk faktörlerine sahip olan kadınların hastaya özgü risk analizi sonrasında, uygun takip ve tarama programına alınması erken teşhis için hayati önem arzeder. Mutasyonu bulunan (BRCA 1 ve BRCA 2 gibi) ve ameliyat ile risk azaltıcı cerrahi kararı verilen ancak böylesi bir girişim yapılmayan hastalarda MR takibi yapılabilmektedir. Ayrıca, yüksek aile öyküsü, memede prekanseröz lezyonların saptanması gibi nedenlerden dolayı MR çekilen ve şüpheli bir lezyon bulunan hastalarda tüm bulgular topluca değerlendirilir. MR da görülen lezyonun, ultrasonografi veya mamografi ile bulunması durumunda, göreceli olarak daha kolay olan ultrasonografi veya mamografi altında biyopsi yapılması ile tanı konulabilir. Ancak,  şüpheli lezyonun,

MR dışında görüntülenememesi durumunda MR altında biyopsi yapılması gerekebilir. MR altında biyopsi ile, mamografi ve ultrasonografide görünemeyen tümörlerin tanısı konabilir. Bunun dışında, meme kanseri tanısı konulan hastalarda, aynı memede veya karşı memede MR ile bulunan şüpheli ek odakların, ameliyat önvcesinde tanısının kesinleştirilmesinde MR altında biyopsi yapılabilmesi oldukça önemlidir. MR altında biyopsi imkanı olmadığı ve ek odakların tümör olup olmadığının kesinleştirilemediği durumlarda olası sonuçlar da hasta ile tartışılmalıdır. Meme kanseri tanısı konulan hastalarda, MR ile saptanan ek odaklar, kanser olmayabilir, bu durumda biyopsi yapılmadan yapılacak daha radikal bir girişim, gereğinden fazla bir girişim olarak nitelendirilebilir. Aksi durum da söz konusu olabilir. MR çekilen ve MR da şüpheli olarak nitelendirilen odakların dikkate alınmadığı, biyopsi ile sonucun kesinleştirilmediği ve takip yapılan hastalarda, bu oluşumların tümör olabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.

Kanserde hormon tedavisi nedir?

Bazı meme kanseri hücreleri, içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları) aracılığı ile dişilik hormonu olan östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen hormonu bu kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir. Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesinin önlenmesidir. Bu amaçla günümüzde kullanılan ilaçlar uzun süreler (üç-beş yıl) ağız yolu ile alınırlar.

Hormon tedavisi neden uygulanır?

Meme kanseri nin oluşmasında kadınlık hormonları östrojen ve progesteronun rolü biliniyor. Bu hastalara yeniden hormon tedavisi uygulanması, bu konuyu bilmeyenlere çelişkili gelmektedir. Aslında bu tedavi bir anti – hormon tedavisidir. Bazı hastalarda kanser hücreleri üzerinde östrojen ve progesteron hormonlarının alıcıları vardır. Bu alıcılar kan dolaşımındaki hormonlarla uyarılarak yeniden meme kanser oluşmasına neden olur. Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesinin önlenmesidir.

Meme kanseri olan kadınlarda adetler iğne ile geçici olarak durdurulur mu?

Adet gören hastalarda vücudun en önemli östrojen kaynağı yumurtalardır. Meme kanserli ve hormon reseptörü pozitif olup, adet gören bu kadınların bazılarında 3 yıl geçici olarak ayda bir veya 3 ayda bir yapılan iğne ile adetler geçici olarak kesilir. Ayrıca ağızdan beş yıl süreyle verilen ilaçla hastalığın aynı meme ve diğer memede tekrarı önlenmeye çalışılır.

Hormon tedavisi ne zaman yapılır?

Genelde kemoterapi bittikten sonra başlar ve 5 yıl süre ile devam eder. Anti hormon tedavisi sırasında özellikle adet gören kadınlarda sıcak basması, terleme, vücutta yağlanma gibi yakınmalar olabilir.

Meme kanseri olup menopoza giren kadınlara hormon replasman tedavisi verilir mi?

Bizler bu dönemde hastalığın tekrarlanma olasığını arttıracağından menopoz tedavisini tavsiye etmiyoruz.

Memede bulunan her kitle çıkarılıyor mu?

Hayır. Memede bulunan bir kitle fark edildiğinde muayene ve gerekli görülen tetkiklerle değerlendirilmesi yapılıyor. Eğer kitle içerisine sıvı bulunan basit bir kist ise bunun çıkarılmasına gerek yoktur.

Çok büyük ve ağrılı kistlerin, nadiren enjektörle boşaltılması gerekebilir. Memedeki ödem, gerginlik ve ağrıyı azaltmak için bazı bitkisel ilaçlar önerilebilir.

Memedeki basit kistler menopozdan sonra kendiliğinden kaybolabilir. Genç kadınlarda sık görülebilen iyi huylu meme tümörler fibroadenom adını alır. Bunlar genellikle 2 cm altında ve düzgün sınırlı ise 6 ayda bir yapılan ultrason ile takip edilebilirler. Hızlı büyümeleri ve şekil düzensizlikleri varsa iğne biyopsisi yapılır. Sonuca göre çıkarılabilir. Şüpheli tümörlerin çıkartılmaları ve incelemelerinin yapılması gerekir.

Kemoterapi ilaç tedavisi nedir?

Kemoterapi ilaç tedavisi, kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi, belirli bir süre verilir ve sonra ara verilir. Bu aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Daha sonra tekrar bir süre ilaç verildikten sonra ara verilir.

Bazı olgularda lokal olarak yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir.

Kemoterapinin hangi durumlarda, hangi ilaçlarla ne süre ile yapılacağı genellikle medikal onkologlarca düzenlenir.

Meme kanserinde kemoterapi tedavisi

Kemoterapi

Tümör hücrelerinin büyümesini durdurmak veya yok etmek amacıyla yapılan ilaç tedavisine kemoterapi adı verilir.

Meme kanserinde kemoterapi tedavisi niçin yapılır?

Cerrahi ve radyoterapi meme kanserinin lokal tedavisini sağlarken, kemoterapi ve hormonoterapi sistemik tedaviyi amaçlamaktadır.
Kemoterapi birçok hastada cerrahi tedaviyi destekleyen (adjuvan) bir yaklaşımdır ancak bazı durumlarda (örneğin yaygın hastalıkta – meme kanserinin en sık yayılım gösterdiği bölgeler kemik, karaciğer, akciğer ve beyindir) primer tedavi rolü üstlenir. Meme kanserinin kemoterapisi halen dünya üzerinde en fazla üzerinde araştırma yapılan konulardan biridir. Meme kanserinin cerrahi tedavisinden (mastektomi-memenin alınması veya kitlenin çıkartılması-lumpektomi) sonra yapılan adjuvan kemoterapi meme kanserinin yeniden oluşma riskini azaltmakta ve hayatta kalım süresini artırmaktadır.

Meme kanserinde kemoterapi tedavisi nasıl yapılır?

Meme kanseri kemoterapisi sıklıkla birkaç ajanın beraber ve damar yoluyla verildiği tedavi şemalarını içerir. Tek başına verilmelerine oranla kombinasyon kemoterapilerinin başarısının çok daha yüksek olduğu saptanmıştır.

Kemoterapi yapılmasına nasıl karar verilir?Kemoterapi yapılıp yapılmayacağına operasyonda çıkarılan tümör kitlesinin patolojik incelenmesinden sonra karar verilir. Tümör çapı, lenf bezi tutulumunun olup olmadığı ve varsa adedi, tümör hücresine ait bazı özellikler ve hormon reseptörleri değerlendirilir.

Meme kanserinde kemoterapi tedavisine zaman başlanır?

Meme kanseri tedavisinde uygulanan kemoterapiye sıklıkla operasyondan sonraki 2.-3. haftada başlanır. Yara iyileşmesinde problem olması kemoterapiyi geciktirebilir, bu tercih edilen bir durum değildir.

Radyoterapi de planlanıyorsa kemoterapi bittikten sonra veya kemoterapiye ara verilerek (tedavi şemasının yarısı bittiğinde) yapılabilir.

Meme kanserinde kemoterapi tedavisi ne kadar sürer?

Tercih edilen kemoterapi şemasına göre 4 , 6 veya 8 kür olabilir. Genellikle iki tedavi dönemi arasında 3 hafta beklenir. Kemoterapi kemik iliğini baskılayabileceği ve vücudun savunma sistemini olumsuz etkileyebileceği için her tedavi öncesinde bazı kan testleri yapılır.

Meme kanserinde kemoterapi tedavisinin yan etkileri var mıdır?

Meme kanserinde uygulanan kemoterapinin yararları, bu tedavinin getireceği risklerden veya yan etkilerinden daha fazladır. Uygulanan ilaçlara, dozlarına ve kemoterapi şemalarına göre yan etkileri değişebilir.Hemen tüm yan etkiler, geçicidir.