,
I.Uluslararası Meme Kanseri Kongresi Uluslararası Meme Sağlığı Çalışma Grubu Katkısı ile (BHWGI)

Uluslararası Meme Sağlığı Çalışma Grubu Katkısı ile (BHWGI)

21-22 Ekim  | 2022-ci yıl

Fairmont Bakü, Flame Towers  |  Bakü,  Azerbaycan

www.tibbikurslar.com

tibbikonsaltinq@gmail.com

T. +994502438671

21- 22 – Ekim 2022 / Bakü / Azerbaycan 1. Uluslararası Meme Kanseri Kongresi’nde buluşalım..

Prof. Dr. M. Şehsuvar GÖKGÖZ
Onkolojik ve Onkoplastik Meme Cerrahisi

💻 Web sitesi: https://sehsuvargokgoz.com

Adres: Evke Mediloft 2, Bina No: 1/5, Kat:1 Ofis No:11, 16060, Osmangazi-Bursa

Randevu 📞 : 0532 258 29 98

Meme hastalıkları ve meme kanseri ülkemizde giderek artan önemli bir sağlık sorunudur. Son yıllarda tedavi yaklaşımları ve seçenekleriyle ilgili çalışmalar çok hızlanmıştır. Bu konuları ayrıntılı olarak ele almak, güncel gelişmeleri meslektaşlarımızla paylaşmak amacıyla 16-18 Eylül tarihleri arasında düzenlenen Ulusal Meme Hastalıkları Kongresindeydim.

Memede kitle fark edildiğinde meme muayenesi için hangi doktora gidilir ?

Meme hastalıkları ve tedavisi konusunda eğitimi olan doktorlar onkolojik ve onkoplastik meme cerrahisi uzmanlarıdır. Memenin klinik muayenesi için, genel cerrahi uzmanına, daha ideal olarak, genel cerrahlar içinden meme hastalıkları ve cerrahisi konusunda uzmanlaşmış bir onkolojik ve onkoplastik meme cerrahına gitmek en uygun olanıdır.

Meme hastalıkları, meme kanseri tedavisi ve meme cerrahisi bilgi ve deneyim gerektiren konulardır. Özel olarak meme hastalıkları ve tedavisi ile ilgilenen genel cerrahi uzmanları yani meme cerrahları memenin klinik muayenesi için seçilecek doktorlar olmalıdır.

Memede kitle farkedildiğinde hangi doktora gidilir ?

Memede kitle fark edildiğin ilk olarak genel cerrahi uzmanından randevu alınması gerekiyor. İlk görüşmede bazı bilgiler isteniyor hastadan. Risk faktörleri değerlendiriliyor, geçmiş öyküsü alınıyor, kullandığı ilaçlar soruluyor. Ardından muayene ediliyor hasta. Muayenede meme ve koltuk altında kitle hangi bölgede, deri ile ilişkisi nasıl, deride çekintiye sebep oluyor mu? Koltuk altında lenf bezi var mı? Bunlar kontrol ediliyor. Daha sonra hastanın yaşına göre mamografi ya da ultrason tetkiki yapılıyor. Mamografi çekimi için kaç yaşında olmak gerekiyor? Genelde 40 yaş sonrası için mamografi öneriliyor. Mamografi düşük dozda X ışını içeren bir tetkik. Genellikle dijital mamografi tercih ediliyor. Ultrason ise mamografiye yardımcı olarak genellikle genç hastalarda yol gösterici oluyor. Hasta 35 yaş altı ise öncellikle ultrasona başvuruluyor. Ultrason X ışını değil de ses dalgası yöntemine göre çalışıyor. Kitle kist mi, içinde sıvı var mı yoksa solid mi katı mı buna bakılıyor. Sonraki aşamada ise katı içerikli kitlelere biyopsi yapılıyor. Biyopsi için birkaç yöntem var, bunlardan bir tanesi ince iğne – kalın iğne biyopsisi ve cerrahi biyopsi. Cerrahi biyopsi günümüzde çok tercih edilmiyor, daha çok kalın iğne biyopsisi yapılıyor. Kalın iğne biyopsisi nasıl yapılıyor? Bölgenin uyuşturulması sonrası otomatik bir tabancayla birkaç örnek alınıyor ve patoloji incelemesine gönderiliyor. Bu inceleme bize kitle hakkında bilgi veriyor. Eğer tümör hücresi içerisiyorsa biyopsi sonucuna ek incelemeler de yapılıyor. İmmün testler yapılıyor. Bu testlerde östrojen ve progesteron reseptörleri, her 2 düzeyi gibi bilgilere ihtiyaç oluyor. Daha sonraki aşamada hastanın evresine göre ek taramalar yapılabiliyor. Bu aşamada sıklıkla PET-CT öneriliyor. Hem sonuca kolay ulaşılıyor hem de tek tetkikte birçok organ gözlenebiliyor. PET-CT çekildikten sonra tedavi planı yapılıyor. Erken dönemdeki hastalarda daha çok cerrahi ile başlanıyor, ileri evre hastalarda ise öncelikle sistemik tedavi denilen kemoterapi ya da hormon ilaçlarıyla başlıyoruz.

Memenin klinik muayenesi nedir?

Meme cerrahının veya genel cerrahi uzmanının, hastanın meme ile ilgili risklerini sorgulayarak, meme muayenesi yapmasına klinik meme muayenesi denir.

Memede kanser, 8 kadında bir görülen, görülme sıklığı kadınlarda ilk sırada olan bir kanser türüdür. Meme de kitle ise toplumda 4 kadında 1 kadında görülür.

Memenin klinik muayenesi neden yapılır?

Meme cerrahı veya genel cerrahi uzmanı klinik meme muayenesi ile hastanın meme kanseri için risk yaratan durumlarını, hormonal durumunu, aile hikayesini, hastalıklarını, doğurganlığını, emzirme veya vücut kitle indeksi (BMI) gibi kişisel durumlarını, meme sağlığını etkileyebilecek ilaçlarını ve alışkanlıklarını, meme ile ilgili daha önce geçirdiği hastalıkları, ameliyat veya biyopsileri sorgulayarak memeyi muayene eder.

Tüm bu sorgulamalardan elde ettiği verileri, hastanın elle yapılan muayenesi ile birleştirir. Hastanın elde olan verilerine uygun görüntüleme yöntemi veya yöntemlerinin önerir. Bu görüntüleme sonucunda elde edilen verileri, klinikte elde ettiği muayene ve sorgulama verileriyle birleştirir.

Gerekiyorsa daha ileri ek görüntülemeler ve tetkikler ister. Sonuçta meme cerrahı veya genel cerrahi uzmanı, her hasta için bir meme kanseri risk değerlendirmesi ile hastaya özel kişiselleştirilmiş izlem önerir.

Meme Muayenesi Öncesi Bilinmesi Gerekenler

Meme Muayenesinin Basamakları

  1. Memelerin inspeksiyonu
  2. Aksilla muayenesi (palpasyonu) ve supraklavikular muayene
  3. Memelerin ve meme başı-areolanın palpasyonu
  4. Meme başı(akıntısının) ve areolanın muayenesi

Doktor meme muayenesini nasıl yapar ?

Meme muayenesi, öncelikli olarak meme hastalıkları ve meme kanseri konusunda risk yaratacak durumlara neden olacak konuları sorgulayarak başlamalıdır.

Klinik meme muayenesine, hastanın memesindeki yakınması ile ilgili durumları etkileyecek tüm olasılıklar sorgulanarak başlanır.

Meme hastalıkları konusunda yakınması olan hastada, geçirdiği ameliyatlar, aile hikayesi, hormonal düzeni, kullandığı ilaçlar, mesleği, alışkanlıkları, evlilik ve doğum durumu, emzirme, genetik yatkınlığı, beraberinde olan hastalıkları ve kullandığı veya geçirdiği tedaviler ayrıntılı olarak sorgulanır.

Hastanın bu durumla ilgili var olan geçmiş zamana ait tüm tetkikleri değerlendirilir. Sonra meme cerrahı veya genel cerrahi uzmanı memede ağrı, memede kitle, memede enfeksiyon, memede kist ve benzeri yakınması olan kişiyi elle muayene eder. Bu elle meme muayenesi, memenin kapladığı tüm alanı, memedeki yakınmalara neden olacak yansıması olacak alanları, olası meme kanserinin yayılabileceği / sıçrayabileceği tüm alanları ve lenf bezlerinin klinik elle muayenesini içerir.

Elle meme muayenesinden elde edilen tüm bulgular ve özellikleri kaydedilir. Hastanın sorgulamasından elde edilen verilerle birleştirilerek değerlendirilir.

Meme konusunda yakınması olan hasta için, yakınmasına ve yaşına en uygun görüntüleme ve gerekli kan tetkikleri istenir. Daha sonra meme cerrahı bu meme görüntüleme ve kan tetkiki sonuçlarını hastanın klinik meme muayenesi ve yakınmalarına göre yorumlar.

Elde edilen sonuca göre ya daha ileri tetkiklere geçilir. Ya da saptanan duruma uygun tedavi veya meme hastalığının izlemi önerilir. Belirlenen izlem aralığına göre hastanın, meme klinik muayenesinden elde edilen bulguların zaman içinde değişiklik gösterip göstermediği, ilerleyip ilerlemediği, bir tedavi önerildi ise tedaviye yanıtı değerlendirilir. Bu meme izlemlerinde hastaya uygun radyolojik meme görüntüleme yöntemleri de tekrar edilebilir ve önceki değerlendirmelerle karşılaştırılır.

Ne Zaman Meme Muayenesi Yapılır ?

Kolesterol meme kanserini tetikleyebilir mi?

Kolesterolün yan ürünü olan bir maddenin meme kanserinin oluşması ve yayılmasını tetikleyebileceği bildirildi. Bu bulgular, statin adlı kolesterol düşürücü ilaçları alma yoluyla kanserin önlenmesi umudunu doğurdu. Science dergisinde yayımlanan çalışma, (http://www.sciencemag.org/content/342/6162/1094) kanserde obezitenin neden önemli bir faktör olduğu konusuna da açıklama getiriyor. Statinler ve meme kanseri arasındaki ilişkiyle ilgili daha önce de benzer çalışmalar yapılmıştı. Teksas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi tarafından yapılan ve San Antonio Meme Kanseri Sempozyumu’nda sunulan bir retrospektif çalışmada da benzer bulgulara işaret edilmişti. Medikal Akademi 6 ay önce bu sunumda yer alan çalışma sonuçlarıyla ilgili “Statinler, inflamatuar meme kanserinde sağkalımı iyileştiriyor” başlığı altında bir haber yayımlamıştı.

Haberde kolesterolü düşürmek için yaygın olarak kullanılan statinlerin, inflamatuar meme kanseri (IBC) olan hastalarda progresyonsuz sağkalımı iyileştirdiği yapılan sunumdaki bilgiler ışığında ele alınmıştı. Okurlarımıza bu habere göz atmalarını ayrıca tavsiye ediyoruz. Bugün (29 Kasım) Science dergisinde yayımlanan çalışmayı haber olarak yayımlayan BBC ise yeni çalışmayı yapan uzmanların görüşlerine yer veriyor.

“Kolesterolün yan ürünü olan bir maddenin meme kanserinin oluşması ve yayılmasını tetikleyebileceği bildirildi. Bu bulgular, statin adlı kolesterol düşürücü ilaçları alma yoluyla kanserin önlenmesi umudunu doğurdu. Fakat kanserle ilgili yardım kuruluşları, kadınlara statin almaları yönünde tavsiyede bulunmak için erken olduğu uyarısında bulundu. Obezitenin meme, kalın bağırsak ve rahim kanseri ile ilişkisi bir süredir biliniyor.

Meme kanseri ve obezite bağlantısı

Aşırı kilolu insanlardaki yağ, östrojen gibi hormonların salgılanmasına neden olarak kansere yol açabiliyor. ABD’de Duke Üniversitesi Tıp Merkezi’nde araştırmayı yürüten ekip, kolesterolün de aynı etkide bulunduğunu ortaya koydu. İnsan vücudu kolesterolü 27HC adlı bir yan ürüne dönüştürüyor ve östrojen taklidi bu madde bazı dokularda bu hormonun yarattığı etkiyi gösteriyor. Fareler üzerinde yapılan deneyler, fazla yağ içeren bir diyetin kandaki 27HC oranını arttırdığını ve normal diyet uygulanan farelere oranla tümörlerin %30 daha büyüdüğünü ve yayılma ihtimalinin arttığını gösterdi. Meme kanseri dokusunun da laboratuvarda 27HC ile beslendiğinde daha çabuk büyüdüğü görüldü.

Araştırmacılardan Prof. Dr. Donald McDonnell, daha önceki birçok araştırmada obezite ile meme kanseri arasındaki bağlantının ortaya konduğunu ve fazla kolesterolün meme kanseri riskini arttırdığının görüldüğünü, ama buna yol açan herhangi bir özel mekanizmanın tespit edilememiş olduğunu söyledi. Prof. Dr. McDonnell, “Şimdi bulduğumuz ve kolesterolün kendisi değil de bir yan ürünü olan 27HC adlı molekül östrojen hormonunu taklit ediyor ve kendi başına meme kanserini tetikleyebiliyor.” dedi.

Kolesterolü düşürme yoluyla meme kanseri riskini azaltmak mümkün mü?

Araştırmacılar, bu bulguların, kolesterolü düşürme yoluyla meme kanseri riskinin de düşürülmesi umutlarını güçlendirdiğini ifade ediyor. Statin, kalp hastalıklarına karşı milyonlarca kişi tarafından kullanılan bir madde. Fakat araştırmalar, bu maddenin aynı zamanda meme kanseri riskini azalttığını da göstermişti. Kandaki kolesterol seviyesini düşürmenin başka bir yolu da sağlıklı beslenmekten geçiyor. İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı’ndan Dr Emma Smith, “Bu araştırma, farelerde kolesterol ile meme kanseri arasındaki doğrudan bağlantıyı ilk kez gösteriyor, fakat bu bilginin gelecekte meme kanseriyle mücadelede nasıl işe yarayacağı konusunda konuşmak için çok erken. Statinin kanser riski üzerindeki etkisiyle ilgili daha fazla bilgi edinene kadar, bu riski azaltmanın en iyi yolunun, iyi bir kiloda kalmak, alkol tüketimini azaltmak ve spor yapmaktan geçiyor” dedi.

Kanser Tedavisinde Yüksek Doz Vitamin C

KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ KANSER TEDAVİSİNDE İNTEGRATİF YAKLAŞIMLAR

En önemli farklılıklarından birisi de İntegratif tedavilerin ki bunun başında yüksek doz vitamin C gelmektedir, moleküler etki mekanizmalarının ortaya konularak sizin tümör biyolojinize göre en modern tedavilerle birlikte uygulamaları kişiselleştirilmiş kanser tedavi merkezimizde uygulanmaktadır.

Yani hem en ileri moleküler incelemelerle kişiselleştirilmiş tedaviniz moleküler tümör kurullarında dizayn edilirken, kadim molekül ve yöntemlerinde kişiselleştirilmiş uygulamalarını ve tedavilerini alabilirsiniz. Kanserin biyolojisinin ve moleküler yolaklarının aydınlatılmasıyla kişiselleştirilmiş diyet önerilerini alabilirsiniz.

Kanserinizin tüm analizlerini yaptıktan sonra sizin hayatınıza dokunabilecek tüm imkanları değerlendirerek sizinle tartışarak size emek vererek tedavinizi dizayn ediyoruz.

Organ bazlı olarak herkese aynı kemoterapinin verilmediği genomik bazda moleküler analizlerin yapılarak tedavi kararlarının alındığı medicana kişiselleştirilmiş kanser tedavi merkezinden 2. görüş alabilirsiniz. Moleküler ve/veya kapsamlı genomik profilleme testleriniz için ikinci görüş alabilirsiniz.

https://www.cell.com/cancer-cell/pdfExtended/S1535-6108(17)30062-4

YÜKSEK DOZ VİTAMİN C FARMAKOLOJİK ASKORBİK ASİT TEDAVİSİ

Vitamin C, Türkiye’de son zamanlarda çok konuşulan, kanser hastaları tarafından çok konuşulan, çok merak edilen, gündem yaratan bir konu… C Vitamini deyince hepimizin aklına hemen suda eriyen Vitamin C’nin efervesan olarak kullanımı gelir. Ama bu bölümde damardan alınan Vitamin C’yi inceleyip, irdeleyeceğiz.
Tıp Dünyası’nın yakından bildiği ve referans aldığı PubMed, bilimsel makalelerin yer aldığı bir plarform. Doktorlar, yapmak istedikleri bir araştırma için okumaları gereken makaleler olduğunda öncelikle PubMED’den tarıyorlar. Daha sonra da onun ilgili dergilerine ulaşıp, o makalenin tamamına erişim sağlayabiliyorlar. Bu kılavuz niteliği taşıyan bilimsel arenada damardan Vitamin C uygulaması ile ilgili pek çok makaleye ulaşmak mümkün.

Vitamin C’nin Tarihçesi

Uzun süre denizde kalan denizcilerde, özellikle bağ dokusunun gevşediği ve damar yapılarının bozulduğu; kanamaların eşlik ettiği bir hastalık ortaya çıkmaktaydı. Ve bunun adına Skorbüt denmişti.

Kraliyet Donanması gemisinin cerrahı Dr. James Lind, Mayıs 1747’ de denizde iken, bir grup denizciye normal besinlerle birlikte birlikte elma sirkesi, sirke, sülfürik asit ya da deniz suyu tüketimine devam ederken diğer grup mürettebat üyelerine de diğerlerinden farklı olarak, günde 2 portakal ve bir limon temin eder. Bilim tarihinde bu, iki popülasyondan bir gruba tek bir faktör uygulanarak diğer tüm faktörlerin aynı kalması sağlanarak sonuçların kıyaslandığı ilk kontrollü deney olarak kabul edilmektedir. Sonuçlar kesin olarak narenciye meyvelerin hastalığı önlediğini göstermiştir. Dr. Lind bu çalışmasını 1753 yılında Skorbüt üzerine tezinde yayımlamıştır.

Daha sonraki yıllarda Avusturyalı Bilim İnsanı Dr. Albert Szent-Györgyi buluşu ile Vitamin C tanınmaya başlandı. Vitamin C’nin kanserle ilişkisi hep sorgulandı. Ama bu soruyu en ciddi soran kişi, iki kez tek başına Nobel ödülü almış bir bilim insanı olan Linus Pauling’di. Vitamin C’nin, bağ dokusu yapısını güçlendirdiği biliniyordu. Kanserin etrafındaki duvarları kalınlaştıracağı ve kanserin yayılmasını engelleyeceği fikri de bu yüzden hep vardı. Ve bu sebeple Vitamin C’nin kanserin tedavisinde ve önlenmesinde etkili olacağı düşünülüyordu.

Linus Pauling ve İskoç Cerrah Cameron tarafından 1976 ve 1978 yıllarında yayınladıkları bilimsel araştırmalarında (Proc Natl Acad Sci U S A. 1978 Sep;75(9):4538-42.) Yüksek doz vitamin C’ tedavisinin damardan uygulandığı 100 ileri evre kanser hastasının benzer özelliklerdeki hastalara oranla 300 gün daha uzun yaşadığını saptamışlardı. Bu çalışmada barsak, mide, böbrek, meme, akciğer, yumurtalık kanserleri de olmak üzere ileri evre tedavi edilemeyecek kanserli hastalar dahil edilmişti.

Tüm kanser tiplerinde damardan yüksek doz vitamin C tedavisinin hastalara yarar sağladığı göstermişlerdi. O dönemde bu çok önemliydi. Çünkü kansere karşı, henüz birçok kemoterapi ilacının olmadığı bir ortamda, Vitamin C ile avantaj sağlayabiliyordunuz.
Bu çalışmadaki temel nokta Vitamin C’nin damardan yüksek doz olarak uygulanmasıydı.

Bu çalışmanın eleştirilen yanı ise, bir çok bilimsel çalışmada olduğu gibi aynı anda 2 kollu yapılmayışıdır. Yani bir grup hastaya vitamin C uygulanıp diğer bir gruba uygulanmadan karşılaştırma yapılmamış; eski verilerle kıyas yapılmıştır. Pauling ve Cameron ise, tedavi edilemeyecek durumdaki hastalara tek bir gruba damardan vitamin C verip benzer özellikteki eski verilerle kıyaslamışlardır.

1980’lere geldiğimizde Mayo Clinic’ten Moertel ve Creagan isimli iki bilim insanı, iki tane çalışma yaptılar. Vitamin C’nin bağırsak kanseri tedavisindeki rolünü incelediler. Ancak Pauling’in yöntemiyle aralarında iki önemli fark vardı. Linus Pauling damardan yüksek doz C vitamini uygularken, Mayo Clinic araştırmacıları sadece ağızdan ve kısa süreli olarak C vitamini uyguladılar. Çalışma tasarımları ise Pauling ve Camerondan farklı olarak iki kollu idi.
Bu yaklaşımları ile Pauling ve Cameronun eleştirildiği konudan farklılaşmakta ve çalışmalarının daha değerli bilgiler içerdiği iddia edilmekteydi. Bu nedenle yaptıkları çalışmalar, makale olarak çok bilinen bilimsel dergilerde yer aldı (NEJM; New England Journal Of Medicine).

Bilim dünyası bir tarafa Linus Pauling’in çalışmasını koydu:
· Tek taraflı bir çalışma
· Kıyaslandığı bir grup yok
· Kıyaslama geçmiş deneyimlere dayalı

Diğer taraftada Mayo Clinic’ten Moertel ve Creagan vardı:
· Randomize edilmiş
· Kıyaslama iki grup arasında
· Güncel yapılan kıyaslama
· Doktor kime, ne ilacı verdiğini bilmiyor

Bilimsel olarak kabul gören ikinci çalışma ile Vitamin C’nin hiçbir işe yaramadığı sonucu ortaya çıkmıştı. O dönemde bilim dünyası Linus Pauling’i dışladı.

Bu iki çalışmanın birbiriyle olan çelişkisi sonucunda Vitamin C’nin tedavi fonksiyonlarının keşfedilmesinin önü tıkandı. Bu gerçekten bilim dünyası için en önemli zaman kayıplarından bir tanesi oldu. Çünkü geriye dönüp, daha önce de Moertel ve Creagan’ın, yani Mayo Clinic’in bu çalışmayı nasıl yaptığını değerlendirdiğimizde çok ilginç bir şey ile karşılaştık…

Bu iki çalışma arasındaki en önemli fark Pauling ve Cameron tedavilerini Damardan 10 gr şeklinde ve uzun süreli uygulamışken, Moertel ve Creagan tedavilerini sadece ağız yoluyla ve kısa süreli (2.5 ay) olarak uygulamışlardır. Bu noktada da bilim dünyasının en önemli tartışmalarından biri başlamış oldu.
Moertel ve Creagan’ın yaptığı çalışmanın hemen akabinde Moertel, başka bir ilacın kolon kanserinde çok başarılı sonuçlar verdiğini yayınladı ve o ‘Levamizol’ isimli ilaç, bağırsak kanseri tedavisinin standardına girdi.

Bu gelişme pek çok soruyu akla getirdi:
· Levamizol denen ilacın patentli ve bir firma tarafından üretiliyor olması sebebiyle acaba patent gerektirmeyen ve çok para kazanılamayacak Vitamin C bu ilaca kurban mı edildi?
· Moertel ve Creagan bu çalışmayı dizayn ederlerken oral uygulamayı niye özellikle tercih ettiler?
· Kısa süreli uygulama yapmalarının sebebi neydi?
· Vitamin C’nin bu tasarım şekli ile uygulandığında işe yaramayacağı bilerek mi yola çıktılar?
· Pauling gibi bir örnek bir bilim adamı varken, onun araştırmalarını özellikle mi göz ardı ettiler?
· Gerçekten değerlendirme ve inceleme yapmadan amatörce mi bu çalışmaları yapmışlardı ?

1989’a geldiğimizde Vitamin C tartışması, özellikle Vitamin C’nin bilimselliğine inanan bir grup tarafından devam ettiriliyor ve sıcak tutuluyordu. Hiç beklenmeyen, sürpriz bir gelişme oldu. Moertel ve Creagan’ın çalışmalarını gerçekleştirerek, Vitamin C’yi saf dışı bıraktıklarını düşündükleri yer olan Mayo Clinic’in biyoloji ve moleküler biyoloji öğrencileri, mezuniyet törenlerine Linus Pauling’i davet ettiler. Ve Mayo Clinic’teki mezuniyet töreninde konuşmayı Linus Pauling yaptı. Öğrenciler hem Pauling’i onore ettiler, hem de Vitamin C’yi yüceltmiş oldular.

Bu davetin hemen sonrasında Linus Pauling ve çalışma arkadaşı Hermann istatistiksel metot olan Hardin Jones kriterleri ile çalışmaları incelemeye karar verdiler. Bu metot sayesinde, yapılmış ilaç analizlerinin etkinlik çalışmalarının değerlendirip bu çalışmanın ne kadar doğru veri verdiğini, kıymetli ve güvenilir olduğunun analizini yaptılar. 3 tane kriter belirlediler. Ve bu 3 kriterin 3’ünü de tutan çalışmalar kıymetli çalışmalar olarak değerlendiriliyordu. Bu metotla 200’ün üzerinde çalışmayı analiz ettiler. Ve neredeyse bunların tamamı, bu 3 kriteri de sağlıyordu. Bir çalışma hariç… Merak ettiniz değil mi?

Evet tahmininiz doğru… MOERTEL’in Vitamin C çalışmaları hatalı olarak dizayn edilmişti ve sonuçları yok sayılmalıydı. Pauling bu bilimsel çalışmalarını da NEJM dergisine gönderdi ama gösterecek bir gerekçe olmaksızın yayınlamamayı tercih ettiler. Ancak bu yayınlarını Amerikan bilimler akademi dergisinde yayınladılar (L Pauling and Z S Herman PNAS September 1, 1989. 86 (18) 6835-6837).

Pauling vitamin C nin plasebodan farklı olmadığı bu yayınlarla söylenemez dedi. Ve buna cevap verilemedi. Çünkü Moertel kurt ilacı olan Levamisole FDA onayı almakla meşguldü, amacına ulaşmıştı.
Pauling, bu konularla ilgili olarak kitabında şöyle yazmıştı;

‘’Mayo Klinik doktorları benimle bu konuları tartışmayı reddettiler. Bence bunlar bilim insanı değil, gerçeği aramaya adanmış değiller. Sanırım bunlar kendilerinden utanç duyuyorlar ve konunun unutulmasını tercih ediyorlar. Mayo klinik eskiden önemli bir prestije sahipti. Ancak bu süreç bana gösterdi ki artık hak etmiyor.’’
Pauling, Nasıl Uzun Yaşanır ve İyi Hissedilir (Pauling 1986)

Ancak Paulingin 80 yaşında sarf ettiği bu emeklerle Vitamin C ile ilgili pek çok çalışmanın yolu açılmış oldu. Japonya’da, Almanya’da ve daha başka ülkelerde de çalışmalar devam etti.

2015’in sonunda yayınlanan bir çalışmada Bilim İnsanı Lewis Cantly, Vitamin C’nin özellikle KRAS ve BRAF geni mutant, yani değişime uğramış bağırsak kanserli tümörlerde hücrenin içine girip, tümörü seçici olarak öldürdüğünü gösterdi. Hemen arkasından 2017 Nisan ayında Iowa Üniversitesi’nden Dr Allen ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarda, Vitamin C’nin tüm etki mekanizmaları çok net bir şekilde ortaya konuldu. Dahada önemlisi yıllarca Pauling karşısında olan American Kanser Enstütüsü Iowa üniversitesine Vitamin C bin kanser çalışmalarını desteklemek amacıyla 9,7 milyon dolar bağış yaptı.

Vitamin C’nin Etkileri

Vitamin C bağırsaklardan emilirken çok sıkı kontrol edilir. Çok sıkı kontrol edildiği için, ağızdan 1gr da alınsa, 1 çuval da yenilse kanınıza geçen miktar çok düşük bir düzeydedir. Bu konsantrasyonda Vitamin C’nin etkisi antioksidan özellik gösterir. Tümörlerde doktorlar antioksidan kullanılmasını istemezler. Çünkü tümör sürekli asit ürettiği için oksidasyon yüksek düzeydedir. Bu oksidasyonun temizlenmesi tümörün işini kolaylaştırabilir.
Vitamin C, damardan uygulandığında ise pro-oksidandır. Yani, hidrojen peroksit, oksijenli su üreten bir hale döner. Hidrojen peroksiti güçlü bir temizlik ajanı gibi düşünürsek; çamaşır suyuna benzetebiliriz. Daha da ilginç olanı, C vitamininin ürettiği hidrojen peroksit, seçici olarak sadece tümörlü hücrelerin etrafında üretilir ve tümöre direk toksik etki yapar. Sadece kanser hücrelerini öldürür; normal hücreleri öldürmez. Bu sebeple, damardan yüksek doz Vitamin C demek, artık sadece bir vitaminden değil, bir ön ilaçtan bahsediyoruz, anlamına gelmektedir. Farmakolojik dozdaki damardan verilen Vitamin C, bir ön ilaçtır.

Vitamin C normal hücre ile kanser hücresini nasıl ayırt edebiliyor?

Vitamin C’nin, normal bir hücre ile kanserli bir hücreyi ayırt edebilmesinin birinci sebebi, kanımızda ve dokularımızda bulunan Katalaz enzimi. Katalaz Enzimi, hidrojen peroksiti yani oksijenli suyu hızla su ve oksijene dönüştürür. Ancak bu enzim kanser hücrelerinde neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu sebeple kanser hücreleri, normal hücreler gibi hidrojen peroksiti ortamdan uzaklaştıramazlar.

İkinci sebep ise, metallerle hidrojen peroksit birleşince direkt serbest oksijen radikalleri oluşturarak, tümör DNA’sına atak eder ve öldürür. Normal hücrelerde demir molekülü, kanser hücrelerine göre daha azdır. Demir, kanser kök hücrelerinin de hayatta kalmasını sağlayan elementlerden bir tanesidir. Artmış demir, hidrojen peroksitle birleşince, seçici olarak kanser hücrelerini öldürmektedir.

Vitamin C’nin Biyolojik Yapısı

Vitamin C çok ilginç bir moleküldür. Şeker ile %90-95 benzerdir. Vitamin C alan kişilerde kan şekeri ölçülürse oranı yüksek çıkmaktadır, çünkü bir çok makina şekerle vitamin C’yi ayırt edemez. Kanser hücreleri, oksijen kullanmaz; şekeri normal bir hücrenin 200 katı fazla kullanarak, sadece şeker ile beslenir. Bu nedenle damardan Vitamin C verildiğinde, aynı şeker gibi kanser hücrelerinin içine girer.

Kanserli hücreleri saptamak için çekilen PET CT/MR’ın teknik çalışma sistemi ile aynı şekilde düşünebilirsiniz. PET Filmi çekmek için şekere flor bağlanır. Bağladığımız flor, kanserin yerini gösteren bir sinyal gibidir. Florlu şekeri damardan verdiğinizde bütün şeker kanser hücreleri tarafından çekilir ve flor bağlı olduğu için filmde parlar. Ve o parlayan hücrelere tümör tanısı konur. Bu nedenle, Vitamin C’nin kanserde çok önemli bir rolü vardır.

Vitamin C’nin Yan Etkisi var mıdır?

Çok yüksek dozlara dahi çıkılsa Vitamin C, suda eriyen bir vitamin olduğu için, fazlası idrarla atılır. Sadece iki kural vardır:
1. Böbrekler sağlıklı çalışıyor olmalı.
2. Kanda oluşan hidrojen peroksiti uzaklaştıran normal hücrelerdeki Glikoz-6-fosfat Dehidrogenaz enzimin normal olmalı

Bu kurallar geçerliyse, Vitamin C’nin yan etkisi neredeyse hiç yoktur denebilir. Doktor tarafından kanser hastasına istenilen dozda uygulama yapılabilir. Sağlıklı insan için yüksek dozlara çıkılmasına gerek yoktur. Kanser hastası’na yüksek doz uygulanmasının amacı, farmakolojik dozun kanda hidrojen peroksit oluşturmasıdır.
Yalnız damardan alımda Vitamin C konsantrasyonu yükselince bazı hastalarda rahatsızlık duyulabiliyor. Bu sebeple önce 15 gr gibi bir test dozu uygulanmalı. Bunu yan etkileri görmek için yapılan bir alerji testi olarak düşünmemek lazım. Sadece başlangıç dozunu ayarlamak için, referans noktası belirleniyor. Daha sonra Vitamin C’nin dozu yavaş yavaş arttırılıyor. Örneğin hedef doz 100gr ise doğrudan 100gr uygulanmıyor. Önce 25gr ile başlanıyor. Daha sonra 50gr, 75gr ve 100 gr’a çıkılıyor. 50 gr’ın üzerindeki hedef dozları kesinlikle ilk uygulamada başlanmıyor.

Vitamin C idrara çıkmayı çoğalttığı için susatan bir etkiye sahip. Bu sebeple, uygulama öncesi hastalara mutlaka su içmeleri öneriliyor. Ayrıca Vitamin C infüzyonu sırasında, hastalara mutlaka oksijen de veriliyor. Böylece içeride oluşan serbest oksijen radikallerini arttırarak, Vitamin C’nin daha etkin olması sağlanıyor.
Yüksek dozda vitamin C ürünleri 2010 dan itibaren Kanada da, Şili de, Yeni Zellanda da onaylıdır. Ayrıca 2017 yılında Amerika’da FDA tarafından 25 gr/50 ml’lik flakonlar onaylanmıştır. FDA raporlarında 187 gr/gün dozuna kadar güvenli olduğu belirtilmiştir.

Vitamin C’nin İlaç Etkileşimleri

Vitamin C, kanser hastalarının tedavisinde kemoterapi ajanlarıyla kullanıldığında daha da başarılı sonuçlar alınıyor. Vitamin C’nin kemoterapinin etkisini arttırıyor. Kullanılamadığı bazı kemoterapi ilaçları da var. Bunun sebebi yine böbreklerin çalışmasına bağlı olarak açıklanıyor. Vitamin C, birlikte kullanılabildiği kemoterapi ajanlarının yan etkilerini de azaltmaktadır.

Özellikle bazı kanser tiplerinde akıllı ilaçlar kullanılmaktadır. Mesela bağırsak kanserlerinde akıllı ilaçlar yoğunlukla tercih edilmektedir. EGFR yolağına bakarak, KRAS genine bakarak, buna göre etkili ilaçlar seçilmektedir. Bu ilaçlar, Vitamin C ile birlikte uygulanırsa, çok daha iyi sonuçlar alınabilmektedir.

Riordan Klinik, Vitamin C uygulamasını en sık gerçekleştiren, en çok vaka sayısını sahip kliniklerden bir tanesidir. Ama Iowa Üniversitesi’nde Dr Allen’ın yaptığı çalışma, Vitamin C’nin bütün etki mekanizmalarını gösterdiği gibi bütün çalışma prensiplerini da açığa çıkarmıştır. Kanser hastalarında kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte hem akciğer, hem beyin tümörlerinde, damardan yüksek doz Vitamin C uygulamasının güvenli ve etkin olduğunu kanıtlamıştır. Yapılan çalışmaların hem faz1, hem faz 2 sonuçları yayınlandığında, tıp dergilerinde geniş yer almıştır.

Kansas eyaletinde yüksek doz vitamin C tedavisi hem Riordan Klinikte hemde Kansas Üniversitesinde uygulanmaktadır. Kansas üniversitesinde Vitamin C infüzyon Kliniği vardır. Bu hastanenin önemli isimlerinden Dr. Levin, Kansas Üniversitesi’nin İntegratif Tıp Bölümü’nün başkanı ile beraber yaptıkları çalışmalarda Vitamin C’nin kemoterapinin tedavi etkilerini arttırdığını göstermişlerdir. Bu çalışmaların sonucunda Amerika’da 25 gr’lık Vitamin C preparatlarını, Kasım 2017 de FDA tarafından onaylanarak, ruhsatlı olarak kullanılmaya başlandı.

Sağlıklı İnsan Ve Damardan Vitamin C

Güney Kore’de Samsung Hospital’ın Vitamin C ile ilgili yaptığı çalışmalarda, sağlıklı insanlara belirli periyotlarla uygulama yapıldığında daha az hastalandıkları, daha hızlı iyileştikleri ve iş verimlerinin arttığı ortaya çıkarıldı. Bundan dolayı özellikle Amerika’da, Avrupa’nın bazı ülkelerinde, Güney Kore’de ciddi olmayan viral enfeksiyonlarda enfeksiyonlarda ve belirli periyotlarda damardan Vitamin C uygulaması yapılmaktadır. Kronik yorgunluk durumlarında alınabilecek bir tedavidir. Sağlık konusundaki etkisinin yanı sıra, Vitamin C, ergojeniktir; enerji verir. Ayrıca Endorfin salgılanmasına yardımcı olur. Kişiyi iyi hissettirir.

FENTON REAKSİYONU

Kimya da Fenton reaksiyonları vardır. Fenton reaksiyonu kimyanın hizmet ettiği pek çok alanda; tekstilde, sanayiide gibi birçok alanda kullanılır.
Temel mekanizmayı, ortamdaki hidrojen peroksit, H2O, demir +2, demir +3 dönüşümü esnasında verdiği elektronla hidroxil radikalleri oluşturur. Bunlar da beyazlatmada, temizlikte de kullanılır. Vitamin C ile ilişkisine baktığımızda; askorbik asit, yani Vitamin C doğada 2 elektronu verebilen tek moleküldür. İşte bu elektronu vermesi esnasında Demir +3, Demir +2 ye dönüşür. Ve dönüşen bu Demir +2 tekrar Demir +3’e dönüşürken ortamda askorbik asit tarafından oluşturulan hidrojen peroksit, ortamda hidroksil radikallerin oluşmasını sağlar. Yani Vitamin C, önce hidrojen peroksit, daha sonra da hidroksil radikalleri oluşturur.

Normal dokularımızda da hidrojen peroksit oluşabilir. Ama mevcut enzimlerimizle hızlıca suya ve oksijene dönüştürür. Katalaz adı verilen enzimler, kanserli dokularda olmadığı için, kanserli dokular Vitamin C askorbik asit tarafından oluşturulan hidrojen peroksiti uzaklaştıramazlar. Sonuç olarak, siz infüzyon yapıldığında askorbik asit elektronunu vererek hidroksi askorbata dönüşürken demir +3, demir +2 dönüşümü hidroksi radikalleri oluşuyor.

Kanser hücrelerinde fazla olan demir molekülleri daha çok hidrojen peroksit ile etkileşime sebep oluyor. Katalaz enzimi de eksik olduğu için, oluşan hidroksil radikalleri seçici olarak kanser hücrelerine etki yapıyor. İşte buna diğer bir adıyla, indirgenmeden dolayı intravenöz C Redox Kemoterapisi deniyor.

Özetle Fenton Reaksiyonu;
· Askorbik asitin dihidroksi askorbata dönüşümü esnasında ortamda oksijen varlığında hidrojen peroksit oluşuyor.
· Vitamin C şekere çok benzediği için, şeker kanalından giriyor. Aynı dönüşüm kanser hücresinin içinde de oluşuyor.
· ‘Labile iron pool’ denilen artmış demir havuzu ile birlikte, oluşan hidroksil radikaller doğrudan DNA’ya ve mitekontriye hücum ediyorlar ve seçici olarak kanser hücrelerini öldürüyorlar.

Vitamin C tedavisi seçici olarak kanser hücrelerinde serbest oksijen radikalleri oluşturarak kanserli hücrelerin hasar görmesini sağlarlar.

2017’nin Cancer Cell Dergisi’nin Nisan sayısında, Dr. Allen ve arkadaşlarının çalışması bu konuyu detaylı olarak incelemiştir.

İntravenöz (Damardan) Vitamin C Nasıl Uygulanır?

Vitamin C uygularken özellikle, infüzyon setinin ışıktan korumalı olması lazımdır. Bunun için özel renkli bir set kullanılır. Ayrıca Vitamin C açıkta bırakıldığında çok hızlı bozulan bir vitamin olduğu için, serum torbasının da ışıktan korunması gerekir.

Vitamin C’nin etkisi yaklaşık 24 saat sürer. Özellikle antiviral enfeksiyona karşı bağışıklık sistemini güçlendirir. Uygulamanın ertesi gününde daha bir iyilik hali veriyor. Hastalık söz konusu ise iyileşme sürecini hızlandırır.

Onkolojik tedaviler yaparken çok daha yüksek dozlar uygulanmasının asıl amacı, bağışıklık sistemini güçlendirmekten öte, direk olarak tümörü öldürme etkisinden faydalanmaktır.

Vitamin C’nin fazlası vücutta tutulmaz, idrar yoluyla atılır. Saf Vitamin C idrarda koku yapmaz.

“Well Being” adı altında çalışan sağlıklı yaşam merkezlerinde yüksek doz Vitamin C olarak verildiği söylenen uygulamalarda paraben içeren ürünler kullanılabilmektedir. Yüksek dozlarda vitamin C uygulanırken yüksek dozlarda parabenlere de maruz kalabilirsiniz.

Vitamin C’nin kanda kalma süresi 8 saati geçmemektedir. Daha yüksek dozlar verilse bile bu süreç sadece biraz daha uzar. Eğer gerçekten Vitamin C aldıysanız hemen idrara çıkma ihtiyacı hissedersiniz.

Meme Kanserinde Işın Tedavisi : Radyoterapi

Işın tedavisi, radyoterapi, x ışını tedavisi gibi kavramların hepsi aynı anlamı taşıyor. Radyasyon ışınları, çoğalmakta olan hücrelerin DNA yapılarını bozarak ölümüne neden oluyor. Bu tedaviyle amaç, radyasyon ışınlarıyla çoğalan kanser hücrelerini öldürerek kanseri yok etmeye çalışmak. Ancak tedavi sırasında bir grup sağlıklı hücre de zarar görüyor; tedavinin bazı zararlı yan etkileri de buna bağlı olarak ortaya çıkıyor. Radyoterapi de, cerrahi tedavi gibi sadece uygulandığı bölgedeki kanser hücrelerini yok etmek amacıyla yapılıyor.

Radyoterapi, radyasyon onkologları tarafından düzenleniyor ve uygulanıyor.

Tedavi için kullanılan radyasyon ışınları bazı makinelerden veya radyoaktif maddelerden sağlanıyor. Daha önce saptanan miktarda ışın, ufak dozlara bölünerek planlanan bölgeye veriliyor. Böylece tüm dozun birden verilmesiyle ortaya çıkacak olan yan etkiler azaltılmaya çalışılıyor.

RADYOTERAPİ İÇİN KULLANILAN IŞINLAR NASIL ELDE EDİLİYOR?

Radyoterapi için kullanılan ışınlar iki şekilde elde ediliyor. Bazı radyoterapi cihazlarında radyoaktif bir madde bulunuyor. Kobalt-60 bu radyoaktif maddelerden birisi. Bu maddeden yayılan radyoaktif ışınlar kanserli bölgeye yönlendiriliyor.

Bir diğer yöntemde ise, lineer akseleratör denilen cihazla radyoaktif ışınlar elde ediliyor.

IŞIN TEDAVİSİ HANGİ AMAÇLA YAPILIYOR?

Işın tedavisi iki amaçla yapılıyor. Kanser cerrahi olarak çıkartıldıktan sonra, bölgede kanser hücreleri kalması olasılığı göz önüne alınarak uygulanan tedaviye adjuvant radyoterapi diyoruz. Bu tedavinin her hastaya uygulanması gerekmiyor. Bazı kriterler göz önüne alınarak karar veriliyor. Buna daha sonra değineceğiz.

Işın tedavisi bir de, kanserin cerrahi olarak çıkartılması mümkün olmuyorsa, veya kanser vücudun başka bir organına atlamışsa, tedavi amacı için kullanılabiliyor. Bazen kanser kitlesi çok büyükse, ameliyattan önce bir miktar radyoterapi uygulanarak tümörün küçülmesi sağlanabiliyor. Bu sayede daha küçük bir cerrahi girişimle tümörü çıkartmak mümkün oluyor.

TEDAVİ NE KADAR SÜRÜYOR?

Adjuvant radyoterapi yaklaşık 5 hafta kadar sürüyor. Her gün 2-4 dakika süren tedavi, haftada 5 gün yapılıyor. 2 gün tedaviye ara verilerek vücut dinlendiriliyor, zarar gören sağlıklı hücrelerin kendilerini toparlamasına olanak sağlanıyor.

IŞIN TEDAVİSİ KİMLERE UYGULANIR?

Eğer kozmetik amaçla meme koruyucu ameliyat yapılmışsa, yani memenin tümü alınmamışsa, bu hastalara ameliyat sonrası dönemde (kanserin alındığı memeye) radyoterapi yapılması gerekiyor. Bu hastalarda kanserin tekrar etmesini önlemek için bu tedavi uygulanıyor.

Işın tedavisi, memenin tümünün alındığı (mastektomi) durumlarda bazı hastalar için gerekiyor, bazıları için ise gerekmiyor. Memenin tamamının alınmasına rağmen radyoterapi gerektiren durumlar;

IŞIN TEDAVİSİ NE ZAMAN UYGULANIR?

Ameliyattan sonra yara iyileşmesini takiben 1-2 hafta sonra radyoterapiye başlanabilir. Eğer kemoterapinin önce uygulanması düşünülüyor ise, radyoterapiye daha sonra başlanabilir; ama bu çok gecikmemeli. Işın tedavisinin ameliyat sonrası ilk 16 hafta içinde uygulamasının daha etkili olduğu bildiriliyor. Bazen kemoterapi ile ışın tedavisi birlikte uygulanabiliyor. Bu hastayı biraz sarsıyor. Böyle durumlarda ışın tedavisinin kemoterapi bittikten 2 hafta sonra başlaması daha uygun görülüyor.

Kanser hücrelerinin vücuda dağılması olasılığının daha fazla olduğu durumlarda önce kemoterapi uygulanıyor. Birlikte veya daha sonra radyoterapi uygulanıyor. Ama ameliyat edilen bölgede kanserli hücre kalma olasılığı daha fazlaysa, önce radyoterapi sonra veya birlikte kemoterapi uygulanıyor. Bu duruma, hekiminiz kanserin özelliklerine göre karar veriyor.

Bazen tümör tedavi edilemeyecek kadar ilerlemişse, radyoterapi yapılarak küçültülüyor. Bu sayede baskı ve ağrı gibi bulgular azalıyor, hastaya daha iyi bir yaşam kalitesi sağlanıyor. Buna palyatif radyoterapi diyoruz.

RADYOTERAPİYİ KİM UYGULAR?

Radyoterapinin uygulanmasından sorumlu olan hekimlere “radyasyon onkoloğu“ diyoruz. Hangi tip radyoterapi uygulanacak, ne kadar süreyle uygulanacak gibi sorulara radyasyon onkoloğunuz karar veriyor. Hekiminizin çizdiği tedavi programını radyasyon terapistiniz uyguluyor.

RADYOTERAPİ BİRDEN FAZLA UYGULANABİLİR Mİ?

Radyoterapi uygulanan bölgeye daha ileride ikinci bir radyoterapi uygulanamıyor. Ama vücudun farklı bir bölgesine kanser atlamışsa o bölgeye tekrar radyoterapi uygulanabiliyor. Bu nedenle daha önce başka bir hastalık nedeniyle göğüs bölgesine radyoterapi yapılmışsa, meme kanseri nedeniyle bu bölgeye radyoterapi uygulanamıyor.

RADYOTERAPİNİN ZARARLI YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

Günümüzde gelişmiş yöntemler kullanılarak radyoterapinin yan etkileri en aza indirilmeye çalışılıyor. Buna rağmen tedavi sırasında sağlıklı doku ve hücrelerin zarar görmesiyle bazı istenmeyen yan etkiler olabiliyor.

Meme kanseri nedeniyle göğüs bölgesine radyoterapi uygulandığında, bazen kalp zarar görebilir. Yine bu bölgede yer alan akciğerler zarar görebiliyor. Radyasyon pnömonisi dediğimiz bu tabloda, öksürük, ateş ve solunum güçlüğü ortaya çıkıyor.

Koltuk altı bölgesine uygulandığı zaman kolda lenfödem dediğimiz kol şişmesi riski artıyor. Bu durum, erken dönemde fark edilip gerekli önlemler alınmazsa, önemli fiziksel sorunlara yol açabiliyor.

Yine zaman zaman bölgedeki sinirler hasara uğrayarak nadiren de olsa kolda felce kadar giden ciddi sorunlara yol açabiliyor. Fakat yeni teknolojiyle üretilmiş cihazlar ve deneyimli ekiplerce uygulandığı zaman bu riskler en aza iniyor.

Radyoterapi sırasında ışınların uygulandığı deride de bazı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu sorun, hafif bir kızarıklıktan derin yara oluşumuna kadar değişebiliyor. Yan etkileri en aza indirebilmek için bazı önemli noktalara dikkat etmek gerekiyor.

İLAÇ KULLANILMASI

Tedaviye başlamadan önce kullandığınız tüm ilaçları hekiminize bildirin. Tedavi sırasında bir ilaç kullanacaksanız, mutlaka hekiminize danışarak alın.

HALSİZLİK VE YORGUNLUK

Radyoterapi sırasında ve sonrasında ortaya çıkan en önemli sorunlardan birisi halsizlik ve yorgunluktur. Tedavi bitiminden itibaren 4-6 hafta kadar devam edebilir. Vücudunuz, tedaviniz sırasında fazladan enerji sarf eder. Gününüzü sık uyku ve dinlenme aralıklarıyla programlayın. Eğer yapabiliyorsanız, yarım saatlik yürüyüş egzersizleri, sizi psikolojik açıdan daha güçlü kılacak, hayata bağlayacaktır. Unutmayın moral ve psikolojik açıdan güçlü olmanız, tedavinizin en önemli anahtarlarından birisi.

BESLENME

İyi bir beslenme rejimi, kaybettiğiniz enerjiyi toplamanıza yardım edecek. Dengeli beslenerek kilo kaybını önlemeniz gerekiyor. Eğer iştahınız azalmışsa, kısa aralıklarla sık sık yiyin. Hekiminize danışarak, gerekiyorsa ek vitamin de kullanabilirsiniz. Tedaviniz sırasında E vitamini almanız önerilmiyor.

GİYİNME

Özellikle tedavi gören bölgeyi sıkı ve sert kumaştan yapılmış giyeceklerden uzak tutun. Yumuşak pamuklu giyecekleri tercih edin.

DERİ BAKIMI

OMUZ TUTULMASI

Eğer omuz bölgesinde sertleşme ve hareket kısıtlılığı varsa, hekiminize danışarak omuz egzersizlerine başlayın. Buna ne kadar erken başlarsanız tedavisi o kadar kolay olur.

SÜTYEN GİYMELİ MİYİM?

Eğer rahat ediyorsanız bir süre sütyen kullanmamanız öneriliyor. Fakat bu sizi rahatsız ediyorsa, pamuklu yumuşak kumaştan yapılmış, geniş askılı sütyenleri tercih edin (bunlar daha çok spor mağazalarında satılıyor). Işın gören bölgedeki hassas derinin sürtünmeden korunmasını sağlayın. Altı telli veya balenli sütyenleri kesinlikle kullanmayın.

RADYOTERAPİ SIRASINDA DERİ BAKIMI

Radyoterapi sırasında deride sulanma şeklinde yüzeysel veya derin yaralar açılabilir. Bu yaralar için, çinko oksit içeren kremler kullanabilirsiniz.

Ender görülen meme kanserleri nelerdir?

İnflamatuvar Meme Kanseri

Tüm meme kanserlerinin %1.5-3’ünü oluşturur.

Meme dokusu yaygın biçimde kızarık ve hassastır, meme cildinde çekintiler görülebilir.

Bu görüntüsü nedeniyle meme enfeksiyonu (mastit) ile karıştırılabilir ve antibiyotik ile tedavi edilmeye çalışılır.

Memede kitle ele gelebileceği gibi her hangi bir kitle oluşturmaksızın yaygın olarak da bulunabilir.

Klinik gidişi oldukça hızlı ve kötü olan bir meme kanseri tipidir.

Hastaların yaklaşık 2/3’ünde tanı anında koltuk altı lenf bezlerine tümör yayılımı söz konusudur.

TNM evreleme sistemine göre IIIB gibi kabul edilir.

Tedavisi öncelikle sistemik kemoterapi ve uygunsa hormonoterapi yapılmasıdır. Bu tedavilere yanıt alınabilirse cerrahi tedavi (mastektomi) denenebilir.

Memenin Paget Hastalığı

Meme başında görülen oldukça nadir bir meme kanseri tipidir.
Süt kanallarından başlar ve meme başına ve çevresindeki daha koyu renkli kısıma (areola) yayılır.
Meme başında hassasiyet, kaşınma, yanma ve aralıklı kanlı meme başı akıntısı gibi şikayetler görülebilir.
Deride kabuklanma ve akıntı olabilir. Bu görüntüsü nedeniyle egzema ile karıştırılabilir.
Ayırıcı tanı için biyopsi yapmak gerekir.
Hastaların şikayetleri nedeniyle sıklıkla erken dönemde tanı konduğu için tedavi başarısı da yüksektir.

Erkekte Meme Kanseri

Tüm meme kanserlerinin %1’inden daha azını oluşturur.
Kuzey Amerikalı ve İngiliz erkeklerde, yahudilerde ve zencilerde görülme sıklığı yüksektir.
Sıklıkla yaşlı erkeklerde görülür; 60-69 yaşları arasında en sıktır. Hastaların yaklaşık olarak beşte birinde kanser saptanmadan önce jinekomasti (erkek memesinin kadın memesine benzer şekilde büyümesi) vardır. Ayrıca bazı kromozomal anomalilerde, östrojen tedavisi veya endojen yüksek östrojen düzeyleri olanlarda, radyoterapi ve travma sonucu geliştiği de iddia edilmiştir.
Hastalığın tablosu kadınlardaki ile aynıdır.
Memede kitle, meme başı çekintisi ve akıntısı, kitlenin cildi tutması, yara ve ağrı şikayetleri olabilir.
Tümörün aynı evrede olduğu kadınlarla eş benzer sağkalım sürelerine sahiplerdir ancak tanı konduğu anda olguların büyük çoğunluğu ileri evre (evre III ve IV) oldukları için hayatta kalım oranları daha kötüdür.
Klasik tedavi yöntemi modifiye radikal mastektomi (memenin tümünün alınması ve koltuk altı lenf bezlerinin meme ile ilgili olanlarının çıkartılması). Günümüzde koltuk altı lenf bezlerinde klinik olarak tutulma yoksa sentinel lenf bezi örneklemesi uygulanmaktadır. Gerekirse ameliyat sonrası radyoterapi yapılır, kemoterapi ve hormonoterapi gibi ek tedaviler uygulanır.

Gebelik ve Meme Kanseri

Son yıllarda yapılan çalışmalarda her onbin hamilelikte 3 meme kanseri görüldüğü bildirilmiştir. Hamilelik döneminde meme kanseri saptanan olguların ortalama yaşı ise 34’tür.

İlk gebelik muayenesi sırasında ve daha sonra her 3 ayda en az bir kez olmak üzere dikkatli bir meme muayenesi yapılmalıdır.

Gebelik ve emzirme döneminde saptanan her meme kitlesi çok dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir.

Gebelik sırasında artan bazı hormon düzeylerinin kanser gelişiminde rol oynadığı düşünülmüştür.

Gebelikte görülen meme kanserlerinin sağkalım oranları, aynı evrede olan gebelik dışı kanserlere benzer. Ancak genellikle gebelik sırasında saptanan kanserler daha ileri evrede olmaktadır.

Tanı esnasında daha geç evrede olmasının gebelikteki hormonal uyarılara mı yoksa memedeki fizyolojik değişiklikler nedeniyle tanıdaki gecikmeye mi bağlı olduğu gösterilememiştir.

Tedavi ilkeleri genel olarak gebe olmayan kadınlardaki ile aynıdır.

Onkolojik prensiplerden taviz verilmeksizin gebeliğin seyri hakkında karar vermek gerekir. Cerrahi tedavi gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanabilir ancak yandaş tedavilerin yapılma zorunluluğuna göre gebeliğin seyrine karar verilir.

Son 3 ayda olan ve radyoterapinin doğum sonrasına kadar ertelenebileceği (4-6 hafta) hastalar dışında meme koruyucu cerrahi yapılmamalıdır.

Kemoterapi yapılması gerekiyorsa anne karnındaki bebeğe etkisini ve düşük riskini azaltmak amacıyla 2. trimestre (3.-6. aylar) kadar ertelenmelidir. Genel olarak gebeliğin ilk üç ayında kemoterapi uygulanmaz, daha sonra uygulanırsa bebeğe etkisi azdır.

Hasta meme kanseri nedeniyle kemoterapi ve radyoterapi görürken gebe kalırsa gebelik sonlandırılmalıdır.

Meme kanseri nedeniyle tedavi görmüş kadınların, daha sonra gebe kalmaları durumunda hastalıklarının kötü seyredeceği yönünde kesin kanıtlar yoktur. Ancak genç yaşta meme kanserine yakalanmış hastaların teorik olarak böyle bir riskin bulunduğu konusunda uyarılması gerekir.

Meme kanseri tedavi edilebilir mi?

Kadınlar arasında en sık rastlanan kanser türü, meme kanseridir. Kadınlarda görülen tüm kanserlerin yüzde 16’sını oluşturan meme kanseri, önceleri gelişmiş ülkelerin hastalığı olarak kabul edilirken günümüzde gelişmekte olan ülkelerde de görülme sıklığını artırıyor. Tüm dünyada yılda 1 milyon kişi meme kanserine yakalanıyor ve bunun 580 bini gelişmiş ülkelerde görülüyor.

Meme kanseri ne kadar erken evrede yakalanırsa tedavi şansı o kadar yüksektir. Kabul gören tedavi, kanserli dokunun cerrahi yoldan çıkarılmasıdır. Kanserin evresine ve operasyonun şekline göre cerrahi tedaviye radyoterapi ( şua, ışın ) ve kemoterapi (ilaç) eklenebilir.

Erken teşhis ile tedavin gücü belirgin yükselmektedir.

Meme kanserinden korunmanın 10 yolu

Meme kanseri kadınların korkulu rüyası olmayı sürdürmesine rağmen tedavide özellikle son 10 yılda kat edilen mesafeler, başarılar ve alınan müthiş sonuçlar, hem biz doktorların hem de siz hastaların yüzünü güldürüyor ve güldürmeye devam edecek. Ama yine de amaç önce “korunma” sonra da “erken tanı” olmalı. Bu kesin!

Konu korunma olunca Prevention dergisinde yayınlanan bir yazıyı size aktarmam lazım. Bence bu yazı mutlaka kesip saklanmalı ve iki-üç ayda bir “hatırlamak için” tekrar tekrar okunmalı. İşte o yazı…

1- MEMENİZİ TANIYIN

Bazı kadınların meme dokusu daha yoğundur. Bazılarının ise büyük memeleri olmasına rağmen içerdiği yağ doku çok ama meme dokusu pek azdır.
Yapılan incelemeler gösteriyor ki, meme dokusu yoğun ve fazla olan kadınların kanser riski diğerlerine göre 6 kat fazladır. Yoğun meme dokunuzu değiştiremezsiniz ama standart mamografi ile yetinmeyip daha ileri tetkikler yaptırmak elinizde.

2- HAREKET EDİN

Egzersiz yapmak her şeyden önce kilonuzu korumanıza destek olur, yağlanmanızı engeller. Yağ doku çoksa kanser riski de çoktur. Çünkü meme kanserinin tetikçisi olan östrojen menopozdan önce yumurtalıklarda üretilir, menopozdan sonraysa yağ dokudan salınır. Haftada üç gün 1-2,5 saat arasında tempolu yürüyüş yapan bir kadının meme kanseri riski yüzde 18 azalır.

3- AİLENİZİ ARAŞTIRIN

Meme kanserlerinin yüzde 5-10’u kalıtımsaldır. Üstelik de yalnızca anne tarafı değil, baba tarafı da aynı oranda risk içerir. BRCA1 ve 2 gibi genlerin varlığı, meme kanseri riski açısından çok önemlidir. Aile öykünüzü bilirseniz bu tür ileri tetkikleri isteyebilecek bilgiye ulaşırsınız. BRCA gen mutasyonu olan kadınlarda kanser olasılığı diğerlerinden 5 kat fazladır.

4- KONTROLÜ BIRAKMAYIN

Şaşırtıcı ama mamografi kanser riskini artırır. Çünkü mamografide kullanılan iyonize radyasyon, hücrelerde DNA mutasyonlarına yol açar. Elbette söylediğimiz şey mamografi çektirmeyin demek değildir. Ancak gereklilik konusu hep gündemde tutulmalıdır.
Göğüs bölgesinin ışınlanmasını gerektiren kanser türlerine yakalanan kadınların da meme kanseri riski artar.
Daha yüksek doz, daha erken yaşta tedavi, daha yüksek risk anlamına gelir.

5- HORMON İLAÇLARINA DİKKAT EDİN

Kadın Sağlığı İnisiyatifi’ne göre uzun süre östrojen-projesteron içeren ilaçları kullanmak, meme kanseri riskini yüzde 24 artırıyor.
Riskiniz olmasa da jinekoloğunuzla birlikte menopozun konfor bozan sıcak basmaları, uykusuzluk, baş ağrısı gibi etkileri için hormon tedavisini planlarken, en düşük doz ve en kısa süreyi hedefleyin.

6- BEBEĞİNİZİ EMZİRİN

Amerikan Klinik Beslenme Dergisi, bebeğini ilk 6 ay düzenli emziren kadınların emzirmeyenlerden yüzde 10 daha düşük meme kanseri riski olduğunu bildiren bir çalışma yayımladı.
Emzirdiği sürece yumurtalıkları östrojen üretimini asgaride tutan anneler, adet de görmediğinden vücutlarının östrojene maruz kaldığı süre daha kısa oluyor.

7- DENGELİ BESLENİN

Harvard’lı araştırmacıların son yayınlarından birinde, karotenoid içeren gıdaları çok tüketen kadınların diğerlerinden yüzde 19 daha düşük meme kanseri riski taşıdığı belirtiliyor.
Havuç, yeşil yapraklı besinler, kırmızı biber gibi gıdalarda bolca bulunan karotenoid gibi, karnabahar, brokoli ve lahanada depolanan sülforafan, domatesin aklımıza ilk getirdiği madde olan likopen de önemli kansersavar antioksidanlardır.
Özellikle daha saldırgan ve ciddi seyirli olan östrojen reseptörü negatif meme kanserlerinde, bu antioksidanlar vücudu savunur. Alkol ise kullananın meme kanseri riskini kullanmayana göre 1,5 kat artırıyor.

8- ERKEN TANIYI ÖNEMSEYİN

Amerikan Kanser Cemiyeti’ne göre erken teşhis edilip tedavisi planlanan meme kanserlerinin 5 yıllık sürvi oranları yüzde 99 daha yüksektir.
Meme kanseri taramalarının ilk basamağı olan klinik muayene ve görüntülemelerin de başlangıcı olan ultrason ve mamografi sıklığı için farklı görüşler var.
Koruyucu tıp uzmanları eğer ailenizde meme kanseri yoksa, 50 yaşından itibaren her yıl ya da iki yılda bir klinik muayene ve mamografi öneriyor. Amerikan Kanser Cemiyeti de dahil olmak üzere başka bazı kuruluşlar ise 40 yaşından itibaren mamografiye gerek olduğu görüşündeler.

9- ÖNGÖRÜN

Hem aile öykünüzde kanser olguları hem de BRCA geniniz varsa, Angelina Jolie gibi hemen radikal bir kararla mastektomi yaptırmak tek seçeneğiniz değildir.
Jinekoloğunuzla sonucu paylaşıp düzenli kontrollerinizi planlayabilirsiniz. Diğer risk gruplarından daha sık ve daha ayrıntılı incelemelerle takip edilebilirsiniz.
Bazı görüşler tomoksifen gibi ilaçları bir tür koruyucu tedavi olarak hemen başlatmayı öneriyor. Son söz doktorunuzun önerileriyle sizin…

10- MÜCADELE PLANI YAPIN

Yukarıdaki önlemler aslında her kadının yaşam tarzı olmalı.

Kontrollerin sıklığı ve içeriği ise doktorunuzun önerileriyle sizin alacağınız karardır.

Eğer tamoksifen gibi bir ilaç önerildiyse kullanma süresini de doktorunuzla tartışmalısınız.

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği, son yayınlarında tamoksifeni 5 yıl yerine 10 yıl kullananlarda tekrarlama riskinin daha az olduğunu bildirdi.

Sonuç olarak, sağlık kontrollerinizi yalnızca meme kanseri ile sınırlamamalısınız.

Diğer sistemlerinizin de gerekli aralıklarla kontrollerini yaptırmalı ve sonuçları uzmanlarla paylaşıp önerileri uygulamalısınız.

Meme kanseri nasıl tedavi edilir?

Meme kanseri tedavisi hastalığın evresine, hastanın özelliklerine ve genel sağlığına bağlı olarak tedavi seçenekleri bir veya birden fazlasını içerebilir.

Meme Kanseri Tedavi yöntemleri :

  1. Cerrahi Tedavi
  2. Radyoterapi (Işın tedavisi)
  3. Kemoterapi (İlaç tedavisi)
  4. Hormonoterapi (Hormon tedavisi)

Cerrahi Tedavi

Genellikle kanserle savaşın ilk aşamasıdır. Çoğu hastanın tedavisi kanserli dokunun cerrahi olarak çıkarılması ile başlar. Sentinel lenf (bekçi lenf nodu) biyopsisi yapılarak beraberinde gerekiyorsa koltukaltı lenf bezleri de temizlenir.
Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Son dönemdeki medikal gelişmeler ışığında sadece kanserli bölgenin çıkarılması ve memenin korunması , koltukaltı lenf bezlerinden ise örnekleme yapılması sayesinde hastalarda benzer başarılı sonuçlar alınabilmekte ve aynı gün evlerine gidebilmektedirler. Memenin tümünün alınması gerektiği durumlarda ise plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması mümkündür.

Radyoterapi (Işın Tedavisi)

Işın tedavisi, X-ışınlarının (röntgen ışınları), meme bölgesine ve koltuk altına uygulanmasıyla, cerrahi girişimden sonra kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin yok edilmesini sağlamak amacı ile yapılır.
En sık kullanılan yöntem harici ışınlama (external beam radiation) yöntemidir. Operasyondan sonra 4-6 hafta süreyle uygulanır. Özel bir lineer akseleratör kullanılmak suretiyle, harici olarak, tüm meme ve bazen de koltukaltı hedeflenerek ışınlanır. Işın genellikle 4-6 hafta boyunca, haftada 5 gün olarak verilir.
Radyoterapinin yan etkileri; Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar. Memede şişme ve ağırlık hissi ortaya çıkabilir. Tedavi edilen bölgedeki deri, güneş yanığı rengini alabilir. Bu yan etkiler yaklaşık bir yılda kendiliğinden kaybolur. Merkezimizde kullanılan Novalis destekli TrueBeam STx isimli lineer akseleratör ile sağlıklı dokuya minimum oranda zarar verilerek bu yan etkiler en aza indirilir.

Kemoterapi (İlaç Tedavisi)

Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi, kürler halinde verilir. 4-6 kür planlanır. Her kür arası yaklaşık 3 haftadır. Bu da toplam 3 ile 5 aylık toplam kemoterapi süresi demektir.
Bazı olgularda yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir.
Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir. Bu tedaviye adjuvan kemoterapi denir.
Neoadjuvan kemoterapi ise Evre 3 kanseri olan hastalarda mevcut tümörün boyutlarını küçültmek ve cerrahiye uygun hale getirmek amacıyla yapılır. Neoadjuvan kemoterapinin bir faydası da yapılan kemoterapinin tümör üzerine etkinliğinin izlenmesidir.

Hormono Terapi (Hormon Tedavisi)

Bazı meme kanseri hücreleri, içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları) aracılığı ile östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen hormonu bu kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir. Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesinin önlenmesidir.

Meme kanserinin sıklığı artıyor mu?

Meme kanseri, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlarda görülen her dört kanserden birini oluşturuyor. Hormon kullanımının azaltılması, egzersizin artırılması ve obezitenin gerilemesi gibi önlemlerle gelişmiş ülkelerde meme kanseri sıklığının azaldığı görülürken Türkiye’de meme kanseri görülme sıklığı, son 20 yılda 2 kattan daha fazla arttı. Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanseri her 8 kadından birinin kapısını çalıyor. 40 yaşın üzerinde kadınlarda görülme sıklığı artarken, 50-59 yaş grubunda en yüksek seviyeye ulaşıyor. Ülkemizde obezitenin artması, egzersizin ve doğurganlığın azalması, süt verme süresinin kısalması, adet görme yaşının düşmesi ve menopoza girme yaşının uzaması, Türkiye’deki vakaların artmasının başlıca sebepleri olarak öne çıkıyor ve her yıl 25 bin yeni meme kanseri tanısı konuyor. Bu nedenle erken teşhis için meme taraması çok büyük önem kazanıyor.

Meme kanserinin bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında, yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde yedi-sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı azalmaktadır.

Kanserde ölüm oranları azalıyor! Türkiye'de durum nasıl?

Meme kanseri görülme oranı artmasına rağmen meme kanserinden ölümlerde azalma mevcuttur. Bu azalmada en önemli faktör erken tanı olanaklarındaki ilerlemedir.

Özellikle geç anne olan ya da bebeğini emzirmeyi kısa sürede bırakan kadınlarda daha sık görülen meme kanserinin önüne geçebilmenin tek yolu ise düzenli kontrollerden geçiyor.

Meme kanseri taramalarında hastanın kendi kendini muayenesi, doktor tarafından muayene ve mamografi kullanılmaktadır. Bu taramalar sonucunda pek çok uluslararası çalışma, meme kanserinden kaynaklanan ölümlerdeki azalmanın 2/3 ü erken tanıya bağlanırken 1/3 lük bölümü tedavi olanaklarındaki iyileşmelere bağlanmaktadır.

Güneş meme kanserini yüzde 17 azaltıyor

Danimarka’da yaklaşık 40 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre, güneş ışığını düzenli olarak alan kadınların almayanlara göre yüzde 17 daha az meme kanserine yakalandığı açıklandı. D vitaminin meme kanserine etkisine dikkat çeken bilim insanları, kapalı ortamda çalışmanın meme kanserini tetiklediğinin altını çizdi.

İngiliz Tıp Birliği’ne bağlı haftalık hakemli tıp dergisi British Medical Journal’da yayınlanan araştırma, Danimarka Kanser Merkezi’nden alınan 70 yaş altında 38 bin 375 meme kanseri teşhisi konmuş kadından alınan verilerle gerçekleştirildi.

D VİTAMİNİNİN ÖNEMİ

üneş ışığı alarak çalışan kadınların, güneş ışını almayanlara oranla yüzde 17 daha az kansere yakalandığı belirtilen araştırmada bilim insanları, D vitamininin önemine dikkat çekerken güneşten gelen UVB ışınlarının olumsuz etkisinin görülmediği belirtildi.
D vitamininin çoğunlukla sabah 10 ile öğleden sonra 3 arasındaki güneş ışınlarında olduğunu belirten bilim insanları, güneş ışığına maruz kalma ve meme kanseri prevalansı arasında bir ilişki olup olmadığını görmek için her bir birey için detaylı bir araştırma gerçekleştirdi.

‘50 YAŞINDAN SONRA KANSER RİSKİNİ AZALTABİLİR’

Danimarka Kanser Derneği’nden çalışmayı gerçekleştiren araştırmacılardan Julie Elbaek Pedersen araştırmayla ilgili, “Ana hipotez, güneş ışınlarını yararlı vakitlerde almanın 50 yaşından sonra meme kanseri riskini azaltabildiğidir. Dışarda çalışan ya da 10 ila 15 saatleri arasında güneş ışığı alan kadınların, kapalı ofislerde çalışanlara göre vücutlarında daha çok D vitamini olduğunu tespit ettik. Bu da kanser ile birebir ilişkili bir durumdur” dedi.

KAPALI ÇALIŞMA ORTAMI TETİKLİYOR

Yapılan araştırmalarda İngiltere’de, her beş İngiliz’den birinin (13 milyon kişi) D vitamini eksikliği olduğunu tahmin edilirken ofis ortamında ve bilgisayar merkezli çalışmaların artması nedeniyle bu oranın daha da artmasının beklendiği belirtiliyor.

Yaşam Kalitesi ve Duygu Durum

Meme kanseri tedavisi gören kadınlar, tedavi bittikten sonra yaşam kalitelerinin normale dönüp dönemeyeceğini bilmek isterler. Birçok çalışma bunun normale döneceğini doğrulamıştır. Ancak, kemoterapi alan kadınların bir kısmında bazı işlevlerde biraz azalma görülebilir.
Yapılan çalışmalarda genç kadınların meme kanseri ve tedavisine bağlı stresten daha çok etkilendikleri görülmüştür. Bazıları kendilerini izole edilmiş hissedebilir. Ayrıca kemoterapi, tedavi edilmesi gereken bir durum olan erken menopoza yol açabilir. Cinsel sorunlar da yaşanabilir. Bu kadınlar, genç meme kanseri hastalarına yönelik danışma ve destek gruplarından yararlanabilirler.

Meme Kanserinin Duygusal Tarafları

Tedavi sırasında çok sayıda tetkik yaptırmaktan, başka şeylere odaklanamayabilirsiniz. Tedaviniz bittiğinde ise kendinizi duygulardan bunalmış halde bulabilirsiniz. Birçok kadında bu durum görülür ve destek almak için ideal bir zamandır. Gücünüze ve rahatınıza kavuşmak için insanlara ihtiyacınız olacaktır. Çeşitli şekillerde destek alabilirsiniz; aile, arkadaşlar, kanser destek grupları, dinsel veya manevi gruplar, çevrimiçi destek grupları ve bireysel danışmanlar gibi. Kanser seyri sizi yalnız hissettirebilir ama bununla tek başınıza başa çıkmak zorunda değilsiniz.

Kanserle savaşta yeni yöntem: Akıllı ilaçlar

Kanserli hücrelerdeki bozukların tanımlanması sonrasında bozulmuş yapılara yönelik veya onların etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik seçici olarak kanser hücrelerini hedefleyen tedavilerdir.

İlacın akıllı ilaç, hedefe yönelik ilaç kategorisinde değerlendirilebilmesi için kanser biyolojisinin ortaya konmuş olması gerekmektedir. Akıllı ilaçlarla hedefe yönelik tedaviler başlangıçta az sayıda kanser ilişkili molekülü değerlendirerek yapılmaktaydı. Ancak günümüzde kanser hücrelerinin farklı mutasyonları ve bozulmuş yolakları olabileceği ortaya konmuştur.
Bu nedenle kanserde akıllı ilaç veya hedefe yönelik tedaviler veya immünoterapi planlanması durumunda mutlaka kanser biyolojisinin ortaya konması ve bu değişen biyolojinin çözümlenmesi sonucunda tedavi planlanmalıdır.

Kişiye özel kanser tedavi merkezinde yüksek oranda akıllı ilaçlar tedaviler planlanmaktadır. Bazen tek bir ilaç kullanılırken daha sıklıkla bir kaç ilaç kombinasyon halinde kullanılmaktadır. Kombinasyon tedavileri ile daha başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Aynı şekilde immünoterapi, akıllı ilaç kombinasyonları ve bunlara İntegratif tedavilerinde eklenmesi gerekebilmektedir.

Kapsamlı genomik haritalama akıllı ilaç kullanacak her hastada neredeyse olmazsa olmaz noktadadır. Bazen hangi tedaviyi yapacağınızı bilmek yanında hangi tedaviyi yapmayacağınızı da bilmek çok önemlidir. Yaptığınız tedavinin direnç yollarını görmek ve ona göre önlem almak gerekmektedir.

Akıllı ilaç olarak tanımlanan moleküllerin genellikle tek bir hedefleri yoktur. Birden fazla molekülle etkileşebilmektedirler. Ancak belirli moleküllere bağlanan ilaçlarda mevcuttur. Hastanın değişen biyolojisinin bilinmesi özellikle çoklu moleküle bağlanan akıllı ilaçların kullanımında önemlidir.

İlaç firmaları tarafından yaklaşık 10 yıldır sadece hedefe yönelik akıllı moleküller ve immünoterapi ilaçları geliştirilmektedir. Bu nedenle her yıl bir çok yeni akıllı molekül insanlığın kullanımına sunulmaktadır. Artan molekül sayısı ve hedef nedeniyle kanser biyolojisinin ortaya konularak tedavinin kişiselleştirilmesi daha da önem arzetmektedir.

Yakın zamanda Sotorasib, belzutifan gibi ilaçlar daha spesifik hedeflere yönelik olarak insanlığın kullanımına sunulmuştur.

Sotorasib KRAS G12C mutasyonlarında etkilidir. Aşağıdaki şekilde de olduğu üzere Sotorasib KRAS G12C mutasyonunun neden olduğu protein bölgesine bağlanarak sürekli aktif olan bu mutasyonu etkisiz hale getirebilmektedir.

Belzutifan ise VHL geninin fonksiyon kaybına neden olan mutasyonlarda.
Belzutifan ise VHL fonksiyon kaybı sonrası artan HIF-2alfa molekülünü hedeflemektedir. Görüldüğü üzere iki ilaç arasında hedef açısından farklılıklar vardır. Bazen bozulan proteinin neden olduğu değişiklikler hedeflenirken bazen direkt bozulan proteinler hedeflenebilmektedir.

En önemli kanser yolaklarından bir tanesi MAPK yolağıdır. Bir çok kanserde bu yolakta bozukluk bildirilmiştir. Bu yolaktaki bozukluklar kanserin hızla yayılmasına büyümesine neden olmaktadırlar.

Sarı kutucukların içinde MAPK yolarının o seviyesine etkili olan geliştirilmiş ve geliştirmekte olan ilaçların listesini görmektesiniz. Bu yolakta çok sayıda mutasyon olabilmektedir. Mutasyonun ne olduğu hangi yolaklarla ilişkili olduğu da önem taşımaktadır. Görüldüğü üzere tek bir ilaç yoktur ve kanser biyolojisi analiz edilmeden karar verilmesi uygun olmayacaktır.

Yukarıdaki şekli hücrenin içindeki mekanizmaları ve yolakları ve bunların birbirleri ile olan ilişkilerini görebilmeniz için koydum. Neden kapsamlı genomik haritalama yapılmalıdır neden değişen kanser biyolojisi çözümlenmelidir daha net anlaşılmaktadır.

Tek bir molekülle kanseri tedavi etmek çoğunlukla pek mümkün değildir. Kombinasyon tedavileri oluşturulmalıdır.

Akıllı ilaç öncelikle akıllı bir dizaynla olabilmektedir, akıllı bir dizayn için değişen kanser biyolojisinin analiz edilmesi gerekmektedir.

Daha başarılı tedaviler daha iyi bilgi ve analizle mümkün olabilmektedir.

Akıllı molekülleri akıllıca kullanırsanız etkilerini görebilirsiniz.

Sonuç;

Kişiye özel kanser tedavisidir.

Meme kanseri tedavisinde “akıllı ilaçlar”

Meme kanseri, son yıllarda geliştirilen modern tedavi yöntemleri sayesinde erken evre yakalandığında başarıyla tedavi edilebiliyor. Sağlıklı hücrelere zarar vermeyen ve kanserli hücreleri hedefleme özelliğine sahip “akıllı ilaçlar” tedavi başarısını artırarak, hastaların daha az yan etki ile tedavi süreçlerini konforlu bir şekilde geçirmesini sağlıyor.

Kişiye özel tedavi seçenekleri uygulanıyor

15 yıl öncesine kadar meme kanserli hastalar için klasik kemoterapi ilaçları ve hormon tedavileri dışında seçenek seçenek bulunmamasına rağmen günümüzde artık daha yeni ve etkin kemoterapi ilaçları, damardan ve ağızdan hap şeklinde alınabilen hedefe yönelik akıllı ilaçlar gibi birçok tedavi seçeneği ile meme kanserinde başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Cerrahi öncesi ve sonrasında ya da hastalığın ileri evre dönemlerinde uygulanabilen akıllı ilaçlar hastalar için umut oluyor. Meme kanserinin tüm türlerde olduğu gibi tek bir hastalıktan oluşmadığı gerçeği göz önüne alınarak hastaya özel olarak belirlenen ve uygulanan tedavi seçenekleri, tedavi başarısı artırmakta ve hastanın yaşam konforunu olumsuz etkileyen yan etkileri minimum düzeye indirmektedir.

Sadece tümör hedefleniyor

Kanser tedavisinde uygulanan klasik kemoterapiler, sağlıklı hücre ile kanser hücresini birbirinden ayırma özelliğine sahip olmadığı için özellikle hızlı çoğalan hücrelere de zarar verebilmektedir. Kan hücreleri, ağız içerisindeki mukoza hücreleri, mide-bağırsak mukoza hücreleri ve saç hücreleri gibi hızlı bölünen bu sağlıklı hücreler, tedaviden en çok etkilenen yapılardır. Bu yan etkiler bazen çok ciddi düzeyde olabilir, hastanın yaşam kalitesini düşürebilir ve tedavi uyumunu bozabilir. Günümüzde hedefe yönelik, yani doğrudan kanserli hücreyi bulup etki eden akıllı moleküller sayesinde artık kemoterapinin yarattığı yan etkiler çok azalmakta hatta ortadan kalkmaktadır. Bu sayede hastanın sağlıklı hücrelerine zarar vermeden yalnızca kanserli hücrenin yok edilmesi mümkündür.

Meme kanserinde akıllı ilaç dönemi

Hemen hemen tüm kanser türlerine yönelik akıllı ilaçlar geliştirildiği gibi, meme kanserinde de birçok akıllı ilaç tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Meme kanseri için kullanıma giren ilk akıllı molekül hücre yüzeyinde bulunan, HER2 adı verilen büyüme sinyallerini algılayan reseptöre karşı geliştirilmiştir. HER2 hastaların yaklaşık %25’inde pozitif saptandığından bu ilaç yalnızca bu grup hastalarda kullanılır. Son yıllarda aynı reseptör üzerinden etki eden birçok farklı akıllı moleküller de geliştirilmiş ve ülkemizde kullanılmaya başlanmıştır.

Akıllı ilaçlar hormon tedavisi ile de kullanılabiliyor

Östrojen ve progesteron hormon reseptörleri pozitif olan meme kanseri hastalarına yönelik geliştirilen akıllı ilaçlar da kullanılmaktadır. Uzun süredir kullanılan hormonal tedavilere akıllı ilaçların eklenmesi sayesinde tedavi etkinliğinin büyük oranda arttığı gözlemlenmiştir. Bu akıllı ilaçlardan bazıları da ülkemizde kullanılabilmektedir. Ancak hücre büyümesi ve bölünmesinde etkili bir yolak olan, CDK ve PI3K yolaklarını bloke eden, hormonal tedavi ile birlikte kullanıldığında tedaviye önemli ölçüde katkı sağlayan yeni geliştirilmiş ilaçlar henüz ülkemizde uygulanmamaktadır.

BRCA1 ve BRCA2 mutasyonu nedir? Mutasyon taşıyıcıları için risk yönetimi nasıl olmalıdır?

BRCA1 ve BRCA2 geninin işlevi ve mutasyonu nedir?

BRCA1 adı “BReast CAncer 1 (Meme Kanseri 1)”, BRCA2 adı “BReast CAncer 2 (Meme Kanseri 2)” anlamına gelir. 17. kromozom üzerinde bulunan BRCA1 ve BRCA2 genleri, hücre büyümesi, hücre bölünmesi ve DNA hasarının onarımında rol oynar. BRCA genlerindeki mutasyonlar, hücrelerdeki DNA hasarının onarılmadan birikmesine neden olabilir, bu da bir kişinin bazı kanser türlerini geliştirme ihtimalini artırır.

Meme ve over (kadın yumurtalık) kanseri, BRCA1 ve BRCA2 gen değişiklikleriyle bağlantılı en yaygın hastalıklardır, ancak BRCA genlerinin mutasyona uğramış biçimleri, insanların diğer kanserler için de riskini artırabilir. Örneğin, BRCA2 mutasyonu olan erkeklerin prostat kanserine yakalanma riski daha yüksektir.

Genel olarak, BRCA mutasyonları olan kişiler;

Kişisel veya ailevi meme veya yumurtalık kanseri öyküsü olmayan kişiler için, BRCA mutasyonu taşıma olasılığı çok düşüktür.

Kalıtsal BRCA mutasyonuna sahip olmanın riski nedir?

Tüm insanlar BRCA1 ve BRCA2 genlerinin iki kopyasına sahiptir ve hem erkekler hem de kadınlar bu genlerdeki mutasyonları aktarabilir.
İki ebeveyninizden birinde BRCA1 veya BRCA2 mutasyonu varsa, mutasyona uğramış (çalışmayan) BRCA genini bu ebeveynden miras alma şansınız vardır. Çalışmayan BRCA genini miras alma şansınız yüzde 50’dir, bu da kanser riskinizin artmasına neden olur. Ayrıca, çalışan bir BRCA genini miras almış olma ihtimaliniz de yüzde 50’dir, bu durumda genel toplumdaki bir kişi ile aynı kanser riskine sahip olursunuz.

Meme ve over (kadın yumurtalık) kanseri riski artmış nüfus grupları

BRCA genlerinin mutasyonları, dünyanın her yerindeki insanlarda bulunmuştur. Bununla birlikte, bu gen değişiklikleri, Aşkenazi Yahudileri olarak bilinen Doğu Avrupalı Yahudiler ve İzlanda, Danimarka ve Fransız Kanada’dan insanlar dahil olmak üzere bazı gruplarda daha yaygındır.
Üç BRCA mutasyonu, 185delAG, 6174delT ve 5382insC, 40 kişiden birinin mutasyonlardan en az birini taşıdığı Aşkenazi Yahudi aileleri arasında özellikle yaygındır.
Bu mutasyonlara sahip kadınların meme ve yumurtalık kanserine yakalanma riski daha yüksektir. 41 yaşına kadar meme kanseri geliştiren Yahudi kadınların yaklaşık yüzde 25’i bu BRCA mutasyonlarından birine sahiptir. Aşkenazi Yahudi kökenli kişiler, burada bahsedilenler dışında BRCA değişikliklerine sahip olabilirler, ancak bu tür BRCA değişiklikleri sık sık meydana gelmez.
Ailesinde meme kanseri öyküsü olduğu halde BRCA testi negatif olan kadınlarda yumurtalık kanseri riski nedir?
Soy ağacında üç veya daha fazla meme kanseri vakası olan ancak BRCA1 veya BRCA2 mutasyonu olmayan 165 ailede kanser insidansınının gözden geçirildiği bir çalışmada, bu ailelerdeki kadınlar arasında meme kanseri riskinin arttığı, ancak yumurtalık kanseri riskinin artmadığı gösterilmiştir. Bulgular, aynı ailede meme kanseri ile meydana gelen çoğu yumurtalık kanserinin BRCA1 ve BRCA2 ile bağlantılı olduğu hipotezini desteklemektedir.

BRCA1 gen mutasyonları ile ilişkili kanserler hangileridir?

Ortalama olarak, mutant bir BRCA1 genine sahip kadınların 70 yaşına kadar meme kanserine yakalanma riski yüzde 50 ila 85 arasındadır. Yumurtalık kanseri gelişme riski 85 yaşına kadar yüzde 40 ila 60 arasındadır.
Bir memesinde kanser olan bir kadının diğer memesinde kansere yakalanma riski daha yüksektir. Mutasyona sahip olanların yüzde 25 ila 30’u, ilk meme kanserinden sonraki on yıl içinde ikinci bir meme kanserine yakalanabilir.
Hem erkeklerde hem de kadınlarda, BRCA1 değişiklikleri ayrıca bazı diğer kanserler için riski artırır. BRCA1 mutasyonu olan kişiler bir veya daha fazla kansere yakalanabilir veya hiç kanser teşhisi konmayabilir.

BRCA2 gen mutasyonları ile ilişkili kanserler hangileridir?

BRCA2 geninde değişiklik olan hem erkekler hem de kadınlar, meme kanseri için yüksek risk altındadır. Kadınlarda, BRCA2 mutasyonu ile ilişkili riskler, BRCA1 mutasyonları için olanlarla yaklaşık olarak aynı görünmektedir, 70 yaşına kadar hastalığa yakalanma riski yüzde 50 ila 85 arasındadır. Yumurtalık kanseri riski de artmıştır, geç yaşta yüzde 16 ila 27 arasındadır.
BRCA2 değişikliği olan bir erkeğin de meme kanseri riski artmıştır. Ek olarak, BRCA2’de mutasyona sahip erkeklerin prostat kanseri riski daha yüksektir.
BRCA2 değişiklikleri olan erkeklerde ve kadınlarda pankreas kanseri ve melanom riski de artar.

Kimler kalıtsal over kanseri için genetik test yaptırmalı?

BRCA gen varyantları (değişiklikleri)
DNA, belirli bir sırayla dizilmiş A (adenin), T (timin), C (sitozin) ve G (guanin) adı verilen dört kimyasal bileşikten oluşur ve bunlara genetikte “baz” (base) denir. Birçok gende, bazların sekansı (dizisi) veya sırası insanlar arasında farklılık gösterebilir. Bu tür varyasyonlar genellikle zararsızdır, ancak bazların tek başına yanlış yazılmasının veya yanlış sırada olmasının hastalığa neden olabileceği durumlar vardır. Hala hangi yazımların “normal” veya zararsız varyantlar olduğunu öğreniyoruz.
BRCA genlerinizden birinde belirsiz öneme sahip varyant (Variant of Uncertain Significance = VUS)* olarak adlandırılan bir şeye sahipseniz, varyantın kanser riskinizi değiştirip değiştirmediğini öğrenmek için laboratuvar testleri yaptırabilirsiniz. Ancak, bir varyantın riskinizi artırıp artırmayacağını bilemediğimiz zamanlar vardır. Bir varyantınız varsa, aile geçmişinize göre kanser taraması için önerilerde bulunulabilir ve akrabalarınızı da bu varyant için test ettirebilirsiniz.

Kalıtsal meme ve yumurtalık kanseri taraması

Taramanın amacı kanseri önlemek veya hastalığı erken aşamada bulmak ve tedavi edilme şansını arttırmaktır. BRCA değişiklikleri olan kadınların düzenli olarak meme kanseri taraması yaptırmaları şiddetle tavsiye edilir. Mamografiler, MRG (emar) incelemeleri, ultrason, bir doktor tarafından yapılan meme muayeneleri ve aylık kendi kendine meme muayeneleri dahil olmak üzere birçok tarama türü vardır.
BRCA değişiklikleri olan erkekler arasında artmış meme kanseri riski vardır. Mutasyona uğramış BRCA taşıyan erkekler, meme kitlelerinin değerlendirilmesinin yanı sıra, mümkünse düzenli muayenelerini olmalı ve mamografi çektirmelidir.
Ailenizde kanser öyküsü varsa, genetik test yaptırıp yaptırmadığınızdan bağımsız olarak yaşınıza uygun düzenli kanser taraması yaptırmanızı öneririz.
Kalıtsal meme veya yumurtalık kanseri geliştirme riskinizi azaltma
BRCA mutasyonları olan kadınlar, kanser riskini azaltmaya yardımcı olmak için kanser başlangıcını önleyen veya geciktiren ilaçlar almayı düşünebilirler. Örnekler arasında, meme kanseri riskini azaltabilen tamoksifen ve raloksifen bulunur. Ancak bu ilaçların BRCA1 ve BRCA2 değişiklikleri olan kadınlarda meme kanseri riskini azaltıp azaltmadığı açık değildir.
Yumurtalık kanseri riskini azaltmak için oral kontraseptifler (doğum kontrol hapları) alınabilir. Bununla birlikte, oral kontraseptiflerin BRCA mutasyon taşıyıcılarında meme kanseri riski üzerinde bir etkisinin olup olmadığı belirsizliğini korumaktadır.
BRCA mutasyonları olan kadınlar, kanser riskini azaltmak için ameliyat olmayı seçebilirler. Örneğin, meme kanserini önlemek için memeler ve yumurtalık kanserini önlemek için yumurtalıklar ve fallop tüpleri ameliyatla çıkarılabilir. Fallop tüplerini ve yumurtalıkları 50 yaşından önce çıkarmak da meme kanseri riskini azaltır.
Kanserleri erken tespit etmeye yardımcı olmak için başka ameliyatlar yapılabilir. Yumurtalıklar ne kadar erken alınırsa hem meme hem de yumurtalık kanseri riskinde o kadar fazla azalma olur. Nadir durumlarda, karın duvarını çevreleyen peritonun kanseri bu tür bir ameliyattan sonra gelişebilir. Periton kanseri riskini taramanın kanıtlanmış bir yolu yoktur, ancak ameliyattan sonra CA-125 kan testlerinin periton kanserini tespit edip edemeyeceğini görmek için bir çalışmalar yürütülmektedir.

Meme kanserinde efsaneler ve gerçekler

Efsane: Göğsünüzde bir yumru bulmak meme kanseri olduğunuz anlamına gelir

İşte Gerçek

Meme kitlelerinin yalnızca küçük bir yüzdesi kansere dönüşür. Ancak memenizde yeni ve kalıcı bir kitle fark ederseniz veya meme dokusunda herhangi bir değişiklik fark ederseniz, asla göz ardı edilmemelidir. Klinik meme muayenesi için bir doktora görünmeniz çok önemlidir . Bu kitlenin endişe verici olup olmadığını belirlemek için muhtemelen meme görüntüleme çalışmaları istenebilir.

Rutin kendi kendine meme muayeneleri yaparak, doktorunuzla sürekli iletişim kurarak, yıllık klinik meme muayenesi yaptırarak ve rutin tarama mamogramlarınızı planlayarak sağlığınızın sorumluluğunu üstlenin.

Efsane: Erkekler meme kanserine yakalanmazlar; sadece kadınları etkiler

İşte Gerçek

Tam tersine, her yıl yaklaşık 2.190 erkeğe meme kanseri teşhisi konacağı ve 410’unun öleceği tahmin edilmektedir. Bu yüzde hala küçük olsa da, erkekler de duştayken kendi kendine meme muayenesi yaparak ve değişiklikleri doktorlarına bildirerek periyodik olarak kendilerini kontrol etmelidir .

Erkeklerde meme kanseri genellikle meme başı ve areola altında sert bir kitle olarak tespit edilir. Erkekler, kadınlardan daha yüksek bir ölüm oranına sahiptir, çünkü öncelikle erkekler arasındaki farkındalık daha azdır ve bir kitlenin meme kanseri olduğunu varsayma olasılıkları daha düşüktür, bu da tedavide gecikmeye neden olabilir.

Efsane: Mamografi meme kanserinin yayılmasına neden olabilir

İşte Gerçek

Bir mamogram veya memenin röntgeni, meme kanserinin erken teşhisi için şu anda altın standart olmaya devam etmektedir. Mamografi çekerken meme kompresyonu kanserin yayılmasına neden olamaz. Ulusal Kanser Enstitüsüne göre, “Ancak, mamografinin faydaları neredeyse her zaman radyasyona maruz kalmanın potansiyel zararından daha ağır basar. Mamogramlar çok küçük dozlarda radyasyon gerektirir. Bu radyasyona maruz kalmanın zarar görme riski son derece düşüktür.”
Standart öneri, 40 yaşından itibaren kadınlar için yıllık mamografi taramasıdır. Kararınızı doktorunuzun tavsiyesine dayandırın ve kalan tüm sorularınızı veya endişelerinizi mutlaka doktorunuzla tartışın.

Efsane: Ailenizde meme kanseri öyküsü varsa, sizin de meme kanseri olma ihtimaliniz yüksektir.

İşte Gerçek

Ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınlar daha yüksek risk grubundayken meme kanseri olan kadınların çoğunda aile öyküsü yoktur. İstatistiksel olarak meme kanseri teşhisi konan bireylerin sadece %10’unun ailesinde bu hastalık öyküsü vardır.

Meme kanseri olan birinci derece bir akrabanız varsa : 50 yaşın altında meme kanserine yakalanmış bir anneniz, kızınız veya kız kardeşiniz varsa, akrabanızın yaşından 10 yıl önce başlayarak bir tür düzenli tanısal meme görüntülemeyi düşünmelisiniz. Teşhis.

Meme kanseri olan ikinci derece bir akrabanız varsa : Meme kanseri teşhisi konmuş bir anneanneniz veya teyzeniz varsa riskiniz biraz artar ancak birinci derece akraba meme kanseri olanlarla aynı risk kategorisinde değildir.

Ailenin aynı tarafında birden fazla kuşakta meme kanseri teşhisi konmuşsa veya birinci derece akraba olan birden fazla birey varsa veya 50 yaşın altında teşhis edilmiş birkaç aile üyesi varsa meme kanseri olma olasılığı artar.

Efsane: Meme kanseri bulaşıcıdır

İşte Gerçek

Meme kanserine yakalanamazsınız veya başkasının vücuduna aktaramazsınız. Meme kanseri, meme içindeki diğer dokulara yayılmaya başlayan mutasyona uğramış hücrelerin kontrolsüz hücre büyümesinin sonucudur. Bununla birlikte, sağlıklı bir yaşam tarzı uygulayarak, risk faktörlerinin farkında olarak ve erken teşhis planı izleyerek meme kanseri ortaya çıkarsa erken teşhis edilmesini sağlayarak riskinizi azaltabilirsiniz.

Efsane: DNA’nızda BRCA1 veya BRCA2 gen mutasyonu tespit edilirse, kesinlikle meme kanseri geliştireceksiniz.

İşte Gerçek

Ulusal Kanser Enstitüsüne göre, BRCA1 veya BRCA2 taşıdığı bilinen ailelerle ilgili olarak, “bu ailelerdeki her kadın zararlı bir BRCA1 veya BRCA2 mutasyonu taşımaz ve bu ailelerdeki her kanser, bunlardan birinde zararlı bir mutasyonla bağlantılı değildir. Ayrıca, zararlı bir BRCA1 veya BRCA2 mutasyonu olan her kadın meme ve/veya yumurtalık kanseri geliştirmeyecektir. Ancak, BRCA1 veya BRCA2’de zararlı bir mutasyonu miras alan bir kadının meme kanserine yakalanma olasılığı, böyle bir mutasyona sahip olmayan bir kadına göre yaklaşık beş kat daha fazladır.” Zararlı mutasyona sahip olduklarını keşfeden insanlar için, riski azaltmak için yapılabilecek çeşitli proaktif önlemler vardır. Bunlar arasında Tamoksifen adı verilen bir hormonal tedavi almak veya bilateral profilaktik mastektomiler olan cerrahi önleme yaklaşımı almaya karar vermek, genellikle yeniden yapılanma ile yapılır. Yumurtalık kanseri gelişiminin erken evreleri için güvenilir bir tarama testi olmadığı için çoğu kadında yumurtalıklar ve fallop tüpleri de çıkarılır.

Efsane: Ter önleyiciler ve deodorantlar meme kanserine neden olur

İşte Gerçek

Ulusal Kanser Enstitüsü’ndeki (NCI) araştırmacılar, koltuk altı terlemeyi önleyici veya deodorantların kullanımı ile daha sonra meme kanseri gelişimi arasında bağlantı kuran herhangi bir kesin kanıt bulamamıştır.

Meme kanseri tedavisinde doğurganlık nasıl etkilenir?

Genç kadınlarda meme kanseri tedavisi sırasında adet görmeyi engelleyen ilaçlar ya da iğneler kullanılmaktadır. Bu ilaçların kullanıldığı süre boyunca gebe kalmak mümkün değildir. Tamoksifen kullanacak bir kadının gebe kalması durumunda ise gebeliğin sonlandırılması gerekebilir. Hormona duyarsız hastalarda ise kemoterapinin etkisi kalktıktan sonra gebe kalmak mümkündür. Riskli dönemler geçtikten sonra, istenirse gebe kalınabilir. Ancak bir kadın gebe kalmak istese de tedavinin etkisi ile doğurganlığı azalabilir. Bu nedenle, kemoterapi uygulanacak ve özellikle daha önce hiç doğum yapmamış genç kadınlara tedaviye başlamadan önce bu riskler hakkında bilgi verilmesi büyük önem taşıyor. Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile birlikte çalışarak, yumurtalık ya da embriyo dondurmak gibi bazı önlemlerle doğurganlık devam ettirilebilmektedir.

Agresif meme kanserinde aspirinli tedavi için ilk klinik çalışmalar başladı

Sağlık uzmanları, tedavi edilemez üçlü negatif meme kanseri olan hastalarda, tümörleri immünoterapiye daha duyarlı hale getirip getiremeyeceğini inceleyen ilk klinik çalışmayı başlattı.
Avrupa’nın ve dünyanın meme kanseri araştırmacılarını ve ilaç şirketlerini bir araya getiren ‘Breast Cancer Now Catalyst Programme’ tarafından finanse edilen çalışmada, denemeler başarılı olursa aspirinin agresif bir meme kanseri türü için yeni bir tedavinin parçası olabileceği belirtiliyor.

Denemeler sırasında hastalar ameliyat ve kemoterapi almadan önce hem aspirinli hem de aspirinsiz avelumab ilacını test edecek.

Başarılı sonuçlar, Birleşik Krallık’ta her yıl yaklaşık 8 bin kadını etkileyen üçlü negatif meme kanseri için aspirin ve avelumab ile daha ileri klinik denemelerin önünü açabilir.

Daha az görülen ancak genellikle daha agresif olan meme kanseri türü, genç kadınları ve siyahi kadınları orantısız şekilde etkiliyor.

Sky News’ün haberinde çalışmayı yöneten Manchester’daki Christie NHS Foundation Trust’tan Onkolog Dr. Anne Armstrong, “Daha önceki araştırmalarımız, aspirinin, kanserin bağışıklık tepkisini zayıflatan maddeler yapmasını önleyerek belirli immünoterapi türlerini daha etkili hale getirebileceğini gösterdi. Aspirin gibi iltihap önleyici ilaçlar, aynı anda kullanıldığında immünoterapinin etkinliğini artırmanın anahtarı olabilir.” diye konuştu.

Armstrong, meme kanseri tedavisinde aspirinin etkili olabileceğini düşünüyor: “Aspirin gibi bir ilacın kullanımını denemek heyecan verici çünkü çok yaygın ve üretilmesi ucuz. Denememizin, immünoterapi ile birleştirildiğinde aspirinin etkilerini artırabileceğini ve nihayetinde meme kanserini tedavi etmek için güvenli ve yeni bir yol sağlayabileceğini göstereceğini umuyoruz”
Breast Cancer Now Araştırma Direktörü Dr. Simon Vincent şunları söyledi: “İngiltere’de her yıl üçlü negatif meme kanseri teşhisi konan 8.000 kadın, sınırlı tedavi seçeneklerinin korkutucu gerçeğiyle karşı karşıya. Bunu acilen ele almamız gerekiyor. Araştırma, aspirinin birçok kanser hastası için sonuçları iyileştirebileceğini zaten önerdi ve Dr. Armstrong’un denemesinin, üçlü negatif meme kanseri olan hastalar için de aynı şeyi göstereceğini ve böylece bu yıkıcı hastalık nedeniyle daha fazla can kaybını önleyebileceğimizi umuyoruz.” şeklinde konuştu.

Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Hormon tedavisi nedir?

Menopozun başlaması ile ortaya çıkan bu sorunlar bazı kadınlarda çok hafif olabiliyor; bazı kadınlarda ise yaşam kalitesini bozabilecek kadar ciddi olabiliyor.

Günümüzde sık yapılan tartışmalardan birisi de, menopozun getirdiği sorunların hafifletilmesi amacı ile, östrojen hormonu tedavisinin uygulanmasıdır.

Meme kanseri risk faktörlerini sayılırken, vücudun uzun süre östrojen hormonuna maruz kalmasının memede kanser gelişme riskini artırdığı biliniyor. Fakat günümüzde bu sorun biraz fazla abartılıyor. Bir çok kadın gerçekten ihtiyaç duysa bile, bu korku nedeni ile destekleyici hormon kullanamıyor. Halbuki menopoz sonrası hormon kullanan sağlıklı kadınların, kullanmayanlara göre % 20 oranında daha uzun yaşadıklarını biliyoruz.

Menopozda, yetersiz olan hormonları yerine koyma anlamına gelen hormon replasman tedavisi (HRT) uygulanıyor. Bu amaçla östrojen veya östrojen ve progesteron içeren ilaçlar kullanılıyor.

Menopozla ortaya çıkan sorunların çoğu, HRT ile sona eriyor. Uzun süre tek başına östrojen alınması, rahimde kanser riskini artırıyor. Bu nedenle östrojenle birlikte progesteron hormonu da verilerek bu etki önleniyor. Eğer ameliyatla rahim alınmışsa buna gerek olmuyor ve sadece östrojen veriliyor.

Hormon kullanılması, menopozun getirdiği sorunları (sıcak basmaları, uyku bozuklukları, vaginal kuruluk, idrar yolları hastalıkları, psikolojik sıkıntılar ) büyük ölçüde önlüyor. Osteoporoz ve buna bağlı gelişen kemik kırılmaları önemli ölçüde azalıyor. Kalp ve damar hastalıklarında azalma görülüyor. Ayrıca hormon kullanılması, bir çeşit erken bunama olan Alzhemir hastalığı ve kalın barsak kanseri gelişme riskini azaltıyor.

Menopoz sonrası hormon kullanan kadınlar, genellikle sağlıklarına ve bedenlerine daha düşkün, eğitim ve entelektüel düzeyleri daha yüksek, daha aktif bir yaşam süren, ara sıra alkol alan bir kadın grubudur. Bazı kadınlar ise hormon almak isteseler bile bunu bünyeleri kaldırmıyor ve bu nedenle hormon kullanamıyorlar.

Östroje hormonu hap şeklinde, deriye yapıştırılan bant şeklinde, burun spreyi gibi yollarla alınabiliyor. Günümüzde en düşük ve en etkili doz kullanılıyor. Bu her kadın için değişebiliyor.

Hekiminiz bu dozu ayarlayabilir. Ayrıca vaginal krem şeklinde de bölgesel hormon gereksiniminizi karşılamak amacıyla kullanılabilirsiniz.

Hormon kullanacaksanız bunu mutlaka hekiminizin kontrolü altında yapmalısınız. Hormon verilmeden önce çeşitli laboratuar testleri ile vücudun çeşitli organ fonksiyonları araştırılıyor. Hormon kullanmadan önce mutlaka meme muayenesi yaptırmalı ve mamografi çektirmelisiniz. Gelişi güzel uygulanan HRT bazen önemli sorunlara neden olabiliyor.

Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Meme kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin başında geliyor. Genellikle de 50 yaşın üzerindeki kadınlarda ortaya çıkıyor; yani menopozun görüldüğü yaşta!
Yapılan çeşitli araştırmalarda, menopoz döneminde hormon kullanımının meme kanseri riskini artırdığı ortaya kondu. Fakat bu risk, yazılı ve görsel basın tarafından abartıldığı kadar yüksek değil.
Menopoz sonrası birkaç yıl hormon kullanılması meme kanseri riskini pratik olarak artırmıyor. Hormon kullanmayı bıraktıktan 5 yıl sonra da, hormon kullanmaya bağlı artan riskiniz sona eriyor. Hormon kullanan kadınlar, yıllık meme muayenelerini daha düzenli yaptırıyorlar, mamografilerini düzenli çektiriyorlar. Bu kadınlarda meme kanseri erken tanı olasılığı daha fazla.
Yapılan bir çalışmaya göre; 10 yıl süre ile hormon kullanmayan 1000 kadın arasında istatistiksel olarak 45 kadın meme kanserine yakalanıyor. Buna karşılık 10 yıl süre ile hormon kullanan 1000 kadın arasında 51 kadın meme kanserine yakalanıyor. Yani 10 yıl süre içinde, hormon kullanmaya bağlı olarak, 1000 kadın içinde meme kanserine yakalanma riski, sadece 6 kadında artış gösteriyor. 5 yıl hormon kullanan grupta ise, 2 kadın fazladan meme kanserine yakalanıyor. Yani sorun hiç de abartıldığı kadar büyük değil. Öte yandan, rektum ve kalın barsak kanseri, gelişmiş ülkelerdeki kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sırayı alıyor; hormon kullanılması ise bu kanserlerin görülme riskini azaltıyor.

Meme kanseri geçirmiş kadınlar hormon kullanılabilir mi?

Bu soruyu bilimsel temelde cevaplandıramıyoruz. Çünkü bu konudaki araştırmalar yetersiz kalıyor. Son zamanlara kadar meme kanseri öyküsü olan kadınlarda menopoz sorunlarının azaltılması amacı ile östrojen kullanılması, kesin olarak yasaklanmıştı. Ama günümüzde bu tabu artık sorgulanmaya başlandı.
Özellikle tümörlerinde östrojen reseptörü pozitif olan kadınların hormon kullanmaları hala sakıncalı bulunuyor. Menopoz öncesi dönemde meme kanseri görülen kadınlarda, yumurtalıkların faaliyetlerinin cerrahi veya ilaç yolu ile durdurulmasıyla, yani vücuttaki östrojen hormonunun seviyesinin azaltılmasıyla, hastanın yaşamının uzadığı yapılan birçok araştırmada doğrulandı. Bütün bunlar göz önüne alındığında, bu konuda kararı kişisel durumunuzu gözden geçirerek, hekiminizle birlikte vermeniz gerekiyor.

Meme kanseri tanı ve tedavisindeki gelişmeler yüz güldürüyor

Güncel istatistiklere göre meme kanseri artık en sık görülen kanser türü. Dünya Sağlık Örgütü’nün yakın bir süre önce en çok görülen kanser türünün artık akciğer kanseri değil, meme kanseri olduğunu açıkladıdı. Gerçek sayısal artışın yanı sıra, başarılı tarama programlarıyla da artık daha çok meme kanseri tanısı konuluyor. Üzerinde en çok bilimsel araştırma yapılan meme kanserinde, her yeni araştırma bulgusu daha etkili sonuçlar veren tedavilerin de yolunu açıyor.

Lenf bezine sıçramış meme kanserine “kemoterapisiz” tedavi

Az sayıda koltuk altı lenfine sıçramış (metastaz) meme kanseri hastalarına kemoterapi verilmeden sadece anti hormonal tedavi verilmesinin etkinliği üstüne çalışmalar yapıldı. Yakın bir süre önce sonuçları açıklanan çalışmada, bu grup hastalarda kemoterapi verilmeden yalnızca anti hormonal tedavilerle de aynı etkinlikte iyi bir sonuç alınabileceği gösterildi. Çalışma kapsamında, kanserin en fazla 3 koltuk altı lenfine sıçrama yaptığı 9383 kadın hastada genetik risk hesaplaması yapıldı.
Hastaların 3’te 2’si menopozda, 3’te 1’i henüz menopoza girmemiş hastalardı. Genetik tekrarlama riski düşük olarak hesaplanan hastaların bir kısmına yalnızca hormon tedavisi, bir kısmına hem kemoterapi hem de hormon tedavisi verildi. Beş yıllık takipte menopoza girmemiş ve genetik tekrarlama skoru düşük olan kadınlarda kemoterapinin yüzde 1.3 ek katkısı varken, menopoza girmiş kadınlarda kemoterapinin böyle bir ek faydası gösterilemedi. Sonuç olarak, hormon reseptörü pozitif olan ve menopoza girmiş hastalarda yalnızca anti hormon tedavisinin kemoterapi kadar etkili olabileceği gösterilmiş oldu.

Meme kanserinde depresyon riskini, farkındalık eğitimleriyle azaltmak mümkün

Meme kanseri tanısı ve sonrasında uygulanan tedavilerin hastalarda depresyona yol açabiliyor. Ancak yeni yapılan bir çalışmaya göre hastalarda farkındalık ve meditasyon eğitimi ile depresyon riskini düşürmenin mümkün olduğu ortaya çıktı. ABD’nin San Antonio şehrinde her yıl yapılan meme kanseri sempozyumunda sunulan ve 247 hastanın yer aldığı çalışmanın sonuçlarına göre, depresyon riski yüzde 50 seviyesinden 6 aylık destek sonrasında yüzde 20’ye kadar gerileyebiliyor.
Çalışmada hastalara, onkoloji hemşireleri tarafından verilen farkındalık eğitimlerinde; farkındalığın ne olduğu, ağrıyla ve güç duygularla yaşamanın, zorluklarla başa çıkmanın yolları anlatıldı. Sağ kalım eğitiminde ise meme kanseriyle ilgili temel bilgiler olarak yaşam kalitesi, fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, ailevi kanser riski, yaşam ve iş dengesi, menopoz, cinsel hayat ve vücut imajıyla ilgili temel bilgiler verildi. Tüm bu eğitimlerin sonunda, başlangıçta hastaların yüzde 50’sinde depresyon şikayetleri varken hem farkındalık eğitimi alan grupta hem de sağ kalım eğitimi alan grupta, söz konusu oranların yüzde 20’ye kadar düştüğü görüldü. Kısacası, hastalıkla ilgili farkındalık arttıkça, psikolojik destek de alındığında depresyon riski azalıyor.

Diyabetle uyumlu diyetler kanser riskini de azaltıyor

Bilindiği gibi Tip 2 diyabetin meme kanseri için bir risk faktörü olmasının yanısıra ayrıca meme kanseri sonrası Tip 2 diyabet gelişmesi ihtimali de hayli yüksek. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından denetlenen ve 8320 meme kanseri hastasının değerlendirildiği yeni bir çalışmaya göre, kanser tanısı sonrası Tip 2 diyabet hastalarında uygulanan diyet hem meme kanseri oluşumunu hem de meme kanserine bağlı ölüm riskini azaltıyor. Meme kanseri tanısından sonra beslenme şeklinde değişiklik yapanlarda meme kanserine bağlı ölüm riski yüzde 20’lere kadar geriliyor. Araştırmaya göre, diyet değişikliği tüm kanserlere bağlı ölüm riskini ise %31 oranında azaltan bir güce sahip. Diyabetle uyumlu diyetlerde daha çok kepek alınır, kahve, kuruyemiş, taze sebze-meyve tüketilir, doymuş yağlar daha az alınır, kırmızı et daha az yenir, diyet içecekleri ve meyve suları daha az içilir. Bu tip bir diyetin genel popülasyonda diyabet gelişimini yüzde 40 gibi ciddi bir oranda azalttığını söyleyebiliriz.

60 yaşın üzerindeki meme kanseri hastaları ‘dondurma tedavisi’ ile sağlıklarına kavuşabilir

ABD’de yapılan Meme Cerrahları Birliği Kongresi’nde 60 yaşın üstündeki meme kanseri hastalarında, eğer tümörleri küçükse ameliyat yerine uygulanan dondurma tedavisi ile de (krioablasyon) benzer sonuçlar alındığı, ek bir tedaviye ihtiyaç olmadığı rapor edildi. Yapılan açıklamaya göre tedavinin kozmetik sonuçları da hayli memnun edici. 194 hastanın değerlendirildiği çalışmada incelenen yavaş seyirli tümörlerin boyutları 1,5 cm’den küçüktü. Hastalara 20 ile 40 dakika süren, cilde batırılan bir iğneyle dondurma tedavisi uygulandı. Tedavi sonrası hastaların 27’si radyoterapi alırken, 148’i anti-hormon tedavisi aldı ve yalnızca birine kemoterapi verildi. Beş yıl boyunca takip edilen hastaların sadece yüzde 2’sinde tümör nüksettiği bildirildi

Sağlıklı D Vitamini Seviyeleri Meme Kanseri Sonuçlarını İyileştirebilir

Yeni bir çalışmanın bulgularına göre, tanı sırasında D Vitamini -“güneş ışığı vitamini”- seviyeleri yeterli olan meme kanseri hastalarının uzun vadeli sonuçları daha iyi olduğu görüldü. Meme kanseri tedavisi sırasında ve sonrasında yeterli D vitamini seviyeleri korunduğunda sürekli fayda görülmektedir. Çalışmaya göre, siyahi kadınların D vitamini seviyeleri daha düşüktür ve dolayısıyla meme kanseri tanısı sonrası genel olarak prognozları daha kötüdür.

Çalışmada 4000 hasta yer almış, D vitamini seviyeleri ölçülmüş ve ortalama 10 yıl takip edilmiştir. Hastalar üç seviyeye ayrılmıştır: D vitamini eksikliği (kan testlerinde mililitre başına 20 nanogramdan az), yetersiz (20 ila 29 ng/ml) veya yeterli (30 veya üstü ng/ml).

Bulgulara göre, D vitamini eksikliği olan kadınlarla kıyaslandığında, D vitamini seviyeleri yeterli olan kadınlarda 10 yıllık takip sırasında herhangi bir nedenle ölüm olasılığı %27 daha azdı, meme kanserinden ölüm oranları ise %22 daha düşüktü.

Bu çalışmada, D vitamini seviyeleri ile meme kanseri sonuçları arasındaki ilişki, tümörün östrojen reseptör (ER) durumundan bağımsız olarak benzerdi. Bu ilişki düşük kilolu hastalar ve daha ileri evre meme kanserli hastalarda daha güçlü görünmektedir.

Meme kanserinden sağ kalanları içeren bu büyük, gözlemsel kohort, özellikle siyahi kadınlar ve daha ileri evre hastalar arasında yeterli D vitamini seviyelerini korumanın faydalarına dair günümüze dek en güçlü kanıtı sağlamaktadır.

Bu çalışma meme kanseri hastalarının uzun vadeli sağkalımını iyileştirmek açısından yeterli D vitamini seviyelerinin korunmasının kadınlar için önemini vurgulamaktadır. Bu bulgular, meme kanseri ile savaşmak için basit bir yol olarak D vitaminine işaret etmektedir. D vitamini, tüm kadınlar için meme kanser sonuçlarında önemli bir iyileşme seçeneği sunabilir.

Meme Kanseri Taramasında Yapay Zeka!

Günümüzde kadınlarda en sık rastlanan kanser olan meme kanserinin taraması mamografi ile yapılmaktadır. Meme MRG si ve tomosentez de meme kanseri taramasında sıklıkla kullanılmaktadır. Görüntüleme metodları ile elde edilen imajların yüksek boyutlu ve karmaşık yapısından dolayı içeriğinin değerlendirilmesi zor ve zaman alıcıdır. Radyologların meme filmlerini okumadaki verimliliğinin ve doğruluğunun artırılması için bilgisayar destekli bir çok yazılım geliştirilmiştir.

Radyolojide görüntüler aslında sadece birer imaj değil aslında o imajın temelini oluşturan dijital verilerdir Derin öğrenme algoritmasının görüntü analizindeki yüksek başarısıyla, mamogramlarda meme kanserinin yakalanması için olan yazılımların geliştirilmesi son yılarda katlanarak artmıştır.

Derin öğrenmenin diğer makine öğrenme sistemlerine en temel üstünlüğü sistemin etiketlenmiş imajlar yardımı ile kendi kendine öğrenebilmesidir. Yani derin öğrenme ile bilgisayarların görüntü özelliklerini kendilerinin öğrenmesi aşamasına geçilmiştir.

Bilgisayar destekli tanı (Computer Aided Detection-CAD) yazılımları 1990’ların başlarında mamografide meme kanseri tespiti için geliştirilmiştir.

CAD sistemleri mamografide gözden kaçan veya yanlış yorumlanan lezyonların azaltılması için önemlidir. yeni nesil derin öğrenmeyi kullanan CAD sistemleri meme kanseri tarama programlarının hassasiyetinin artırılmasına yardımcı olmaktadır. Araştırmalar meme radyologlarının, tek başına mamografi okumaya kıyasla, yapay zeka ile geliştirilmiş karar destek sistemi yardımı ile daha yüksek bir tanı performansına sahip olduğunu göstermektedir.

Yapay zeka kesinlikle radyolojiyi diğer tıbbi alanlardan çok daha hızlı bir şekilde etkileyecektir. Sadece son birkaç yılda meme görüntülemesi gibi belirli görüntü tanıma görevlerinde insan performansına erişen ve hatta bunları aşan çok sayıda uygulama geliştirilmiştir. Artık kliniğimizde kullanmakta olduğumuz Transpara yapay zeka sistemi ikinci mamografi bir okuyucusu olarak tüm mamografileri okumakta ve radyoloğa yol gösterici olmaktadır.

Gelecekte derin öğrenmeyi kullanan yapay zeka sistemleri meme radyoloğunun günlük tanı işlerindeki verimliliği artırarak, meme radyologların hastanın kliniğine daha çok yönelmesine olanak sağlayacak zamanı radyologlara kazandıracaktır.

Duygusal Stres Meme Kanserinde Nüks Riskini Etkileyebiliyor

Bağışıklık sistemi ile tümör nüksü arasında yakın bir ilişki olduğu yapılan bir araştırmayla tekrar ortaya kondu.

ABD’de Ohio eyaletindeki araştırmacıların 139 meme kanserli hastanın sonuçlarını değerlendirip yayınladığı çalışmada meme kanserinde hem hastalığın oluşumunda hem de tedavide hastaların yakın çevresiyle olan duygusal ilişkilerinin ne denli etkili olduğunun bir kez daha ortaya konduğu belirtildi. Sonuçlara bakıldığında, daha az duygusal stres yaşayan, evlerinde, evliliklerinde daha huzurlu ve mutlu bir ilişkiye sahip olan kadınların sonuçlarının diğer hasta grubuna kıyasla istatistiksel olarak daha iyi olduğu görülmüş. Dolayısıyla, daha mutlu ve huzurlu bir hayatın, evliliğin, ilişkinin, bağışıklık sistemi üzerine pozitif etkisi olduğunu söylenebilir.

Daha Mutlu ve Huzurlu Hayat Bağışıklık Sistemini Etkiliyor

Duygusal ilişkilerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin araştırıldığı çalışmada şunlar belirtildi: “Meme kanserli ve evli 139 hasta tedavi bitiminden itibaren takibe alındı. Bir buçuk yıllık takip süresince yaşadıkları duygusal stres, evliliklerinin dinamikleri, eşleriyle olan ilişkileri sözlü olarak araştırmacıların belirlediği sorularla değerlendirildi. Bu süre zarfında da hastalardan kan tahlili yapılarak, vücuttaki inflamasyon düzeyini gösteren “C- Reaktif Protein (CRP) ile Tümör Nekrozis Alfa, İnterlökinler dediğimiz bir grup kan tahlili aracılığıyla bağışıklık sistemi hakkında bilgiler elde edildi. Sonuçlara bakıldığında, daha az duygusal stres yaşayan, evlerinde, evliliklerinde daha huzurlu ve mutlu bir ilişkiye sahip olan kadınların sonuçlarının diğer hasta grubuna kıyasla istatistiksel olarak daha iyi olduğu görülmüş. Dolayısıyla, daha mutlu ve huzurlu bir hayatın, evliliğin, ilişkinin, bağışıklık sistemi üzerine pozitif etkisi olduğunu söylenebilir.”

Benzer Araştırmalar

Bahsi geçen Amerika’daki çalışmaya ek olarak, Nature dergi grubunda yayınlanan bir çalışmada, 282,203 meme kanserli hastanın uzun dönem takip sonuçları incelendiğinde depresif, kaygı düzeyi yüksek olan hastalarda tümör nüksünün istatistiksel olarak anlamlı seviyede hemcinslerine oranla daha yüksek olduğu görüldü.

Stres, Kaygı ve Depresyon Hem Hastalığın Oluşumunu Hem de Tedaviyi Etkiliyor

Tüm bu sonuçlara bağlı olarak da stres, depresyon, kaygı gibi duygu durumlarının meme kanserinde hem hastalığın ortaya çıkmasında hem de tedaviye uyum sağlamada oldukça önemli olmakla birlikte tedavi bitip takip süreci içinde olan hastalarda da nüks ve hastalığın ilerlemesinde etkili olduğu söylenebilir.

Stresin kanser üzerindeki etkisi

Kanser dediğimiz hastalık, hücrelerin normal olan çoğalma döngüsünün bozularak kontrolsüz bir şekilde hücrelerin çoğalmaya başlamasından kaynaklanıyor. Normalde hücrelerin bölünme işlemini başlatan çeşitli hücre içi ve dışı yollar vardır. Bu yollar hormonlarla, elektrolitlerle, ve daha bir çok farklı mekanizmalarla aktif veya inaktif duruma getirilerek kontrol edilir. Uzun süreli stres, bu mekanizmada bozukluklara yol açabiliyor.
Tümörün yapısı ya da hastanın yaşı fiziksel aktivitesi gibi faktörlerin yanında stres, huzursuzluk, hastamızın duygu durumu bu süreçte çok önemli. İyileşeceğine inanmayan bir hastayı tedavi etmek gerçekten çok zor. Bu dönemde hastanın kendisini ruhen güvende, huzurlu hissetmesinin tedaviye oldukça olumlu katkıları olduğunu, gerek eşiyle gerek ailesiyle sağlıklı ilişkiler kurmuş, aradığı desteği bulmuş hastalarımızın tedaviye uyumu da cevabı da daha yüksek oluyor.

Meme Kanseri Tedavi Başarısı Her Evre Artıyor

Bu aşamadan sonra yapacağımız tek şey bu hastalığı yenmek için var gücümüz ile çalışmak, savaşmaktır. Burada da hastamıza ve yakınlarına düşen görevler var. Zaten zor olan süreçleri, daha da zorlaştırmanın kimseye faydası yok. Hem hastamız tedavisine inanmalı, bunu yenebileceğini bilmeli hem de yakınları bu yolda ona destek olmalı. Olumsuz düşünceler bizim başarımızı çok etkiliyor. Moralsiz, mutsuz, stresli hastalarımız fiziki yükün yanı sıra psikolojik yüklerin de altında eziliyor.

Meme Kanserinde Yoga ve Egzersiz

Meme Kanseri gerçeğiyle tanıştığı andan itibaren, hemen her kadın, hayatında bir düzenleme yapması gerektiğini düşünerek, doktorlarının önerdiği tedavilerin dışında da önlemler alma ihtiyacı hisseder.

Meme Kanserlerinin önemli bir kısmının lenf yolları aracılığı ile yayıldığı bilinmektedir. Bu özelliği nedeniyle de lenf sıvısı içerisinde bulunan kanserle mücadele eden hücreler ve onların aktiviteleri ve vücuttaki dağılımları da  meme kanseriyle savaşta, lenf sistemini anlamakta büyük önem taşımaktadır. Lenf damarları, vücudumuzda diğer kan dolaşım sisteminin aksine kendi pompalama ve kapakçık sistemlerine sahip değildir. Lenf sıvısı vücudumuzda dolaşabilmek için kasların oluşturduğu pompalama gücüne ihtiyaç duyarlar. Bu pompalama sisteminin doğru çalışmadığı , yani hayatını daha az aktif geçiren kişilerde lenf sıvısının düşük aktivitesi ve bu durumun beraberinde getirdiği obezite problemi olan hastalarda meme kanserinin seyrinin daha olumsuz olduğunu bilmekteyiz.

Son yıllarda meme kanseri seyri üzerine yayınlanan en önemli çalışmalardan birinde, haftada düzenli olarak, 3 defa 30 dakika tempolu yürüyüş veya yüzme sporuyla uğraşanlarda, meme kanserinin olumsuz seyrinin %20 daha az olduğu gösterilmiştir. Ayrıca meme kanseri olmayan kişilerde, aynı egsersiz alışkanlığının meme kanserini %12 azalttığı da belirtilmiştir. Ayrıca, özellikle koltukaltı lenf bezleri alınmak zorunda kalınan kadınlarda, spor yapanlarda yapmayanlara göre lenfödemin daha az geliştiği de gösterilmiştir.

Alternatif tedavi ve spor yöntemleri arasında adı sıkça anılan yoga’nın da, meme kanserli hastalar üzerindeki olumlu etkileri bilimsel olarak gösterilmiştir. Aslen Hint kökenli bir meditasyon tekniği olan yoga, kelime anlamı olarak kontrol etmek, biraraya getirmek demektir.

Yoga tekniklerinin, meme kanserli kadınları biraraya getirerek uygulanabilmesi, meme kanserli kadınların dayanışması ve onların mutlu bir şekilde eğlenerek ve dinlenerek vakit geçirebilmesi açısından son derece olumlu etkiler yaratmaktadır. Yoga’nın asıl önemli etkisi de, dolaşım, solunum sistemleri ve ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkileridir. Yoga tekniğinin en önemli parçası olan nefes alma ve verme egzersizleri, gerek kadınlarda bulunan kaygı halini azaltmada, gerekse de, diyafram ve lenf sisteminin ana merkezleri üzerinde oluşturduğu dengeli basınç etkisiyle, lenf sisteminin hastalıkla savaşında büyük katkı yaratmaktadır. Bu konuda özellikle ışın tedavisi alan ve yoga uygulayan kadınlarla ilgili güçlü kanıtlara sahip bir makalede, yoga uygulayan kadınlarda hastalıkla ilgili olumsuzlukların daha az gözlendiği ve bu yöntemleri uyguladıkça, bu olumlu etkilerin devam ettiği kanıtlanmıştır.

Yoga ve egzersiz, meme kanserli kadınlarda, kemoterapi, cerrahi ve ışın tedavisi ile birlikte uygulandığında, tıbbi tedaviler gibi etkili destek ve tedavi araçlarıdırlar.

Meme Kanseri Risk Faktörleri

Belirli bir tür kansere yakalanma olasılığını arttırdığı saptanan nedenler risk faktörü olarak tanımlanırlar. Günümüzde tıp alanında yapılmış olan çalışmalarla henüz meme kanseri nedenleri tespit edilememiş olmasına rağmen, belirlenen bazı risk faktörlerinin meme kanserine yakalanma olasılığını arttırdığı görülmektedir. Risk faktörleri kesin olarak bilgi vermese de kişiye özgü risk durumununun ortaya konmasına ve yüksek riskli hastaların belirlenmesine yardımcı olur. Diğer yandan, bireylerin risk faktörlerini taşımaları, mutlaka ve %100 meme kanserine yakalanacakları anlamına da gelmez. Meme kanseri risk faktörlerine sahip olan birçok kadın, meme kanserine yakalanmamakta, aynı zamanda hiçbir risk faktörü taşımayan kadınlar meme kanseri olabilmektedir. Kısacası, meme kanserine sebep olan etkenler kesin olarak bilinememektedir ve risk faktörlerinin de meme kanserini ne derecede etkileyeceği kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Risk faktörlerinin her hastada neden olduğu etki ve sonuçlarının öngörülebilmesinin kolay olmadığı söylenebilir.

Değiştirilemeyen Risk Faktörleri

Cinsiyet:  Kadınlarda, erkeklere oranla meme kanseri görülme ihtimali çok daha fazladır. Erkeklerde de meme kanseri görülebilmektedir, ancak kadınların meme kanserine yakalanma riski erkeklere göre 100 kat daha yüksektir. Bunun en temel sebebi ise kadınlarda östrojen ve progesteron üretiminin daha fazla olmasıdır. Uzun bir süre östrojene maruz kalmak meme kanseri riskini arttırmaktadır.

Yaş: Kadınlar yaşlandıkça meme kanserine yakalanma riski de artış göstermektedir. İnvaziv meme kanseri tanısı alan hastaların %12’si (8 meme kanserinden biri) 45 yaş altında iken, %67’si (3 meme kanseri hastasından 2’si) 55 yaş üstündedir.

Genetik Faktörler: Meme kanseri olgularının yaklaşık %5-10’u genetik (herediter) geçişlidir. Genetik geçiş demek, mutasyon adı verilen, genlerde oluşan defektlerin doğrudan sorumlu olduğu ve  aileden kalıtsal olarak aktarılabilen demektir. Doğrudan genetik geçişin sorumlu olduğunu gösterebildiğimiz böylesi meme kanseri hastalarının oranı bölüm başında da belirttiğimiz gibi tüm meme kanserlerinin ancak %5-10’luk kısmını içerir. Bu konu önemlidir, çünkü böylesi genetik mutasyonları taşıdığı bilinen aile bireylerinin yakınlarının taranması ve yüksek riskli kabul edilerek genetik danışmanlık verilmesi gereklidir.

Meme Kanserinde BRCA 1 ve BRCA 2 genleri: Genetik meme kanserinin bilinen en sık nedeni BRCA 1 ve BRCA 2 genlerinde meydana gelen mutasyondur. Normal hücreler içerisinde bu genler protein üretimi gerçekleştirerek, hücrenin anormal olarak gelişmesini engelleyerek kanseri önlemektedir. Bu genlerin birinde oluşan ya da aileden geçen genetik mutasyon ile meme kanserine yakalanma riski otomatik olarak artış gösterir. Genetik mutasyona uğrayan kadınlarda, diğer kadınlara göre meme kanserine yakalanma yaşı daha da düşmekte ve meme kanserinin her iki memede olma riski de normal meme kanseri hastalarına göre çok daha fazla artmaktadır.Bu hastalarda aynı zamanda özellikle yumurtalık kanseri başta olmak üzere diğer kanserlerin de gelişme riski daha yüksektir. BRCA 1 mutasyonu taşıyan bazı ailelerde yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski %80 lerde olmasına karşın, ortalama riskin %55- 65 dolaylarında olduğu söylenebilir. BRCA 2 mutasyonu taşıyan kadınlarda meme kanserine yakalanma riski biraz daha düşüktür ve %45 düzeylerindedir.

Diğer Genlerde Meydana Gelen Değişiklikler: Çok daha nadir olarak karşılaşılan, başka genlerde meydana gelen mutasyonlarda meme kanserine yakalanma riskini arttırabilmektedir. Nadir görülen bu gen mutasyonları BRCA genleri kadar yüksek oranlarda meme kanseri oluşumunda etkili olmamaktadır.

ATM Geni: ATM geni, normal şartlar altında zarar gören DNA’nın onarılmasını sağlamaktadır. Bu genin genetik mutasyona uğrayan bir kopyası bazı ailelerde meme kanserine sebep olabilmektedir. Bu genin 2 kopyasında oluşan mutasyon, ataksi-telenjektazi adlı genetik geçişli hastalığın oluşumunda rol oynar.

TP53 Geni: Bu gen, anormal hücre gelişiminin engellenmesi için p53 proteininin üretilmesini sağlamaktadır. Bu genin genetik mutasyona uğraması sonucunda Li  Fraumeni sendromu ortaya çıkabilmektedir. Li Fraumeni sendromu ise birçok kanser türüne (lösemi, beyin tümörü, kemik ve yumuşak doku sarkomları gibi) olduğu gibi meme kanserine de sebebiyet verebilmektedir. Ancak bu gen sebebiyle oluşmuş olan meme kanseri vakaları oldukça azdır.

CHEK2: Lİ Fraumeni sendromu bu gende de mutasyon meydana gelmesi sonucu oluşabilmektedir. Gen mutasyona uğradığında herhangi bir rahatsızlık görünmese de meme kanseri riski 2 katına çıkmaktadır.

PTEN: Bu gen, normalde hücre büyümesinin düzenlenmesinde etkili olan bir gendir. PTEN geninde bir mutasyon meydana gelmesi Cowden hastalığına yol açabilmektedir ve meme kanseri riskini otomatik olarak arttırmaktadır. Cowden hastalığında ayrıca sindirim sistemi, tiroid, uterus ve over tümörleri sıklığı da artar.

CDH1: Bu gende meydana gelen mutasyon normal mide tümörlerinden farklı olarak daha erken yaşlarda kendini gösteren ve herediter diffüz mide kanseri olarak adlandırılan tümöre neden olmaktadır. CDH1 adlı mutasyona sahip kadınlarda ayrıca invaziv lobüler meme kanserine yakalanma oranı yükselmektedir.

STK11: Bu gendeki defekt normalde Peutz-Jeghers sendromuna neden olur. Bu sendroma sahip hastalarda dudaklarda, ağızda pigmente lekeler oluşur. Üriner sistem ve sindirim sisteminde juvenil polip adı verilen polipler oluşur. Aynı zamanda STK11 gen mutasyonu diğer genlerde olduğu gibi meme kanseri riskini de arttırmaktadır.

Meme Kanserinde Aile Geçmişi

Ailesinde yakın akrabalarında meme kanseri görülmüş olan kişilerin meme kanserine ve yumurtalık kanserine yakalanma ihtimali daha yüksek olmaktadır. Özellikle anne, kız kardeş veya kızı gibi 1. dereceden akrabalarında meme kanseri görülen kişilerin, meme kanserine yakalanma oranı diğer kadınlara göre 2 kat yüksektir. Birinci dereceden yakın akrabalarda 2 kişinin meme kanserine yakalanmış olması, riski 3 katına çıkarmaktadır. Aynı zamanda ailesinde baba ya da erkek kardeşinde meme kanseri olan kadınların, meme kanserine yakalanma riski bulunmaktadır. Ancak yapılmış olan araştırmalara göre, meme kanseri vakaları içerisinde ailesinden aldığı genler sebebiyle meme kanserine yakalanan kadınların oranı sadece % 15’dir. Bir başka deyişle, meme kanseri hastalarının %85’inin ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmamaktadır. Bu nedenle ailesinde meme kanseri bulunan kişiler kesinlikle meme kanseri olacaklarını düşünmemelidir. Ailesinde meme kanseri olan kadınlar, tüm kadınlar gibi kontrollerini yaptırmalıdır. Bu noktada kişiye özel tarama tetkikleri uygulanabilir. Amaç, gelişebilecek meme kanserinin tanısını erkenden koymaktır. Meme kanserinde erken tanı için taramanın önemi akıldan çıkarılmamalı, ailesel riskin zaten toplumda oldukça yüksek ve kadınların en sık görülen kanseri olan meme kanserinde riski bir miktar daha arttırdığı hatırlanmalıdır. Kadınlar taramalarını, aile öyküsü nedeniyle değil, kadınların en sık görülen kanseri meme kanseri olduğu için önemsemelidirler.

Meme kanserinde, aile geçmişinin yanı sıra, kişisel geçmişte oldukça önemli olmaktadır. Daha önce bir memesinde kanser tespit edilmiş olan bir kadının, aynı memesinde ya da diğer memesinde kanser oluşumu hiç meme kanserine yakalanmamış olan kadınlara göre 3-4 kat daha yüksektir. Bu nedenle daha önce meme kanseri tedavisi görmüş olan kadınların da düzenli meme kontrollerini ihmal etmemeleri gerekmektedir.

Yoğun Meme Dokusu Riski

Memenin yapısını yağ dokusu, fibröz doku ve glandüler doku oluşturur. Yoğun bir meme dokusu ise glandüler ve fibroz dokunun yağ dokusundan daha fazla olması anlamına gelmektedir. Yoğun bir meme dokusuna sahip olan kadınların meme kanserine yakalanma riski daha fazla olmaktadır. Yoğun meme dokusu radyolojik incelemelerde ve çekilen mamogramlarda kesin sonuç alınmasına da engel teşkil etmektedir. Meme dokusunun yoğunluğunu,

İyi huylu meme hastalıkları ve meme kanseri riski

Bazı selim (iyi huylu) meme lezyonlarına sahip kadınlarda meme kanseri riskinin arttığı düşünülür. Genellikle selim (iyi huylu) meme hastalıklarını, meme kanseri ile olan ilişkileri ve oluşturdukları risk açısından 3 gruba ayırarak inceleyebiliriz;

Proliferatif olmayan lezyonlar:

Bu durumlar meme dokusunu oluşturan hücrelerde sıradışı bir büyümenin olmadığı durumlardır. Meme kanseri riskini arttırmadıkları veya dikkate değer ölçüde etkilemedikleri düşünülür.

Proliferatif olmayan meme değişimleri şunlardır;

Atipisiz proliferatif lezyonlar:

Bu durumlarda memenin süt bezlerinde veya süt kanallarında sıradışı / aşırı hücre büyümesi görülür. Meme kanseri riski normale göre 2 kata kadar artış gösterebilir.

Atipili proliferatif lezyonlar:

Atipili proliferatif lezyonlarda memeyi oluşturan süt bezleri veya kanalları düşeyen hücrelerde normal olmayan değişimler mevcuttur. Bu durumlarda meme kanseri riski artar. Risk normale gore 3.5-5 kat daha yüksektir. Atipili proliferatif lezyonlar şunlardır;

Ailesinde meme kanseri öyküsü bulunan ve hiperplazi / atipik hiperplazi saptanan kadınların meme kanserine yakalanma riskleri daha yüksektir.

Lobüler Karsinom Riski

Lobüler karsinom, oluştuğu yerle sınırlı kalan  ve kanser hücreleriyle benzerlik gösteren bir durumdur. Lobüler karsinom, genellikle süt üretilen meme bezlerinde gelişir ve lobüllerin duvarına doğru büyüyerek yayılım özelliği göstermez. Sıklıkla invaziv olmayan ve duktal karsinoma in situ denilen kanser türü ile birlikte sınıflandırılır. Duktal karsinoma in situdan farklı olarak tedavi edilmediği takdirde invaziv kansere dönüşüm göstermesi beklenmez. Lobüler karsinoma in situ saptanan kadınlarda meme kanseri gelişme riski 7-11 kat daha yüksektir. Bu nedenle düzenli mamografi çekimleri önemsenmeli ve doktor kontroleri ihmal edilmemelidir.

Menstüel periyod (adet görme)

Menstrüel siklüs sayısı daha fazla olan kadınlarda meme kanseri riskinin bir miktar arttığı söylenebilir. Daha uzun süreli adet görme ile, ilk adet yaşının 12 yaşından önce, menopoz yaşının 55 yaşından sonra olması kastedilir. Artan riskin, yaşam boyunca daha uzun süreyle östrojen ve progesteron hormonuna maruz kalmaktan kaynaklandığı düşünülür.
Göğüs Duvarına  Uygulanan Radyoterapi Meme Kanserine Neden Olur mu?
Meme kanseri dışında başka bir kanserin (Hodgkin hastalığı veya non-Hodgkin lenfoma) tedavi edilmesi için göğüs kısmından radyasyona maruz kalmış olan kişilerin de ne yazık ki meme kanserine yakalanma riskleri oldukça fazladır. Bu risk genellikle hastanın radyasyonu aldığı yaşa göre değişiklik gösterebilmektedir. Hastaya radyasyon ile birlikte kemoterapi de verildiyse, kemoterapi over üretimini kısa bir süre durdurduğu için hormon üretimi de durmakta ve risk azalmaktadır. Göğüs bölgesine uygulanan radyasyon tedavisinin memelerin gelişme dönemine denk geldiği durumlarda meme kanseri gelişme riski en yüksek düzeye çıkmaktadır. Bununla birlikte eğer hasta 40 yaş sonrasında göğüs bölgesinden radyasyon tedavisi gördüyse, meme kanseri riski herhangi bir şekilde artmamaktadır.

Yaşam Şekli ve Meme Kanseri İlişkisi

Hiç doğum yapmamış ya da 30 yaşından sonra doğum yapmış olan kadınlarda, meme kanserine yakalanma oranında bir miktarda olsa artış meydana gelmektedir. Çok fazla hamilelik geçiren, erken yaşlarda doğum yapan kadınlarda ise yaşam boyu toplam adet sayısında bir azalma meydana geldiği için tam tersi bir şekilde meme kanseri riskinde bir azalma söz konusu olmaktadır. Aynı zamanda erken yaşta yani 12 yaşından önce adet olan ve 55 yaşından sonra menopoza giren kadınlarda da meme kanseri riskinde bir artış gözlemlenmektedir.

Meme Kanseri ve Emzirme

Yapılan araştırmalara göre, bebeğini emziren annelerin meme kanseri yakalanma riski bir miktar düşmektedir. Özellikle 1,5- 2 yıl civarı emziren anneler için risk oranı oldukça düşüş göstermektedir.

Doğum Kontrol Hapı (oral kontraseptif) kullanımının meme kanseri üzerine etkisi

Doğum kontrol hapı kullanan kadınların, hiç kullanmayan kadınlara göre meme kanseri riski çok küçük de olsa arttığı söylenebilir. Ancak doğum kontrol hapı kullanımı sebebiyle ortaya çıkan bu risk, hapın kullanımının bırakılması ile ortadan kaybolmaktadır. Doğum kontrol hapı kullanımının üzerinden 10 yıl gibi bir süre geçmesi hapın sebep olduğu riski tamamen ortadan kaldırmaktadır. Doğum kontrol hapı kullanmak isteyen kadınlar, diğer risk faktörlerine de sahiplerse, hekimleri ile bu konuyu detaylı bir şekilde konuşmalıdırlar.

Depo-medroksiprogesteron asetat (DMPA; Depo-Provera®): Progesteron hormonunun enjektabıl formudur. Gebelikten korunma amacıyla 3 ayda bir uygulanır. Çok az sayıda çalışma ile DMPA ile meme kanseri ilişkisi incelenmiştir. DMPA kullanımı sırasında az da olsa meme kanseri riskinin arttığı bildirilse de, 5 yıldan uzun kullanılmadığı durumlarda risk artışı bulunmamaktadır.

Menopozda hormon replasman tedavisi ve meme kanseri riski

Menopoz şikayetlerinin iyileştirilmesi ve osteoporozun önlenmesi için östrojen hormonu (sıklıkla progesteron ile kombine edilir) yıllarca kullanılmıştır.  Eski çalışmalarda sağlıkla ilgili diğer yararları olabileceği de belirtilse de daha iyi planlanan güncel çalışmalarda bu yararlar gösterilememiştir. Bu tedavi şekli yıllarca postmenopozal hormon tedavisi, hormon replasman tedavisi, menopozal hormon tedavisi gibi çeşitli isimlerle adlandırılmıştır.

Genel olarak 2 tür hormon tedavisi mevcuttur. Uterusu (rahim) yerinde duran kadınlarda östrojen ve progesteronun birlikte kullanıldığı ve kombine hormon tedavisi olarak adlandırılan tedavi şekli tercih edilir. Östrojen tek başına uterus (endometrium) kanseri riskini arttırdığından progesteron ile birlikte kullanılır. Rahim ameliyatı ile birlikte (histerektomi) uterusu alınan kadınlarda böylesi bir risk sözkonusu olmayacağı için tek başına östrojen kullanılabilir ve bu tedavi şekli östrojen replasman tedavisi veya östrojen tedavisi olarak adlandırılır.

Kombine hormon tedavisi

Menopoz sonrasında kombine hormon kullanımı meme kanseri riskini arttırır. Aynı zamanda meme kanserinden ölüm riskini de arttırır. Bu risk artışı en az 2 yıl kullanım ile ortaya çıkar. Kombine hormon tedavisi ayrıca meme kanseri tanısının daha ileri evrede konulma olasılığını da yükseltir.
Kombine hormon tedavisine bağlı bahsedilen risk artışı, ilaç kullanım sırasında sözkonusudur. Meme kanseri risk artışı, menopoz sonrası kullanılan kombine hormon tedavisinin kesilmesinden 5 yıl sonra normal popülasyon düzeyine iner.

Normalde insanlarda bulunan hormonlara benzer kimyasal yapıda olan ve “bioidentik – biyobenzer” olarak adlandırılabilecek östrojen ve progesteron benzeri preperatlar mevcuttur. Bu hormonlar, menopoz belirtilerini ve şikayetlerinin tedavisini ortadan kaldırmak amacıyla pazarlanmaktadır. Biyobenzer, doğal ve sentetik hormonları karşılaştıran az sayıda çalışma mevcut olsa da, aynı amaç için pazarlanan bu ilaçların / ürünlerin etkinlik ve güvenlik açısından birbirlerinden çok farklı oldukları söylenemez. Biyobenzer hormonların, sağlık açısından diğer hormon türleriyle benzer riskleri taşıdığı kabul edilmelidir.

Östrojen tedavisi

Tek başına östrojen hormonu kullanımı, meme kanseri riskini arttırmaz. Hatta bazı çalışmalarda daha öncesinde uterusu ameliyatla alınan (histerektomi) ve östrojen kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin daha düşük olduğu gösterilmektedir. Östrojen kullanan kadınlarda inme ve kanın pıhtılaşmasıyla ilgili problemler daha sık olmakdır. Ayrıca, bazı çalışmalarda östrojen tedavisinin

10 yılın üzerinde kullanımı ile yumurtalık (over) kanseri riskinin arttığı bildirilmiştir.

Menopoz bulgularının kısa süreli iyileştirilmesi dışında, gerek kombine hormon tedavisi, gerek östrojen tedavisinin menopoz sonrasında kullanımını destekleyecek az sayıda güçlü nedenler bulunmaktadır. Meme kanseri riskinin artışı yanında, kombine hormon tedavisi kalp hastalığı, inme ve kan pıhtılaşması gibi riskleri de arttırmaktadır. Kombine hormon tedavisi, kalın barsak kanseri (kolorektal kanser) ve kemik erimesi (osteoporoz) risklerinde azalma sağlar. Günümüzde osteoporoz önlenmesi ve tedavisinde etkin diğer seçeneklerin varlığı da dikkate alınarak olası kar / zarar analizi yapılmalı ve karar öylece verilmelidir. Tek başına östrojen tedavisinin, meme kanseri riskini arttırmasa da, inme ve kan pıhtılaşma problemlerine yol açabileceği de hatırdan çıkarılmamalıdır.

Menopoz sonrasında hormon replasman tedavisi için, menopoz şikayetlerinin şiddeti ile kalp hastalığı, meme kanseri ve osteoporoz gibi diğer risk faktörlerinin varlığı dikkate alınır, hasta ve doktoru tedavinin yarar ve zararlarını tartışır ve karar böylece verilir. Menopoz bulgularının iyileştirilmesi amacıyla hormon tedavisi kararı verilen durumlarda, şikayetleri iyileştiren en düşük doz uygulanmalıdır ve tedavinin mümkün olan en kısa surede kesilmesi amaçlanmalıdır.

Yukarıda saydığımız tüm nedenlerin dışında meme kanseri nedenleri arasında,

Alkol ve sigara kullanımı,
Yağ oranı yüksek besinler tüketmek,
Fazla kilolu olmak,
Hareketsiz bir yaşam tarzına sahip olmak gösterilebilmektedir.

Alkol tüketimi ve meme kanseri ilişkisi

Alkol tüketimi ile meme kanseri arasında açık bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Meme kanseri risk artışı, tüketilen alkol miktarı ile ilişkilidir. Alkol tüketmeyenlere göre, günde bir kadeh alkol tüketen kadınlarda meme kanseri risk artışı oldukça düşüktür. Günde 2 ila 5 kadeh alkol tüketen kadınlarda, alkol kullanmayan kadınlara gore 1.5 kat meme kanseri risk artışı sözkonusudur. Aşırı alkol tüketiminin diğer birçok kanser türüyle de ilişkili olduğu bilinmektedir.

Fazla kilolu olmak – obezite ve meme kanseri ilişkisi

Menopoz sonrasında fazla kilolu veya obez olmak, meme kanseri riskini arttırır. Menopoz öncesinde, östrojenin çoğu yumurtalıklarda, az bir miktarı da yağ dokuda üretilir. Yumurtalıkların çalışmasının durduğu menopoz sonrasında, vücutta üretilen östrojenin büyük bölümü yağlı dokudan oluşturulur. Menopoz sonrasında yağlı doku miktarı daha fazla olan şişman kadınlarda, üretilen östrojen miktarının yüksek olmasına bağlı olarak meme kanseri riski artar. Ayrıca, fazla kilolu olan kadınlarda kan insulin seviyeleride daha yüksektir. Daha yüksek insulin düzeyleri, meme kanseri dahil bazı kanserlerle ilişkili bulunmuştur.

Ancak, meme kanseri ve kilolu olmak arasındaki ilişki göründüğünden daha karmaşıktır. Erişkin yaşta kilo alan kadınlarda risk artışı sözkonusu iken, çocukluğundan itibaren kilolu olan kadınlarda benzeri bir risk artışı görülmemektedir. Ayrıca, bel bölgesindeki yağlı doku fazlalığı, kalça ve uyluktakine gore daha fazla risk artışına neden olmaktadır. Araştırmacılar vücudun çeşitli bölgelerindeki yağ hücrelerinin dağılım farklılığının bu durumu açıklayabileceğini düşünmektedirler.

Fiziksel aktivite ve meme kanseri ilişkisi

Düzenli yapılan egzersiz şeklindeki fiziksel aktivitenin meme kanseri riskini azalttığına dair bulgular her geçen gün artmakatdır. Bu noktada en önemli soru, “ne kadar ve nasıl bir egzersiz meme kanseri riskini azaltmada en fazla etkindir” şeklindedir. Women’s Health Initiative’in yaptığı bir çalışmada, haftalık 1.25 – 2.5 saatlik yürüyüş şeklindeki egzersizin (brisk walking) meme kanseri riskinin %18 azalttığını bildirmişlerdir. Haftalık 10 saatlik yürüyüş ile riskin biraz daha fazla azaltılabileceği belirtilmiştir.

Bilinmeyen faktörler

Diyet ve vitamin alımı

Birçok çalışmada beslenme ve meme kanseri ilişkisi sorgulanmıştır ve sonuçlar bu konuda net bir karar verilebilecek düzeyde değildir. Bazı çalışmalar beslenme şeklinin meme kanserinde oldukça önemli olabileceğine işaret etmesine karşın, birçok çalışmada beslenme şekli ile meme kanseri arasında bir ilişki gösterilememiştir. Çalışmalarda beslenme ile alınan meyve, sebze ve et  miktarı ile yağ oranı değerlendirilmiş ve meme kanseri ile beslenme şekli arasında doğrudan açık bir ilişki saptanamamıştır.
Çalışmalar, vitamin düzeyleri ile meme kanseri arasındaki ilişkileri de sorgulamıştır. Çalışmaların bir kısmında bazı beslenme ürünleri ile meme kanseri arasında ilişki gösterilmiş olsa da vitamin kullanımı ile meme kanseri riskinin azalması  yönünde doğrudan bir ilişki saptanmamıştır.   Burada bir noktaya dikkat çekmek gereklidir; Meme kanseri ve beslenme arasında doğrudan bir ilişkiyi gösteren kanıt düzeyi yüksek çalışmaların olmaması nedeniyle “sağlıklı beslenmek önemsizdir” gibi bir çıkarımda bulıunmamalıdır. Düşük yağ oranı, kırmızı et ve işlenmiş gıda miktarının azaltılması, daha fazla sebze ve meyve tüketilmesi her durumda sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmesi olacak beslenme şeklidir ve bu durum akıldan çıkarılmamalıdır.
Birçok çalışmada total yağ miktarı düşük, çoklu satüre olmayan yağ oranı düşük ve satüre yağ oranı düşük gıdalarla beslenen ülkelerdeki meme kanseri oranlarının düşük olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bazı çalışmalarda, diyetteki yağ oranı ile meme kanseri riski arasında ilişki gösterilememiştir. Çalışmacılar halen araştırmalardaki bu ikilemi izah edememektedirler. En azından beslenme şekli, vücut ağırlığını etkiliyor olabilir. Ayrıca, diyet ve meme kanseri riskini karşılaştıran farklı ülkelerden yayınlanan çalışmalarda, genetik faktörler, aktivite ve egzersiz sıklığı, beslenmede kullanılan diğer ürünler gibi çalışma sonuçlarını etkileyecek pekçok faktörün de sonuçları etkileyebileceği düşünülür.
Meme kanseri riski ile beslenmede kullanılan yağ türlerini ve miktarını sorgulayan daha çok çalışmalara ihtiyaç vardır. Buna karşın, yağ oranı, alınan total kalori miktarı ile doğrudan ilişkilidir. Yağlı beslenme, kilolu veya obez olma durumuna zemin hazırlar. Fazla kilolu / obez olmak bilinen meme kanseri risk faktörlerindendir. Diyetteki yüksek yağ oranının, birçok başka kanser türü ve kalp hastalıkları riskini de arttırdığı bilinmektedir.

Çevresel faktörler ve kimyasallar

Östrojen benzeri özellikler gösteren bazı maddeler için meme kanseri riskini arttırabileceğine dair iddialar ortaya atılmıştır. Bazı plastikler ve kişisel bakım ürünleri, pestisidler (DDE gibi), bifenil polikorür örnek olarak gösterilebilir. Bu ürünlerin teorik olarak meme kanseri riskini arttırdığı söylenebilir. Bu konunun halk sağlığını ilgilendiren bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Günümüze kadar çalışmalar, meme kanseri riskinin bu tür maddeler ile arttığını gösterememişlerdir. Bu maddelerin etkilerinin araştırıldığı toplum bazlı çalışmaların yapılması kolay değildir.

Sigara

Yıllarca, sigara ve meme kanseri arasında doğrudan bir ilişki gösterilememiştir. Günümüzde, uzun sureli yuğun sigara içenler ile artmış meme kanseri riski arasında ilişki bulunmuştur. Bazı çalışmalar, sigaraya başlama yaşının daha erken olması ile artmış kanser riski ilişkisi olduğunu bildirmişleridir. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansının raporlarına göre, sigara içimi ile meme kanseri arasındaki ilişkiyi gösteren bulgular sınırlı olarak bildirilmiştir.

Gece çalışma (Night work)

Bazı çalışmalar, hemşirelik gibi gece nöbeti şeklindeki çalışma şekillerinin meme kanseri riskini arttırabildiğini bildirmişlerdir. Sıklıkla melatonin düzeyi ile ilişkinin kurulduğu bu çalışmalar göreceli olarak yeni kabul edilebilir, diğer hormonların etkilerinin de sorgulandığı araştırmalara gereksinim duyulmaktadır.

Tartışmalı faktörler

Aşağıdaki faktörlerin meme kasseri riskini arttırdığına dair bilgiler bulunmamaktadır. Gazete ve internet dünyasında bir söylenti şeklinde konuşulan bu etkenlere yönelik risk artışını gösteren bulgular mevcut değildir.

Meme kanserinde çığır açacak gelişme!

Kadınların hayatını kâbusa çeviren ve kadınların ölüm sebepleri arasında çok yüksek bir orana sahip olan meme kanseri konusunda yapılan atılım bilim dünyasında heyecan yarattı. Bu yeni görüntüleme tekniklerinin devreye girmesi uzmanlar tarafından, son 30 yılda konuyla ilgili atılmış en büyük adımlardan biri olarak değerlendirildi.

Meme Kanseri kadınların ölüm sebepleri arasında üst sıralardaki yerini kimselere kaptırmayan sinsi bir hastalık. Uzmanlar her yıl milyonlarca kadının hayatını kaybetmesine sebep olan bu kanser türü için geliştirilen yeni tarama/takip/teşhis kombinasyonundan umutla bahsediyor ve bunun son 30 yılın en büyük gelişmesi olduğunu söylüyor.

Mamografi, genetik test ve check up’ların birleşiminden oluşan yeni sistem meme kanseri vakalarının teşhisinde çığır açacak ve kadınların yanlış teşhis yüzünden yaşadığı korkuyu da ortadan kaldıracak.

İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) doktorları bu yeni programın denemelerini başlattılar. 40 yaş ve üzeri kadınlar bu program dahilinde mamografi ve genetik testlerle meme kanseri risk puanını öğrenebilecek. Böylece vakaların gözden kaçırılması ve yanlış teşhislerin önüne geçilebilmesi hedefleniyor.

İngiltere’de meme kanseri taramaları hali hazırda 50 ila 70 yaş aralığındaki tüm kadınlara yapılıyor.

Yeni uygulamada başarı elde edilmesi durumunda kadınlar artık ilk mamografilerini şimdikinden 10 yıl önce yani 40 yaşında yaptırabilecek ve bu mamografiler genetik testlerle de desteklenerek meme kanseri riski taşıyan kadınlar ve doktorları çok daha önce bu riskle ilgili önlem alabilecek.

Üstelik bu yeni uygulamada tek bir tarama yerine birçok test bir arada yürütülerek kişiye özel bir risk puanı belirlenerek bir sonraki tarama tarihi de gerekli görüldüğünde yapılacak. Böylece yanlış teşhisin ve gözden kaçan vakaların önüne geçilerek milyonlarca kadının hayatı kurtarılacak.

Devam eden denemelerde her beş kadından birinde görülen düşük riskte kişilere sonraki dört yıl boyunca yeni bir taramaya ihtiyaçları olmadığı söyleniyor. Bunun yanında riski yüksek bulunan kadınlar daha sık taramaya çağırılıyor.

Böylelikle de kadınların kendi kendilerini muayene ederken buldukları yumrular/kitleler bile görülmeden ve henüz tedavi için yeterli zaman varken kanseri ya da yüksek kanser riskini görebilmek ve hemen gerekli adımları atmak mümkün olacak.

Ancak meme kanseri taramasında kullanılan ve bir çeşit röntgen olan mamografi tek başına kullanıldığında her 100 kadından üçünde yanlış sonuç veriyor ve kanser taramasının sonucu negatif olsa da pozitif görünüyor; bu durum da kadınların gereksiz olarak endişelenmesine neden oluyor. Üstelik meme dokusunun yaşla birlikte değişimi, yağ-kas ve meme dokularının farklılaşması mamogramlardan alınan sonuçları etkiliyor.

Genç kadınların meme dokusunda daha az görülen yağ dokusu mamografide ortaya çıkan görüntüde kanserli doku gibi görülebiliyor bu da yanlış teşhislere yol açabiliyor. Üstelik bu yanlış yüzünden yağ dokusu az memelerde oluşan kanserlerin yüzde 40’ı bu sebepten gözden kaçabiliyor.

Öte yandan bu taramalar oldukça küçük ve erken safhadaki tümörleri tespit ediyor ancak bunların büyük çoğunluğu hiçbir zaman büyümüyor ve kötü huylu tümörlere yani kansere dönüşmüyor. Bunları ayırabilmek ve tedaviye ihtiyaç olup olmadığına karar verebilmek de doktorlar açısından oldukça zorlayıcı. Çünkü bazı durumlarda kanser riski nedeniyle hastalara gereksiz radyoterapi, kemoterapi ya da başka ilaçlı tedaviler uygulanabiliyor. Ve bunların etkileri de kadınlar için oldukça yıkıcı oluyor.

Cambridge Üniversitesi’nden Radyoloji Profesörü Fiona Gilbert bazı kadınların bu yüzden kendilerine hiç zarar vermeyecek tümörler yüzünden kanserli olarak damgalandığını aktarıyor.

Bu yeni ve çığır açacak uygulamanın devam eden denemelerinde 10 bin kadın yer alıyor. Bunların yarısına standart 3 yılda 1 mamografi uygulanıyor. Diğer yarısına da mamografiyle birlikte meme yoğunluğu ölçümü, kanser riskini taramak için tükürükten alınan genlerin teste sokulması ve kapsamlı bir sağlık anketi yapılması gibi kombine bir yaklaşım sunuluyor.

Kanser riski düşük çıkan kadınlara dört yılda bir mamografi önerilirken riskin yüksek bulunduğu kadınlar yılda bir defa mamografiye çağırılıyor.

Prof. Gilbert “60’lı ve 70’li yaşlarındaki kadınlarda meme kanseri görme ihtimalimiz daha fazla; yaş meme kanserinde önemli bir risk faktörü ancak genç kadınlar da meme kanserine yakalanıyor ve bizim onlara eğer ailelerinde meme kanseri hikayesi yoksa önerebileceğimiz bir çözüm yolumuz yok.” diyerek durumun ciddiyetini özetliyor.

Taramayı herkes için 50 yaşında başlatmak yerine daha akılcı davranmalıyız diyen uzmanlar meme kanserinin her 8 kadından birini etkilediğini, her gün en az 150 kadına meme kanseri teşhisi koyulduğunu hatırlatıyor.

Yapay tatlandırıcılar meme kanser riskini tetikliyor!

Fransa’da yapılan yeni bir araştırmada, yapay tatlandırıcı kullanmanın kanser olmayı tetiklediği ortaya çıktı. 103 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada, tatlandırıcı kullanan kişilerin, kullanmayanlara göre kanser olma ihtimallerinin yüzde 13 daha fazla olduğu belirtildi.

Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırma Enstitüsü ve Sorbonne Paris Nord Üniversitesi’nden uzmanlar, sekiz yıl boyunca 100.000 kişinin yemek programını ve sağlığını izledi. Düzenli olarak yapay tatlandırıcılar tüketen kişilerde kanser riskinde yüzde 13’lük bir artış buldular. Dana önce yapılan çalışmalarda böyle bir bulguya rastlanmamıştı. Çalışma, meme ve obezite ile ilişkili kanser riskini artırdığını gösterdi.

2009-2021 arasında 103 bin kişinin verilerini analiz eden bilim insanları, tatlandırıcılarda bulunan aspartam ve asesülfam potasyumun daha yüksek kanser riski oluşturduğunu söyledi.
Şeker nedeniyle kilo alımını önlemek amacıyla milyonlarca kişi tarafından kullanıldığı belirtilen yapay tatlandırıcıların etkisi, sigara, kötü beslenme, yaş ve fiziksel aktivite gibi diğer değişkenlerle karşılaştırarak incelendi.

Fransa’nın INSERM enstitüsünde araştırma direktörü ve çalışmanın koordinatörü Mathilde Touvier, verdiği demeçte, fazla miktarda tatlandırıcı tüketen katılımcılarda tüketmeyenlere kıyasla kanser riskinin yüzde 13 daha fazla olduğunu vurguladı. 103 bin katılımcının yüzde 79’u kadındı ve yüzde 37’si yapay tatlandırıcılar tüketti.

Meşrubatlar tüketilen yapay tatlandırıcıların yarısından fazlasını oluştururken, kutu tatlandırıcılar yüzde 29’unu oluşturdu. Çalışmanın bulgularında tatlandırıcı kullanımının “meme kanseri ve obezite ile ilişkili kanserler için daha yüksek riskler oluşturduğu tespit edildi.

Touvier, “tüketicilerin yaşam tarzlarıyla bağlantılı önyargıları tamamen dışlayamayız” diyerek, çalışmanın sonuçlarını doğrulamak için daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulundu. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü ve İngiltere Kanser Araştırmaları, tatlandırıcıların kansere neden olmadığını ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi tarafından kullanım için yetkilendirildiğini söylemişti.
Londra Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nden Michael Jones ise çalışmada bildirilen bağlantının “nedensellik anlamına gelmediğini” ve “yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğunun kanıtı olmadığını” söyledi. Bulguların “tatlandırıcı yerine yapay tatlandırıcı kullanan kişilerde kanser riskinin artabileceğini” öne sürebileceğini söyledi.

KANSER TEŞHİSİ KONULDU!

Fransız araştırmacılar, ortalama yaşı 42 olan 102.865 Fransız yetişkinin beslenme ve sağlık kayıtlarına baktılar. Dörtte üçü kadındı.

Veriler, katılımcıların her altı ayda bir 24 saatlik diyet kayıtları sunduğu, devam eden bir günlük süreli beslenme çalışması toplandı.

Araştırmacılar yapay tatlandırıcı alımını, katılımcılar tarafından Ocak 2021’e kadar bildirilen kanser teşhisleriyle karşılaştırdı.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 37’si günde en az bir kez yapay tatlandırıcılar tüketti. Çalışmanın sonunda 3.358’ine kanser teşhisi konmuştu ve hastalıklarının tespit edildiği andaki ortalama yaşları 59,5 idi.

Bunlardan 982’si meme kanseri, 403’ü prostat kanseri ve 2.032’si obezite ile ilişkili kanserlerdi.

Meme kanseri ile savaşta umut veren haber: “Enhertu”

Covid-19’a karşı ürettiği aşıyla da bilinen İngiltere merkezli AstraZeneca ilaç firması, meme kanseri ile mücadele eden ilaçla ilgili umut verici araştırma sonuçlarını yayınladı.İngiltere merkezli AstraZeneca ilaç firması, meme kanseri ilacıyla ilgili yeni araştırmaları yayınlarken, yeni bir tedavi olasılığı müjdesi verdi.

Daha önce yaptığı corona virüsü aşısıyla da adından söz ettiren firma, meme kanseri ilacıyla ilgili yeni bir çalışmanın hastalığın en ileri aşamasına geçen kişilerde bile tümörün ilerleme riskini yarı yarıya azalttığını ve en yaygın olarak teşhis edilen kanserlerden biri için yeni bir tedavi olasılığı sunduğunu vurguladı.

AstraZeneca ve Japon Daiichi Sankyo Co., ilaç üreticilerinin ortaklaşa geliştirdiği Enhertu isimli ilacın, araştırmaya katılan kişilerde, hastalığın ilerlemesini ortalama 9,9 ay, kemoterapi verilenlerde ise 5,1 ay azalttığını ortaya çıkardı.

ÖLÜM RİSKİNİ KEMOTERAPİYE ORANLA AZALTIYOR

Yapılan araştırmalarda, ilaç ayrıca ölüm riskini kemoterapiye kıyasla yüzde 36 oranında azalttığı da belirlendi.

Enhertu isimli ilacın, kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunabilen HER2 adı verilen bir tür reseptörü hedefleyerek ve bölgeye gizli ama güçlü bir kemoterapi dozu vererek çalıştığı belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre meme kanseri, son zamanlarda dünyada en sık teşhis edilen kanser türü olarak akciğer kanserini geride bıraktı. Bu yüzden ilaç firmaları da meme kanseri üzerine araştırmalarını yoğunlaştırdı. Son olarak ABD merkezli biyoteknoloji ve ilaç şirketi Gilead, geliştirdikleri Trodelvy isimli ilacın meme kanserinin ilerlemesinin dikkat çekici bir şekilde yavaşlattığını açıklamıştı.

İmmunoterapi nedir?

İmmün sistem yani bağışıklık sistemi vücudumuzu enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı korumaktadır. Esasen immün sistem kansere karşı da olukça etkin bir savunma mekanizmasıdır. Bunun yanında kanser ise bağışıklık sisteminden kaçabilen oldukça karmaşık yapıya sahip bir hücredir.

Kanser immünoterapisi ise immün sistem hücrelerinin kanser hücrelerini tanıyabilmesini ve yok etmesini sağlayacak şekilde immün sistemi yönlendirebilen ilaçlar veya yöntemler olarak kullanılmaktadır.

Normalde bağışıklık sistemi hücreleri anormal hücreleri bulular ve yok ederler. Büyük oranda da kanser hücrelerini bulabilir ve yok edebilirler. Ancak kanser hücreleri immün sistemden kaçabildiklerinde hastalığa sebeb olabilirler. Bir çok kanser tipinde patolojik incelemelerde kanser hücrelerinin çevresinde lenfositler saptanmıştır. Bu lenfositlere tümörlü bölgeye girebilen lenfositler (TIL) denmektedir. TIL hücrelerinin varlığı temel olarak en önemli savaşçılarımızdan olan lenfositlerin kanser hücrelerini tanıyabildiği ve önlemek için harakete geçtiği anlamına gelmektedir. TIL miktarı tümör dokusunda ne kadar fazlaysa genellikle kanser daha iyi seyreder.

Kanser hücrelerindeki genetik değişiklikler bağışıklık sisteminden daha kolay kaçmalarına neden olabilmektedir.

Kanser hücrelerinin yüzeylerindeki proteinler (PD-L1) bağışıklık sistemi hücrelerinin onları tanımasını engelleyebilmektedir.

Ayrıca bazı immün sistem hücreleri (T düzenleyici, Treg, gibi) bağışıklık sisteminin diğer hücrelerinin kansere karşı etkili olmasını engelleyebilmektedirler.

İşte bu noktada immünoterapi ilaçları kansere karşı etkili immün hücrelerin (T hücresi, NK hücresi, makrofajlar gibi) kanser hücrelerini tespit ederek kanser karşı etkin olabilmeleri sağlayan ilaçlardır.

Kanserde immünoterapi kararı vermeden önce mutlaka kapsamlı genomik profilleme yapılarak karar verilmelidir. Kansereki genetik değişiklikler immünoterapinin dizaynında ve kararında en temel belirleyicilerdendir. Sadece PD-L1 veya bir kaç belirteç bakılarak verilen immünoterapi kararları eksik ve yetersiz olabilmektedir. Özellikle tümör mutasyon yükünün belirlenerek verilecek kararlar için kapsamlı genetik profilleme gereklidir.

Günümüzdeki en önemli immünoterapi ilaçları PD-L1, PD-1 ve CTL4 proteinlerini bloke eden ilaçlardır. Kısaca bu ilaçlara immün kontrol noktası inhibitörleri denmektedir.

İmmünoterapi kararında önemli olan parametreler;

• PD-L1 durumu
• İmmün hücrelerin tümörlü dokuda bulunmaları ve oranları
• Tümörün immün hücreler tarafından daha kolay tespit edildiğinin göstergesi olan parametreler (MSI, mikrosatellit instabilite durumu; TMB, tümör mutasyon yükü; )
• İmmünoterapiye karşı direnci gösteren mutasyonlar (PTEN, SKK11 gibi. Araştırma safhasında olmakla önemli veriler mevcuttur. )
• İmmünoterapinin daha etkili olabileceğini gösteren mutasyonlar (ARID1A, POLE/POLD1, PBRM1 gibi. Bu verilerle de ilgili önemli kanıtlar olmakla birlikte araştırma safhasındadır.)

İmmunoterapi nedir?
Meme kanseri hücreleri uykudayken yayılıyor!

Meme kanseri, meme dokusunu oluşturan hücre gruplarından birinin değişime uğraması ve kontrolsüz olarak çoğalması nedeniyle oluşan tümör sonucu ortaya çıkan bir hastalık.

Kanserli doku, önce yakın çevresine sonra, memeye yakın lenf bezlerine yayılıyor. Zamanında tanı konulup tedavi edilmeyen hastalarda kanser diğer organlara yayılarak tedavisi olanaksız evreye geçiyor.

Nature dergisinde yayınlanan Nicola Aceto ve arkadaşları tarafından Bazel Üniversitesi’nde gerçekleştirilen deneysel çalışmada kanda dolaşan ve sonrasında metastaz yapan meme kanseri tümör hücrelerinin daha çok uyku döneminde ortaya çıktığını gösterdiler.

Otuz meme kanserli deney hayvanında yapılan çalışmada hasta uyku döneminde iken tümörün dolaşıma daha fazla dolaşan kanser hücresi saldıkları gösterildi. Ayrıca gece uykuda iken tümörden ayrılan hücrelerin, gündüz dolaşıma salınan hücrelere göre daha hızlı çoğaldıkları ve metastaz yapma potansiyellerinin de daha fazla olduğu gösterildi.

Bazı kanser türlerinde dolaşımdaki kanser hücrelerinin saptanıp buna yönelik tedavi planlanması yönünde araştırmalar yoğun şekilde devam ederken, tümörü tamamen çıkarılmış bireylerde dolaşımda bulunan kanser hücre yüküne göre daha yoğun tedavi uygulaması gündeme gelebileceği, ayrıca bu hücrelerde yapılan genetik ve moleküler analizler hedefe yönelik tedaviler açısından yol gösterici olabileceği belirtiliyor. Bu çalışmada gece alınan kanda saptanan tümör hücreleri daha önemli bir bulgu olabilir. Uyku düzeninden sorumlu olan melatonin hormonu muhtemelen bu farklılık üzerinde etkili. İleride bu çalışmanın sonuçları hem tedavi planlamasında hem de prognoz tayininde önemli ilerlemelere yol açabilecek başka çalışmalara ışık tutabilir.
Areola; göğüs ucu çevresindeki koyu renkli halkalar olarak tanımlanır ve tıp dilinde kullanılan Latince bir kelimedir. Meme üstünde koyu ve pütürlü bir yapıya sahip olan Areola bölgesi, meme başını çevreleyen koyu renkli daire şeklinde olup ortalama 5 santim çapındadır.

Meme içinde kanserleşen bir hücrenin, bir tümör oluşturması ve bir uzmanın muayene sırasında anlamasına ya da radyolojik incelemede belli olmasına kadar hayli uzun zaman geçmesi gerekiyor. Kadınlar genellikle en az 1 cm. büyüklüğüne ulaşmış bir kitleyi, elle kontrol yöntemi sayesinde fark edebiliyorlar.

Yeni Araştırma Bulguları Şaşırtıcı: Meme Kanseri Geceleri Daha Saldırgan Bir Şekilde Yayılıyor

Metastatik meme kanseri olan kişiler geceleri gözlerini kapattığında kanserleri uyanır ve yayılmaya başlar.

Bu hafta Nature’da meme kanseri metastazının günün her saatinde aynı oranda gerçekleştiği varsayımını tersine çeviren çarpıcı bulgu yayınlandı.

Araştırmacılar, sonuçların gelecekte doktorların kanserli insanlardan kan örnekleri alma şeklini değiştirebileceğini söylüyor.

ETH Zürih’te moleküler onkoloji profesörü olan kıdemli yazar Nicola Aceto, “Bizim görüşümüze göre, bu bulgular sağlık uzmanlarının biyopsi yaptıkları zamanı sistematik olarak kaydetme ihtiyacını ortaya çıkarabilir” diyor.

Araştırmacılar, günün farklı saatlerinde analiz edilen örneklerde dolaşan tümör hücrelerinin sayısında açıklanamayan bir fark gözlemlediler.

Aceto, “Meslektaşlarımdan bazıları sabahın erken saatlerinde veya akşam geç saatlerde çalışıyor; bazen alışılmadık saatlerde de kan tahlili yapıyorlar” diyor.

İnsanlardan çok daha fazla sayıda dolaşımdaki kanser hücresine sahip gibi görünen fareler, başka bir ipucu verdi: Fareler, kan örneklerinin en sık alındığı gün boyunca uyudu.

İsviçreli araştırmacılar neler olup bittiğini araştırmak için meme kanserli 30 kadın üzerinde çalıştılar (metastaz yapmamış erken meme kanserli 21 hasta ve evre IV metastatik hastalığı olan 9 hasta).

Bu çalışma sonucunda “çarpıcı ve beklenmedik bir model” buldular: Dolaşan tümör hücrelerinin çoğu (yüzde 78,3) gece alınan kan örneklerinde bulunurken, gündüz örneklerinde çok daha düşük bir miktar bulundu.

Araştırmacılar farelere meme kanseri hücreleri enjekte edip gün içinde kan örnekleri aldıklarında da aynı sonucu buldular. Dolaşan tümör hücreleri, fare dinlenirken çok daha yüksekti.
Araştırmacılar, ilginç bir şekilde, dinlenme döneminde toplanan kanser hücrelerinin “metastaz yapmaya oldukça yatkınken, aktif fazda üretilen dolaşımdaki tümör hücrelerinin metastatik yetenekten yoksun olduğunu” söyledi.

Genetik analiz, farelerden ve istirahat halindeki insanlardan alınan tümör hücrelerinin, mitotik genlerin ekspresyonunu artırdığını ortaya koydu. Mitotik genler hücre bölünmesini kontrol ettiğinden, bu onları metastaz yapmada daha iyi hale getirir.

Araştırmacılar, açık-koyu rutini değiştirerek bazı farelere jet gecikmesi verdikleri deneyler yaptılar. Sirkadiyen ritmi bozmak, farelerde dolaşan tümör hücrelerinin konsantrasyonunda büyük bir azalmaya yol açtı.

Başka bir deneyde, araştırmacılar farelere uyanıkken vücutta bulunanlara benzer hormonlar vermenin, fare dinlenirken dolaşımdaki tümör hücrelerinin sayısını etkileyip etkilemediğini test etti.
Farelere testosteron, insülin (şekeri enerjiye dönüştürmeyi mümkün kılan bir hormon) ve deksametazon (stres hormonu olan kortizol gibi davranan sentetik bir kimyasal) enjekte ettiler.
Araştırmacılar, dinlenme döneminde (tümörün normalde en agresif olduğu zaman) alınan bir kan örneğinde dolaşan tümör hücrelerinin sayısında “belirgin bir azalma” buldular.
Çalışmanın ilk yazarı ve ETH Zürih’te moleküler onkoloji araştırmacısı olan Zoi Diamantopoulou, “Araştırmamız, dolaşımdaki kanser hücrelerinin orijinal tümörden kaçışının, gece ve gündüz ritimlerimizi belirleyen melatonin gibi hormonlar tarafından kontrol edildiğini gösteriyor” diyor. Bu makale Nature’da yayınlandı.

Üçlü Negatif Meme Kanseri İçin İlk Aşı

Araştırmacılar, üçlü negatif meme kanserinin (TNBC-Triple-Negative Breast Cancer) gelişmesini önlemek için türünün ilk örneği bir aşı üzerinde çalışıyorlar.

Tümör hücrelerini üç anahtar reseptör için negatif test ettiği için Üçlü Negatif Meme Kanseri denir.

Östrojen ve progesteron kadın hormonlarıdır. HER2, hücrelerin büyümesine yardımcı olan bir proteindir.

Bu neden önemli? Çünkü bu reseptörlere sahip meme kanserleri için birkaç etkili tedavi vardır. TNBC’nin tedavisi genellikle daha zordur çünkü hormon tedavilerine veya hedefe yönelik tedavilere yanıt vermez.

TNBC, diğer meme kanseri türlerinden daha hızlı büyüme ve yayılma eğilimindedir. Yüksek bir tekrarlama oranına sahiptir ve sonuç genellikle daha az elverişlidir. Meme kanserlerinin yüzde 10-15’i üçlü negatif meme kanseri negatiftir.

İmmünoterapi tedavisi sırasında ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlara dikkat

Bağışıklık sisteminin kanser hücreleriyle savaşmasını sağlayan bir tedavi türü olan immünoterapi ile ilgili geçtiğimiz günlerde yeni bir araştırma yayınlandı. Chicago’da yapılan Amerikan Klinik Onkoloji Derneği Toplantısı’nda Fransız araştırmacıların önemli bir çalışma sunuldu. Bu çalışmaya göre reçetesiz de satın alınabilen ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar immünoterapiyle beraber kullanıldığında tedaviden alınan faydayı azaltıyor. Bu nedenle immünoterapi hastaları tedavileri boyunca ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçları hekimlerine danışarak kullanmalı.

Çalışmada 600’den fazla ileri evre kanseri olan hasta kontrol edildi. Raporda hastaların gerek genel, gerekse hastalık ilerlemesi olmadan olan sağ kalım oranları incelendi. Bu grup ilacı kullanan hastaların, ilaç almayan hastalara göre hastalıklarının daha kötü seyrettiği rapor edildi.

Ağrı kesici ve ateş düşürücü bazı ilaçların T hücreleri (Bağışıklık sistemi hücreleri) üzerindeki etkileri nedeniyle hastalarda immünoterapi etkinliğinin daha az olacağı için dikkatli kullanılması oldukça önemli.

Buna ek olarak bilindiği gibi immünoterapi ilaçları vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirerek kanserle mücadele edilmesini sağlayan ilaçlardır. Bu grup ilaçlar kemoterapi olmadığı için kemoterapi tedavisinde sıklıkla görülen kusma, saç dökülmesi gibi yan etkiler olmaz ancak bu tedavilerle nadiren de olsa alerjik reaksiyonlar görülebilir ve bu reaksiyonlar kendisini ishal, nefes darlığı, öksürük, halsizlik, cilt döküntüsü, iştah azalması, bulantı şeklinde gösterebilir. Ancak kemoterapiye kıyasla bu ilaçlarla görülen bu grup yan etkiler daha nadirdir ve doktorunuza bildirmeniz halinde tedavi edilebilir.

İmmünoterapi alan hastaların bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için sadece aşağıdaki önerileri uygulamaları yeterlidir.

Metastatik meme kanserinde yeni tedavi yaklaşımları umut vadediyor!

Sıçramalı (metastatik) meme kanseri tedavisinde yeni tedavi yaklaşımlarının hem hastaların sağ kalımlarını artırıyor hem de kemoterapi ihtiyacını azaltıyor. Özellikle hormon reseptör düzeyi pozitif olan sıçramalı meme kanserlerinde artık yeni hedefli tedavilerle kemoterapiye ihtiyaç kalmadan hastalık kronik hale getirilebiliyor.

Hastalığın Evresi Tedavi Başarısını Belirliyor

Meme kanseri tedavisinde, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormonoterapi ve hedefe yönelik tedaviler gibi farklı tedaviler kullanılır. Hangi tedavinin ne zaman kullanılacağına meme kanserinin tipine göre karar verilir. Her tedavi yönteminin etkileri ve yan etkileri de birbirinden farklıdır.

Sıçramalı Meme Kanserini Kronikleştirme Hedefindeyiz

Meme kanserinin en sık koltuk altına sıçramakla birlikte elimizdeki tedavilerle koltuk altına sıçramış bir meme kanseri vakası bile tam olarak iyileşebiliyor. Ancak tanıda geç kalınırsa, hastalık kemiğe, akciğere, karaciğere, karın içine, lenf bezlerine, boyuna sıçrayabiliyor. Bizim amacımız sıçramalı meme kanserini de kronik hale getirmek. Özellikle hormon reseptör düzeyi pozitif olan sıçramalı meme kanserlerinde artık yeni hedefli tedavilerle kemoterapiye ihtiyaç kalmadan, hastalık; tansiyon, diyabet gibi kronik hale getirilebiliyor.

“Akıllı İlaçlarla Sağ Kalım Süresi Uzuyor”

Eylül 2021 de gerçekleştirilen Avrupa Onkoloji Kongresinde (ESMO 2021), sunulan bir araştırmaya göre Hormon pozitif olan sıçramalı meme kanserinde yeni hedefli tedavilerin standart tedavi olan hormon ilaçlarına eklenmesiyle; hastaların sağ kalımları anlamlı ölçüde uzayarak sağ kalımların 6 yılların üzerine çıktığı görüldü. 6.6 yıllık takip sonuçlarında hastaların hala yaşam sürelerinin uzayarak devam ettiği gösterildi.

Hastaların Yaşam Kalitesi Yükseliyor

Hastaların, hastalığı ilerlediğinde kemoterapiye geçme ihtimalleri akıllı ilaçlar sayesinde giderek ötelendi. Kemoterapinin yan etkileri fazla çünkü sağlıklı hücrelere de zarar veriyor. Akıllı ilaçlar hem ağızdan hap olarak kullanılıyor, hastaneye bağımlılığı azaltıyor hem de yan etkileri halsizlik, yorgunluk, döküntü gibi kolay baş edilebilen yan etkiler oluyor. Böylece hem kemoterapiye ihtiyaç azalıyor hem yaşam süresi uzuyor hem de hastaların hayat kalitesi artıyor. Sıçramalı bir hastalık tansiyon, şeker gibi uzun süreçli bir hastalık haline geliyor.

Meme Kanserinden Sonra İkinci Kanserler

Meme kanserinden kurtulanlar bir dizi sağlık probleminden etkilenebilir, ancak çoğu zaman büyük bir endişe kanserle tekrar karşı karşıya kalmaktır. Tedaviden sonra tekrar ortaya çıkan kansere nüks denir. Ancak bazı kanserden kurtulanlar daha sonra yeni, ilgisiz bir kanser geliştirir. Buna ikinci kanser denir .

Meme kanseri olan kadınlar başka kanserlere yakalanabilir. Meme kanserinden kurtulanların çoğu tekrar kansere yakalanmasa da, aşağıdakiler de dahil olmak üzere bazı kanser türlerine yakalanma riski daha yüksektir:

Meme kanserinden kurtulanlarda en sık görülen ikinci kanser başka bir meme kanseridir. Yeni kanser, karşı memede veya meme koruyucu cerrahi (lumpektomi gibi) ile tedavi edilen kadınlarda aynı memede ortaya çıkabilir .

Genetik faktörlere bağlı kanserler
Bazı ikinci kanserler için ortak genetik risk faktörleri rol oynayabilir. Örneğin, BRCA genlerinden birinde mutasyona sahip kadınlarda meme kanseri, yumurtalık kanseri ve diğer bazı kanser riskleri artar.

Radyasyon tedavisine bağlı kanserler
Akciğer kanseri: Tedavilerinin bir parçası olarak mastektomi sonrası radyasyon tedavisi gören kadınlarda akciğer kanseri riski daha yüksektir . Sigara içen kadınlarda risk daha da yüksektir. Lumpektomi sonrası memeye radyasyon tedavisi alan kadınlarda risk artmıyor gibi görünmektedir.

Sarkom: Memeye uygulanan radyasyon tedavisi, tedavi edilen bölgelerdeki kan damarları (anjiyosarkomlar), kemik (osteosarkomlar) ve diğer bağ dokularının sarkomları riskini de artırır. Genel olarak, bu risk düşüktür.

Bazı kan kanserleri: Meme radyasyonu, daha yüksek lösemi ve miyelodisplastik sendrom (MDS) riski ile bağlantılıdır. Genel olarak, yine de, bu risk düşüktür.

Kemoterapiye bağlı kanserler
Erken meme kanseri için belirli kemoterapi (kemo) ilaçlarını aldıktan sonra lösemi ve miyelodisplastik sendrom geliştirme riskinde küçük bir artış vardır . Hem kemoterapi hem de radyasyon tedavisi verilirse risk daha yüksektir.

Tamoksifen ile tedaviye bağlı kanserler
Tamoksifen almak , hormon reseptörü pozitif meme kanserinin geri gelme şansını azaltır. Aynı zamanda ikinci bir meme kanseri riskini de azaltır. Ancak tamoksifen rahim kanseri (endometriyal kanser ve rahim sarkomu) riskini artırır. Yine de, tamoksifen alan çoğu kadında genel rahim kanseri riski düşüktür ve araştırmalar bu ilacın meme kanseri tedavisindeki faydalarının ikinci bir kanser riskinden daha büyük olduğunu göstermiştir.

Meme kanseri tedavisi sonrası takip
Meme kanseri tedavisini tamamladıysanız, kanserin geri döndüğüne dair işaretler aramak için yine de doktorunuzu düzenli olarak görmelisiniz. Her iki memenizi de aldırmadıysanız, meme kanserini (ya kanserin nüksetmesi ya da yeni bir meme kanseri) aramak için yıllık mamografi çektirmeniz gerekir.

Meme kanserinin nüksetmesinden veya yeni bir hastalıktan veya ikinci bir kanserden kaynaklanabileceğinden, herhangi bir yeni semptom veya sorun hakkında doktorunuzu bilgilendirin. Örneğin, menopozdan sonra veya dönemler arasında kanama veya lekelenme gibi anormal adet kanaması, rahim kanserinin bir belirtisi olabilir.

İkinci bir kanser olma riskimi azaltabilir miyim?
Tüm kanserleri önlemenin kesin bir yolu yoktur, ancak riskinizi azaltmak ve mümkün olduğunca sağlıklı kalmak için atabileceğiniz adımlar vardır. Yukarıda belirtildiği gibi önerilen erken teşhis testlerini almak, bunu yapmanın bir yoludur.

Tütün ürünlerinden uzak durmak da önemlidir . Sigara, meme kanserinden sonra görülen ikinci kanserlerden bazıları da dahil olmak üzere birçok kanser riskini artırır.

Sağlığın korunmasına yardımcı olmak için meme kanserinden kurtulanlar ayrıca:

Sağlıklı bir kiloya ulaşın ve bu kiloda kalın
Bol miktarda meyve, sebze ve kepekli tahıllar içeren gıdalar tüketin ve işlenmiş kırmızı etleri, şekerli içecekleri ve yüksek oranda işlenmiş gıdaları sınırlayan veya bunlardan kaçınan sağlıklı bir beslenme düzenini takip edin.

Alkol almamak en iyisidir . İçki içiyorsanız, kadınlar için günde 1, erkekler için günde 2’den fazla içmeyin.

Meme kanserinin 7 sinyali

Meme kanseri, dünyada her yıl 1 milyon 700 binden fazla kadını etkiliyor. Ülkemizde de durum çok farklı değil, zira her 8 kadından biri; hayatının bir döneminde meme kanserine yakalanıyor.

Meme kanseri hiçbir kadının aklına bile getirmek istemediği bir sağlık sorunu. Birçok kadın da bu nedenle belirtileri gözden kaçırabiliyor. Aslında meme kanseri bazı sinyaller vererek geliyor. Bunları göz ardı etmek ise hayatı tehlikeye atmak dışında bir işe yaramıyor.

Meme kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemeli. Ayrıca erken tanı için 20 yaşından sonra her kadın ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmalı. Böylelikle meme kanseri ileri aşamalara ulaşmadan fark edilebilir.

1- Memede kitle varlığı

Meme kanserinin en büyük sinyali; memede veya koltukaltında ele kitle gelmesi. Kanserli kitleler, diğer şişliklerden sert yapılı, düzensiz kenarlı ve pürtüklü yüzeyi ile ayırt edilebiliyor. Bunun için en etkili yöntem ise; yatağa uzanarak elle muayenenin gerçekleştirilmesi. Bir elinizi başınızın altına yerleştirin. Ardından öteki elinizin işaret ve orta parmağıyla diğer göğsünüze dokunun. Aynı işlemi diğer taraf için de yapın. Meme başından çevresine doğru dairesel hareketler uygulayın. Ardından koltukaltlarına da aynı işlemi tekrarlayın.

2- Meme başı akıntısı

Sıkmadığınız halde, tek memeden veya tek kanaldan kanlı ya da şeffaf renkli akıntılar geliyorsa, nedeninin mutlaka araştırılması gerekiyor. Bu tür meme başı akıntılarına, meme kanseri veya meme kanseri riskini artıran bir lezyon olan ‘intraduktal papillom neden oluyor.

3- Meme başındaki şekil bozuklukları

Aynanın karşısına geçip kendinizi incelediğinizde meme başlarınızda içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu fark ediyorsanız, hemen bir doktora görünmenizde fayda var.

4- Meme başı derisinde değişiklikler

Aynanın karşısında kendinize bakarken meme başı derisinde soyulma ve kabuklanma gibi belirtiler gördüyseniz, bunların da bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

5- Memede büyüme ya da şekil bozukluğu

Memede büyüme ya da şekil bozukluğunu en iyi aynanın karşısına geçerek görebilirsiniz. Ellerinizi belinize koyun ve bakın bakalım her iki memeniz simetrik mi? Memelerde bir büyüme var mı?

6- Meme cildinde yara veya kızarıklık

Eğer bir yere çarpıp yaralanmadıysanız, meme cildinde aniden ortaya çıkan kızarıklık ve yaralar ciddiye alınması gereken belirtilerin başında geliyor.

7- Memede ödem, şişlik ve içe doğru çekinti

Her ödem ve şişlik, meme kanserinin belirtisi değil. Bunlar regl ve hamilelik dönemlerinde de kadınların sıkça yaşadıkları sıkıntıların başında geliyor, ancak tabloya meme cildinde içe doğru çekintiler, portakal kabuğu gibi pürüzlü bir görünüm eşlik ediyorsa, hiç zaman kaybetmeden bir doktora başvurmak gerekiyor.

ELLE MEME MUAYENESİNİ ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİN!

Mamografik ve ultrasonografik tarama yöntemleri sayesinde meme kanseri erken teşhis ediliyor ve kişiye özel yaklaşımlar sayesinde tedavideki başarı oranları artıyor. Kadınların özellikle 40 yaşından sonra tarama periyodlarını sıklaştırmalı ve erken tanı için elle muayenenin alışkanlık haline getirilmelidir.

Memede ağrı meme kanseri belirtisi midir?

Her ne kadar meme ağrısı kadınlarda endişeye yol açsa da, her zaman ciddi bir hastalığın belirtisi değildir.

Meme ağrısı (mastalji) her yaş kadında görülebilen bir belirtidir. Meme ağrısını adete bağlı ve adete bağlı olmayan diye iki şekilde ele almak gerekir. Her ikisinin de tedavisi mümkündür. Her iki tip ağrı tek memede, her iki memede birden veya memenin sadece bir bölümünde olabilir.

Meme ağrısı tek başına nadiren meme kanseri belirtisi olmakla beraber yine de doktora gitmek ve ağrının nedenini mutlaka araştırmak gerekir.

Adete bağlı meme ağrısı nedir?

Genellikle adetten önceki bir haftalık dönemde hissedilir ve adet ile birlikte kaybolur. En sık 30-40 yaşlarında görülür. Hormon tedavisi gören menopozdaki kadınlarda da ağrı olabilir? Ağrının tam olarak nedeni bilinmemekle birlikte yumurtlama döneminden sonra memede meydana gelen hücresel değişikliklerin gerginliğe ve ağrıya neden olduğu düşünülmektedir.

Doğum kontrol hapı ve ilaçlar memede ağrı yapar mı?

Doğum kontrol haplarının ve bazı depresyon ilaçlarının da ağrıya neden olduğu bilinmektedir. Esansiyel bir yağ asidi olan GLA’nın (gamolenik asit) vücutta az olması da ağrıya neden olabilmektedir?

Ağrının ilaçlardan kaynaklandığı düşünülüyorsa ve şiddeti kişiyi rahatsız edecek derecedeyse, ilaçların daha düşük dozları denenmeli veya kesilmelidir. Doğum kontrol yöntemi olarak spiral gibi farklı yöntemler tercih edilmelidir?

Memedeki hormonal ağrıların azaltılması için neler yapılabilir?

Ağrı yapan ilaçların azaltılması veya kesilmesi mümkün değilse, GLA yağ asidini içeren primrose (çuhaçiçeği) yağı kullanılması, kahve ve çikolata tüketiminin azaltılması, yeterince sebze ve meyve tüketilmesi ve memeleri tam saran, sıkmayan ve destek veren bir sütyen kullanımı faydalı olabilir.

Ağrı çok fazla olduğunda antienflamatuar ilaç gurubu fayda sağlar. Daha ciddi ağrılarda östrojen hormonunu baskılayan ilaçlar faydalı olabilir. Ancak bu ilaçların yan etkileri olduğundan, sadece uzun süreli ve şiddetli ağrılarda doktor kontrolünde kullanmak gerekir?

Adete bağlı olmayan meme ağrısı nedir?

Bu ağrı doğrudan meme ağrısı olabileceği gibi, kas-eklem ağrısı, kalp ağrısı gibi ağrıların memeye yansıması şeklinde de olabilir. Başka organlardan yansıyan ağrılar dışındaki meme ağrılarının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Her yaşta bu ağrılar görülebilir. Tedavisi adete bağlı ağrı tedavisi ile aynıdır.

Meme ağrısı meme kanseri belirtisi olabilir mi?

Unutmamak gerekir ki ender de olsa meme kanseri kendini ilk önce ağrı ile belli edebilir. Özellikle, sadece tek bir memede, yeni ve sürekli bir ağrı oluşmaya başladıysa ve ağrı sebepsiz yere artıyorsa doktora görünmenizde fayda vardır.

Burada önemli olan ağrının altında yatan önemli bir neden varsa atlanmamasıdır. Meme ağrısı sanılan bazı ağrılar başka organlardaki önemli hastalıkların da belirtisi olabilir ve doktora başvurarak, varsa bu tür bir hastalığa da erken evrede tanı konmasını ve tedavi edilmesini sağlayabilirsiniz.

Meme kanserinin başka belirtileri nelerdir?

En sık görülen belirti memede ele kitle gelmesidir ve çoğunlukla hasta kendi fark eder. Tüm bu belirtiler meme iltihabı, meme kisti gibi selim meme hastalıklarının da belirtisi olabilirler ancak bunun ayırımı için mutlaka doktor kontrolü gerekir.

Memedeki kitle ve diğer belirtileri nasıl farkedilebilir?

Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır?

Meme kanserini arttıran risk faktörleri nelerdir?

Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişilerinde olağan kontrollarını düzenli yaptırmaları önemlidir.

Birinci derece akrabada (anne, kızkardeş ve kızı) meme kanseri varlığı en önemli risk faktörüdür. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, ömür boyu meme kanserine yakalanma riski % 12-14 den (% 12-14 tüm kadınlar için ömür boyu risk) % 18-20 ye çıkmaktadır. Bu durumda olan kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir, riskin büyüklüğüne göre bu durumda olan kadınlarda tarama başlangıç yaşı ve tarama metodlarında değişiklerler söz konusudur. Bu durumda olan kadınlar tarama programlarının düzeni için ilgili radyolog veya klinisyenlerine başvurmalıdır.

Birden fazla birinci derece akrabalarında meme kanseri bulunan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek bulunursa, genetik test yapılabilir.

Meme kanserine yakalanma riskini artıran en önemli ikinci faktör yaştır. İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır.

Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır.

Daha önce meme biopsisi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan bir biopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.

Diğer daha önemsiz risk faktörleri ise aşağıdaki gibidir:

Kişinin kendi kendini muayene etmesi önemli midir? Muayene nasıl yapılır?

Kişinin kendi kendini elle muayenesinin meme kanserini erken yakalanması için iyi bir yöntem olmadığı çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Ancak kişide bir meme kanseri bilinci oluşmasına yardımcı olmaktadır. Eğer kişinin kendi kendine muayenesi sizde anksiyeteye (evham’a) neden oluyorsa yapmayabilirsiniz. Ruh sağlığınızın tedavisi daha güç olabilir.

Her ay kendisini düzenli olarak kendisini muayene eden bir kadın, memesinde ortaya çıkan bir kitleyi daha erken farkedebilir.

Muayene için aydınlık bir ortamda aynanın karşısında dik durarak kollar vücudun iki yanına sarkıtılır. Bu pozisyonda memelerin bir ay önceki durumuna göre büyüklük ve biçim açısından aynı olup olmadığı, deri yüzeyinde ve meme başında değişiklik görülüp görülmediği incelenir. Ayrıca bir yerinde kızarıklık, ele gelen bir kitle, özellikle meme başında içe çökme yada çekilme olup olmadığı araştırılmalıdır. Daha sonra kollar yukarı kaldırılıp memenin biçimi, büyüklüğü ve yüzeyi kontrol edilir.

Yatarak yapılan elle muayenede memeyi düzleştirip göğüs kaslarını germek için kol başın üzerine kaldırıldıktan sonra koltuk altı sınırından meme başına ve göğüs kemiğinden meme başına doğru enine bir paralel çizgi izlenir. Meme dokusunda saptanan her değişiklik tümör değildir. Normal olarak meme dokusu küçük yumrulardan oluşur. Bu yumrular adet kanamasından önce belirginleşir yada düzensizleşir. Herhangi bir kuşku durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır.

Meme kanseri riski önlenebilir mi?

Tıp henüz meme kanserini önleyebilecek bir yaşam tarzı, ilaç veya aşı bilmemektedir. Bununla birlikte meme kanseri erken yakalandığında tedavi edilebilen bir hastalıktır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın yaptığı hasar en aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde arttırılabilir. Erken teşhis için bilinen en iyi ve etkili çözüm, kadınların risk durumlarına göre belirlenmiş olan tarama programına uyarak mamografilerini ve gerekli diğer tetkikleri düzenli yaptırmasıdır.

Meme kanserinde şu şikayetler ve belirtiler olabilir:

Doktora ne zaman başvurulmalıdır?

Memedeki bir çok değişiklik çoğu kez kansere bağlı olmasa da yukarıdaki belirtilerden herhangi biri varsa ve özellikle ele bir kitle geliyorsa doktora başvurmak gerekir. Mamografi ve ultrason sonucunuz normal dahi olsa doktorunuza danışın.

Tedaviler kişiden kişiye göre farklılık göstermekle birlikte bu gibi durumlarda erken teşhis çok önemlidir.

meme-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtarir

Son yıllarda görülme sıklığı giderek artan meme kanserinin özellikle genç kadınları da tehdit ettiği görülüyor. Kadınların meme kanserine karşı en büyük silahı ise bilinçli olmak ve erken teşhis. Kontrollerin aksatılmaması, kendi kendine meme muayenesinin rutin olarak yapılması ve yaşam tarzı düzenlemeleri ile meme kanseri erken teşhis edilebiliyor.

Bu hatalı kullanım gereksiz zaman kaybı, iş yükü ve gereksiz istenilen tetkiklere neden olmaktadır: ‘’Meme‘’ kelimesi yerine yanlış ve yaygın bir alışkanlıkla ‘’göğüs’’ kelimesinin kullanılması, hastaların konu ile ilgi olmayan branşlara başvurmasına neden olmaktadır. Göğüs; gövdenin üst yarısı, bir başka değişle vücudun boyun ile karın arasında kalan bölümüdür. Göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi uzmanları, akciğer hastalıkları ve ameliyatları ile ilgilenirler, meme hastalıkları ile doğrudan bir ilgileri yoktur. Özellikle kadınların %80‘inin hayatlarının bir bölümünde meme ağrısı şikayetiyle karşılaşacakları düşünülecek olursa, hastanın doğru bölüme başvuru yapması vakit kaybetmemek açısından çok önemlidir.

Meme hastalıklarının değerlendirilmesinde mamografi halen ‘’altın standart’’ görüntüleme yöntemidir. Günümüzde dijital mamografi sayesinde tarama ve tanısal amaçlı düşük dozda radyasyon miktarı ile yüksek görüntü kalitesi sağlamaktadır. Mamografi bu sayede memede kitle oluşturmayan meme kanseri odaklarını dahi tespit edebilmekte üstün bir görüntüleme yöntemi olma özelliğini korumaktadır. Mamografide alınan radyasyon miktarı genellikle şu örnekle değerlendirilmektedir: Londra’dan kalkan bir uçaktaki hostesin Avustralya’ya kadar uçuşunda atmosferin inceliği nedeniyle maruz kaldığı radyasyon miktarının mamografiden daha yüksek olduğu düşünülürse mamografideki doz önemsenmeyecek kadar azdır. Ancak gerekli hastaya gerekli algoritma ile düzenlenmesi ve yapılan planlamanın tıbbi gerçekliğe uygun olması şarttır.

Mamografinin doğru zamanlamada planlanması hasta uyumu açısından son derece önemlidir. Adet dönemine yakın planlanacak bir mamografi seansında, hastanın memesinin en dolgun ve hassas döneminde ağrı nedeniyle rahatsız olabileceği ve bu denli önemli bir görüntüleme tetkikinden kaçar hale gelebileceği akılda tutulmalıdır. Dolayısıyla mamografi amacıyla en ideal zaman, adet kanamasını takip eden 3-4. gün olmalıdır.

Günümüzde tüm meme kanserlerinin yaklaşık %5-10’unun genetik geçişli olduğu bilimsel olarak ortaya konulmuş olup, genetik hasarın nedeni olan bazı gen mutasyonları tanımlanmıştır. Hatta aile öyküsü yüksek, seçilmiş hasta gruplarında BRCA1 ve BRCA2 olarak isimlendirilen genlerdeki gen mutasyonlarının günümüzde kan analizi ile saptanabileceğini bilmelidir. Meme kanserinde aile öyküsü risk gruplarının ortaya konmasında son derece önemlidir. Bireyin düzenli olarak meme kanseri cerrahisi ile ilgilenen bir genel cerrahi uzmanı tarafından ve doktorunun belirlediği takip süreleri ile kontrollerini yaptırması çok önemlidir. Genetik geçişleri ortaya konan bu olguların dışında ailesinde meme kanseri olmasına karşın kendisinde meme kanserinin görülmediği pek çok hasta grubu da mevcuttur. Öte yandan bir kadının ailesinde meme kanseri vakasının olmaması hiçbir zaman için bu kişide meme kanseri riskinin olmayacağı anlamına gelmemektedir.

Günümüzde genç meme kanseri sayısı artmaktadır. Yirmili yaşlara gelmiş her kadının meme kanseri açısından risk taşıdığını bilmesi gereklidir. 20-30 yaş gurubunda adet kanamasının takip eden 3. günde meme muayenesini yapması gerekmektedir. 35-40 yaş arasında yıllık genel cerrahi uzmanı kontrolü ve meme dokusunun ultrasonografik olarak değerlendirilmesi önemlidir. 40 yaşına gelmiş bir kadının rutin mamografik takiplerine başlaması gerekmektedir.

Tüm kadınların 40 yaşından önce de mamografi çekilebileceğini bilmesi gerekmektedir. Amerikan Kanser Cemiyeti’nin önerisi ile bir kadının 1. derece akrabalarında meme kanseri vakasının olması durumunda akrabasına tanı konulan yaşın 10 yıl öncesinde bu kadın için mamografik takibin başlaması gerekir. Annesine 43 yaşında meme kanseri tanısı konulmuş bir kadına 10 yıl öncesinde yani 33 yaşında mamografik takibe başlanmalıdır. Aile öyküsü olmadığı bazı seçilmiş olgularda da mamografiden yardım alındığını bilmekte fayda var.

Meme hastalıklarının ortaya konmasında altın standart meme mamografisidir. Meme MR’ı bilimsel olarak endikasyonları belirlenmiş sınırlı bir hasta grubunda planlanan bir görüntüleme yöntemidir.

Meme Kanseri nedir? Belirtileri nelerdir?
Meme Kanseri nedir? Belirtileri nelerdir?

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.

Bir kadının ömür boyu meme kanserine yakalanma riski yaklaşık 1/10 dur. Meme kanseri kadınlarda görülen kanserlerin %33’ünü oluşturuyor. Tüm kanser hastalarının ise %20’sini tehdit ediyor. Günümüzde ise artık her 8 kadından 1’i hayatı boyunca meme kanseriyle karşı karşıya kalma riskiyle yaşıyor. Meme kanseri kadınlara oranla erkeklerde çok nadir görülmektedir. Ancak hastalık geliştiğinde seyri kadınlarda görülen meme kanserine göre daha hızlı ve kötüdür. Her 100 meme kanserinin 1’i erkeklerde görülmektedir. Meme kanserinin nedeni tam olarak bilinmese de kalıtım, beslenme şekli, sosyo-ekonomik durum, regl durumu, doğumlar, doğum kontrol hapları gibi birçok faktörden bahsedilebilir.

Kanser, meme içinde zaman içinde büyür. Erken safhada herhangi bir belirti vermezken daha sonra memede ele gelen sertlik, meme ucunda veya ciltte çekinti, meme ucundan kanama gibi belirtiler verebilir. Sonrada aynı taraftaki koltuk altı lenf bezlerine ilerler ve bu bezlerin büyümesine sebep olur. Daha ileri evresinde beyin, karaciğer, akciğer gibi hayati organlara atlar ve ölüme neden olur.

Meme kanserinin görülme sıklığı yaş ilerledikçe artar. En çok 50-70 yaş aralığında görülen meme kanserinde risk ailede meme kanseri öyküsü bulunduğunda artmaktadır. Anne ya da kardeşte meme kanseri görüldüğünde hastalığın riski 3 kat artar. Bu nedenle aile hikâyesinde meme kanseri olan kişilerin kontrollerini özellikle 40 yaş ile birlikte sık sık yaptırmaları gerekmektedir. BRCA1 ve BRCA2 genlerinde bozulma yani mutasyon var olan kişilerin hem meme hem de yumurtalık kanserine yakalanma ihtimali riski yüksektir. Menopoz sürecinde 5 yıldan fazla hormon ilacı kullanmak da meme kanseri riskini artıran faktörlerden biridir.

Meme kanseri belirtilerini bilmek meme kanserini erken evrede yakalamak ve tedavinin başarıya ulaşması için çok önemlidir. Meme kanseri belirtileri arasında en çok rastlanan sonuç, elle yapılan muayene sonucu, kitleye elle rastlanmasıdır. Aşağıdaki değişiklikler fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime başvurulmalıdır.

Meme kanseri belirtileri

Meme kanseri belirtilerini tanımak meme kanserinin ilerlemesine engel olabilmek adına çok önemlidir. Bu nedenle kişinin kendi meme yapısını tanıması ve risk faktörlerini bilmesi gerekir. Meme kanseri belirtilerini fark edebilmek için her kadın 20 yaşından sonra kendi meme muayenesini yapmaya başlamalıdır. Kendi kendine meme muayenesi adet bitiminden 5-7 gün sonra; adet görmeyen kadınlar ise ayda bir belirdikleri yapılmalıdır.

Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır

Basitçe kendine kendine meme muayenesi aşağıdaki şekilde yapılmalıdır.  Daha ayrıntılı meme muayenesi için tıklayınız.

Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır

Muayeneye önce ayna karşısında başlanır. Eller bele konularak önce memelerin simetrik olup olmadığı kontrol edilir. Memelerde görünür bir kitle araştırılır, meme derisinde herhangi bir çöküntü veya renk değişikliği olup olmadığına bakılır.

Eller yukarı kaldırılarak aynı incelemeler tekrarlanır.

Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır

Daha sonra yatarak muayeneye geçilir. Muayeneye önce sağ memeden başlanır. Daha rahat muayene edebilmek için sağ omuz-sırt altına küçük bir yastık konulur. Sağ el başın arkasına yerleştirilir.

Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır

Muayene sol elin 2-3 parmak ucu ile gerçekleştirilir. Memebaşı çevresinden başlayarak ve meme dokusuna hafifçe bastırarak saat yönünde halkasal hareketler ile herhangi bir duyarlılık veya kitle olup olmadığı kontrol edilir. Tüm meme muayene edildikten sonra koltukaltına bakılır. Sol meme ve koltukaltı da benzer şekilde değerlendirilir.

Meme kanserinde yapılan ameliyatlar nelerdir?
Meme kanserinde yapılan ameliyatlar nelerdir?

Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Meme kanseri erken evrede yakalanabildiğinde memenin alınmadığı meme koruyucu cerrahiler uygulanabilmektedir.

Meme kanserinin erken yakalandığı durumlarda memenin alınmadığı cerrahi uygulamalar ile hastalığın psikolojik travması en aza indirilmektedir. Bunlara ek olarak alınan memenin yerine, plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması gibi ameliyatlar da vardır.

Meme Koruyucu Cerrahi

Meme koruyucu cerrahi yöntemi, zaman zaman kısmı (segmental) mastektomi olarak da adlandırılır. Bu cerrahide sadece memenin etkilenmiş kısmı alınır. Ancak, alınacak kısım tümörün büyüklüğüne, yerine ve başka diğer faktörlere bağlıdır. Hastaya cerrahi sonrası radyoterapi verilecekse, cerrahi sırasında memenin tümörü alınan bölgesine yerleştirilen küçük metal klipslerle (röntgende görünecektir) radyoterapi tedavi alanı işaretlenebilir.

Lumpektomide sadece memedeki kitle ve etrafındaki dokular alınır. Radyoterapi, genellikle lumpektomiden sonra uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya adjuvan kemoterapide verilecekse, genellikle kemoterapi tedavisi tamamlanana kadar radyoterapi geciktirilir.

Kadranektomide, lumpektomiden daha fazla meme dokusu alınır. Bu cerrahide, memenin dörtte biri alınır. Cerrahi sonrası genellikle radyoterapi verilir. Yine bu yöntemde de, kemoterapi verilecekse radyoterapi geciktirilir.

Alınan doku kenarında kanser hücresine rastlanırsa, hastalık pozitif marjlı demektir. Doku kenarında kanser hücresi bulunmazsa, negatif veya temiz marjlı olarak nitelendirilir. Pozitif marjın olması, cerrahi sonrası bazı kanser hücrelerinin kalmış olabileceğini gösterir. Patolog, cerrahi ile alınan dokuda pozitif marja rastlarsa, cerrahın yeni bir ameliyatla daha fazla doku alması gerekebilir. İşte bu operasyona, re-eksizyon denir. Eğer, yeterli meme dokusu alınamaması sonucu temiz cerrahi marj elde edilemezse, hastaya mastektomi yapılması gerekebilir.

Tümörün, kenar sınırına mesafesi de önemlidir. Sınırları “temiz” ise “kapalı” olabilir. Bunun anlamı, alınan tümörün kenarı ile dokunun kenarı arasındaki mesafe çok azdır ve daha fazla cerrahi yapılması gerekebilir. Cerrahlar, tümörün yeterli kenar sınırları konusunda fikir uyuşmazlığına düşebilir.

I ve II. Evre meme kanseri olan kadınların çoğu için meme koruyucu cerrahi ve ek olarak radyoterapi tedavisi, mastektomi kadar etkilidir. Bu iki yöntemle tedavi edilen kadınların yaşam oranı aynıdır. Ancak, meme koruyucu cerrahi, meme kanseri olan tüm kadınlar için bir seçenek değildir.

Radyoterapi, zaman zaman meme koruyucu tedavinin bir parçası olarak tedaviye dahil edilmeyebilir. Bu tartışmaya açık bir konudur. Bu sebeple, radyoterapi uygulanmadan meme koruyucu cerrahi eğer hasta en az 70 yaşında ise ve aşağıda belirtilenlerin hepsi doğru ise tercih edilmelidir:

2 cm veya daha küçük tümörü olan, cerrahi ile tamamen alınmış (temiz kenar sınırları olan) meme kanseri olan

Tümörü hormon-reseptör pozitif olan ve hormon tedavisi gören (tamoksifen veya aromatöz inhibitör gibi) meme kanseri olan

Lenf bezlerine yayılım göstermemiş meme kanseri olan

Hastalarda olasılıkları, tedaviyi yürüten doktorla birlikte detaylı görüşülmelidir.

Meme Koruyucu Cerrahi Olası Yan Etkiler

Bu operasyonun yan etkiler ağrı, geçici şişlik, hassasiyet ve cerrahi müdahale yapılan bölgede sert yara dokusu şeklinde oluşabilir. Tüm cerrahi müdahalelerden sonra, ameliyat bölgesinde kanama ve enfeksiyon olasılığı vardır.

Meme ne kadar geniş alınırsa, memenin şekli o kadar değişecektir. Cerrahi sonrası meme çok farklı görünürse, bazı estetik cerrahi operasyonlar uygulanabilir veya kanser olmayan memenin boyutu küçültülerek birlikte daha simetrik görünmesi sağlanır. Bu işlem, yapılan ilk cerrahi operasyon sırasında da gerçekleşebilir. Cerrahi öncesinde doktorunuzla konuşarak memenizin ameliyat sonrası nasıl görüneceğini ve seçeneklerinizin neler olabileceğini öğrenmeniz önemlidir.

Mastektomi

Mastektomi, memenin tamamen alınması işlemidir. Bu operasyonla tüm meme dokuları hatta bazen yakınındaki dokularda alınır.

Basit mastektomi: Bu işlem, total mastektomi olarak da adlandırılır. Meme uçları dahil tüm meme alınır, ancak koltuk altı lenf bezleri veya memenin altındaki kas dokuları alınmaz. Bazen, meme kanseri riski oldukça yüksek kadın hastalarda koruma amacıyla her iki meme birden alınır (double mastektomi). Bu ameliyat için hastaneye yatırılan hastaların çoğu, ertesi gün taburcu edilir. Bu yöntem, meme kanseri tedavisinde en sık kullanılan yöntemdir.

Cilt koruyucu mastektomi: Bazı kadın hastalarda meme, cerrahi müdahale sırasında yeniden yapılandırılabilir. Bu işleme, cilt koruyucu mastektomi olarak adlandırlmaktadır. Bu yöntemde, sıklıkla meme ucu ve meme ucu çevresi (areola) alınır, ancak meme cildinin geri kalanı büyük oranda korunur. Bu işlem, hastaya basit mastektomi kadar fayda sağlayabilir. Alınan meme dokusunun miktarı, basit mastektomi yöntemindeki oranın aynısıdır.

Bu yöntem, sadece hemen ardından meme rekonstrüksiyonu (estetik cerrahi) planlandığında kullanılır. Büyük veya deri yüzeyine yakın tümörlerde bu yöntemin kullanılması uygun olmayabilir.

Vücudun başka bir bölümünden implant veya doku kullanılarak memenin yeniden yapılandırılır. Cilt koruyucu mastektomi, daha standart bir yöntem olan mastektomi kadar fazla kullanılmamaktadır. Ancak birçok kadın hasta, daha az yara dokusuna ve daha iyi görünümlü bir memeye sahip olma isteğiyle cilt koruyucu mastektomi yöntemini tercih etmektedir.

Meme ucu koruyucu mastektomi, cilt koruyucu mastektominin bir çeşitidir. Bu yöntem, daha çok deride veya meme ucuna yakın kanser belirtisi göstermeyen memenin daha dış kısmında küçük, erken evre kanseri olan kadın hastalar için bir seçenektir. Bu işlemde meme dokusu alınır, ancak meme derisi ve meme ucu yerinde bırakılır. Sonrasında memeye estetik cerrahi (rekonstrüksiyon) uygulanır. İşlem sırasında, kanserli hücreleri kontrol etmek için meme ucu ve meme ucunun çevresinin areola alt tarafındaki meme dokusu alınır. Bu dokularda kanser belirlenirse, meme ucu alınmalıdır. Meme ucunun alt tarafında kanser belirlenmese bile, bazı tedavilerde kanserin tekrarlama riskini azaltmak için cerrahi sırasında ve sonrasında meme ucu dokularına bir doz radyoterapi uygulanır.

Meme ucu koruyucu cerrahide halen bazı problemler vardır. Cerrahi sonrası meme ucu tam bir kan akışı sağlamayabilir. Buda, buruşukluğa ve deformasyona (şekil bozukluğu) sebep olabilir.

Cerrahi sırasında sinirlerde kesildiği için, meme ucunda his azalır ya da hiç kalmaz. Daha büyük memesi olan kadınlarda estetik cerrahi sonrası meme ucu yerinden dışarı doğru çıkabilir. Bu sebeple, birçok doktor bu cerrahinin daha çok orta ve küçük boy memesi olan kadınlar için iyi bir seçenek olduğuna inanmaktadır. Bu yöntemle görünür yara izleri daha azdır, ancak işlem doğru yapılmazsa diğer mastektomi yöntemlerinden daha fazla meme dokusu bırakılma olasılığı vardır. Buda, cilt koruyucu veya basit mastektomiye nazaran meme ucu koruyucu cerrahide daha fazla kanser riski gelişebileceği anlamına gelir. Bu durum geçmişte bir problemken, günümüzde gelişen tekniklerin de yardımıyla meme cerrahisini daha güvenli bir yöntem haline getirmiştir. Halen birçok uzman, meme ucu koruyucu yöntemin standart meme kanseri tedavisi olarak oldukça riskli olduğunu düşünmektedir.

Modifiye Radikal Mastektomi: Bu yöntem, basit mastektomidir ve koltuk altı lenf bezleri alınır. Lenf bezlerinin alınması ile ilgili cerrahi, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

Radikal Mastektomi: Bu geniş çaplı operasyonda tüm meme, koltuk altı lenf bezleri ve meme altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslar alınır. Radikal mastektomi, geçmişte oldukça sık kullanılmıştır. Ancak, sonraları daha küçük çaplı ama aynı şekilde etkili yeni cerrahi yöntemler (modifiye radikal mastektomi gibi) bulunmuştur. Bu sayede, hastada radikal mastektomiye bağlı yan etkiler ve memede şekilsizlik görülmemektedir. Günümüzde radikal mastektomi, daha nadir başvurulan bir yöntemdir. Şimdilerde radikal mastektomi, daha çok memenin altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslarda bulunan geniş tümörler için uygulanmaktadır.

Mastektomi Olası Yan Etkiler

Cerrahi sonrası ağrı ve memenin şeklindeki değişiklik dışında mastektominin olası yan etkileri; yaranın enfeksiyon kapması, hematoma (kanın doku aralıklarında ve boşluklarında özellikle de deri altında toplanması) ve seroma (yarada kan ve cerahat dışında sıvı toplanması) olarak sıralanabilir. Cerrahide koltuk altı lenf bezleri de alınırsa, başka yan etkilerin görülme olasılığı artar. Bu yan etkiler, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

meme-kanseri-tedavi-asamalari

Meme kanserinin tedavisi cok sayıda tıp dalının birlikte calışmasını gerektirir. Birçok hastada cerrahi tedavi ilk basamağı oluşturmakla birlikte, operasyon sonrası patolojik inceleme sonuçlarına göre radyoterapi, kemoterapi ve hormon tedavisinden biri, birkaçı veya hepsi belli bir sırayla uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi ve radyoterapi daha çok tümorün bolgesel kontrolunu sağlamada önemli iken, kemoterapi ve hormonoterapi ise sistemik kontrole yardımcı olmaktadır.

Meme kanseri için uygulanacak tedaviye karar verilirken hastaya durumu hakkında ayrıntılı bilgi verildikten sonra aşağıdaki tedavi seçenekleri hastayla birlikte tartışılmalıdır.

Ailesel Meme Kanseri

Pek çok kadının aile öyküsünde kan bağı olan bir akrabasının meme kanseri öyküsü olabilir. Bunların çoğu sadece rastlantısal bir durumdur. Bazı nadir kadınların ise, anne veya baba tarafı olmak üzere aynı kan bağı kolundan birden çok meme kanseri olan yakını olabilir. Bu durumda, ailenin kadınlarının, uzun dönemde meme kanserine yola açan bozuk bir geni taşıması olasıdır. Ailesel meme kanseri denilen bu durum tüm meme kanserleri arasında ancak % 5 kadarından sorumludur. Bu bozuk geni taşıyan ailelerin tüm kadınlarının kan testleri ile mevcut risklerinin değerlendirilmesi koruyucu hekimlik açısından önemlidir.

Ailesinde meme kanseri öyküsü olan her kadın ailesel meme kanseri grubuna girmez. Soy ağacının aynı kolunda birden fazla meme ve yumurtalık kanseri olması, bu kişilere 40 yaşından önce meme kanseri tanısı konması, ailede erkeklerde de görülmesi hep ailesel meme kanserini akla getirmelidir.

Çok sık meme kanseri görülen ailelerde bunun nedeninin bazı genlerin bozukluğu olduğu bilinmektedir. Ailesel meme kanseri tanısı için meme kanserine neden olan bozuk genlere bakmak gerekir. Meme kanseri riskini arttıran değişik gen bozuklukları olabilir ancak bunlardan ikisi tam olarak gösterilmiş ve klinik uygulamaya alınmıştır: şu anda hastaların BRCA1 ve BRCA2 genlerini incelemek mümkündür. Bu genler pozitif çıkan herkes meme kanseri olacak anlamına gelmez. Bu iki genden birisinin bozuk olduğunun anlaşılması durumunda, hastanın yaşam boyu meme kanserine yakalanama riski % 85’dir. Bozuk geni taşıyan kadınların yarısı, 50 yaşına gelene kadar meme kanseri olmaktadır.

Bu testi meme kanseri tanısı konmuş ve bu kanserin, “ailesel meme kanseri” olabileceği kuşkusu hastaya uygulamak gerekir. Eğer bu kişide test pozitif çıkarsa, yani ailenin genetik yatkınlığı olduğu saptanırsa, o ailenin tüm kadınları bu testlerle incelenir. BRCA1 veya BRCA2 negatif olan kadınlar veya kızlar meme kanseri açısından toplumla aynı riski taşırken, testi pozitif çıkanlar yüksek risk taşıyor anlamına gelmektedir.

Ailesel meme kanseri riski taşıyan kadınların daha yoğun meme takipleri ve meme kanserini önleyici tedaviler yönünden mutlaka aydınlatılması gerekir.

Meme kanserinde “ideal tedavi” nedir?

Meme kanseri sistemik ve kronik bir hastalıktır. Meme kanseri multidisipliner tedavi edilen sistemik bir hastalıktır. Erken tanı ve ideal tedavi ile hastalıktan tamamen kurtulma şansı vardır. Herkesin artık bildiği gibi erken tanı için yıllık kontroller çok önemlidir. Hastanın hiç bir şikayeti olmasa dahi yılda bir güvenilir bir yerde yapılan düzenli kontroller hastalığın çok erken evrede yakalanmasını sağlar.

Erken tanı yeterli midir ? Elbette fakat bunun ideal tedavi ile devam ettirilmesi gerekir.

İdeal tedavi için öncelikli koşul: elimizde iğne biyopsisi ile konmuş hastalığın kesin tanısının olmasıdır. İğne biyopsisi ile alınan doku örneğinin patoloji analizi sonucunda tanı dışında, o hastanın tümörüne ait başka parametreler de rapora yazılır. Örneğin tümör süt kanallarından mı yoksa süt bezlerinden mi kaynaklanmaktadır, hızla yayılmaya müsait midir, histopatolojik skoru nedir, hormon reseptörleri ve prognostik (sonucu belirleyen ve kanserin karekterini gösteren) testler nasıl çıkmıştır gibi… İğne biyopsisi ve elimizdeki kesin tanı raporu bu savaşın cephanesi gibidir.

Bazı hastalarda meme MR, tüm vücut PET CT gibi ileri tetkikler gerekebilir. Elimizde kesin tanı ve bu tetkikler olduğunda, klinik muayene sonuçlarını da göz özünde bulundurup tedavi planı yapılır. Hastaya önce ameliyat sonra kemoterapi mi yoksa önce kemoterapi sonra ameliyat mı yapılacağına karar verilir. Yine buna göre meme koruyucu mu yoksa tüm memenin alındığı mastektomi mi yapılacağına karar verilip hasta ile bu konuyu görüşülür ve gerekli planlamalar yapılır.  Nasıl bir yol izleneceğine karar vermek başarı için şarttır.

Meme Kontrolü ne zaman başlamalı? Hangi sıklıkla yapılmalı?

Meme kanseri kadınlarda en sık kanser olması ve erken yakalandığı zaman tamamen tedavi edilme şansı en fazla olan kanserler arasında yer alması nedeniyle belli bir yaştan sonra belirli kontrollerin yapılması çok önemsenmektedir.

Özellikle vurgulanması gereken durum meme kanseri riski yüksek olan kişilerde ( Ailevi meme kanseri veya genetik meme kanseri olması gibi )kişiye özel takiplerin yapılması gereğidir. Aşağıda açıklayacağımız rutin kontroller kanser riski bakımından yüksek risk içermeyen kişilerin takibinin nasıl olmasını açıklamaktadır. Çünkü yeni tanı konan meme kanseri olgularının %75’i ( yani dört hastanın üçü) ailesinde daha önce hiç meme kanseri saptanmayan kişilerdir.

Tüm kadınların 20 yaşından sonra aylık ( Tercihen adet gördükten sonraki 5-10 gün içerisinde ) kendi meme muayenelerini yapmalarını alışkanlık haline getirmeleri önemlidir. Rutin yaptıkları kontrollerde daha önce saptamadıkları bir değişiklik durumunda ( özellikle kitle, sıkmadan kendiliğinden oluşan bir meme ucu akıntısı, meme başında ve cildindeki çekintiler ) doktora başvurmaları gerekmektedir.

Otuz yaşından itibaren aylık kendi kendine meme muayenesinin yanısıra yıllık doktor muayenesinin başlamalıdır.
Bazı merkezler yayımladıkları rehberlerinde kendi kendine muayene yapmak istemeyen hastaların takipleri için 6 ayda bir doktor kontrolu önermektedir.
Takip açısından 40 yaş ek riski olmayan hastalar için milad gibi kabul edilebilir. Bu yaştan itibaren yıllık radyolojik kontroller de eklenmek zorundadır ve radyolojik kontroller (Mamografi ve gereği halinde ultrasonografi veya MR) çok önemlidir. Meme kanserinin sıklığı 50 yaşından itibaren pik yaparak artmaktadır. Elli yaşında klinik belirti verecek düzeye gelen bir kanserin radyolojik bulguları çok daha erken başlayabilmekte ve sadece radyolojik bulgularla tanı alan kanserlerin %90’nından fazlası çok erken evrede tanı alabilmekte ve tamamen tedavi olma olasılığı çok yüksek düzeyde olabilmektedir. Bunun için radyolojik kontroller on yıl önceden başlanmaktadır.

Meme Kanserine karşı beslenme ve egzersiz ne kadar etkilidir?

Kadınlarda yaş gözetmemekle birlikte menopoz sonrasında daha riskli olabilen meme kanseri, bugünkü gelişmiş tanı yöntemleriyle ve ameliyat teknikleriyle meme kanserine zamanında müdahale edildiği takdirde ölüm riski sıfıra yakın seyretmektedir. Özellikle deriye ve meme başına yakın olan tümörleri erken fark etme şansı olabilir. Ayrıca, kadının meme kanserinin farkında olması ve bu hastalığı ciddiye alması için de kendi kendini muayeneyi öğrenmesi ve yapması şarttır. Muayene sırasında fark edilen en ufak bir değişiklik için doktora gidilmelidir.

Düzenli egzersiz yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı bilinmektedir. Hafif egzersiz yapılması, haftada 4 saat tempolu yürüyüş, şişmanlığın azaltılması ile meme kanseri riski yüzde 30-40 oranında azaltılabilir. Sadece meme kanserinde değil, tüm kanser türlerinde beslenmenin önemli bir rolü vardır. Sebze ve meyveye hayatımızda daha çok yer vermek, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durmak önemlidir. Alkol kullanımına dikkat edilmelidir. Kadınların meme sağlığının korunmasında düzenli kontroller önemli yer tutar.

Memede Şişlik ve Kitle Değerlendirmesi nasıl yapılır?

Memede Kitle veya Şişlik Hissedildiğinde Ne Yapmak Gerekir?

Memede şişlik ve kitle varlığı meme kanseri belirtilerini taklit ettiği için başlangıçta korkutucudur. Kendiniz veya doktorunuz memenizde bir şişlik veya kitle saptayabilir ya da mamografi veya ultrasonunuzda daha ileri tetkik gerektiren bir lezyon bulunabilir.

Memedeki herhangi bir değişiklik kanser belirtisi olabilir ve değerlendirilmesi gerekir. Bu değişikliklerin çoğu iyi huyludur ve meme kanserinden çok daha sık karşılaşılır. İyi huylu değişiklikler kanser olmasa da bazıları meme kanseri riskini arttırabilir.

Memedeki şişlik ve kitlelerin hangilerinde kanser riski vardır?

Meme kanseri riski açısından bu meme değişiklikleri üç grupta değerlendirilmektedir.

Doktorunuz sizdeki duruma göre bir takip ve tedavi planı yapar. Hiç riski olmayanlar ile hafif risk taşıyanlar ortalama kanser risk grubunda kabul edilir ve rutin normal takip programı uygulanır.
Orta risk taşıyanlarda ise meme kanseri riski arttığından dolayı daha sık tarama ve takip programı uygulanabilir. Risk azaltıcı stratejiler önerilebilir. Güçlü aile öyküsü gibi ilave risk faktörleri varsa bu aksiyon planınızı etkileyebilir. Bu tip kararlar her kişinin özelliklerine ve lezyonuna göre bireysel olarak verilir. Doktorunuz yaşam boyu meme kanser riskiniz konusunda sizi aydınlatacaktır.

Memede ne tür belirtiler olabilir?

Memede kanser olmayan birçok durum çok çeşitli belirtilere yol açabilir. Büyüyen bir şişlik veya kitle bazen cilt altında hissedilir, bazen de tarama mamografisinde tesadüfen görülür. Maalesef belirtiler sıklıkla meme kanseri belirtilerine benzer:

Yukarıdaki tüm belirtiler meme kanseri olasılığını elemek için tetkik edilmelidir.

Tanı için ne tür tetkikler yaptırmak gerekir?

Meme kanseri tanısı için yapılan tetkiklerin aynısı yapılmaktadır. Amaç; saptanan kitle veya değişikliklerin gerçekten iyi huylu olup olmadığından emin olmak ve lezyonun meme kanseri riskini arttırıp arttırmadığını saptamaktır. Bu tetkikler:

Tetkik planı sizdeki belirtilere ve şüphelenilen meme sorununa göre doktorunuz tarafından planlanır. Kesin tanı konamayan bazı durumlarda doktorunuz mevcut durumun gidişatını değerlendirmek için 3-6 ay sonra tekrar kontrole çağırabilir. Bu durum kanserden şüphelenildiği anlamına gelmez, daha çok lezyonun aynı durumunu koruyup korumadığını anlamaya yarar.

Kitle dışındaki iyi huylu meme değişiklikleri nelerdir?

İltihap, yangı, gebelik ve diğer basit nadir sebeplere bağlı olarak memelerde oluşabilen birçok değişiklik vardır. Bunlar memede şişlikler, kitleler, tahriş olmuş alanlar, akıntı ve/veya ağrıya neden olabilir. Meme kanseri riskini arttırmazlar. Ancak belirtileri meme kanseri olasılığını düşündürebilir. Kanser olasılığını elemek için mamografi ve/veya ultrason, gerekirse MR ve hatta biyopsi yapmak gerekebilir.

Memelerdeki birçok değişiklik yangı, ağrı ve iltihapla bağlantılıdır. Meme başı ve/veya meme cildinde kızarıklık ve şişlik olabilir. Bu belirtiler genellikle meme kanserini işaret etmez. Ancak, belli bir süreden fazla devam eden meme değişiklikleri meme hastalıkları konusunda uzman bir Genel Cerrahi doktoru tarafından değerlendirilmelidir. İltihabi durumlar birkaç hafta içinde antibiyotik tedavisi ile düzelir. Eğer yangı ve iltihap belirtileri tedavi ile düzelmiyorsa iltihaplı meme kanseri olasılığı akla gelmeli ve bu olasılığı elemek için gerekli tetkikler yapılmalıdır.
Bu iyi huylu değişikliklere örnek olarak; süt kanallarında genişleme, meme başı egzaması, yağ kistleri, mastit, meme başı ve altı iltihapları, cilt enfeksiyonları verilebilir. Ayrıca, galaktore (memelerden süt gelmesi) ve mastalji (meme ağrısı) gibi durumlarda da ileri tetkik yapmak gerekebilir.

İyi huylu meme kitle ve şişlik varlığında nasıl takip yapılır?

Hiç riski olmayanlar ile hafif risk taşıyan kişilere takip yıllık muayene ve mamografi/ultrason taraması dışında ilave takip uygulanmaz. Bu tip bir kitle cerrahi olarak çıkartılmışsa normal meme takipleri yapılır. Yıllık veya 6 aylık aralarda muayene, mamografi/ultrason ve/veya MR görüntüleme önerilir. Cerrahi önerilmemiş kist, fibroadenom veya benzeri kitleler varsa ilk birkaç yıl 6 aylık aralarda muayene, mamografi/ultrason ve/veya MR görüntüleme yapılır. Daha sonra yıllık takiplere dönülebilir.

Hangi durumlarda yakın takip yapılır?

Bu durumda doktorunuz risk düzeyinize göre size bir takip planı önerecektir. Bu takip planında:

Daha sık tarama: Doktorunuz mevcut durumunuza göre daha sık bir tarama programı yapar. Bazı durumlarda aylık kendi kendine meme muayenesi, yıllık mamografi (40 yaş ve üstü) ve yıllık doktor fizik muayenesi yeterli olacaktır. Ancak, daha ciddi durumlar için şunlar önerilebilir:

Risk azaltıcı ilaçların kullanımı: Ciddi risk faktörü olabilecek değişikliklerin varlığında önerilebilir. Temelde vücutta östrojen hormonunun etkisini önleyen veya östrojen hormonunun miktarını azaltan ilaçlardır. Hormon pozitif meme kanseri hastalarında da aynı ilaçlar kullanılmaktadır. Genellikle tamoksifen hem menopoz öncesi hem de menopoz sonrası önerilirken, diğerleri genellikle menopoz sonrası kullanılmaktadır. Amerika’da kullanımı oldukça popüler olmasına rağmen, Avrupa ülkelerinde be ülkemizde çok daha az sıklıkla tercih edilmektedir. Bu tip ilaçların yan etkileri vardır. Kullanımını doktorunuzla tartışıp yan etki profiline göre kar-zarar hesabı yapmak gerekebilir.

Üçlü negatif meme kanseri nedir?

Hücre zarında östrojen hormon reseptörü (ER), progesteron hormon reseptörü (PR) ve human epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) adlı üç reseptörün bulunmadığı meme kanserine üçlü negatif meme kanseri (TNBC, Triple Negative Breast Cancer) denir.

Üçlü negatif meme kanseri diğer meme kanseri türlerine göre daha nadir görülür. Tüm meme kanserlerinin yaklaşık %15’i kadardır. Ancak meme kanseri çok yaygın olduğu için üçlü negatif meme kanseri çok sayıda insanı etkilemektedir; öyle ki dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 milyon kadına meme kanseri tanısı konulduğu düşünülürse, üçlü negatif meme kanseri yıllık en az 200 bin kadını etkilemektedir. Özellikle Afrika veya Hispanik soylu bireylerde, ayrıca genç kadınlarda ve BRCA1 mutasyonu olanlarda yaygındır. Meme kanserinde sık kullanılan hormon tedavisi, bu meme kanseri türünde kullanılmamaktadır.

Üçlü negatif meme kanserini anlamak için, diğer meme kanserleri hakkında da fikir sahibi olmak gerekir.

2000’li yılların başına kadar meme kanserini kabaca östrojen hormonuna duyarlı ve duyarsız olarak iki grupta incelerken, günümüzde bu bilgi değişime uğramış ve meme kanserinin, kanser hücrelerinin yüzeylerinde taşıdığı veya taşımadığı reseptörlere, yani biyolojik özelliklerine göre 4 ana türde olduğu keşfedilmiştir.
Luminal A: Östrojen hormonuna duyarlı tümörler (ER pozitif)Luminal B: Östrojen hormonuna zayıf duyarlı ve/veya aynı zamanda Her2 reseptörü taşıyan tümörler (Her2 pozitif)
Her2 pozitif: Östrojen hormonuna duyarsız Her2 reseptörü taşıyan tümörler
Üçlü negatif: Östrojen hormonu ve Her2 reseptörü taşımayan tümörler (triple negatif meme kanseri, aynı zamanda bazal tip olarak da bilinir)
2016 yılında Nature’da yayımlanan bir çalışmaya göre, üçlü negatif meme kanserli hastalarda prolaktin adlı hormonun hücre yüzeyinde bulunan reseptörü, hastaların yaşam sürelerinin artmasında ve yoğun tedavilere maruz kalmasının önlenmesinde önemli bir belirteç olabilir. Bu çalışma, üçlü negatif meme kanserinin de kendi içinde farklı özelliklere ait alt sınıflarının olduğunun bir göstergesidir.

Üçlü negatif meme kanserine yakalanma ihtimalini artıran durumlar – risk faktörleri

Yeni çalışmalar üçlü negatif meme kanserinin risk faktörlerini araştırmaktadır. Aşağıdaki faktörlerin bu kanserin riskini artırabileceği bulunmuştur:

Obezite ve hareketsizlik

Obezite ve artmış vücut kitle indeksi üçlü negatif meme kanserinin riskini artırır. Bu durumun sebepleri arasında sağlıksız beslenmeyle birlikte aktif olmamak da bulunur.

Kalıtsal faktörler

Anne-babadan kalıtım yolu ile aktarılan mutasyona uğramış genlere (örneğin BRCA1 ve 2 mutasyonları) sahip bireylerde üçlü negatif meme kanserine yakalanma riski daha yüksektir. Daha yüksek risk olup olmadığını aile bireylerinin hastalık geçmişlerine bakılarak söylemek mümkün.
– İlgili konu: Kalıtsal BRCA1 ve BRCA2 mutasyonu nedir? Taşıyıcıları için risk yönetimi nasıl olmalı?

Yaş

Bazı araştırmalara göre yaş faktörü, üçlü negatif meme kanserine yakalanma riskini etkileyen faktörler arasında. Çalışmalara göre menopoz öncesi üçlü negatif meme kanserine yakalanma riski; menopoz sonrasına göre daya yüksek.

Irk ve etnik köken

Bazı çalışmalar ırkların üçlü negatif meme kanseri risklerinin farklı olduğunu öne sürmektedir. Üçlü negatif meme kanseri Afrika kökenli Amerikalı kadınlarda ve Aşkenaz Yahudileri’nde normalden fazla görülmektedir.

Üçlü negatif meme kanseri nasıl teşhis edilir?

Teşhisi diğer meme kanserlerinden farklı değildir. Üçlü negatif meme kanseri mamografi ile tespit edilebilir. Ayrıca diğer meme kanseri türlerinde olduğu gibi kişinin kendisi memesinde kitle fark ederek hekime başvurabilir. Bir kitle ya da büyüme tespit edildiğinde şüpheli dokunun meme biyopsisi ile alınıp incelemesi gerekecektir. Patoloji raporunun ardından kanser hücrelerinin olup olmadığı belli olur. Eğer meme kanseri teşhisi konuşmuşsa, bu tümör dokusu östrojen-progesteron ve Her2 reseptörleri yönünden immünhistokimyasal incelemeye tabi tutulur. Bu üç tümör belirteci negatif ise üçlü negatif emme kanseri denilir.

İlgili konu: Meme kanseri belirtileri ve tedavisi – sorular ile TANI YOLCULUĞU

Üçlü Negatif Meme Kanseri Tedavi Yöntemleri ve Gelişmeler

Tedaviye Genel Yaklaşım

Üçlü negatif meme kanseri tedavisine yaklaşım, hastalığın evresine göre değişmektedir. İleri evrede kemoterapi, immünoterapi ve akıllı ilaçların hangi durumlarda seçileceği ve kullanımı sırası netleşmiştir. Erken ve bölgesel olarak ilerlemiş evrede ise daha dikkatli bir tedavi planlaması gerekmektedir.

Erken evrelerde

Üçlü negatif meme kanseri, daha agresif biyolojisi sebebiyle, erken evrelerde dahi, ana tedavi olan cerrahiden önce ve sonra sistematik tedaviler uygulanmasına daha yatkındır.
Tümör küçültmek, cerrahinin başarısını artırmak ve görüntüleme yöntemleri tarafından tespit edilemeyen mikro-metastazları yok etmek amacıyla ameliyat öncesi uygulanan yöntemlere neoadjuvan tedavi diyoruz. Üçlü negatif meme kanserinde neoadjuvan tedavi için kemoterapi ve immünoterapi kullanılmaktadır.
Ameliyat sonrası, kanserin tekrarlama riskini azaltıcı uygulamalara ise adjuvan tedavi diyoruz. Tümörün boyutu, özellikleri ve yayılımına bakarak koruyucu tedavi olarak uygulanan adjuvan tedaviler, üçlü negatif meme kanseri için kemoterapi ve immünoterapidir.

İleri evrede

İleri evre üçlü negatif meme kanserinde kemoterapi, immününoterapi ve akıllı ilaçlar kullnılmaktadır.
Poli (ADP-riboz) polimeraz (PARP) inhibitörleri, bir germ hattı (kalıtsal) BRCA1 veya BRCA2 mutasyonu olan ileri evre üçlü negatif meme kanserine sahip hastalar için yeni bir tedavi seçeneğidir (bakınız ilgili FDA onayı).

Tümörleri programlanmış ölüm ligandı 1 (PD-L1) pozitif ileri evre üçlü negatif meme kanserli bireyler için 2 adet FDA (ABD Gıda ve İlaç İdaresi) onaylı immünoterapi seçeneği bulunmaktadır. Tekrarlayan metastatik üçlü negatif meme kanserli hastaların yaklaşık %20 ila %40’ında PD-L1 pozitif hastalık vardır; bu hastalarda, Atezolizumab (Tecentriq) ve Pembrolizumab (Keytruda) kemoterapiye eklendiğinde progresyonsuz sağkalımı (PFS*, ilerlemesiz yaşam süresi) iyileştirme yeteneğini göstermiştir.
Sacituzumab Govitecan adlı yeni bir akıllı ilaç, ileri evre ve daha önce en az 2 basamak sistemk tedavi alan hastalar için uygundur.
Üçlü negatif meme kanserinde daha fazla ve etkin tedavi yöntemleri sunmak açısından devam etmekte olan bir dizi klinik çalışma bulunmaktadır.
Gelelim şimdi tedavinin detaylarına:

Metastaz Olmayan Hastalarda Tedavi Seçenekleri

Üçlü Negatif Meme Kanseri için neoadjuvan ve adjuvan tedavi seçenekleri, diğer meme kanserlerinde kullanılan yaklaşımlar ile benzerdir.
Tümör 0,5 cm’den Küçükse

Kemoterapi
0,5 cm’den küçük nod negatif ve üçlü negatif tümörlerin prognozu (hastalık gidişatı) genellikle iyidir. Bu nedenle yan etkileri ile de karşı karşıya kalınacak olan kemoterapiden fayda görmek pek olası değildir. 1 ila 5 mm arasındaki tümörler (mikroinvaziv veya daha küçük) için de kemoterapiye ihtiyaç duyulmaz ancak küçük de olsa bir faydası olabileceğini göz ardı etmemek önemlidir.
Adjuvan Kemoterapi
Küçük boyutlardaki üçlü negatif tümörlerin doğal seyri için yürütülen bir çalışmada, adjuvan kemoterapi ile tedavi edilemeyen 1 cm’ye kadar olan tümöre sahip hastalar için 5 yıllık nükssüz sağkalım %75-89 iken, uzak nükssüz sağkalım %95’di. Bir başka çalışmada ise kemoterapi almadan %90-93 oranında bir nükssüz sağkalım ileri sürüldü. İleriye dönük veri eksikliği de göz önüne alındığında, küçük tümörlere sahip hastalarda adjuvan kemoterapi uygulama, hasta ve doktorun kararına bağlı bırakılmıştır.
Tümör 0,5 cm’den Büyükse
Kemoterapi
Tümör boyutu 0,5 cm’den büyük olan veya tümör boyutunun önemli olmadığı Nod+ TNBC hastalarında kemoterapi önerilmektedir. Ancak meme kanserinin bu türü, diğerlerine göre daha yüksek nüks oranına sahip olduğundan dolayı endokrin tedavisi gibi hedefe yönelik tedavi seçenekleri için uygun değildir.
Neoadjuvan veya Adjuvan Kemoterapi
Neoadvujan kemoterapi seçeneği, bölgesel olarak ilerlemiş kansere sahip hastalarda veya meme koruyucu cerrahi seçeneğine uygun olmayan hastalarda önerilmektedir. Ayrıca 2-3 cm aralığınca (T2) tümör kalıntısı tespit edilen ve adujan tedavi alacak olan hastalar için de neoadjuvan kemoterapi düşünülebilir.
Adjuvan kemoterapinin yararına yönelik nod+ meme kanseri kadınlar arasında yapılan randomize bir çalışmada, hormon + olan hastalara kıyasla hormon (-) hastalar, tedaviyi takip eden 5 yılda daha önemli sonuçlar vermiştir. Bu bulgular, hedefe yönelik tedavi için uygun olmayan TNBC hastalarında neo/adjuvan kemoterapinin önemini vurgulamaktadır.
Ayrıca neoadjuvan tedavi olarak kemoterapi ile birlikte ve ardından ameliyat sonrası adjuvan tek bir ajan olarak devam edecek şekilde yüksek riskli, erken evre, üçlü negatif meme kanseri için immünoterapi pembrolizumab, Temmuz 2021’de FDA onayı aldı ve standart uygulamaya girdi.
Tercih Edilen Tedavi Rejimleri
Antrasiklin, Alkilator ve Taksan bazlı kemoterapi seçenekleri, TNBC hastaları için standart tedavi rejimleri olmaya devam etmektedir; yakın zamanda buna Kapboplatin de eklenmiştir. Taksan ve Antrasiklin’in TNBC tedavisinde önemli aktivitesi vardır ancak alkilleyici kemoterapiler için anlamlı veriler bulunmamaktadır.
Taksan bazlı kemoterapinin hastalıksız sağkalıma (HS) olan faydası için yürütülen ve Adjuvan Florourasil, Epirubisin ve Siklofosfamid (FEC) tedavisi ile FEC’den sonra Paklitaksel tedavisi karşılaştırıldığı bir çalışmada, Paklitaksel ilavesi ile 7. yılda bir iyileşme olduğu bildirildi (%74’e karşı %56).
Bir başka çalışmada, aynı süre boyunca verilen Antrasiklin/Taksan bazlı rejime karşı Dosetaksel ve Siklofosfamid’i test etti ve Antrasiklinin TNBC için faydalı olabileceği öne sürüldü. Ancak Antrasiklin bazlı olmayan rejimler, nod negatif, 1 cm’den düşük tümör veya kardiyak riske sahip, düşük riskli TNBC hastaları için uygun olabilir.

Antimetabolit Ajan Rolü:

  1. veya 3. Evre TNBC hastaları için Paklitaksel’i takiben Doksorubisin ve Siklofosfamid (AC-T) veya Dosetaksel ve Siklofosfamid (TC) gibi neoadjuvan rejimler standarttır. Bunları takiben tümör kalıntısı olduğu durumlar için yapılan bir çalışmada, ek Kapesitabin adjuvan tedavisinin uygulanmasının faydalı olduğu söylenmiştir.
  2. evre TNBC hastaları içinse AC-T veya TC gibi standart neoadjduvan tedavi yerine adjuvan tedavi uygun görülmüştür. Bir çalışmada, neoadjuvan kemoterapi almamış hastalarda adjuvan kemoterapiye Kapesitabin veya Gemsitabin gibi antimetabolit ajanların eklenmesinin genel sağkalım sonuçlarını iyileştirmediği ileri sürülmüştür. Benzer şekilde adjuvan Gemsitabine çalışmaları da olumsuz sonuçlar vermiştir.
    Sonuç olarak bakıldığında, neoadjuvan tedavi almayan TNBC’li hastalarda adjuvan olarak standart Antrasiklin ve/veya Taksan bazlı kemoterapiler tercih edilebilir.

Platinlerin Rolü:
Platin bazlı kemoterapinin eklenmesi 2. veya 3. evre TNBC için “standart” olmalı mı sorusuna yönelik yapılan araştırmalarda, neoadjuvan rejimlere bu eklemenin, tam patolojik yanıt oranının iyileştiği gösterilmiştir. Ancak henüz Antrasiklin, Alkilatör ve Taksan bazlı tedavi alan hastalarda bu eklemenin, genel sağkalımı iyileştirildiği gösterilmedi.
İmmünoterapinin Rolü:
Paklitaksel + Karboplatin + Pemrolizumab rejimi, ameliyat öncesi AC + Pembrolizumab rejiminin kullanıldığı çalışmanın sonuç olarak FDA tarafından verilen onayına dayanarak, immünoterapi uygulaması kontrendikasyon olmayan ve neoadjuvan kemoterapi alan 2. ve 3. evre TNBC hastaları için neoadjuvana pembrolizumabın eklenmesi ve bu ajana ameliyattan sonra devam edilmesi önerilmektedir. Bu durumdaki hastalar için onay alan tek ajan Pembrolizumab’dır ve diğer ajanlar üzerine çalışmalar devam etmektedir.

BRCA mutasyonu taşıyanlarda RARP inhibitörlerinin Rolü:

Bu hastalarda özellikle Kapesitabin toksisitesinden kaçınmak adına genellikle Olaparib tercih edilmektedir. Ameliyat ile tedavi edilen, nod+ veya primer tümör boyutu 2cm’den büyük olan BRCA mutasyonuna sahip hastalarda adjuvan Olaparip önerilmektedir.

Adjuvan ve Neoadjuvan Üçlü Negatif Meme Kanseri Tedavisine Dair Merak Edilen Sorular

Neoadjuvan pembrolizumab ve kemoterapiden sonra bir patolojik tam yanıt (pTY) elde eden hastalarda adjuvan ortamda pembrolizumaba devam edilmeli mi? Adjuvan uygulamaya karşı neoadjuvanın nispi katkılarını bilmesek de, bir pTY’nin elde edilip edilmediğine bakılmaksızın, denemede yapıldığı gibi pembrolizumabın adjuvan ortamda devam ettirilmesini öneriyoruz.
Adjuvan pembrolizumab, pTY’ye ulaşamayan hastalarda, örneğin kapesitabin veya olaparib ile (germline BRCA mutasyonu olan hastalarda) diğer adjuvan tedavilerle birlikte uygulanmalı mı? Bu soruyu ele alan herhangi bir veri olmamasına rağmen, eş zamanlı tedavi öneriyoruz. Kapesitabin ve pembrolizumab ve olaparib ve pembrolizumab (diğer tümör tiplerinde) kombinasyonlarının kabul edilebilir güvenlik profillerine sahip olduğunu öne süren daha küçük çalışmalar vardır.
Pembrolizumab eklenmesi, farklı bir neoadjuvan rejim ile tedavi edilen hastalarda sonuçları da iyileştirecek mi? Pembrolizumabı neoadjuvan tedaviye dahil ederken, KEYNOTE-522’de kullanılan rejimin aynısını kullanıyoruz. Pembrolizumabın eklenmesinden potansiyel fayda elde etmek için belirli neoadjuvan tedavi rejiminin kritik olup olmadığı veya uzun vadeli sonuçlardan ödün vermeden karboplatinin ihmal edilip edilemeyeceği bilinmemektedir. Bununla birlikte, bu sınıf ajanların kontrendikasyonları nedeniyle antrasiklinsiz rejim alan evre 2 ila 3 TNBC’li hastalarda, altta yatan bir otoimmün bozukluk gibi hastanın immünoterapiye kontrendikasyonu yoksa pembrolizumabın neoadjuvan rejimlerine eklenmesini öneririz.
Neoadjuvan tedaviye pembrolizumab olmadan başlamış olan TNBC hastaları nasıl yönetilmelidir? Bu soruyla ilgili olarak, KEYNOTE-522 verilerinin bu durumu ele almadığını kabul ederken, pembrolizumabın hastanın neoadjuvan rejimine mümkün olan en kısa sürede eklenmesinden yanayız.
Adjuvan pembrolizumab neoadjuvan tedavi ile birlikte uygulanmayan hastalarda veya primer cerrahi uygulanan hastalarda kullanılmalı mı? Pembrolizumab ilavesinin potansiyel yararını, cerrahi geçirmiş ve KEYNOTE-522’de uygulanan rejime benzer bir rejimle adjuvan kemoterapi alan evre 2 ve 3 TNBC hastalarına tahmin etmenin makul olduğuna inanıyoruz.
Üçlü negatif meme kanseri için neoadjuvan tedavide karboplatin standart olmalı mı? Üçlü negatif meme kanseri için neoadjuvan rejimlere karboplatinin dahil edilmesinin etkisi uzun zamandır tartışılmaktadır. Antrasiklin bazlı kemoterapi alan evre 2 ila 3 TNBC’li hastalar arasında yapılan randomize bir çalışmada, karboplatin eklenmesi patolojik tam yanıt oranını yüzde 46’dan yüzde 60’a çıkardı, ancak beş yıllık olaysız sağkalımı veya genel sağkalımı iyileştirmedi. Bununla birlikte, çalışma hayatta kalma sonuçlarını değerlendirmek için planlanmamıştı. Ayrı bir çalışmada, karboplatin içeren bir kemoterapi rejimine pembrolizumabın eklenmesi olaysız sağkalımı iyileştirdi (genel sağkalım sonuçları olgunlaşmamıştı). Bu verilere dayanarak, evre 2 veya 3 TNBC’li hastalar için tercih edilen rejimimiz hem pembrolizumab hem de karboplatini içerir.

Metastatik Hastalarda Tedavi Seçenekleri

Metastatik TNBC hastalarında PD-L1 için tümör değerlendirmesinin yanı sıra BRCA için germline testi yapılır ve ilk tedavi, bu değerlendirmelerin sonuca bağlı olur.
Olası organ disfonksiyonu endişesi ve yüksek toksisite riskenden daha ağır basan daha yüksek yanıt olasılığından dolayı kombinasyon kemoterapi, hızla ilerleyen viseral hastalık için uygun olabilir. Ancak, kombinasyon kemoterapinin, tek ajanlı sıralı sitotoksik kemoterapiye kıyasla genel sağkalımı iyileştirdiğine dair bir verinin bulunmadığı da bilmek gerekir.

BRCA Mutasyonu Olmayan Hastaların Tedavisi

PD-L1 Negatif Tümörlerde Tedavi

Sporadik, ileri evre ve PD-L1 Negatif TNBC hastalarının çoğunda, tek ajanlı kemoterapi kullanılmaktadır. Platin bazlı ve platin bazlı olmayan kemoterapi rejimlerinin karşılaştırıldığı 10 çalışmaya dayanan bir analizde, bir yıldaki yaşam kaybı oranı platin grubunda %46 iken platin olmayan grupta %51’di. Aynı zamanda platin grubunda daha yüksek dereceli toksisiteler de gözlemlenmiştir.
PD-L1 Pozitif Tümörlerde Tedavi
Bu hastalarda tek başına kemoterapi yerine kemoterapiye bir bağışıklık kontrol noktası inhibitörünün eklenmesi önerilmektedir.
CPS değeri (PD-L1 için boyanan toplam hücrelerin yüzdesi (tümör hücreleri, lenfositler, makrofajlar)) 10’dan büyük olan ve PD-L1 ekspresyonu olan TNBC hastaları için kemoterapi ile Pembrolizumab kombinasyonu FDA tarafından onaylanmıştır.
Atezolizumab, PD-L1 lekeli ileri evre TNBC hastaları için Nabpaclitaxel ile kombinasyon halinde FDA onayı almıştı. Ancak genel ve progresyonsuz sağkalımda faydalı olduğu gösterilmesine rağmen devam eden çalışmada progresyonsuz sağkalımda bir gelişme olmadığından onay geri çekilmişti.
Bunlara ek olarak, sistematik tedavi ya da radyasyon tedavisi ile kombinasyon halinde immünoterapi ve diğer yaklaşımlar için stratejiler geliştirilmekte ve immünoterapinin yanıtını tahmin edebilmek adına biyobelirteçlerin optimizasyonu araştırılmaktadır.

BRCA Mutasyonu Olan Hastaların Tedavisi

Daha önce neoadjuvan, adjuvan veya metastaz durumdan kaynaklı kemoterapi almış olan, BRCA mutasyonuna sahip TNBC hastalarının çoğu için oral PARP inhibitörü önerilmektedir. Ancak PARP inhibitörü almış ancak hastalık nüksetmişse veya daha önce kemoterapi almamışsa kemoterapi önerilmektedir.
Ayrıca PD-L1 pozitif TNBC hastaları için immünoterapi ve kemoterapi kombinasyonu alternatif tedavi olabilirken PD-L1 negatif hastalar için hem platinler hem de taksanlar, kemoterapi için uygun seçenekler olarak kabul edilebilir. Amerikan Klinik Onkoloji Derneği, taksanlara nazaran platinleri önermiştir.
Ayrıca PARP inhibitörleri üzerine devam etmekte olan çalışmalar vardır. Örneğin, Veliparib ile alkilleyici bir ajan olan Temozolomid’in kombinasyonunun test edildiği bir çalışmada, BRCA mutasyonu olan hastalarda genel yanıtın ve klinik yararın daha fazla olduğu gözlemlendi.Şekil 2: Üçlü Negatif Meme Kanserinde Tedavi Hedefleri ve Önemli Sinyal Yolakları
terapotik hedefler ve sinyal yolaklari

Devam Eden Klinik Araştırmalar

Erken evre aşamasında, immünoterapi, PD-L1 durumundan bağımsız olarak hastalara fayda sağlıyor gibi görünmektedir (I-SPY2, KEYNOTE-522 ve IMpassion031 verilerinde) ve yüksek riskli hastalığı olanlar, standart neoadjuvan kemoterapiye immünoterapinin eklenmesinden en çok yarar görmektedir.
Faz 3 denemeleri, ileri evre TNBC’li hastalarda kemoterapi ve immünoterapi ile kombinasyon halinde mitojenle aktive olan protein kinaz 1 (MEK) inhibitörlerinin, AKT serin / treonin kinaz 1 (AKT1) inhibitörlerinin veya fosfoinositid 3-kinaz (PI3K) inhibitörlerinin etkinliğini araştırmaktadır.
Androjen reseptör (AR) antagonistlerinin kullanımı, AR’yi ifade eden TNBC’li hastalarda araştırılmaktadır. Translasyonel Meme Kanseri Araştırma Konsorsiyumu (TBCRC), ileri AR-pozitif TNBC’li hastalarda enzalutamide (Xtandi, Astellas) karşı enzalutamid artı bir glukokortikoid reseptör antagonisti (mifepriston) karşısında hekimin kemoterapi seçimini değerlendirmek için yakında bir çalışma başlatacak.
Araştırmacılar ayrıca ileri evre ve hatta erken evre hastalıkta kombinasyon immünoterapisini gözden geçiriyorlar. Bu immünoterapi ajanları, LAG3 (lenfosit aktivasyon geni 3), TIM3 (T hücre immünoglobulini ve müsin alanı içeren protein 3), TIGIT (Ig ve ITIM alanlarına sahip T hücre immünoreseptörü) ve TLRs (Toll benzeri reseptörler) gibi proteinleri hedefleyen yeni ilaçları içerir.
Erken TNBC’de östrojen reseptörü beta (ERβ) ekspresyonu, nüks için yüksek risk ve kısa genel sağkalım ile ilişkilidir. ERβ, TNBC’lerin %30’una kadar eksprese edilir ve in vivo çalışmalar, ERβ -pozitif tümörlerin estradiol ile tedavisinin tümör gerilemesine yol açtığını göstermiştir. Faz 2 TBCRC 051 çalışması, ERβ (NCT03941730) ifade eden ileri evre TNBC’li hastalarda estradiol tedavisinin etkinliğini incelemektedir.
KEYNOTE-522 ve IMpassion031 çalışmalarında dahil olmak üzere standart neoadjuvan kemoterapiye immünoterapi eklenmesiyle patolojik tam yanıt (pCR) oranında bir iyileşme göstermiştir.
587 TNBC’nin gen ekspresyon analizlerine dayanan bir çalışmada TNBC’nin altı farklı alt türü tanımlandı; BL1, BL2, IM, M, MSL ve LAR. Bir başka derleme de ise tüm bu alt türlerde rol oynayan biyolojik yolaklar ve bunların tedavisi için umut vadeden stratejiler bildirildi (Şekil 2).
Şekil 3: Üçlü negatif meme kanseri moleküler alt türlerinin sınıflandırılması, bu türlerde etkili biyolojik yolaklar ve umut verici tedaviler. (EGFR: epitel büyüme faktörü reseptörü, GF: büyüme faktörü, AR: androjen reseptörü)
TNBC alt turleri ve umut verici terapiler
TNBC ile ilgili araştırmalar için gelecekte neler var?
Son 2 yılda, BRCA1 / 2 mutasyonu ile ilişkili hastalık için PARP inhibitörlerinin onayları, PD-L1 pozitif hastalık için immünoterapi ve önceden tedavi edilmiş metastatik TNBC için sacituzumab govitecan-hziy dahil olmak üzere TNBC tedavisinde bir dizi ilerleme kaydedilmiştir. Metastatik TNBC için bu etkili ajanların tanımlanmasıyla, gelecekteki çalışmalar bunların erken meme kanserindeki rollerini araştırmaya odaklanacaktır.
Giderek daha belirgin hale gelen şey, yanıtı öngören biyolojik belirteçlere duyulan ihtiyaçtır. BRCA1 ve BRCA2’deki mutasyonların, PARP inhibitörlerinden kimin yararlanacağını tahmin etmeye yardımcı olabileceğini biliyoruz ve devam eden çalışmalar, bir PARP inhibitörü yanıtının öngörüsü için diğer biyobelirteçleri değerlendiriyor. Dr. Nadine Tung, PARP inhibisyonunun aynı zamanda germ hattı PALB2 mutasyonlarına sahip metastatik meme kanserli hastalara da fayda sağladığını gösteren verileri yayınladı. Ek olarak, somatik BRCA1 / 2 mutasyonlarına sahip olanlar PARP inhibitörü olaparibden (Lynparza, AstraZeneca) yararlanır.
PD-L1 pozitifliği, metastatik TNBC’de bir immünoterapi yararının öngörüsü olsa da, bir biyobelirteç olarak mükemmel olmaktan uzaktır. Fayda öngörücü daha sağlam belirteçler belirlemeye odaklanan araştırmalar devam etmektedir.
Hastanın tedavi planına aktif katılması önemlidir. Bu plan atılacak adımların ve kanserin tedaviye cevap vermemesi veya yayılmaya başlaması gibi ihtimallerde neler yapılabileceğini içermelidir.
Tedavi süresinde önemli başka bir konu ise her zaman belirttiğimiz gibi kişinin egzersiz yapması ve sağlıklı beslenmesidir. Doğru diyet ve egzersizler ile tedavi sırasında daha iyi hissetmeye yardımcı olur.
Üçlü negatif meme kanserinde yaşam süreleri ve hastalığın seyri (prognoz), kanserin tanı anındaki evresine, tedaviye nasıl yanıt verdiğine ve diğer kişisel faktörlere göre değişmektedir. Kanserin erken evrede teşhis edilebilmesi ve etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi elbette sağ kalım oranlarını artırmaktadır.

Hamileyken meme kanserine yakalanan kadınlara özel yaklaşım

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak dikkat çekiyor. Bu nedenle meme kanseri ile ilgili çok sayıda araştırma yapılıyor. Hem tanı hem de tedavi yöntemlerinde umut verici gelişmeler yaşansa da erken tanı avantajını kaybetmek hastalığın tedavisini zorlaştırıyor.

Amaç kanseri tedavi etmek ancak bebeğin sağlığını koruyarak kanseri tedavi etmek temel hedef olmakla birlikte cerrahi seçenekleri gebeliğin her evresinde uygulanabilir. Koltuk altı lenf nodu örneklemesi yapılabilir. Radyoterapi gerektiren, memenin tamamının alınmadığı ameliyatlarda ise radyoterapi doğum sonrasına bırakılırken, kemoterapi tedavisi gebeliğin 2. ve 3. trimestresinde kullanılabilir. Tedaviler boyunca anne ve bebek yakın takip edilir, tedavi planının tüm yönleri aile ile paylaşılır ve en uygun tedavi planı oluşturulur.

Meme kanseri tedavisi gören kadınlar gebelik öncesi doktorlarıyla görüşmeli

Meme kanseri tedavisi görmüş kadınların gebelik planı öncesinde mutlaka takiplerini yapan medikal onkolog ile görüşmeleri gerekir. Tedavi süresince kullanılabilen anti hormonal tedaviler belirli bir süre boyunca gebeliği mümkün kılmayabilir.  Adet düzeninde kullanılan ilaçlar sebebiyle bir süre düzensizlikler ve adet kesilmesi yaşanabilir. Medikal onkolog ile yapılan görüşme sonrasında jinekoloji değerlendirmesi yapılmalı ve jinekoloğun onayı alınmalıdır. Gebelik süreci ise her kadının takip edildiği gibi takip edilebilir.

Meme cerrahisi geçirmiş kadınlar da emzirebilir

Gebelik erken dönem tedavilerinin bitmesinden sonra planlanabilir. Bu süre ameliyat-kemoterapi ve radyoterapi sürecini içeriyor. Tedavinin devamı uzun süreli kullanım gerektiren anti hormonal ilaçlar ile olabilir. Bu nedenle hamilelik planlaması mutlaka doktor görüşü alınarak yapılmalı. Meme cerrahisi geçirmiş kadınlar (memesinin tamamı alınmamış olanlar) genellikle bebeklerini emziremeyeceklerinden korkarlar ancak ameliyat edilmiş ve tedavisi tamamlanmış meme diğer meme gibi süt salgılamaya devam eder ve emzirme her iki memeden yapılabilir

Meme kanserinin gözden kaçırılmaması gereken belirtileri

Meme kanseri, meme bezinde gelişen kötü huylu bir tümördür. Kadınlarda en sık görülen kanserdir. Son 30 yılda meme kanseri tedavisindeki önemli gelişmeler ve özellikle tarama sayesinde erken evrede teşhis edilen kanserlerle birlikte tedavideki başarı oranı oldukça artmıştır.

Geliştikleri hücrelere bağlı olarak farklı meme kanseri türleri vardır. En yaygın olanı (yüzde 95) adenokarsinomlardır.

Meme kanserinin başlamasına ve gelişmesine katkıda bulunan çeşitli risk faktörleri vardır. En büyük risk faktörü cinsiyettir. Tüm meme kanserlerinin yüzde 1’den azı erkeklerde görülür.

Meme kanserinin gözden kaçırılmaması gereken belirtileri

Meme kanserinde risk faktörleri

Meme kanserine yakalanma riski yaşla birlikte artar, meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 20’si 50 yaşından önce gelişir. Birinci derece akraba (anne, kız kardeş, kız) daha önce ve özellikle menopozdan önce meme kanseri geçirmişse meme kanseri riski artar. İkinci dereceden bir akrabada ise (anneanne, teyze, yeğen), risk sadece biraz artar.

Meme kanserlerinin yüzde 5 ila 10’unda genetik bir değişiklik bulunur ve bunlar çoğunlukla DNA hasarı onarımında yer alan genler olan BRCA1 (meme kanseri geni 1) veya BRCA2 (meme kanseri geni 2) genlerindeki mutasyonlardır. Bu genlerden birinde mutasyon olması halinde meme ve yumurtalık kanseri geliştirme riski artar.

Daha önce meme kanseri geçirmiş olmak, başka bir meme kanseri geliştirme riskini 3 veya 4 kat artırır. Atipik hiperplazi gibi hücrelerin çoğalmasına neden olan meme hastalıkları da meme kanseri riskinde artışa neden olur.

Diğer risk faktörleri de rol oynayabilir. Göğüs bölgesinin radyasyona maruz kalması, aşırı kilo, sigara ve alkol kullanımı, yağlı et tüketimi, geç gebelikler, hormonal replasman tedavisi, menopoz, tip 2 diyabet veya hormonal kontrasepsiyon almak meme kanseri riskini artırır.

Meme kanserinin gözden kaçırılmaması gereken belirtileri

Bir yumru meme kanserinin en iyi bilinen belirtisidir ancak hemen bir doktora görünmenizi gerektiren başka belirtiler de vardır.

Çukur

Göğsün kenarında küçük bir çukur meme kanseri belirtisidir. Bu, kendi kendine meme muayenesi sırasında kolayca gözden kaçırılan kanser belirtisi türüdür. Bunlar, dikkatten kolayca kaçabilecek göğsün altındaki çok hassas çukurlardır. Göğüslerinizdeki ciltte herhangi bir çukur veya çökme varsa mutlaka bir uzmana başvurun.

Meme başı akıntısı

Meme akıntısı, emziren veya hamile olan kadınlar için yaygındır. Ancak diğer kadınlarda, bazı akıntı türleri bir doktor tarafından muayene edilmelidir. Opak, yeşilimsi, sarımsı veya kan içeren bir akıntı, meme kanserinin belirtisi olabilir. Eğer spontansa daha endişe vericidir, mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Kırmızı lekeler veya morluklar

Ciltte kırmızı lekeler veya morluk benzeri izler de meme kanseri belirtileridir. Eğer bu durum 2 veya 3 haftadan fazla devam ederse mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Kiraz kırmızısı anjiyomlar gibi ciltteki çeşitli kırmızı lekeler tamamen zararsızdır. Ancak geçmemesi durumunda muayene edilmelidir.

Cilt dokusundaki değişiklikler

Göğüs derisindeki bir değişiklik bir sorunun habercisi olabilir. Meme kanseri bazı durumlarda meme dokularında değişikliklere neden olur. Kalıcı kızarıklık veya portakal gibi granüler ciltlere dikkat edin. Bu, memedeki küçük lenfatik kanalları tıkayan ve sıvı birikimine yol açan kanser hücrelerinin neden olduğu meme dokusunun iltihaplanmasının bir işaretidir.

Meme büyüklüğü ve şeklindeki değişiklik

Aşırı kilolu olmak, adet döngüsündeki değişiklikler, hamilelik veya emzirme göğüslerinizin boyutunu ve şeklini etkileyebilir. Ancak göğüsleriniz bu faktörlerden bağımsız olarak ve aniden şekil değiştirirse, bu bir meme kanseri belirtisi olabilir. Bu, adetinizden bir hafta önce de olabileceğinden, her şeyin normale dönüp dönmediğini kontrol etmek için bir sonraki haftaya kadar bekleyin. Bu her iki memede de olduğunda, kanser olma olasılığı düşüktür.

Cilt tahrişi

Cilt tahrişinin çeşitli nedenleri olabilir. Özellikle, kötü oturan bir sütyen, sivilceler veya kontakt dermatit ciltte tahrişe neden olabilir. Cilt tahrişi nadir durumlarda, meme kanserinin bir belirtisi olabilir. Göğüslerinizde beklenmedik kızarıklık, şişlik, tahriş, kaşıntı veya yeni veya kalıcı döküntüler varsa doktorunuza danışın.

Çil oluşumu

Olağandışı koyu lekeler veya çiller daha nadir ve daha agresif bir meme kanseri şekli olan enflamatuar meme kanserini gösterebilir. Hızla çoğalan çiller durumunda mutlaka bir uzmana danışın. Ama panik yapmayın, bu kanser türü son derece nadirdir.

Meme başı şekli değişiklikleri

Meme uçları normalde hamilelik dışında şekil, boyut veya renk değiştirmez. Ancak meme ucunun geri çekilmesi veya içe doğru çevrilmesi de dahil olmak üzere herhangi bir değişiklik fark ederseniz, meme kanseri için mutlaka bir tarama yaptırın. Meme uçlarının yanması ve kaşınması, nadir görülen bir kanser türü olan Paget hastalığına işaret edebilir. Genellikle meme ucunu ve etrafındaki cildi etkiler.

Şişlik veya hassasiyet

Meme şişmesi veya hassasiyeti, kadınlarda adet döngüsünün belirli noktalarında yaygındır ve hatta hamileliğe işaret edebilir. Bu yüzden kadınlar genellikle meme kanserinin habercisi olarak yorumlamazlar. Göğüslerden biri özellikle büyümüş veya şişmiş görünüyorsa, mutlaka muayene edilmesi gerekir. Derin bir yumru hissetmeyebilirsiniz, ancak şişlik fark edebilirsiniz. Memedeki bir yumru sizden kaçabilir, ancak koltuk altının altında genişlemiş bir lenf nodu olabilir. Bunlar yayılmaya başlayan meme kanseri belirtisidir. Kendi kendine muayenenizi yaparken, lenf düğümlerinde şişlik olup olmadığını her zaman koltuk altından kontrol edin.

Meme kanserinde çukurlaşma hakkında bilinmesi gerekenler

Meme dokusunda çukurlaşma, inflamatuar meme kanseri de dahil olmak üzere farklı nedenlerle olabilir. Bu invaziv bir meme kanseri türüdür.

Meme dokusunda çukurlaşmanın tek nedeni kanser değildir, ancak meme de kırmızı ve sıcak hissediyorsa, acil tedavi gerektiren bir kanser belirtisi olabilir .

Göğüslerin olağan görünümünün nasıl olduğunun farkında olmak, bireyin, örneğin doku ve renk değişiklikleri gibi herhangi bir semptom meydana geldiğinde fark etmesine yardımcı olabilir.

Meme Kanserinde Çukurlaşma nedir?

Göğüste veya koltuk altı yakınında ciltte çukurlaşma veya doku kalınlaşması fark eden herkes tıbbi yardım almalıdır. Meme dokusunun çukurlaşması, inflamatuar meme kanseri olarak bilinen ciddi bir kanser türünün belirtisi olabilir . Portakal rengi olarak da bilinen memedeki çukurluk, cildin portakalın pürüzlü ve pürüzlü kabuğu gibi görünmesine neden olur. Bazen cilt de kırmızı ve iltihaplı olabilir.

Aşağıdaki değişiklikler de meydana gelebilir:

Cilt değişiklikleri : Meme, meme başı veya areola çevresindeki alan kırmızı, pullu veya şişmiş görünebilir.

Doku kalınlaşması : Bu, meme dokusunu veya koltuk altı yakınındaki bölgeyi etkileyebilir.

Meme kanseri belirtisi olarak çukurlaşma sadece bir memede ortaya çıkma eğilimindedir. Eğer çukurluk her iki memeyi de etkiliyorsa, muhtemelen kişide meme kanseri yoktur. İnflamatuar meme kanseri ile bir yumru olmayabilir.

Göğüs Çukurlaşması Nedenleri

Göğüste çukurlaşmanın iki ana nedeni vardır. Biri yağ nekrozu, diğeri ise inflamatuar meme kanseridir.

İnflamatuar meme kanseri

Diğer meme kanseri türlerinden farklı olarak, inflamatuar meme kanseri, çukurlaşmanın yanı sıra kızarıklık ve şişmeye neden olabilir. Ulusal Meme Kanseri Vakfı’na göre, inflamatuar meme kanseri, kanserli hücrelerin lenf damarlarını ve cildi etkilediği nadir fakat agresif bir meme kanseri türüdür .

İnflamatuar meme kanseri arasında şunlar vardır: Yüzde 1 ve yüzde 5.  Amerika Ulusal Kanser Enstitüsüne göre tüm meme kanserlerinin genç kadınları etkileme olasılığı daha yüksektir.
Genellikle evre III veya evre IV’e kadar hiçbir belirti göstermez. Diğer meme kanseri türlerinden farklı olarak belirgin bir kitle veya tümör yoktur .

Bunun yerine kanser hücreleri meme dokusundaki lenfatik drenajı bloke eder.

Meme içindeki süt kanallarında gelişme eğilimindedir.

İnflamatuar meme kanserinin erken belirtileri arasında kaşıntı ve böcek ısırmasına benzer kızarıklık veya küçük, tahriş olmuş bir şişlik olabilir.

Semptomlar ilerledikçe, kişi şunları fark edebilir:

Çukurlaşmanın diğer nedenleri

Çukurlaşma ayrıca memedeki yağ dokusunun öldüğü bir durum olan yağ nekrozunun bir belirtisi olabilir. Göğüs ameliyatı, çürük veya yaralanma gibi çeşitli nedenlerle veya biyopsinin yan etkisi olarak ortaya çıkabilir.

Yağ nekrozu ile meme kanseri arasında bir bağlantı yoktur, ancak aynı zamanda bir yumru ve çukurlaşmaya da neden olabilir. Yağ nekrozu meme yüzeyinin yakınında meydana gelirse çukurlaşma daha olasıdır.

Çukurlaşmanın meme kanserinden mi yoksa yağ nekrozundan mı kaynaklandığını anlamanın tek yolu doktor muayenesi ve meme biyopsisidir.

Çukurlaşma nasıl bulunur?

Gamzeyi bulmanın en kolay yolu göğüslere bakmaktır. Amerika Birleşik Devletleri Önleyici Görev Gücü (USPTF) artık düzenli kendi kendine meme muayenesi önermese de, göğüslerin normalde nasıl göründüğünü ve hissettiğini bilmek önemlidir.

Çukuru aramak basittir.

Bunu yapmak için en iyi zaman giyinirken veya kıyafet değiştirirken birkaç dakika ayırmaktır.

Çukurlaşmayı taramak için:

Teşhis

Bir kişi meme dokusunda çukurlaşma veya başka değişiklikler fark ederse bir doktora görünmelidir.

Doktor, çukurun neden orada olduğunu öğrenmek için:

Biyopsi kanserin mevcut olduğunu gösteriyorsa, doktor kanserin başka yerlere yayılıp yayılmadığını görmek için örneğin PET veya CT taraması gibi başka testler isteyebilir .
tanı kriterleri

Amerika Ulusal Kanser Enstitüsüne göre  doktorlar inflamatuar meme kanserini teşhis etmek için aşağıdaki kriterleri kullanır:

Tedavi

Çukurluk meme kanseri belirtisi ise acil tedavi gerekebilir.

Teşhis meme kanserini gösteriyorsa, çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur.

Bunlar kanserin tipine, evresine, konumuna ve yayılıp yayılmadığına bağlıdır.

Tedavi seçenekleri şunları içerir:

Cerrahi : Bir cerrah kanserli dokuyu veya tüm memeyi çıkarır.

Kemoterapi : İlaçlar ya kanser hücrelerini öldürür ya da büyümelerini engeller.

Radyasyon : Yüksek enerjili X-ışınları veya radyasyon kanserli dokuyu hedef alır ve onu yok eder.

Hormonal tedavi : Bu, kanserli hücrelerin büyümesini teşvik eden belirli hormonların aktivitesini bloke edebilir. AncakUlusal Kanser EnstitüsüGüvenilir Kaynakbu kanser türünün çoğu zaman hormon tedavisine yanıt vermediğine dikkat çekiyor.

Tedaviye başlamadan önce, doktor, uzun süreli hayatta kalma için en iyi şansı sunan ve amaçlarını ve isteklerini en iyi karşılayan bireyle bir plan tartışacaktır.

Bu, özellikle kanser agresif tipteyse, iki veya daha fazla farklı tedavi türünü birleştirmek anlamına gelebilir.

Görünüm

Göğüslerde bir yumru veya başka değişiklikler bulmak endişe verici olabilir, ancak çoğu zaman bu değişiklikler kanserin var olduğu anlamına gelmez.

Bununla birlikte, nedeni bulmak, gerekirse tedavi aramak ve – çoğu durumda – kanseri ekarte ederek iç huzurunu kazanmak için bir doktora görünmek önemlidir.
İnflamatuar meme kanseri agresif olabilir ve hızlı ilerleyebilir.

Çoğu kanserde olduğu gibi, erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.

Meme kanserinin seyrini etkileyen faktörler nelerdir?

Meme kanseri her hastada farklı şekilde ve şiddette semptomlara neden olabilmektedir. Bununla birlikte her hastada farklı şekilde ilerleyebilmektedir. Meme kanserinin ilerlemesine neden olan faktörler Prognostik Faktör ve Prediktif Faktör olarak tanımlanır.

Prognostik Faktör Nedir?

Bazı insanlarda kanser daha iyi ve yavaş bir seyir izlerken, bazı insanlarda ise süratle ilerleyip, kısa bir sürede hayatı tehdit etmeye başlayabilir. Bunun sebebi, farklı insanlardaki kanser hücrelerinin farklı özellikler taşıyor olmasıdır. Bu özellikler çeşitli laboratuar testleri ile araştırılarak kanserin ne şekilde seyredeceği konusunda tahminler yapılmaya çalışılır. Hastalığın seyrini belirleyen bu özelliklere prognostik faktörler denir.( Örneğin tümörün boyutu, koltuk altındaki metastaz olan lenf düğümü sayısı, hücre ve çekirdek yapısındaki değişiklik(grade) gibi.)

Tedavisinin planlanması, prognostik faktörlerin değerlendirilmesi ile yapılır. Nasıl bir cerrahi girişim uygulanacak? İlaç tedavisi gerekiyor mu? Işın tedavisi uygulanması gerekiyor mu? Tedavi aşamasındaki tüm bu kararlar ancak prognostik faktörlerin değerlendirilmesi ile alınabilir.

Tek bir prognostik faktör hiçbir zaman tek başına yeterli değildir. Birden fazla prognostik faktör birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir. Zaten meme kanseri tedavisinin sanatı da budur. Birden fazla prognostik faktörü göz önüne alarak hastaya gerektiği kadar, ne fazla, ne de eksik tedavi uygulanmamalıdır.

Meme Kanseri Seyrini Belirleyen Prognostik Faktörler Nelerdir?

Kanserin süt kanalı dışına çıkıp çıkmaması:

Süt Kanallarını döşeyen hücreler hücreler kontrolsüz olarak çoğalmaya başladıkları zaman ilk önce kanalı doldururlar. Henüz kanal dışına çıkmayan bu safhaya Duktal Karsinoma İn Situ adı verilir. Bu safha meme kanserinin en erken safhası(Evre 0)(Stage 0)dır. Kanser hücreleri henüz kanal dışına çıkmadığı için vücudun hiçbir yerine atlamamış durumdadır. Sadece bu bölgenin çıkartılması ile kanser tam olarak tedavi edilebilir. Eğer kanser süt bezinin veya süt kanalının dışına çıkmış ise hastalık invaziv veya infiltratif denilen safhaya geçer

Kanserin tipi:

Tübüler karsinoma meme kanserleri arasında en iyi seyreden tipi oluşturur.Medullar karsinoma ve müsinöz karsinoma da, invaziv duktal karsinoma ve invaziv lobular karsinoma’dan daha iyi seyrederler.

Koltuk altı lenf düğümlerine metastaz

Memede süt bezi veya süt kanalı dışına çıkan kanser, ilk önce koltuk altında bulunan lenf düğümlerine gelir. Ameliyat ile koltuk altındaki lenf düğümleri çıkartılarak incelenir. Kanserin kaç tane koltuk altındaki lenf düğümüne sıçramış olduğu önemli bir göstergedir. Bir lenf düğümüne bile sıçrama varsa ve başka bir engel yoksa yardımcı ilaç tedavisi (adjuvant kemoterapi) uygulanması gerekir. Eğer 4 ve daha fazla lenf düğümüne sıçrama varsa, ilaç tedavisine ek olarak ışın tedavisi de gerekir. Koltuk altı Lenf düğümlerine hiç metastaz olmamış ise, tümör çapı 1 cm den küçük ise, yardımcı ilaç tedavisi uygulanmayabilir. Eğer koltuk altındaki lenf düğümleri, metastaz sonrası birbirlerine veya çevredeki dokulara yapışmış ise, ameliyattan önce ilaç tedavisi (neoadjuvant kemoterapi) uygulanması gerekir.

Tümör boyutu

Tümörün büyüklüğü tedavinin planlanmasında önemli bir kriter olarak kabul edilir. Tümörün boyutu ne kadar küçükse hastalık o kadar iyi seyirli kabul edilir. Günümüzde erken tanı yöntemi olan mamorafi taramaları ve toplumun meme kanseri konusunda bilgilendirilmesi sonucu hastalık, tümör çapı küçükken yakalanabilmektedir. Tümör çapı 5 cm den büyükse, lenf düğümü metastazı sayısı 4 den az bile olsa ameliyat sonrası ışın tedavisi uygulanması gerekir.

Tümörün bir kısmı kanalın içinde (intraduktal komponent), bir kısmı da dışında olabilir; böyle durumlarda kanalın dışına çıkmış olan kısmın büyüklüğü göz önüne alınır.

Tümörün derecelendirilmesi (grade)

Hücrelerin bazı özelliklerine bakılarak bu derecelendirme yapılır. Patoloji raporunda hücresel ve nükleer “grade” şeklinde rapor edilir. Grade I en iyi derece grade III ise en kötü derece kabul edilir.

Hücrelerin çoğalma oranı

Her hastanın kanser hücresi başka bir hastanın kanser hücresinden farklıdır. Bu fark iki insan arasındaki fark kadar fazla olabilir. Bu nedenle farklı insanların kanser hücrelerinin çoğalma kapasiteleri farklı olmaktadır. Kanser hücresinin çoğalma yeteneği ne kadar fazla ise o kadar kötü karakterli kabul edilir. Çeşitli laboratuar testleri ile kanser hücrelerinin çoğalma kapasiteleri ölçülebilir.

Hormon duyarlılık faktörleri

Memedeki süt bezleri ve kanallarını döşeyen hücrelerde, östrojen reseptörü (ER) ve progesteron reseptörü(PR) denilen kadınlık hormonlarına duyarlı reseptörler bulunabilmektedir. Östrojen ve progesteron hormonları, hücreler üzerindeki bu reseptörlere bağlanarak hücrelere etki ederler. Bazı meme kanseri hücrelerinde de bu östrojen veya progesteron reseptörleri bulunur. Patoloji raporlarında yazan ER (+) , PR (+) anlamı , kanser hücrelerinin östrojen ve progesteron reseptörlerini taşıdığı anlamına gelir. Bu reseptörlerin varlığı kanserin nispeten daha iyi huylu olduğunu ve daha iyi seyredeceğini gösterir. Genelde yaş ilerledikçe, kanserde östrojen ve progesteron reseptörü varlığı oranı artar. Bu reseptörlerin bulunması, hastanın tedavide tamoksifen ilacından fayda göreceğini gösterir.

Kanser hücrelerindeki değişiklikler

Bazı kanser tiplerinde farklı genetik yapı ve buna bağlı bazı özel proteinlerde artış söz konusudur. Tümörde HER-2/neu (c-erbB-2) proteini artışının saptanması, hastalığın farklı seyirli olduğunu gösterir. Ayrıca ilaç tedavisinde kullanılacak ilaçlarda da değişiklik yapmayı gerektiriyor. Bu konuya daha ileride ilaç tedavisi bölümünde değineceğiz.

Diğer faktörler

Tümörün süt kanalı içi boyunca yayılmış olması (ekstensiv intraduktal komponent), meme koruyucu ameliyat yapılması açısından önemlidir. Eğer bir tümörde intraduktal komponent, tümör kitlesinin % 25 inden fazla kısmını oluşturuyor ise, meme kanseri tümünün alınması önerilir.

Kanserin, çevredeki lenf damarlarını (lenfatik invazyon), veya kan damarlarını(vasküler invazyon) işgal etmesi, tümörü oluşturan hücrelerin bir kısmının beslenmesinin bozularak ölmesi ( tümör nekrozu) gibi faktörler de var. Bu faktörlerin bulunması, kanserin kötü seyredeceğini gösterir.

Yaş

Hastanın meme kanserine yakalandığı yaş ile kanserin seyri arasında ilişki bulunmaktadır. Eğer hasta meme kanserine 35 yaşın altında yakalanırsa, hastalığın seyri biraz daha süratli olabilmekte ve hastalık daha erken tekrar edebilmektedir. Fakat bu hastalarda kemoterapi denilen ilaç tedavisi daha etkili olmaktadır. Kanser ileri yaşlarda özellikle menopozdan sonra ortaya çıkarsa, hastalık daha iyi seyreder. Bu yaşlarda hastalığa yakalanan kadınlardaki tümörlerde östrojen (ER) ve progesteron reseptörü (PR) bulunma olasılığı daha fazladır. Bu kadınlarda tamoksifen denilen östrojen reseptörüne bağlanan ilaç daha etkili olurken, kemoterapi daha az etkili olur.

Prediktif Faktör Nedir?

Bazı kanser hücreleri belirli tedavilere ve ilaçlara daha iyi cevap verirken, bazılarına ise cevap vermez. Laboratuar testleri ile kanser hücrelerinin bazı özelliklerini araştırarak tedaviye ne şekilde cevap vereceğini önceden tahmin edebiliriz. Bu özelliklere de prediktif faktörler diyoruz.

HER-2/neu(c-erbB-2) proteini artışının saptandığı tümörlerde, klasik kanser ilaçlarının yeterince etkili olmadığı görülerek yerine farklı ilaçların uygulanması önerilir.

Erken meme kanserinde ilk tercih CERRAHİ TEDAVİ

Cerrahiye hangi durumlarda başvuruluyor?

Erken evrede yakalanan meme kanserlerinde ilk tercih, cerrahi oluyor. Cerrahi yöntemde ya meme tümörü, etrafında temiz doku olacak şekilde meme dokusundan çıkarılıyor ya da tüm meme alınıyor. Ayrıca koltukaltına tümörün yayılıp yayılmadığını anlamak için bazı lenf bezleri çıkarılıyor. Yapılan cerrahi girişimlerle öncelikle hastalığın evresi belirleniyor ve hangi ek tedavilerin gerekli olduğu (ışın, hormon, kemoterapi) saptanıyor.
Günümüzde cerrahi tedavideki gelişmeler ve yapılan ek tedavilerdeki ilerlemeler sayesinde birçok hastada mükemmel sonuçlar alınabiliyor.

Memenin tümü alınıyor mu?

Geçmişte, memenin tamamının çıkarılmasından ve koltukaltı lenf bezlerinin tamamen temizlenmesinden başka seçenek olmadığı düşünülüyordu. Ancak günümüzde erken dönemde tanı konmuşsa bu işlem çok daha az sayıda hastaya uygulanıyor. Her 2 hastadan birinde sadece tümörü çıkarma ve sonrasında memeye radyoterapi uygulayarak memeyi korumak mümkün olabiliyor. Çünkü uygun hastalarda meme koruyucu tedaviyle memenin tamamen çıkarılması arasında önemli bir fark yok! Cerrahi tedavileri, memeye yaklaşım ve koltukaltı lenf bezlerine yaklaşım şeklinde daha ayrıntılı inceleyebiliriz:

Memenin tümü alınıyor mu?

A-MEMEYE YÖNELİK CERRAHI GİRİŞİMLER

Meme koruyucu cerrahi nedir?

Meme kanserli hastalar, memede oluşan yinelemeler nedeniyle değil sistemik tekrarlama yani yayılım (metastaz) nedeniyle kaybediliyor. Bu anlamda, memenin tümünü almak yerine, tek tümör odaklı uygun vakalarda meme koruyucu cerrahi yöntemiyle tümörlü dokunun çıkarılması tercih ediliyor. Meme koruyucu cerrahide tümör* dokusu, etrafındaki yaklaşık 1-2 cm. normal meme dokusu ile birlikte çıkarılıyor (geniş eksizyon, tümörektomi, lumpektomi).

Memedeki o bölgenin daha geniş çıkarılmasına dayanan diğer teknikler “kadranektomi” veya “parsiyel mastektomi” olarak adlandırılıyor.

Ele gelmeyen ve kötü huylu olduğu düşünülen, mamografi veya ultrason eşliğinde telle işaretlenen kitlelerinse, tel kılavuzluğu veya ROLL (Radionuclide-Guided Occult Lesion Localisation) tekniğiyle çıkarıldıktan sonra filmi çekilerek çıkarılıp çıkarılmadığı kontrol ediliyor.

Meme koruyucu cerrahi  Kimlere uygulanıyor?

Meme koruyucu cerrahinin, genelde tümör/ meme oranı uygun erken evre (evre l-ll), ufak çaplı tek odaklı tümörlerde ve cerrahi sonrası radyoterapi görebilecek hastalarda uygulanması gerekiyor. Meme koruyucu cerrahi sonrası yıllık aynı memede yineleme (nüks) oranları yüzde 0,5-1 arası olmak üzere hastanın tümör özelliklerine göre değişiyor.

Meme koruyucu cerrahide Nelere dikkat ediliyor?

Hastalara ameliyat öncesi bilgi verildiğinden, radyoterapi yapılabileceğinden ve hastanın kontrollere geleceğinden emin olunması gerekiyor. Çünkü bu hastaların uzun süre dikkatli olarak takip edilmesi çok önemli. Hasta cerrahi sonrası kemoterapi görecekse öncelikle kemoterapisi tamamlıyor ve sonrasında radyoterapi uygulanıyor.

Memenin tümünün alındığı ameliyatlar (Mastektomi)

Memenin tümünün alındığı ameliyatlar (Mastektomi) Nedir?

Mastektomi, meme koruyucu cerrahinin uygun olmadığı durumlarda başvurulan bir yöntem. Hastada koltukaltı lenf nodu tutulumu olduğunda modifiye radikal mastektomi yani memenin tamamının ve koltukaltı lenf bezlerinin büyük bir bölümünün çıkarılması söz konusu olabiliyor.

Memenin tümünün alındığı ameliyatlar (Mastektomi) Kimlere Uygulanıyor ?

Geçmişte yaygın olarak, günümüzde ise meme koruyucu cerrahinin uygun olmadığı büyük çaplı ve/ veya memede yaygın dağılım gösteren (birden çok odaklı tümörler) tümörlü hastalar için mastektomi tercih ediliyor.

Ailesinde, 1. derece yakın akrabalarında meme kanseri olan bazı hastalarda meme kanseri kalıtsal karakter taşıyorsa, risk azaltıcı ve koruma amaçlı olarak hastalıksız memeye de mastektomi yapılabiliyor. Bu tür ameliyatlar erken evre tümörlerde, deri koruyucu veya yerleştiği yer memebaşına uzak tümörlerde, “memebaşı koruyucu mastektomi” şeklinde de gerçekleştirilebiliyor. Ayrıca bu ameliyatlarda, plastik cerrah ile işbirliği yapılarak kozmetik amaçlı eşzamanlı rekonstrüktif işlemler de uygulanabiliyor. Memebaşının korunduğu ameliyat sırasında anestezi altında ve ameliyat masasındayken hastanın memebaşına tek doz radyoterapi de (intraoperatif radyoterapi) verilebiliyor.

Memenin tümünün alındığı ameliyatlar (Mastektomi) Kimlere Uygulanıyor ?

B- Koltukaltına Yönelik Cerrahi Girişimler

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi (SLNB) Nedir?

Meme kanseri en sık koltukaltı lenf bezlerine (bez=nod) yayılım gösteriyor. Geçmişte hastalığın evresini belirlemek için koltukaltı lenf bezlerindeki tutulumunu saptamak ve lokal kontrolü sağlamak için koltukaltındaki tüm lenf bezlerinin çıkarılması tercih ediliyordu (aksiller diseksiyon). Ancak bu işlemin, kolda şişlik (lenf ödem), omuz kısıtlılığı ve şekil bozukluğu, kol kuvvet azlığı ve kolda uyuşukluk gibi hastaların sık yakındığı yan etkilerinin bulunması araştırmacıları, başka yöntem arayışına yöneltti. Son yıllarda sadece tümör hücrelerinin bulunması en muhtemel lenf bezlerini çıkarma yöntemi olan “Sentine! Lenf Nodu Biyopsisi Tekniği” geliştirildi.

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi Tekniği nasıl uygulanıyor?

Bu teknikte ameliyat öncesi tümörün bulunduğu memeye bir radyoaktif madde enjekte ediliyor. Ameliyattan ya bir gün önce öğleden sonra ya da ameliyat sabahı lenfosintigrafi çekimi yapılması sonrası gamma prob denen radyoaktif madde dedektörü veya sayacı bir alet yardımı ile yüksek radyoaktif madde aktivasyonu veren lenf bezi veya bezleri (sentinel lenf bezi) çıkartılarak ameliyat esnasında incelenmek üzere patolojiye gönderiliyor. Ameliyat esnasında tümörün bulunduğu memeye mavi boya enjeksiyonu da yapılabiliyor. Bu durumda mavi boyalı lenf kanalı bulunup takip edilerek mavi boyalı lenf bezi veya bezleri de sentinel lenf bezi olarak çıkarılabiliyor ve aynı şekilde ameliyat esnasında patoloğa gönderiliyor. Sentinel lenf bezi tutulmuşsa aksilladaki tüm lenf bezleri çıkarılıyor. Ameliyat sırasında negatif bulunmuşsa bu şekilde bırakılıyor ve temiz olduğu düşünülen lenf bezleri çıkarılmıyor. Bu şekilde sadece sentinel lenf nodu biyopsisi uygulanan hastalarda lenf ödem, omuz hareketleri kısıtlılığı veya kolda uyuşma gibi yan etkiler çok daha az görülüyor. Ancak bu sentinel lenf nodları özel işlemlerle muamele görüyor ve negatif çıkan hastaların kesitleri ayrıca özel boyamalara tabi oluyor. Bunun sonucunda lenf bezlerinde minimal bir tutulum saptanırsa duruma göre hastaya ikinci bir ameliyat gerekiyor ve tamamlayıcı aksiller diseksiyon yapılıyor yani tüm lenf bezleri çıkarılıyor.

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi Tekniği hangi durumlarda uygulanıyor?

T1/T2 yani 5 cm’den küçük tümörlerde koltuk altı lenf bezlerinin tutulum oranı yüzde 50’nin altında oluyor. Bu nedenle sentinel lenf nodu biyopsisinin, özellikle muayene ile ve/ veya ultrasonda koltuk altında şüpheli lenf bezi yayılımı şüphesi olmayan tüm T1/T2 vakalara mutlaka uygulanması gerekiyor. Koltukaltı lenf bezlerine tümör sıçramamış hastalarda yapılan çalışmalarda sadece sentinel lenf nodu biyopsisi yapılmış veya aksiller diseksiyon yapılmış hastaların uzun dönem sonuçlarında aksiller lobi yineleme açısından bir fark bulunmadığından klinik aksilla negatif hastalarda sadece SLNB uygulanmasının standart bir girişim haline geldiğini söylemek mümkün.

Koltukaltı lenf bezlerinin çıkarılması (aksiller küraj, aksiller diseksiyon) Nedir ?

Hastada koltukaltı lenf bezi tutulumu olduğunda, koltukaltı lenf bezlerinin büyük bir bölümünün çıkarılmasıdır. Bu durumda ban hastalarda lenf bezlerinin çıkarılmasına bağlı’ olarak kolda şişme, uyuşukluk, karıncalanma gibi yakınmalar görülebiliyor.

Erken meme kanserinde ilk tercih CERRAHİ TEDAVİ

C- Meme Onarımı (Meme Rekonstrüksiyonu)

Meme Onarımı (Meme Rekonstrüksiyonu) Nedir?

Meme onarımı, meme kanseri nedeniyle kaybedilen memenin doğal haline getirilmesi için yapılıyor. Bu yönüyle bakıldığında meme onaranının bir kozmetik ameliyat değil, bir onarım (rekonstrüksiyon) yani hastalık nedeniyle kaybedilen bir uzvun yerine konulması ameliyatı olarak görülmesi gerekiyor. Tıptaki yeni gelişmeler sayesinde artık cerrahlar doğal memeye çok benzerlik gösteren bir meme oluşturabiliyorlar. Bu anlayışa sahip gelişmiş ülkelerdeki meme kanserinin tedavi ekibinde, plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanları da bulunuyor.  Bu uzmanlar gerektiğinde hastanın memesini doğal haline dönüştürecek operasyonlar gerçekleştiriyorlar.

Meme onarımının yararlan neler?

Meme kaybı, pek çok kadını psikolojik olarak olumsuz etkiliyor. Meme onarımı ameliyatlarının sonucu; çoğu hasta için adeta hayata yeni bir başlangıç olabiliyor. Bu hastaların aile ilişkileri ve cinsel yaşamları daha uyumlu hale geliyor. Ayrıca hastaların ruhsal durumlarını da güçlendirerek hastalıkla daha iyi mücadele etmelerini sağlayabiliyor.

Meme onarımı ne zaman yapılabiliyor?

Kanser nedeniyle memesini kaybeden hemen her kadında meme onarımı yapılabiliyor. Ancak zamanlaması değişiyor. Anında, yani mastektomi (kanserli memenin alınması) ile eş zamanlı veya daha sonraki dönemde (geç onarım) gerçekleştirilebiliyor. Ancak eş zamanlı onarımın kozmetik sonuçları çok daha iyi olabiliyor.

Erken evre meme onarımının avantajları neler?

Meme onarımı genelde erken evre kanserlerde uygulanıyor. Erken onarımın en önemli avantajıysa meme derisi korunarak mastektomi yapılan hastada eş zamanlı olarak meme onarımının olabilmesi. Böylece memenin alınmış olmasından dolayı hastanın yaşayacağı psikolojik travmayı en aza indirmek mümkün. İşlemin diğer bir avantajıysa daha ekonomik olması.

Meme onarımının ertelenme nedenleri neler?

Geç meme onarımında beklemek içinse birçok neden olabiliyor: Bazı hastalar başka bir ameliyat istemiyor. Bazı hastalar kanser teşhisini kabul etmekte zorlanırken meme onarımı seçeneğini kabul etmeyebiliyorlar. Hastaların bir kısmında ise cerrahları \ tarafından beklemeleri tavsiye edilmiş olabiliyor. Burada, özellikle cerrahi sonrası uygulanacak kemoterapi ve radyoterapiler göz önünde bulunduruluyor. Ayrıca şişmanlık, yüksek tansiyon ve sigara kullanılması gibi durumlarda da hastaya beklemesi tavsiye edilebiliyor.

Meme onarımında hangi aşamalardan geçiliyor?

Meme onarımının 3 temel aşaması bulunuyor. Bunlar sırasıyla; meme dokusunun oluşturulması, meme başı ve areolanın onarımı, memeler arası simetrinin sağlanması.

Mamografi Ne Amaçla Yapılmaktadır ?

Mamografi sıklıkla hiç bir meme şikayeti bulunmayan hastalara meme kanserinin erken yakalanması için yapılmaktadır.

Tarama mamografilerinde meme kanserinin erken bulguları saptanarak meme kanseri daha ele gelen bir bulgu oluşturmadan saptanmaya çalışılmaktadır. Bir meme kanseri  doktor veya hastanın kendisi tarafından elle yakalandığında ortalama 8-10 yaşında (yıllık) olmaktadır. Mamografi tekniğine yüksek kalitede, kurallara uygun olarak yapıldığında bir meme kanserini ele gelmeden 3-4 yıl önce yakalayabilmektedir.

Meme ile ilgili bir şikayeti bulunan kadınlarda (örneğin ele gelen sertlik, meme başından akıntı vb) ise mamografi tanısal amaçla, yani şikayetin kaynağını aydınlatmak, sebeb sonuç ılışkisini çözmek amacı ile yapılır.

Meme Kanseri genetik midir?

Hücrelerin bölünmelerini ve çoğalmalarını sağlayan genler hasar gördükleri için hücreler kontrolsüz ve aşırı çoğalarak kanseri oluşturur ve tüm vücuda yayılırlar.

Ancak kanserlerin sadece bir bölümü genetik orjinli yani soyaçekim ile doğrudan ilişkilidir. Döl hücrelerinde bulunan bir mutasyonun bir kuşaktan diğerine aktarılması ve vücudun tüm hücrelerinde bu hatanın taşınması ile oluşur. Kanserlerin çoğunluğu ise bir kişinin yaşam süresince oluşan rastlantısal mutasyonların birikimi sonucu oluşur.

Yani kalıtsal olsun veya olmasın, tüm meme kanserlerinde birden fazla genetik bozukluk (mutasyon) bulunmaktadır. Kalıtsal olan kanserlerde bu genetik bozukluklar döl hücreleriyle bebeğe geçer.Kalıtsal olmayan kanserlerde ise sonradan oluşur ve bir sonraki nesile geçmezler.

Saptanan meme kanserlerinin yaklaşık % 10 kalıtsaldır, yani kişinin ailesinden aldığı kanser eğilimimi artıran genler nedeniyle meme kanseri gelişmektedir.

Meme kanserlerinin yaklaşık % 90 ı ise kişinin kendisinde dışsal bir çok etki ile gelişen mutasyonlar sonucu oluşmaktadır.

Ailede genç yaşlarda (menapoz öncesinde) meme veya yumurtalık kanseri bulunması, aynı ailede iki veya daha fazla sayıda meme veya yumurtalık kanseri bulunması, her iki memede kanser bulunması meme kanserinin o ailede kalıtsal olabileceğini düşündürür. Şüphelenilen kişilerde BRCA1 ve BRCA2 gen testleri ile kalıtsal meme kanseri araştırması yapılabilir.

Hücrelerin bölünmelerini ve çoğalmalarını sağlayan genler hasar gördükleri için hücreler kontrolsüz ve aşırı çoğalarak kanseri oluşturur ve tüm vücuda yayılırlar.

Ancak kanserlerin sadece bir bölümü genetik orjinli yani soyaçekim ile doğrudan ilişkilidir. Döl hücrelerinde bulunan bir mutasyonun bir kuşaktan diğerine aktarılması ve vücudun tüm hücrelerinde bu hatanın taşınması ile oluşur. Kanserlerin çoğunluğu ise bir kişinin yaşam süresince oluşan rastlantısal mutasyonların birikimi sonucu oluşur.

Yani kalıtsal olsun veya olmasın, tüm meme kanserlerinde birden fazla genetik bozukluk (mutasyon) bulunmaktadır. Kalıtsal olan kanserlerde bu genetik bozukluklar döl hücreleriyle bebeğe geçer.Kalıtsal olmayan kanserlerde ise sonradan oluşur ve bir sonraki nesile geçmezler.

Saptanan meme kanserlerinin yaklaşık % 10 kalıtsaldır, yani kişinin ailesinden aldığı kanser eğilimimi artıran genler nedeniyle meme kanseri gelişmektedir.

Meme kanserlerinin yaklaşık % 90 ı ise kişinin kendisinde dışsal bir çok etki ile gelişen mutasyonlar sonucu oluşmaktadır.

Ailede genç yaşlarda (menapoz öncesinde) meme veya yumurtalık kanseri bulunması, aynı ailede iki veya daha fazla sayıda meme veya yumurtalık kanseri bulunması, her iki memede kanser bulunması meme kanserinin o ailede kalıtsal olabileceğini düşündürür. Şüphelenilen kişilerde BRCA1 ve BRCA2 gen testleri ile kalıtsal meme kanseri araştırması yapılabilir.

Meme kanseri ve ameliyatları hakkında bilinmesi gerekenler

Meme kanseri tanısı konan çoğu kadın, cerrahi bir tedavi geçirmektedir. Bölgesel tedavi için yapılan operasyonlar meme koruyucu tedavi, mastektomi (memenin tamamen alınması) ve aksiller (koltuk altı) lenf bezi örneklemesi ve çıkarılmasıdır. Meme cerrahisi geçirecek kadınların çoğu, aynı seansta veya daha sonra bir meme rekonstrüksiyonuna da karar verebilir.

Meme Koruyucu Cerrahi

Bu cerrahi tipinde memenin sadece etkilenen bölgesi çıkarılır. Ne kadar doku çıkarılacağı kitlenin boyutuna, yerleşimine ve bazı diğer faktörlere bağlıdır. Eğer cerrahiden sonra radyoterapi (radyasyon tedavisi) uygulanacaksa, kitle çıkarıldıktan sonra röntgende görülecek şekilde küçük metalik kliplerle radyasyon alanı işaretlenebilir.

Lümpektomi sadece kitlenin olduğu meme dokusunun etrafında normal doku sınırı ile çıkarılmasıdır. Lümpektomiyi takiben hemen daima radyoterapi uygulanır. Eğer adjuvan (destekleyici) kemoterapi de verilecekse, radyasyon tedavisi genellikle kemoterapi tamamlanana kadar geciktirilir.

Parsiyel (segmental, kısmi) mastektomi veya quadrantectomy (kadranektomi) lümpektomiden daha fazla meme dokusunun çıkarılmasıdır. Kadranektomi için memenin dörtte biri çıkarılır.

Radyasyon tedavisi sıklıkla cerrahiyi takiben verilir. Aynı şekilde, eğer kemoterapi de verilecekse ondan sonraya geciktirilebilir.

Patolog meme koruyucu tedavi ile alınan meme dokusunun kenarında kanser hücresi saptarsa cerrah mutlaka işlemi tekrarlamalı ve daha fazla dokuyu çıkarmalıdır. Bu operasyon re-eksizyon olarak adlandırılır. Eğer cerrah temiz cerrahi sınırları sağlamak için yeterli meme dokusunu çıkaramayacaksa o zaman bir mastektomi (memenin alınması) gerekebilir.

Evre I ve II meme kanseri olan kadınların çoğu için, meme koruyucu tedavi (lümpektomi/parsiyel mastektomi artı radyasyon tedavisi) memenin alınması kadar etkilidir. Bu iki yaklaşımla tedavi edilen kadınların sağ kalım oranları aynıdır. Bununla birlikte, meme koruyucu tedavi meme kanseri olan tüm kadınlar için geçerli bir seçenek değildir.

Radyasyon tedavisi bazen meme koruyucu tedavinin bir parçası olmaktan çıkarılır. Radyasyon tedavisi olmaksızın lümpektomi adayı olan kadınlar aşağıdaki özelliklere sahiptir:

70 yaş ve üzerindedirler.

2 cm veya altında, tamamen alınabilen tümörleri vardır.

Olası Yan Etkiler: Bu operasyonların yan etkileri ağrı, geçici ödem, gerginlik ve ameliyat izinde gelişebilen sert yara dokusudur. Bütün operasyonlarda olduğu gibi ameliyat sahasında kanama ve enfeksiyon da mümkündür.

Ne kadar geniş meme dokusu çıkarılırsa, ameliyattan sonra meme şeklinde o kadar farkedilebilir bir değişiklik oluşur. Eğer memeler ameliyattan sonra çok farklı görünecek olursa bazı rekonstrüktif cerrahi metodları uygulanabilir veya daha simetrik görünüm için etkilenmeyen taraftaki meme küçültülebilir. Bu işlemlerin ilk ameliyat sırasında yapılması da mümkün olabilir. Bu nedenle operasyondan önce bir estetik cerrahi uzmanı ile memelerin ameliyattan sonra nasıl görüneceğini ve seçeneklerin neler olduğunu konuşmak iyi bir fikirdir.

Lümpektomi ve Mastektomi Arasında Seçim Yapmak

Erken evre meme kanseri olan pek çok kadın meme koruyucu tedavi ile mastektomi arasında seçim yapmak durumunda kalır.
Lümpektominin en büyük avantajı kadının memesinin büyük bölümünü korumasıdır. Dezavantajı ise sıklıkla cerrahiden sonra 5-6 hafta kadar süren radyasyon tedavisine gerek olmasıdır. Meme koruyucu cerrahi geçiren hastaların çok küçük bir kısmı radyasyona gerek göstermezken, mastektomi geçiren kadınların küçük bir kısmı radyasyon tedavisi gereksinir.

Lümpektomi ile mastektomi arasında karar verirken tüm gerçekleri gözönünde bulundurun. “Olabildiğince çabuk memeden kurtulmak” fikri ile ilk tercihiniz mastektomi de olabilir. Kadınlar bu his nedeniyle çoğu zaman mastektomiye cerrahlardan daha fazla eğilimlidir. Fakat pek çok vakada geçerli olan bir gerçek, mastektominin size daha uzun süre yaşam ya da tedaviden sonra daha iyi bir sonuç sağlamayacağıdır. Binlerce kadında 20 yılı aşan sürede yapılan kontrollerde, lümpektominin yapılabildiği durumlarda, mastektominin sağ kalım açısından mastektomiyle eşit oranda sonuçlar sunduğu kesinleşmiştir.

Pek çok kadın ve cerrahı uygulanabilir bir seçenek olduğunda lümpektomi ve radyasyon tedavisini tercih etmekle birlikte, seçiminiz aşağıdaki faktörlere bağlı olacaktır:

Memenizi kaybetme konusunda hislerinizin neler olduğu radyasyon tedavisine nasıl baktığınız

Aksiller Lenf Nodu Disseksiyonu

Meme kanserinin koltuk altındaki lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını saptamak için bu lenf bezlerinin bir kısmı çıkarılabilir ve mikroskop altında incelenebilir. Bu işlem evreleme ve tedavi planlanmasının önemli bir bölümüdür. Lenf bezleri etkilendiyse kanser hücrelerinin kan akımı yoluyla vücudun diğer bölümlerine yayılmış olması ihtimali daha yüksektir.

Aksiller lenf nodu disseksiyonu modifiye ve radikal mastektomi prosedürlerinin bir parçasıdır. Yanısıra lümpektomi gibi meme koruyucu tedavilerle birlikte de uygulanabilir. Genelde ortalama 10-40 (sıklıkla 20’den az) lenf bezi çıkarılır.

Koltuk altındaki lenf bezlerinde kanser hücrelerinin bulunması ek tedavilerin alınması için önemli bir faktördür. Aksiller disseksiyon diğer meme kanseri tedavi kararlarının verilmesinde de bir kılavuz olarak değerlidir.

Olası Yan Etkiler: Tüm diğer operasyonlarda olduğu gibi, ağrı, şişlik, kanama ve enfeksiyon gelişmesi mümkün risklerdir.
Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılmasının uzun vadede en önemli yan etkisi lenfödem (kolda şişlik) tablosudur. Bu durum lenfatik sistemdeki sıvı akımının bozulması ile oluşur. Bu nedenle hastalar elde gelişecek kesi ve enfeksiyonlara karşı ömür boyu dikkatli olmalıdır.

Koltuk altı lenf bezleri çıkarılan her 4 kadından birinde lenfödem gelişir. Sadece sentinel lenf bezi biopsisi yapılan hastaların da % 5’inde lenfödem gelişebilir. Bazen bu şişlik sadece birkaç hafta sürer ve kaybolur. Eğer koltuk altı lenf bezi cerrahisini takiben kolunuz şişmiş, ağrıyor ve gerginleşiyorsa acilen cerrahınıza başvurunuz.

Cerrahiden sonra kısa süreyle kolunuzu ve omzunuzu hareket ettirmekte kısıtlılıklar olabilir. Kolun üst ve iç kısımlarında uyuşukluk ta, lenf bezi alanının etrafında dokunma hissini sağlayan sinirlerin hasarına bağlı olarak sıklıkla görülebilir.

Sentinel Lenf Nodu Biopsisi

Koltuk altı bezlerinin tamamen çıkarılması güvenli ve düşük oranda ciddi yan etkiler içeren bir operasyon olmakla birlikte, cerrahlar çoğu vakada sentinel lenf nodu biopsisini tercih ederler. Bu yöntem lenf nodlarının tamamını çıkarmadan kanserin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını anlamanın bir yoludur.

Bu işlemde cerrah, tümör hücrelerinin ilk yayılma yeri olan sentinel lenf bezlerini bulur ve çıkarır. Bunu yapmak için cerrah tümör sahasının etrafına veya cildine radyoaktif bir madde veya metilen mavisi enjekte eder. Lenf kanalları bu maddeyi birkaç saat içinde lenf bezlerine taşır. Operasyonda Gamma kamera denen dedektörle veya maviliği izleyerek sentinel lenf bezleri saptanır.

Bu iki yöntem farklı yöntemlerdir anca bazen çift kontrol amacıyla birlikte de kullanılabilirler. Ardından doktor bölgede bir kesi yapar ve lenf bezlerini çıkarır. Bu nodlar çoğu zaman 2-3 tanedir ve standart bir aksiller disseksiyondan çok daha az olduğundan patolog tarafından çok büyük dikkatle incelenir.

Eğer sentinel nodlarda kanser gözlenmezse kanserin diğer lenf bezlerine yayılmış olması neredeyse mümkün değildir ve o nedenle daha fazla lenf nodunun çıkarılması gerekmez. Böylece hasta full lenf bezi çıkarılmasının potansiyel yan etkilerinden korunabilir.
Eğer sentinel nodlarda kanser varsa, o zaman cerrah tam bir aksiller disseksiyon yaparak lenf bezlerinin ne kadarının etkilendiğini saptar.Bu işlem aynı operasyonda veya birkaç gün sonra yapılabilir. Zamanlama kanserin cerrahi sırasında lenf bezlerinde ne kadar kolay saptanabildiğine göre değişir. Eğer sentinel lenf bezleri açıkça kanser içeriyorsa, cerrah aksiller lenf disseksiyonunu derhal yapabilir. Fakat bazen kanser patolog tarafından sonradan yapılan detaylı mikrosopik incelemelerde görülebilir.

Sentinel enf bezi biopsisi her zaman uygun olmayabilir. 5 cm’den küçük tek bir tümör varsa, kemoterapi ve radyoterapi uygulanmadıysa ve büyümüş lenf bezleri ele gelmiyorsa uygulanması mümkündür.

Sentinel lenf bezi biopsisi ciddi tecrübe gerektirir. Bu teknikte ustalaşmış bir cerrah tarafından yapılmalıdır. Bu tarz bir biopsi planlanıyorsa, cerrahi ekibine bu tarz cerrahiyi sıklıkla uygulayıp uygulamadıklarını sorunuz.

Meme koruyucu cerrahi kimlere uygulanır?

Meme kanseri cerrahisinde genel olarak 3 tip ameliyat yapılır: Tüm memenin alınması, memenin içinden sadece tümörün çıkartılması, memenin cildi korunarak içinin tümden çıkartılıp protez konması.

Meme kanserinde özellikle erken evre söz konusuysa, geniş cerrahinin hastanın yaşam beklentisini etkilemediği görülmüştür. Dolayısıyla, meme koruyucu cerrahi dendiğinde, daha sınırlı cerrahiyle hem hastanın yaşam beklentisini uzun tutmak, hem de memenin görünümünü iyi korumak, yani hastanın yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabilmektedir.

Meme koruyucu cerrahi, öncelikle erken evre kanserlerde yapılabilmektedir. İkinci olarak ise, lokal ileri meme kanserinde de uygun tedaviler (kemoterapi, radyoterapi, vs. gibi) yapılıp, hastalık biraz geriletildikten sonra, yine meme koruyucu cerrahi yapılabilmektedir.

Eğer ameliyattan önce kesin tanı iğne biyopsisi ile konmuş, tümörün tipi, yaygınlığı ve özellikleri değerlendirilmişse, hastaya en uygun cerrahi yöntem önceden hasta ile birlikte seçilir ve uygulanır.  Buna, meme kanseri için “ideal tedavi” diyoruz.

Meme koruyucu ameliyat yapmak için, kanserin tek bir odaktan çıkmış olması veya çok odaklıysa,  en azından bir birine yakın olması gerekir. Yine meme koruyucu ameliyatlar için meme büyüklüğü ile tümörün büyüklüğü arasında bir orantı olmalıdır. Örneğin meme çok küçük buna karşılık tümör büyük ise, meme koruyucu ameliyat yapmak estetik açıdan tercih edilmeyebilir.

Meme koruyucu ameliyatlardan sonra tedavinin ikinci kısmı radyoterapidir. Meme koruyucu bir ameliyatı takiben mutlaka radyoterapi yapılmalıdır. Ameliyat edilen memenin geri kalan dokusuna radyoterapi yapmak gerekir. Dolayısıyla hastanın radyoterapi alabileceğinden emin olmalıyız. Meme koruyucu ameliyat yapabilmek için ameliyattan sonra hastanın radyoterapi almasına engel bir hal olmamalıdır.

Hastada birden fazla kanser odağı varsa, veya aileden gelen riskler varsa, radyoterapi alma şansı yoksa hastanın ya tüm memesi alınır veya meme cildi korunup süt bezleri çıkartılır. Cilt koruyucu meme ameliyatları veya tüm memenin alındığı ameliyatlardan sonra meme protezi konabilir.

Meme cildinin korunduğu ameliyatlarda protez aynı seansta yerleştirilirken, memenin tamamının alındığı ameliyatlardan sonra bir süre beklemek gerekir.  Hastanın 1 yıllık takipleri esnasında bir sorun çıkmaması halinde ikinci seansta protez de konabilir.

Meme onarımı nedir? Nasıl yapılır?

Tümör veya başka bir hastalık nedeniyle memenin alınması sonrası yapılan meme rekonstrüksiyonu plastik cerrahinin en başarılı ameliyatlarından birisidir. Tıpdaki yeni teknolojiler sayesinde artık cerrahlar doğal bir memeye çok benzerlik gösteren bir meme oluşturabilmektedirler. Günümüzde bu ameliyatlar meme alınma ameliyatı (mastektomi) ile eşzamanlı olarak yapılabilmektedir. Böylelikle, hasta ameliyattan çıktığında yeni bir memeye sahip olmakta ve memesiz bir dönemin verebileceği psikolojik sıkıntıdan da kurtulmaktadır.

Ancak akılda tutulmalıdır ki; mastektomi sonrası meme rekonstrüksiyonu basit bir ameliyat değildir. Siz ve doktorunuz tarafından kararlaştırılacak bir çok seçenek mevcuttur. Aşağıda size ameliyat hakkında temel bilgiler verilmektedir; ameliyat zamanı, nasıl yapıldığı, ve ne tür sonuçlar elde edileceği gibi. Ancak bütün soruları cevaplaması mümkün değildir. Dolayısıyla cerrahınızla birebir konuşmanız daha iyi bilgilenmenizi sağlayacaktır.

Meme rekonstrüksiyonunda en iyi aday kimdir?

Hemen bütün mastektomi hastalarında meme rekonstrüksiyonu için tıbben bir engel olmayıp, çoğu hastalar da mastektomi ile eşzamanlı olarak rekonstrüksiyon yapılması için uygundurlar. Ancak meme rekonstrüksiyonu için en iyi aday, kanserin mastektomi sayesinde tamamen ortadan kaybolduğu hastalardır. Beklemek için bir çok sebep olabilir; örneğin, bazı hastalar başka bir cerrahi istememektedir, bir kısmı kanser teşhisini kabul etmekte zorlanırken, meme rekonstrüksiyonu seçeneklerinin düşünememektedirler. Bazı hastalara cerrahları tarafından beklemeleri tavsiye edilmiş olabilir, özellikle memenin hastanın kendi dokusu ile (flep transferi) rekonstrükte edildiği durumlarda olduğu gibi. Obesite, yüksek tansiyon ve sigara içimi gibi durumlarda da hastaların beklemeleri tavsiye edilebilir.

Bütün cerrahiler bir miktar belirsizlik ve risk içerirler

Memesini kanser sebebiyle kaybeden hemen hemen her kadında meme rekonstrüksiyonu yapılabilir. Ancak her türlü cerrahi sonrası olduğu gibi, bu ameliyattan sonra da bir takım sorunlar ortaya çıkabilir.

Cerrahinin genel problemleri olan, kanama, sıvı toplanması veya anestezi sorunları bu ameliyattan sonra da görülebilir, ancak nadirdir. Sigara içenlerde, yara iyileşmesi gecikebilir, bozulabilir veya daha fazla iz ortaya çıkabilir. Bazen bu sorunlar ikincil bir ameliyatı gerektirebilir. Eğer bir protez kullanılacak ise, nadiren iki hafta içinde bir enfeksiyon gelişme riski vardır. Bu tür bazı olgularda, protezi çıkarıp aylar sonra tekrar koymak gerekebilir.

En sık görülen problem, kapsül kontraktürü, protezin etrafındaki skar dokusunun protezi sıkıştırması ile ortaya çıkar. Böylelikle meme sertmiş hissi ortaya çıkar. Kapsül kontraktürü için bazı tedavi yöntemleri vardır; bazen de skar dokusunun alınmasını ve rahatlatılmasını veya protezin değiştirilmesini gerektirebilir.

Rekonstrüksiyonun kanser nüksü (rekürrens) üzerine bir etkisi yoktur ve radyoterapi/kemoterapiye de engel olmaz. Cerrahınız normal memeniz ve rekonstrükte edilmiş memenizde peryodik mamografilere devam etmenizi önerebilir.

Cerrahinin planlanması

Kanser teşhisinin konmasından itibaren rekonstrüksiyonu tartışmaya başlayabilirsiniz. İdeal olanı, genel cerrahınız ve plastik cerrahınızın birlikte plan yapıp ameliyata girmeleridir. Sağlık değerlendirmeniz yapıldıktan sonra, cerrahınız size yaşınız, anatomik yapınız, dokularınız ve isteklerinizi göz önüne alarak, en iyi seçenekleri verecektir. Cerrahınız bu konuda size karşı çok dürüst olmalıdır. Mastektomi sonrası meme rekonstrüksiyonu sizin görüntünüzü düzeltebilir ve kendinize olan güveninizi arttırabilir; ancak, unutmayın, bu ameliyat sonucu sadece iyileştirebilir, mükemmelliğe ulaştırmaz. Cerrahınız ayrıca anestezi, ameliyatın yapılacağı yer ve masraflar hakkında da bilgi vermelidir.

Ameliyat için hazırlık

Onkolog doktorunuz ve plastik cerrahınız ameliyat öncesi bazı uyarılarda bulunacaklardır; örneğin, ne yiyip yememe, ilaç alma vb gibi. Ameliyat sonrası sizi eve götürecek bir yakınınızı ayarlamayı unutmayın.

Cerrahinizin yapılacağı yer

Meme rekonstrüksiyonu genellikle birkaç ameliyatı gerektirir. İlk basamak, ister mastektomi ile eşzamanlı olsun ister ikincil olarak yapılsın, genellikle hastanede yapılır. Diğer ameliyatlar ise hastanede yapılabileceği gibi, cerrahınız günlük cerrahi merkezlerinden birinde yapmayı tercih edebilir.

Anestezi

İlk ameliyat, yani meme dokusunun oluşturulması ameliyatı, genel anestezi ile yapılır. Yani, ameliyat esnasında uyursunuz. İkincil ameliyatlar ise lokal anestezi (sedasyon ile birlikte) ile yapılabilir- ameliyat esnasında uyanık olursunuz, ancak gevşek ve rahat olursunuz. Bazen bir miktar sıkıntı olabilir.

Protez tipleri

Meme protezlerinin dış kılıfında silikon tabaka vardır, içinde ise ya silikon jel veya salin adı verilen tuzlu su karışımı bulunur. İçi jel ile dolu olan protezlerin, Amerika Birleşik Devletleri’nde Food and Drug Administration (FDA), bu tür protezlerin kullanımını 2006 yılında kabul edilmiştir. Bu ise, halen doku genişletici taşıyan kadınları, mastektomi ile eşzamanlı rekonstrüksiyonu seçen hastaları ve jel ile dolu bir protez kullanılabilir. Salin ve jel ile dolu protezler ise herkesin kullanımına açıktır.

Cerrahi

Bir çok seçenek vardır ve cerrahınızla tartışmanız gerekmektedir.

Derinin genişletilmesi

En sık kullanılan teknik derinin genişletilmesi ve sonrasında protez konulmasıdır. Mastektomi sonrası derinizin ve göğüs duvarı adelenizin altına bir doku genişletici konur. Derinizin altına bir kapak mekanizması ile çalışan bir port konur ve buradan, ameliyat sonrası haftalar veya aylar boyunca, cerrahınız tuzlu su enjekte ederek doku genişleticinizi (expander) şişirir. Derinizin yeterince genişlediği anlaşıldıktan sonra, ikincil bir ameliyat ile doku genişletici çıkartılıp daha kalıcı bir protez yerleştirilir. Bazı doku genişleticiler ise kalıcı olarak bırakılabilecek şekilde tasarlanmıştır. Areola (meme başı çevresindeki kahverenkli yuvarlak deri) ve meme ucu ise daha sonra yapılır. Bazı hastalarda derinin genişletilmesine ihtiyaç yoktur ve mastektomi ile beraber bir protez konabilir.

Flep rekonstrüksiyonu

Protez yöntemine alternatif olarak sırttan, karından veya kalçadan bir doku alınarak meme yapılabilir. Buna flep rekonstrüksiyonu denir. Flep cerrahisinin bir tipinde, deri, deri altı yağ tabakası ve kas dokusu orijinal yapıştığı bölgeye bir damar sapı ile bağlı kalmaya devam eder ve deri altında yapılan bir tünel yardımıyla memenin oluşturulacağı bölgeye kaydırılır. Tek başına memeyi oluşturabileceği gibi, bu dokunun altına bir protez de konabilir. Diğer tip bir flep cerrahisinde ise, doku bağlı bulunduğu karın, sırt veya kalça bölgesinden tamamen ayrılır ve damarları alıcı bölgedeki damarlara dikilerek yaşaması sağlanır (serbest flep ile rekonstrüksiyon). Bu ameliyatı yapabilmek için plastik cerrahın mikrovasküler cerrahi konusunda da deneyimli olması gerekir. Çünkü, ince damarların birbirine dikilmesi mikroskop altında mümkün olmaktadır.

Yukarıda bahsedilen her iki cerrahi yöntem de protez metodundan daha kompleks ameliyatlardır. Hem dokunun alındığı hem de memenin yapıldığı yerlerde izler olacaktır ve iyileşme süreci protez yöntemine göre daha uzundur. Diğer yandan, kendi dokunuzla yapılan meme rekonstrüksiyonunda sonuç daha doğaldır ve silikon ile ilgili bir kaygı yoktur. Bazen de karnınızın şeklinin düzelmesi ve fazla deri ve yağlardan kurtulmanız da sizin için ayrı bir kazanç olabilir.

İkincil ameliyatlar

Meme rekonstrüksiyonunda zaman içinde birkaç ameliyat gerekir. İlk ameliyat en kompleks olanıdır; ikinci ameliyatlar daha kolaydır ve doku genişletici ile rekonstrüksiyon yöntemi seçilmişse, doku genişletci çıkartılıp bir protez konulabilir veya meme ucu ve areola rekonstrüksiyonu yapılabilir. Çoğu zaman, yeni yapılan memenin karşı taraftaki normal memeye uyum sağlaması için, normal memenin biraz küçültülmesi, kaldırılması veya büyütülmesi gerekebilir. Ancak bu ameliyatlarda da yara izlerinin oluştuğu akılda tutulmalıdır.

Ameliyat sonrası

Ameliyat sonrası ağrınız büyük ölçüde ilaç ile giderilebilir. Ameliyatınızın boyutuna göre 2 ile 5 gün içinde hastaneden taburcu olursunuz. Ameliyatta genellikle sıvıların birikmesini engelleyen drenler konabilir ve bunlar ameliyat sonrası ilk veya ikinci haftada alınırlar. Dikişler ise 7 ile 10 gün içinde alınırlar.

Normale dönmek

Mastektomi ve rekonstrüksiyon veya sadece flep rekonstrüksiyonu ameliyatından sonra normale dönmeniz 6 hafta sürebilir. Protez ameliyatında ise bu süre daha kısa olabilir. Rekonstrüksiyon ile normal duyu kazanılmaz; ancak, zaman içinde bir miktar duyu gelebilir. İzlerin çoğu zaman içinde solabilir. Ancak bu süre 1-5 yıl olabilir ve hiçbir zaman izler tamamen kaybolmaz. Rekonstrüksiyonun kalitesi yüksek olduğu müddetçe, bu izlere daha az aldırış edeceksiniz.

Egsersiz ve hareketlere ne zaman başlayacağınız konusunda cerrahınızın tavsiyelerini dinleyiniz. Genel kural olarak, 3-6 hafta arasında cinsel ilişkiden ve ağır egsersizlerden kaçınmanız iyi olabilir.

Yeni görüntünüz

Yeni memeniz diğer normal memenize göre daha sert, yuvarlak ve düz görünebilir. Mastektomi öncesi kontura sahip olmayabilir yada diğer memenize tam olarak simetrik olmayabilir. Bu farklar size belirgin gelebilir. Bir çok mastektomi hastası için, rekonstrüksiyon görüntüyü ve hayat kalitesini dramatik olarak iyileştirir.

Onkoplastik meme cerrahisi nedir? Kimlere yapılır?

Onkoplastik meme kanseri cerrahisi nedir?

Onkoplastik meme cerrahisi, meme kanserinin tedavisinde son yıllarda popülaritesi artan konulardan bir tanesidir. Kelime anlamı olarak, memenin alınması gerektiği durumlarda yani mastektomi yapılması gereken durumlarda onun yerine meme dokusunun oluşturulması ameliyatıdır. Bunun çeşitli avantajları söz konusudur. En önemli avantajı ise hastaya sağlayacağı psikolojik destektir. Hastaya genellikle eş zamanlı olarak yapılması önerilmektedir. Hasta ameliyattan kalktığında yeni bir meme kütlesiyle ameliyattan uyanmaktadır. Onkoplastik cerrahi, meme koruyucu ameliyatlardan sonra da yapılabilecek yöntemleri içermektedir. Amacı, sizin yaptığınız cerrahi sonrasında elde kalan dokularla iyi bir onkolojik kontrol sağladıktan sonra kozmetik olarak da en iyi yaklaşımı sağlayabilmektir.

Onkplastik meme kanseri cerrahisi kısaca  memede büyük bir tümör olmasına ve bu tümörün geniş bir doku ile çıkartılmasına rağmen ameliyat sonunda memeninkozmetik açıdan düzgün bir görünüme kavuşmasıdır.

Yöntem onkolojik ve plastik cerrahi yöntemlerinin birleştirilmesi ile uygulanmaktadır. Onkoplastik cerrahi yöntemlerinde ya hastanın kendi vücut dokuları kullanılmakta ya da memeye bazı implantlar eklenmektedir.

Onkoplastik meme cerrahisi, meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, daha ortada kanser yokken bile uygulanabilmekte ve olası bir meme kanseri durumunun önüne geçilmektedir. Ünlü Hollywood yıldızı Angelina Jolie bu ameliyatı olmuştur.

Onkoplastik meme cerrahisinin amacı nedir?

Memedeki büyük bir tümörü yok etmek ve buna karşın memenin yapısının en iyi şekilde korunmasını sağlamaktır.

Onkoplastik meme kanseri cerrahisinin avantajları nelerdir?

Memedeki tümörün büyük olması nedeniyle geniş bir meme dokusu çıkartılmasına rağmen memenin kozmetik olarak korunmasını sağlar. Hatta meme eski görünümden daha iyi bile olabilir. Bu şekilde klasik mastektomi (memenin tamamının alınması).

Modern meme cerrahisinde amaç, meme kanserini tedavi ederken meme kaybına yol açmamaktır.

Meme kanserinin cerrahi tedavisinde son yüzyılda yaşanan değişim:

1. Radikal mastektomi
2. Modifiye radikal mastektomi
3. Meme koruyucu cerrahi
4. Onkoplastik meme cerrahisi

Onkoplastik meme cerrasinde uygulanan teknikler:

Onkoplastik meme cerrahisinde daha iyi bir meme görünümü elde etmek için aşağıdaki tekniklerden biri kullanılır.

1. Volum doldurma: oluşan boşluğun hastanın kendi dokusu veya protezler ile doldurulması.
2. Volum yer değiştirme: oluşan boşluğun meme dokusunun kaydrılması ile doldurulması.

Onkoplastik meme cerrahisi kimler tarafından uygulanabilir?

Bu ameliyatın, meme kanseri cerrahisi konusunda eğitim almış ve özellikle seviye 1-2-3 rekonstrüktif meme kanseri cerrahisi eğitimini almış genel cerrahlar tarafından yapılması uygundur. Yani hekimin hem genel cerrahi uzmanı hem de memedeki onkoplastik cerrahi konusunda eğitimli olması önemlidir.

Onkoplastik meme cerrahisi sonrası süreç nasıldır?

Bu cerrahi sonrasında hasta 1 veya 2 gün hastanede kalabilir. Onkoplastik cerrahi sonrası kişi, kemotrapi radyoterapi gibi gerekli ek onkolojik tedavİleri de alacaktır. Düzenli hekim kontrollerine devam edecektir.

Meme kanserinde hormonoterapi tedavisi

Hormonoterapi

Meme kanserinin kadınların hormonal dengesi ile yakından ilişkili olduğu düşünülür. Östrojene uzun süre maruz kalmak (erken adet görmeye başlamak ve geç menapoza girmek) ve hiç doğum yapmamak veya ilk doğumun 35 yaşından sonra yapılması meme kanseri gelişiminde risk faktörleridir. Vücuttaki östrojen ve progesteron hormonlarının ana kaynağı yumurtalıklardır.
Bu ilişkilerden yola çıkılarak yapılan çalışmalar sonucunda anti-östrojen etki gösteren bazı ajanların meme kanserinden koruyucu özelliği olabileceği saptanmıştır. Kanser hücrelerinde östrojen veya progesteron hormonları için reseptörler (algılayıcılar) bulunan kadınların, bu reseptörlere bağlanarak hormonların etkilerini bloke eden ajanlardan fayda görecekleri gösterilmiştir.

Hormonoterapi ajanları nelerdir?

Bu amaçla günümüzde en yaygın olarak kullanılan anti-östrojen ajan tamoksifen’dir. Son yıllarda Tamoksifen dışında etki mekanizmaları farklı ancak etkinliği benzer başka ajanlar da geliştirilmiştir (Aromataz inhibitörleri gibi).

Korunma amacıyla hormonoterapi

Tamoksifen meme kanseri gelişimi bakımından yüksek riskli hastalarda korunma amacıyla da kullanılabilir. Bu amaçla kullanım süresi 5 yıldır ve sadece kullanıldığı süre içerisinde riski ortalama %40-50 oranında azaltırlar.

Meme kanserinde cerrahi tedavi yöntemleri nelerdir?

Meme kanserinin hastanın yaşamı için tehdit oluşturmayacak biçimde kontrol edilmesi için yapılan uygulamalar içinde en önemli olan, tümörün vücuttan uzaklaştırılmasını içeren cerrahi tedavidir. Günümüzde bu amaçla tercih edilen başlıca iki uygulama vardır:

Meme koruyucu cerrahi: Tümör ile birlikte çevresindeki bir miktar sağlam meme dokusunun çıkartılması (geniş lokal eksizyon, lumpektomi, kadrantektomi) ve koltuk altı lenf bezlerinden meme ile ilgili olanlarının örneklenmesi işlemlerini içerir. Erken meme kanserinin tedavisinde sıklıkla tercih edilen bir seçenektir. Memenin büyük bir bölümünün korunmasına ve iyi bir kozmetik sonuç elde edilmesine olanak sağlar.

Bu tedavinin bir parçası olarak mutlaka kalan meme dokusuna radyoterapi (ışınlama) yapılmalıdır. Meme koruyucu cerrahinin uygulanamayacağı durumlar ise şunlardır:

Dezavantajı ise geriye kalan meme dokusunda tümörün tekrar etme riskinin memenin tümünün alınmasına oranla biraz daha fazla olmasıdır. Koruyucu tedavi uygulanan memede tümör tekrarlarsa önerilen tedavi şekli memenin hepsinin alınması yani mastektomidir. Tümörün lokal olarak tekrar etmesi sağkalım süresi üzerine olumsuz bir etki yapmaz.

Mastektomi ± meme rekonstrüksiyonu: Mastektomi meme dokusunun tümüyle alınmasıdır. Sıklıkla meme ile ilgili koltukaltı lenf bezlerinin de toplu halde alınması (modifiye radikal mastektomi) biçiminde uygulanır. Meme kanserinin klasik cerrahi tedavi yöntemidir. İyi bir lokal kontrol sağlar; tümörün tekrar etme riski düşüktür.

Ancak memenin kaybı kadınları psikolojik olarak kötü etkiler. Bu nedenle cerrahi tedavi olarak mastektomi uygulanacak hastalara meme rekonstrüksiyonu (yeniden meme yapılma işlemi) şansı olup olmadığı ve olası rekonstrüksiyon seçenekleri hakkında bilgi verilmelidir.

Operasyon tekniği: Gerek meme koruyucu cerrahi gerekse mastektomi genel anestezi altında yapılır. Koltuk altı lenf bezlerinin alınması dahil olmak üzere bu operasyonlar 1-2 saat sürer. Eş zamanlı rekonstrüksiyon yapılan durumlarda bu süre biraz daha uzar.
Meme koruyucu cerrahide deri kesisi önemlidir; kozmetik sonucun iyi olacağı düşünülen bir kesi tercih edilmelidir. Sıklıkla tümör ve koltuk altı lenf bezlerinin temizlenmesi için iki ayrı cilt kesisi yapılır.

Mastektomide ise meme başı ve çevresindeki koyu renkli alan-areolayı içine alacak şekilde eliptik bir kesi yapılarak tüm meme dokusu çıkarılır.
Mastektomi ile birlikte meme rekonstrüksiyonu yapılacak hastalara cilt-koruyucu mastektomi yapılabilir. Bu işlemde memeyi örten cildin büyük bölümü korunur.
Ameliyat bittikten sonra özellikle koltuk altına ve ameliyat bölgesine konan drenler yardımıyla bu bölgede oluşacak sıvı toplanması (seroma) engellenmeye çalışılır. Genellikle bu drenlerin çekilmesi için 5-7 gün geçmesi gerekir.

Koltuk altı lenf bezlerinin çıkartılması ve sentinel lenf nodu biyopsisi

Meme dokusu içerisindeki lenf akımının yönü büyük oranda koltuk altı lenf bezlerine doğrudur. Bu nedenle yayılım özelliği kazanan kanser hücreleri genellikle ilk önce koltuk altı lenf bezlerine giderler. Meme kanseri hastalarında koltuk altı lenf bezlerinin durumunu bilmek tanı, tedavi ve takipte önemlidir.
Koltuk altı lenf bezlerinin çıkartılması işlemi yayılma özelliği kazanmış (invazif) tümörler için geçerlidir. In-situ (süt kanallarının içinde sınırlı kalmış) kanserler teorik olarak lenf bezlerine gitmadikleri için koltuk altının temizlenmesine gerek yoktur. Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılmasının (aksiller lenf nodu disseksiyonu) 3 amacı vardır:

Aksiller lenf bezi tutulumu olup olmaması, meme kanserinin nasıl seyredeceği, (hastanın yaşamını ne oranda tehdit ettiği) konusunda en önemli parametredir.

Meme ile ilgili olan lenf bezlerinin çıkartılması yukarıda sayılan amaçları karşılarken, ender görülen kolda şişlik gibi yan etkilerin oluşma riski vardır. Bu risklerin engellenmesi için hastanın el ve kolunun yaralanmalardan korunması gibi bazı önlemler alınır.

Standart aksilla disseksiyonu ile ortalama 20-30 kadar lenf bezi çıkmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki koltuk altının doğru örneklenebilmesi için en az 10 adet lenf bezinin çıkartılması gerekmektedir.

Meme kanseri tarama programlarının başarısı ve kadınların meme kanseri konusunda daha bilinçli olmaları sayesinde artık meme kanseri olgularının büyük kısmı erken evrede yakalanabilmektedir. Bugün biliyoruz ki, tüm meme kanserlerinin yaklaşık olarak %60’ında ve erken evre meme kanserlerinin ise ortalama %75’inde tanı anında aksilla lenf bezlerinde tutulma yoktur. Bu hastalarda lenf bezi tutulması olmadığı gösterilebilirse, aksilla disseksiyonu yapılmasına gerek kalmaz. İşte bu amaç için geçtiğimiz yıllar içinde sentinel (bekçi) lenf nodu örneklenmesi tekniği geliştirilmiştir.

Muayenede koltuk altında büyümüş lenf bezi saptanmayan hastalarda sentinel lenf nodu örneklemesi uygulanarak aksilla lenf bezi tutulması olup olmadığı hakkında bilgi sahibi olunur. Sentinel lenf nodu negatif olan hastalarda aksilla disseksiyonu yapılmasına gerek yoktur.

Teknik: Mavi boya (isosulfan mavisi veya metilen mavisi) tek başına veya radyoaktif bir madde ile birlikte tümörün olduğu bölgeye veya meme başının altına enjekte edilir. Boya 5-7 dk. içerisinde koltuk altındaki ilk (sentinel) lenf bezine ulaşır. Sentinel lenf bezlerinin sayısı birden fazla olabilir; ortalama 2’dir. Bu lenf bezleri çıkarılarak tümör hücreleri içerip içermedikleri araştırılır. Tümör hücresi görülmezse işlem sonlandırılır; koltuk altındaki diğer lenf bezlerinin çıkartılmasına gerek yoktur. Eğer bu lenf bezlerinde kanser hücrelerine rastlanırsa, koltuk altı lenf bezlerinin alınması gerekir.

Sentinel lenf nodu örneklemesinin, koltukaltı lenf bezi tutulması olup olmadığını saptamaktaki güvenilirliği yapılan birçok çalışmada kanıtlanmıştır. Belli bir öğrenim süreci gerektirmektedir ancak doğru yapıldığında güvenli bir yöntemdir ve kolda şişlik gibi yan etkiler olmamaktadır.

Operasyon sonrası dikkat edilmesi gereken noktalar

Koltuk altı disseksiyonu yapılan hastalarda, o taraf kolun travmalardan ve enfeksiyondan korunması çok önemlidir. Lenf akımı etkilenmiş olabileceği için kolda şişme (lenfödem) gelişebilir.
Lenfödem riski koltuk altı lenf bezlerinin ne kadar geniş çıkartıldığı ile yakından ilişkilidir. Sentinel lenf nodu örneklemesinden sonra bu oran oldukça düşüktür. Cerrahi sonrası koltuk altına radyoterapi yapılması riski daha da artırır.

Kolda ve omuzda geçici, ender olarak da kalıcı haraket kısıtlılığı olabilir. Drenler çekildikten sonra kol egzersizlerine başlanır. Özellikle omuz ekleminin hareketlerini artırıcı bazı ekzersizlere başlanmasında yarar vardır.

Drenler çekildikten sonra koltuk altında ve meme derisi altında lenf sıvısı toplanabilir (seroma). Hastayı rahatsız edecek boyutlara ulaşmadığı sürece müdahale edilmesine gerek yoktur. Aksi taktirde enjektör ile çekilerek boşaltılabilir.

Meme kanseri tedavisinde yenilikler nelerdir?

Meme kanseri tek bir hastalık çatısında değerlendirilemeyecek kadar farklı hastalık tiplerini yapısında barındırır.

Bugün için moleküler tiplerine göre tedavi yaklaşımları değişen başlıca dört farklı meme kanseri moleküler alt tipi belirlenmiştir. Bunlar daha çok hormonal tedavinin etkin olduğu hormona duyarlı Luminal A, hem hormonal tedavi hem de kemoterapinin tedavide etkin olduğu Luminal B, biyolojik ajanların kemoterapi ile birlikte tedavide etkili olduğu HER 2 belirgin, ve kemoterapinin tedavide daha etkili olduğu bilinen üçlü negatif tip meme kanserleridir.

Kanser tedavisinde bireyselleştirilmiş (kişiye özel) tedaviler önem kazanmıştır. Meme kanserinde bu farklı moleküler tiplerin olması her meme kanseri hastasının farklı tedavi yöntemleri ile daha başarılı tedavi edilmesini sağlar.

Adjuvan tedavide hastaların kemoterapi kararı aşamasında tümör dokusunda yapılan çok genli analizler gereksiz kemoterapilerin verilmesini önlemede yardımcı olmaktadır.

Meme kanserinin tedavisinde tümörün genetik özelliklerine göre farklı ilaçlar uygulanmaktadır. Genetik testler bazı hastalarda kemoterapiye gerek olmadığını da göstermektedir.

Ülkemizde yapılan bir araştırmada 21- gen analizi (Oncotype-Dx testi) ile hastaların yaklaşık yüzde 31’inde kemoterapi ve hormonoterapi uygulama kararı değişmiştir. Bu gibi testlerle tümörün verilecek ilaçlara duyarlılığı kontrol edilir ve hangi ilacın kullanılacağı, ilacın dozajı gibi kararların daha etkili olarak alınması sağlanır.

Meme kanserinde neoadjuvan tedavide özellikle HER2 pozitif meme kanseri hastalarında biyolojik ajanların kemoterapiye eklenmesi ile başarı oranı %50-60 oranlarına çıkmıştır. Anti-Her2 tedavide kullanılan biyolojik ajanların ikili (trastuzumab-pertuzumab) kullanımı ile yaygın hastalıkta gözlenen başarıdan sonra neoadjuvan tedavide de kullanılmaya başlanmıştır.

Yaygın hastalığı (metastatik) olan hastalarda kullandığımız yeni hedefli tedaviler sayesinde metastatik meme kanseri hastalarında uzun süren yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Hormon reseptör pozitif metastatik meme kanserinde everolimus, palbosiklib, Her 2 pozitif hastalıkta Lapatinib, TDM-1, ve meme kanserinin bütün alt tiplerinde etkili eribulin, ixabepilone gibi kemoterapi ilaçları mevcut tedavilere ek tedavi şansları getirmektedir.

Birçok kanser türünde etkinliği kanıtlanan bağışıklı sistemi üzerinden etkili aşıların meme kanserinde özellikle üçlü negatif alt tipinde etkinliğini araştıran çalışmalar devam etmektedir.

Öte yandan özellikle memesi alınmayan hastalarda memeye mutlak verilmesi gereken ışın tedavisi (radyoterapi) süresi oldukça uzun olup, yaklaşık 5-6 haftayı bulmaktadır. Uygun hastalarda hipofraksiyone radyoterapi denilen yöntemle de ışın tedavisi süresi 3 haftaya indirilmektedir.

Radyoterapideki gelişmelere paralel olarak özellikle hedefli radyoterapi imkanı sağlayan yeni teknikler (Tru-beam, cyberknife, gamaknife) ile metastatik hastalıkta konvensiyonel radyoterapiye etkinlik ve yan etki açısından üstünlük sağlanmaktadır.

Meme kanseri kimlerde daha sık görülür?

Meme kanserinin nedeni kesin olarak bilinmese de hormonların (östrojen) etkili olduğu düşünülmektedir. Erken adet gören (12 yaşından önce), menopoza geç giren (55 yaşından sonra), menopozda uzun süre hormon tedavisi alan, hiç doğurmayan ya da 30 yaşından sonra doğuran, süt veremeyen kadınlarda meme kanserinin sık görülmesi, meme kanseri-hormon ilişkisini desteklemektedir.

Bunun yanı sıra sürekli kırmızı et tüketen, hayvansal yağ ve protein ile beslenen, sebze ve meyve tüketmeyen, fazla miktarda alkol alan ve sigara kullanan kişilerde meme kanseri riski yüksektir.

Ayrıca sedanter yaşam olarak adlandırılan egzersiz ve fiziksel aktivitelerden uzak olan kadınlarda meme kanseri daha sık görülür. Menopoza giren kadınların egzersizden uzaklaşması ve kilo alması da kanserin nedenleri arasında yer alır.

Ailesinde ve yakın akrabalarında yani anne, kardeş, çocuk, anneanne, babaanne, teyze, hala gibi birinci ve ikinci derece akrabasında meme kanseri olan kişilerde meme kanseri riski daha fazladır.

Koltuk altına yayılan tümör nasıl tedavi edilir?

Meme kanserinde tümör hücrelerinin genellikle ilk ulaştıkları yer, aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleridir. Ameliyattan önce yapılan değerlendirmelerde bu bölgede büyümüş lenf bezi var ise bunun biyopsisi yapılarak içerisinde kanser hücrelerinin olup olmadığı araştırılır. Şayet lenf bezinde de tümör olduğu saptanır ise, memedeki tümör çıkarıldıktan sonra lenf bezleri de buraya yapılan ayrı bir kesi ile çıkarılırlar. Değerlendirilmesi için patoloji uzmanına gönderilir. Şayet, muayene ve radyoloji bu lenf bezlerine yayılım tespit etmemiş ise, o zaman yukarıda belirtildiği gibi bekçi lenf bezi biyopsisi yapılır. Bu lenf bezlerine mikroskopik olarak yayılım var ise aksiller lenflerin çıkarılması hastalığın tedavi şeklini belirlememize yardımcı olur. Lenf bezlerinin çıkarıldığı boşluğa burada birikecek lenf sıvısı, serum ve kanı dışarıya akıtacak bir silikon tüp konularak ucu dışarıya alınır ve toplanacağı negatif basınç uygulanabilecek bir torbaya bağlanabilir. Hastalar bu direnle taburcu edilirler. Hastayı evinde takip edebilecek yakınına biriken sıvıyı 24 saatte ölçerek dökmesi öğretilir. Bu miktar 24 saat içerisinde 30 mililitrenin altına düştüğünde hasta doktoruna gelir ve diren çıkarılır. Diren pansumanı üzerine bir koruyucu yapıştırılır ve hastalar ameliyatlarının ertesi günü duş alabilirler.

Fibrokistik Rehberi

Göğüste kist oluşması oldukça yaygın görülen bir rahatsızlıktır. Yapılan araştırmalar kadınların yüzde 90’ında fibrokistik meme görüldüğünü ortaya koydu. Ancak bu her zaman endişe etmeyi gerektiren bir durum değildir.

Öncelikle fibrokistik meme nedir?

Fibrokistik meme, kadınların %90’ında görülen ve yarısında memede kitle, ağrı, akıntı gibi yakınmalara neden olabilen histolojik değişikliklerdir. Değişik boyutlarda kistler, bağ dokusu artışı ve çeşitli lezyonlarla karakterizedir.

Kistlerden korkmalı mıyız?

Kistler içi sıvı dolu, ince bir zarla çevrelenmiş yuvarlak oluşumlardır. Ultrason görüntülerine göre basit, komplike ve kompleks kistler olarak sınıflanır. Basit kistler, memede çok yaygın olduğunda, altta oluşabilecek diğer lezyonların fark edilmesini engelleyebileceği için memenin radyolojik yöntemlerle takibini gerektirir. Kanser gelişme riski komplike kistlerde %2’den az iken kompleks kistlerde bu oran %25 civarındadır. Kompleks kistlerin biyopsi ile değerlendirilmesi önemlidir.

Kist içindeki sıvı ne zaman boşaltılır?

Basit kistlerde çoğu zaman bir işlem yapılması gerekmez. Çok büyük boyutlara ulaşıp ağrı ve estetik görünümde sıkıntı yaratıyorsa iğne ile boşaltılabilir. Tekrarlaması halinde cerrahi olarak çıkartılabilir.

Fibrokistik memede oluşabilen lezyonlar tehlikeli midir?

Klasik fibrokistik değişikliklerde tehlike yoktur. Ancak tabloya eşlik eden hücre çoğalması alanları ve bu alanlarda görülen bazı patolojik değişimler memede kanser gelişme riskini arttırır. Şüpheli lezyonların radyolojik yöntemlerle erken tespit edilmesi ve geniş olarak çıkartılması hayat kurtarıcıdır. Bu nedenle fibrokistik meme varlığında, özel durumlar hariç, hastalara 6 ay ara ile ultrasonografi uygulanır, 40 yaşından sonra senelik mamografi de takip yöntemine eklenir. Ailede meme kanseri bulunması ve memede şüpheli lezyon varlığı gibi bazı özel durumlarda tetkik süresi değişebilmekte ve manyetik rezonans inceleme (MRI) de önerilebilmektedir.

Fibrokistik memede, meme ağrısı kanser gelişimini mi düşündürmeli?

Meme ağrısı kadınlarda, özellikle fibrokistik meme varlığında, sık görülen bir yakınmadır. Sadece meme ağrısı ile başvuran kadınların %10’dan azında kanser saptanır. Ağrı, her iki memede, yaygın veya belli kadranlarda, adet öncesi dönemde ya da ay boyu düzensiz aralıklarla olabilir. Önce bir cerrah tarafından iyi bir muayene ve uygun radyolojik yöntemlerle hastada patolojik lezyon olmadığı gösterilmelidir. Sonrasında yağ oranı düşük diyet ile kola, kahve, çikolata gibi gıdaların azaltılması önerilir. Pomat veya tablet şeklinde ağrı kesici ilaçlar, şiddetli vakalarda ise çeşitli hormonal ilaçlar kullanılmaktadır, ancak yan etkileri rutinde kullanımlarını engellemektedir.

Meme başı akıntıları her zaman tehlikeli midir?

Meme başı akıntısı, sıkmakla değil kendiliğinden oluyorsa altta yatan patolojinin araştırılması gereklidir. Akıntı, süt görünümünde, yeşil, berrak ya da kanlı olabilir. Süt kanallarındaki genişleme ya da iltihabi durumlar, hormonlar ve kullanılan çeşitli ilaçlara bağlı olabileceği gibi memenin bazı iyi huylu ve kötü huylu lezyonları da akıntı nedeni olabilir. Tek memeden olması, muayenede akıntının tek kanaldan geldiğinin tespiti, akıntının berrak ya da kanlı olması kanala yerleşmiş bir lezyon varlığını düşündürür. Meme başı akıntıları, bir meme cerrahı tarafından mutlaka değerlendirilmeli ve uygun radyolojik tetkiklerle neden araştırılmalıdır.

Fibrokistik memede cerrahi ne zaman uygulanır?

Memeden bütün kistleri temizlemeye yönelik bir girişim yoktur. Kadınların uygun radyolojik yöntemlerle ve meme muayenesi ile belli aralıklarla takibi önemlidir. Ağrı, hassasiyet, estetik kusur gibi yakınmalar varlığında, kist içinde ya da duvarında şüpheli lezyon görülmesi halinde, meme başı akıntısı kanaldaki patolojiye bağlı ise ve takipler esnasında memede şüpheli lezyon tespit edilmesi durumunda cerrahi uygulanır.

Meme kanserinde cerrahi tedavi ne zaman yapılır?

Tümörü değil memeyi korumaya çalışıyoruz. Bu yüzden meme cerrahı hastayı muayene ettikten sonra cerrahi öncesi bazı tetkikler isteyebilir. Daha önce çekilen ancak iyi bir görüntü vermeyen veya deneyimli bir meme radyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmeyen mamografi, ultrasonografi veya emar görüntüleme yeniden istenebilir veya istenmemiş ise istenebilir.

Dijital mamografi yöntemi ile hastaya verilen radyasyon dozu daha az olup, daha kaliteli bir görüntü elde edilmektedir. Yapılan muayene ve radyolojik tetkiklerle kanser olma ihtimali yüksek ise, bu kitle ameliyat sırasında çıkarılarak o esnada patolog tarafından değerlendirilebilir. Ancak, kanser olduğu konusunda az bir şüphe var ise, o zaman kalın iğne biyopsisi yapılarak patoloji uzmanına gönderilir. Bazı çok küçük ve ele gelmeyen şüpheli tümörlerden mamografi, ultrason veya MR yardımı ile biyopsi yapılabilir. Bazen bunlar ultrason veya mamografi yardımı ile işaretlenerek ameliyathanede çıkarılırlar.

Meme hangi durumlarda alınıyor?

Hastalığın memede birden fazla yerde ve yaygın olarak olması, tümörün büyük memenin küçük olması, bazı durumlarda memeye radyasyon verilememesi durumunda memenizin alınmasına karar verebilir. Öncelikle önemli olan şeyin sizin sağlıklı ve uzun yaşamanız olduğunu unutmayınız. Ayrıca size meme alındıktan hemen sonra yeni bir meme de yapılabilir.

Meme kanserinde cerrahi tedavi yöntemleri nelerdir?

Parsiyel Mastektomi

Memenin kanserli dokusunun etrafındaki ince bir sağlam meme dokusu ile birlikte alınması ameliyatı.

Mastektomi

Memenin meme başı, halkası ve derisi ile alınmasıdır. Subkutan mastektomi ve protezle tamir (rekonstrüksüyon) Meme başı, halkası ve meme derisin korunarak içindeki meme dokusunun tamamen alınması söz konusudur. Ortaya çıkan boşluk silikon bir protezle doldurulur.

Bekçi (Sentinel) lenf bezi biyopsisi

Mavi boya veya radyoaktif maddeyi meme içerisine vererek koltuk altındaki mavi boyalı ve radyoaktif maddeyi tutan lenf bezinin çıkarılması işlemidir. Bu lenf bezinde kanser hücresi yok ise, bu kesilen yer kapatılır ve kol ödemi riski azalır.

Koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması

Bekçi lenf bezinde kanser var ise, veya muayene ve radyolojik bulgular koltuk altında kanser olduğunu gösterirse, koltuk altından 10-15 tane lenf bezi çıkarılır. Memenin alındığı durumlarda meme derisinin altına, lenf bezlerinin çıkarıldığı durumlarda ise, koltuk altına bir negatif basınçlı (vakumlu) diren konularak burada biriken sıvının dışarı çıkması sağlanır. Bu drenaj işlemi bazen 5-7 gün bazen daha uzun sürebilir.

Meme protezleri hangi durumlarda çıkartılır?

Meme protezlerinin zarara uğraması durumunda; çıkarılması veya yenilenmesi gerekir. Bu protezlerin onarımlarının yapılması kesinlikle söz konusu değildir. Peki bu durumlar nelerdir?

Romatizma ve benzeri rahatsızlıklara yol açması

Çok nadir görülmekle birlikte; meme protezi yaptırmış kişilerde; ateş, yorgunluk, eklem bölgelerinde ağrı ve zayıflama gibi şikayetler görülebilir. Böyle durumlarda; protezlerin çıkartılması gerekir.

Hatalı protezler

Günümüze kadar az sayıda meme protezi markası sağlık ve güvenilirlik nedeniyle piyasadan kaldırıldı. Bu protezlerin kullanıldığı hastalara ise bunların çıkartılması tavsiye edildi.

Protezin deriyi delerek görünür hale gelmesi

Dış ortam ile etkileşime giren protez enfekte olmuş demektir. Görünürlükte bir iltihap olmasa dahi çıkartılması gerekir. Delik olan kısım kapandıktan ve eğer enfeksiyon gelişmişse bu enfeksiyonun da iyileşmesinden sonra; eğer hasta talep ederse yeni protez uygulaması yapılabilir.

Aşırı kilo alma

Kiloda artış durumunda; protezli memeler daha büyük görünürler. Protezlerin çıkarılması ile hastaya daha doğal ve normal bir görünüm kazandırılır.

Kişinin kendi isteği

Bazı hastalar, farklı nedenler ile protezlerini çıkartmak isteyebilmektedir.

Kapsül oluşumu

Kapsül oluşumu asla istenilmeyecek bir komplikasyondur. Bu durumda; hastanın vücudu protez yapıyı kabul etmez. Çok nadir olan bu sorun için izlenen ilk tedavi masaj uygulamalarıdır. Bu süreçten sonra sorun hala devam ediyorsa; operasyonun tekrar edilmesi gerekir. Kapsül oluşumu tek memede görülebildiği iki her iki memede birden de meydana gelebilir. Bu durumun daha önceden yaşanıp yaşanmayacağına dair net sonuç veren bir yöntem yoktur.

Protezin patlaması

Bu durum genellikle üretim hatasından ve protezi çevreleyen kılıfın gün geçtikte aşınması ve delinmesinden dolayı meydana gelir. Hiçbir belirti vermeden kalabilirken, kapsül oluşumuna da neden olabilir.

İyi bir analiz yapılmalı…

Yukarıda bahsedilen durumlar haricinde; sağlığınız açısından başka bir sorun oluşmadığı sürece meme protezleri çıkarılmamalıdır. Çünkü her cerrahi girişim önem arz eder. Bu yüzden doktorunuz ile öncesi ve sonrası süreçleri hakkında iyi bir değerlendirme yapmalı ve artı ile eksi yönleri çok iyi bir şekilde ele almalısınız.

Meme Koruyucu Ameliyatlar Kimlere Yapılır

Meme kanseri cerrahisinde genel olarak 3 tip ameliyat yapılır: Tüm memenin alınması, memenin içinden sadece tümörün çıkartılması, memenin cildi korunarak içinin tümden çıkartılıp protez konması.

Eğer ameliyattan önce kesin tanı iğne biyopsisi ile konmuş, tümörün tipi, yaygınlığı ve özellikleri değerlendirilmişse, hastaya en uygun cerrahi yöntem önceden hasta ile birlikte seçilir ve uygulanır. Buna, meme kanseri için “ideal tedavi” diyoruz.

Meme kanseri tedavisinde hem biz cerrahlar hem de hastalar genel olarak meme koruyucu ameliyatları tercih ediyoruz. Bu ameliyatlar daha kolay ve kısa sürüyor. Hastanın gereksiz yere sağlam dokuları çıkarılmamış oluyor.

Ancak meme koruyucu ameliyat yapmak için, kanserin tek bir odaktan çıkmış olması veya çok odaklıysa, en azından bir birine yakın olması gerekir. Yine meme koruyucu ameliyatlar için meme büyüklüğü ile tümörün büyüklüğü arasında bir orantı olmalıdır. Örneğin meme çok küçük buna karşılık tümör büyük ise, meme koruyucu ameliyat yapmak estetik açıdan tercih edilmeyebilir.

Meme koruyucu ameliyatlardan sonra tedavinin ikinci kısmı radyoterapidir. Meme koruyucu bir ameliyatı takiben mutlaka radyoterapi yapılmalıdır. Ameliyat edilen memenin geri kalan dokusuna radyoterapi yapmak gerekir. Dolayısıyla hastanın radyoterapi alabileceğinden emin olmalıyız. Meme koruyucu ameliyat yapabilmek için ameliyattan sonra hastanın radyoterapi almasına engel bir hal olmalıdır.

Hastada birden fazla kanser odağı varsa, veya aileden gelen riskler varsa, radyoterapi alma şansı yoksa hastanın ya tüm memesi alınır veya meme cildi korunup süt bezleri çıkartılır. Cilt koruyucu meme ameliyatları veya tüm memenin alındığı ameliyatlardan sonra meme protezi konabilir.

Meme cildinin korunduğu ameliyatlarda protez aynı seansta yerleştirilirken, memenin tamamının alındığı ameliyatlardan sonra bir süre beklemek gerekir. Hastanın 1 yıllık takipleri esnasında bir sorun çıkmaması halinde ikinci seansta protez de konabilir.

Son on yıl içinde meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser hastalığı durumuna gelmiştir. 70 yaşına kadar yaşayan kadın popülasyonu incelendiğinde insidansı yedi kadında bir olarak saptanmıştır. Meme kanseri ve genetik risk Bir kadının aile hikayesi incelendiğinde anne, teyze ve kız kardeşlerde hastalığın olup olmadığına bakılır. Fakat meme kanserlerinin sadece yüzde 12’si aile hikayesine bağlıdır. Yani meme kanseri vakalarının çoğunda aile hikayesi yoktur. Bu nedenle kadının “Ailemde yok” diyerek kendini güvende hissetmesi, en büyük yanılgıdır. Her kadının meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi, kadın sağlığı ve huzuru açısından çok önemlidir. Kalıtsal meme kanseri birinci derece akrabaların en az ikisinde görüldüğünde, 50 yaş altında teşhis edildiğinde, iki memede aynı anda görüldüğünde, baba veya erkek kardeşlerde görüldüğünde araştırılmalıdır. Genetik tarama BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyona bakılarak yapılır. İdeali hastalığı geçiren kişiden bakılmasıdır. Genetik mutasyonu olmayan bir kadının meme kanseri riski yüzde 12 iken, bu oran BRCA1 gen hasarı olanlarda yüzde 55-60, BRCA2 gen hasarı olanlarda yüzde 45 civarındadır. Meme kanseri teşhisi ve takibi Günümüzde meme kanseri, gelişen teknoloji ve medikal tecrübe ile çok erken safhalarda teşhis edilip, tamama yakın tedavi edilebilmektedir. Düzenli olarak mamografi ve USG tetkiklerini yaptıran kadınlarda meme kanseri artık 3-4 mm boyutlarında, lezyon tam olarak kansere dönüşmeden tespit edilebilmektedir. Bu kadar erken yakalanabilen bir lezyon, tetkikler yapılmadığı takdirde doğası gereği giderek büyüyerek, zamanla elle hissedilebilecek bir kitle haline gelir. Milimetrik boyutlardan elle hissedilecek hale gelmesi için geçen süre ortalama 5 senedir. Erken teşhis için her kadının 40 yaşından itibaren her sene mamografi, meme USG tetkikleri ile birlikte meme cerrahı tarafından görülmesi ve kendi kendini muayene metotları hakkında bilgilendirilmesi gereklidir. 65 yaş sonrası takipler iki seneye çıkarılabilir. Son yıllarda 40 yaş altı meme kanserlerinde görülen artış nedeni ile aile hikayesine bakılmaksızın her kadına 35 yaşında bir kez mamografi önerilmektedir. Mamografi tetkiki tümör büyüme hızının bilinmesi nedeni ile senede bir yapılmaktadır ve senelik mamografi radyasyonunun meme dokusu üzerinde kanserojen etkisi yoktur. Meme kanserinin belirtileri nelerdir? Memede ve koltuk altında ele gelen sertlik, meme başında sonradan oluşan içe çekilme, meme başında yara ve kanlı akıntı, meme derisinde kalınlaşma ve renk değişikliği. Günümüzde amaç; bu belirtilerin hiçbiri oluşmadan hastalığı teşhis edebilmektir. Meme kanserinde cerrahi tedavi Hastalığın safhası, hastanın yaşı, sağlık durumu, meme boyutunun tümöre olan oranı, lezyonun adedi ve meme başına olan yakınlığı gibi faktörler değerlendirilerek hastaya göre planlanır. Erken teşhis edildiğinde sadece kanser dokusunun meme kozmetiğini koruyarak, etrafından sağlıklı meme dokusu çıkarılmasının yeterli olduğu meme koruyucu cerrahi uygulanabilir. Bu durumda korunan meme dokusuna önlem amaçlı radyoterapi uygulanır. Mastektomi, meme dokusunun tamamının alınması durumudur. Genellikle gecikmiş vakalarda, ileri yaşlarda ve radyoterapi uygulanamayacak hastalarda uygulanır. Günümüzde belli kriterler sağlandığında mastektomi meme başı ve meme derisinin tamamı korunarak ve aynı anda meme rekonstrüksiyonu gerçekleştirilerek yapılabilmektedir. Protez duruma göre tek aşamada ya da doku genişletici sonrası iki aşamada uygulanabilir. Rekonstrüksiyon hastanın kendi dokusu kullanılarak flep şeklinde de yapılabilir. Meme başı alınmak zorunda olduğu durumlarda ise deri grefti ve tatuaj yolu ile tekrar oluşturulabilmektedir. Mastektomi sonrası aynı ameliyatta memenin oluşturulmasının hastanın psikolojisine ve iyileşme dönemine pozitif katkısı yadsınamaz. Günümüzde koltuk altı sentinel lenf nodu biyopsi yöntemi ile inceleme amaçlı tek bir lenf nodu çıkarılarak, erken teşhislerde lenf nodlarının gereksiz yere alınması da önlenebilmektedir. Kemoterapi ve hormonal tedavi uygulanması hasta bazında medikal onkoloji tarafından değerlendirilir. Erken teşhis edilen vakaların çoğunda kemoterapi tedavisine gerek duyulmamaktadır. Sonuç olarak meme kanseri günümüzde çok sık görülmesine rağmen erken teşhis edildiğinde minimum cerrahi ile kemoterapiye gerek kalmadan, hayat kalitesini etkilemeden tedavi edilebilmektedir. Kendisine ve çevresindekilere değer veren her kadının bilinçlendirilmesi görevimizdir. Kadınlarının sağlıksız ve huzursuz olması o toplumun utancıdır.

Son on yıl içinde meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser hastalığı durumuna gelmiştir. 70 yaşına kadar yaşayan kadın popülasyonu incelendiğinde insidansı yedi kadında bir olarak saptanmıştır.

Meme kanseri ve genetik risk

Bir kadının aile hikayesi incelendiğinde anne, teyze ve kız kardeşlerde hastalığın olup olmadığına bakılır. Fakat meme kanserlerinin sadece yüzde 12’si aile hikayesine bağlıdır. Yani meme kanseri vakalarının çoğunda aile hikayesi yoktur. Bu nedenle kadının “Ailemde yok” diyerek kendini güvende hissetmesi, en büyük yanılgıdır. Her kadının meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi, kadın sağlığı ve huzuru açısından çok önemlidir.

Kalıtsal meme kanseri birinci derece akrabaların en az ikisinde görüldüğünde, 50 yaş altında teşhis edildiğinde, iki memede aynı anda görüldüğünde, baba veya erkek kardeşlerde görüldüğünde araştırılmalıdır. Genetik tarama BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyona bakılarak yapılır. İdeali hastalığı geçiren kişiden bakılmasıdır.

Genetik mutasyonu olmayan bir kadının meme kanseri riski yüzde 12 iken, bu oran BRCA1 gen hasarı olanlarda yüzde 55-60, BRCA2 gen hasarı olanlarda yüzde 45 civarındadır.

Meme kanseri teşhisi ve takibi

Günümüzde meme kanseri, gelişen teknoloji ve medikal tecrübe ile çok erken safhalarda teşhis edilip, tamama yakın tedavi edilebilmektedir. Düzenli olarak mamografi ve USG tetkiklerini yaptıran kadınlarda meme kanseri artık 3-4 mm boyutlarında, lezyon tam olarak kansere dönüşmeden tespit edilebilmektedir. Bu kadar erken yakalanabilen bir lezyon, tetkikler yapılmadığı takdirde doğası gereği giderek büyüyerek, zamanla elle hissedilebilecek bir kitle haline gelir. Milimetrik boyutlardan elle hissedilecek hale gelmesi için geçen süre ortalama 5 senedir.

Erken teşhis için her kadının 40 yaşından itibaren her sene mamografi, meme USG tetkikleri ile birlikte meme cerrahı tarafından görülmesi ve kendi kendini muayene metotları hakkında bilgilendirilmesi gereklidir. 65 yaş sonrası takipler iki seneye çıkarılabilir. Son yıllarda 40 yaş altı meme kanserlerinde görülen artış nedeni ile aile hikayesine bakılmaksızın her kadına 35 yaşında bir kez mamografi önerilmektedir.

Mamografi tetkiki tümör büyüme hızının bilinmesi nedeni ile senede bir yapılmaktadır ve senelik mamografi radyasyonunun meme dokusu üzerinde kanserojen etkisi yoktur.

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

Memede ve koltuk altında ele gelen sertlik, meme başında sonradan oluşan içe çekilme, meme başında yara ve kanlı akıntı, meme derisinde kalınlaşma ve renk değişikliği. Günümüzde amaç; bu belirtilerin hiçbiri oluşmadan hastalığı teşhis edebilmektir.

Meme kanserinde cerrahi tedavi

Hastalığın safhası, hastanın yaşı, sağlık durumu, meme boyutunun tümöre olan oranı, lezyonun adedi ve meme başına olan yakınlığı gibi faktörler değerlendirilerek hastaya göre planlanır. Erken teşhis edildiğinde sadece kanser dokusunun meme kozmetiğini koruyarak, etrafından sağlıklı meme dokusu çıkarılmasının yeterli olduğu meme koruyucu cerrahi uygulanabilir. Bu durumda korunan meme dokusuna önlem amaçlı radyoterapi uygulanır.

Mastektomi, meme dokusunun tamamının alınması durumudur. Genellikle gecikmiş vakalarda, ileri yaşlarda ve radyoterapi uygulanamayacak hastalarda uygulanır.

Günümüzde belli kriterler sağlandığında mastektomi meme başı ve meme derisinin tamamı korunarak ve aynı anda meme rekonstrüksiyonu gerçekleştirilerek yapılabilmektedir. Protez duruma göre tek aşamada ya da doku genişletici sonrası iki aşamada uygulanabilir. Rekonstrüksiyon hastanın kendi dokusu kullanılarak flep şeklinde de yapılabilir. Meme başı alınmak zorunda olduğu durumlarda ise deri grefti ve tatuaj yolu ile tekrar oluşturulabilmektedir. Mastektomi sonrası aynı ameliyatta memenin oluşturulmasının hastanın psikolojisine ve iyileşme dönemine pozitif katkısı yadsınamaz.

Günümüzde koltuk altı sentinel lenf nodu biyopsi yöntemi ile inceleme amaçlı tek bir lenf nodu çıkarılarak, erken teşhislerde lenf nodlarının gereksiz yere alınması da önlenebilmektedir.

Kemoterapi ve hormonal tedavi uygulanması hasta bazında medikal onkoloji tarafından değerlendirilir. Erken teşhis edilen vakaların çoğunda kemoterapi tedavisine gerek duyulmamaktadır.

Sonuç olarak meme kanseri günümüzde çok sık görülmesine rağmen erken teşhis edildiğinde minimum cerrahi ile kemoterapiye gerek kalmadan, hayat kalitesini etkilemeden tedavi edilebilmektedir. Kendisine ve çevresindekilere değer veren her kadının bilinçlendirilmesi görevimizdir. Kadınlarının sağlıksız ve huzursuz olması o toplumun utancıdır.

Meme Kanseri Cerrahisinde Bekçi Lenf Düğümü Biyopsisi nedir?

Meme kanseri cerrahi uygulamaları arasında belki hastanın yaşam kalitesinin önemsenmesi adına en önemli cerrahi gelişmelerden biridir. Uzun yıllar yapılan çalışmalar sonucunda meme kanserinde koltuk altı lenf bezelerinin çıkarılmasının (diseksiyonunun) hastalığın sağ kalımında çok etkili olmadığı hastalığın seyri hakkında bilgi verdiği ve koltuk altında kanserli beze varsa çıkarılarak lokal kontrolün sağlandığı gösterilmiştir. Meme kanserinde erken evrede hastaların yaklaşık %70 inde koltuk altı bezelerinde kanser hücresi olmadığı da bilimsel bir gerçektir. Meme kanseri cerrahisinde son 20-25 yılda uygulanan bekçi lenf düğümü biyopsisi ile koltuk altındaki lenf bezleri hakkında genellikle ameliyat esnasında yapılan işlemlerle fazla lenf bezesi çıkarmaksızın koltuk altında hastalığın durumu hakkında bilgi sahibi olunabiliyor

Bekçi Lenf Düğümü Biyopsisi nasıl uygulanır?

Bu cerrahi yöntemde hasta anestezi altında iken ameliyatın başlangıcında memeye mavi boya ve/veya minimal dozda radyoaktif madde verilerek koltuk altı incelenir. Boyalı ve/veya radyoaktivite ölçümü yüksek değerde olan lenf bezini bulunur. Bu lenf bezine Bekçi (Sentinel) lenf bezi diyoruz. Bu beze ameliyat esnasında hasta uyurken patolojik incelemeye gönderilir. Yaklaşık yarım saat süren hızlı patolojik inceleme sonucunda bu bezede kanser hücresi yoksa diğer bezeler çıkartılmaz. Bu şekilde hastanın yaşam kalitesini bozan kolda şişlik (Lenfödem) ve omuz hareketlerinde kısıtlılık gibi olumsuzluklarla hastalarımız çok daha az karşılaşıyor. Eğer bekçi bezede kanser hücresi varsa; memeye yapılan ameliyatın şekline, tümörün özelliklerine ve bekçi lenf bezesinin sayısı ve özelliklerine göre kimi zaman diğer koltuk altı lenf bezleri ameliyatla çıkarılabilir. Koltuk altına yönelik yapılan bu işlem eğer ameliyat öncesinde yapılan muayene, görüntüleme ve patolojik incelemeler sonucunda hastanın koltuk altında kanserli olabilecek lenf bezesi yoksa yapılır. Bekçi lenf düğümü biyopsisin deneyimli meme cerrahları tarafından uygun olan hastalara yapılması öneriliyor.

Meme kanseri ameliyatından sonra hastayı neler bekliyor?

Meme kanseri ameliyatları birçok ameliyatla kıyaslandığında daha az ağrılı ve temiz bölge ameliyatları olduğu için iltihabi komplikasyonların nadir görüldüğü ameliyatlardır. Genellikle bir gece hastanede kalmayı gerektiren girişimlerdir. Operasyon sonrası yara iyileşmesi ve patoloji raporunun çıkması beklenir. Patoloji raporu hastalığın evresini belirlemek için çok önemlidir.

Patoloji raporuna göre meme koruyucu cerrahi ve bekçi lenf bezi yapılan ve ameliyat esnasında patolog tarafından belirlenemeyen sınır problemleri ve lenf bezi tutulumları için ikinci bir ameliyat gerekebilir. Bu olasılık %5’den daha azdır.

Sonrasında hasta onkoloji kliniğine refere edilerek gerekli ek tedavi ( Kemoterapi, hormono terapi ve radyoterapi bakımından değerlendirilir ).

Tedaviler bittikten sonra hasta mutlaka hastalığın nüksü, diğer memenin kontrolu, tedavilerin yan etkileri bakımından kontrol altında tutulmalıdır. Klasik takip ilk 3 yıl 3-4 ayda bir, sonraki 2 yıl için 6 ayda bir kontrol edilir. Beş yıl tamamlandıktan sonra nüks olasılığı çok azaldığı için yıllık takiplere geçilir. Hasta ömür boyu takipten ayrılmamalıdır.

Meme Ameliyatı Sonrası Günlük Bakım

Tekrarlayan meme kanserli hastalarda koruyucu/önleyici amaçlı ameliyat kimlere yapılır?

Kemik metastazı olup yüksek kırık riski olan meme kanserli hastalarda omur, kol ve bacak kırıklarını önleyip hastanın hareket etme becerisini korumak ve yatalak olmasını önlemek amacı ile ameliyat yapılır. Nüks metastatik meme kanseri saptanan hastalarda özellikle kemik metastazları varsa hekimlerin kırık riski açısından kapsamlı değerlendirmeleri son derece önemlidir. Bu grup hastalarda tedavide amaç hastalığa bağlı şikayetleri azaltmanın yanı sıra yaşam kalitesini ve yaşam süresini uzatmaktır. Kür şansı olmayan bu grup hastalarda hastayı ayakta tutmak ve kemik kırıkları nedeni ile yatalak olmasını önlemek en önemli hedeflerimizden olmalıdır. Kırık riski olan kemik metastazlı hastalarda omura çimentolama (vertebroplasti), metastaz alanlarının ışınlanması ve kemik koruyucu olarak adlandırılan bisfosfanat grubu ilaçların kullanılması yarar sağlar.

Omurilik basısı ve/veya beyinde ciddi düzeyde ödem yaratan nüks metastatik meme kanserli hastalarda metastazların neden olduğu basıyı ortadan kaldırarak hastanın yaşam kalitesini artırmayı, felç oluşması önlenmeye çalışılır. Aynı zamanda bu tür hastalarda radyoterapi sistemik ilaçlı tedavilere ilave edilerek bölgesel olarak ortaya çıkacak sorunlar önlemeye çalışılır.

40 yaş altında meme kanseri tedavisi nasıl yapılır?

Genellikle meme kanseri 50 yaş üzerinde görülse de ülkemizde son zamanlarda 40 yaşın altında da sık görülmeye başlanmıştır. Tipik olarak gençlerde saptanan meme kanseri daha agresif seyredebilmektedir. Ancak tedavi yaklaşımı açısından fark yoktur.

40 yaşın altında memede kitle saptandığında zaman kaybetmeden meme hastalıkları ile ilgilenen bir uzmana başvurulmalı ve gerekli tetkikler yapılmalıdır.

Doğum kontrol hapı kullanıyor olmak görüntüleme tetkiklerinin yapılmasına engel bir durum değildir.

Adet döngüsünün her döneminde ultrasonografi yapılabilir. Ancak mamografi adet dönemi bitimini takiben ilk 2 haftada, MR görüntüleme ise ikinci haftada yapılırsa daha sağlıklı bir değerlendirme yapılmış olur.

40 yaşın altındaki sağlıklı kadınlarda meme kanseri taraması ile ilgili bir öneri yoktur. Tarama 40 yaşından itibaren başlamaktadır.

40 yaş altında meme kanseri saptandığında tedavi yaklaşımında bir farklılık yoktur. Ancak bu yaş grubunda meme kanseri saptanan hastalara mutlaka genetik konsültasyon ve gen analizi yapılmalıdır. Gen mutasyonu saptanması durumunda cerrahi yaklaşım farklı olacaktır.

Genç meme kanseri hastaları çocuk sahibi olmak isteyebilirler. Böyle bir talep olduğunda mutlaka kemoterapi başlamadan önce kadın doğum uzmanları ile konuşulup yumurta ya da embriyo dondurma yöntemleri hakkında bilgi verilmelidir.

Meme kaybı olmadan cerrahi tedavi nasıl yapılır?

Meme kanseri tedavisinde öncelik memenin korunmasına yönelik tedavisi ve uygulamalardır. Erken evrede (küçük etraf dokulara metastaz yapmamış) yakalanan meme kanserinde meme kaybı olmadan, temiz cerrahi sınırla sadece kitle çıkarılır. BRCA testi pozitif olan, aile hikayesi pozitif veya memesinde birden çok odakta meme kanseri (multisentrik meme kanseri) olan kanserlerde, meme içi boşaltılırken, içerisi silikon ile doldurulup, meme cildi ve meme başındaki doğal görüntü korunarak cerrahi tedavi uygulanır. Bunun dışında genel anlamda tedavide iki seçenek öne çıkar. Memedeki kitlesi küçük olan, koltuk altı lenf nodlarına kanser yayılımı olmamış hastalarda önce cerrahi, sonra kemoterapi, radyoterapi ve hormonoterapi (10 sene boyunca östroıjen hormonunu baskılayan ağızdan alınan ilaç) kullanılır. Memedeki kanser kitlesi 5cm’den büyük olan veya koltuk altı lenf nodlarında kanser metastazı olan hastalarda ise önce medikal onkolojik tedavi (neoadjuvan kemoterapi) yapılıp, kitle küçüldükten sonra cerrahi uygulanır.

Akıllı ilaçlar da tedaviye katılabilir

Son dönemlerde bazı hasta grubuna akıllı ilaç tedavileri uygulanabilir. Akıllı ilaç tedavisinin uygulanabilip uygulanmayacağı tümörün biyolojik yapısına belirlenir. Tümörlerin biyolojik yapısının bilinmesi bu açıdan önemlidir. Bu tümörler östrojen veya progesteron hormonuna duyarlı, HER-2 reseptörü pozitif veya hiçbirine duyarsız (triple negatif) olarak kabaca sınıflandırılabilir. Sadece Her2 pozitif hastalarda akıllı ilaç kullanılabilir. Ancak bu diğer tümörlere göre daha uzun süren bir tedavidir.

Meme Rekonstrüksiyonu ne zaman düşünülmeli?

Rekonstrüktif mamoplasti veya postmastektomi ameliyatı olarak da bilinen meme rekonstrüksiyonu, öncesinde mastektomi ya da lumpektomi ameliyatı ardından Tümör veya başka bir hastalık nedeniyle alınan memenin alınması sonrası yapılan ve memeye eski şeklini vermeyi amaçlayan çeşitli prosedürleri içerir. Kişinin anatomisi, estetik beklentisi ve bir ameliyat sonrası kemoterapi tedavisi ihtiyacı gibi faktörler belirleyecidir. Önerilen kanser çıkarma ameliyatı her türlü meme rekonstrüksiyonunun seçim ve sonuçlarını önemli ölçüde etkileyebileceğinden mastektomi operasyonu öncesinde mutlaka plastik cerrahınızla görüşmek gereklidir.

Meme Rekonstrüksiyonu Ne Zaman Düşünülmeli?

Artıları

Eksileri

Meme Rekonstrüksiyon ameliyatında sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için gerekli şartlar nelerdir?

Yukarıda belirtilen detaylara uygun, genel sağlık durumunuz iyi ve bu operasyonla ilgili hazır hissediyor ve olumlu bir tutum içindeyseniz bu prosedür için iyi bir adaysınızdır.

Meme Kanseri Cerrahisinde Sık Sorulan Sorular

Sağlıksız beslenmeden

Meme Kanseri ve Meme Estetiği Ameliyatı birlikte yapılabiliyor

Meme kanseri, her 8 kadından 1’inin hayatını, herhangi bir dönemde, bir şekilde etkiliyor. Meme kanseri ameliyatlarında kadınları rahatsız edenlerden biri de memenin tamamen kaybedilmesi. Memenin tümünün çıkarılması estetik olarak hastaları mutsuz ediyor. Meme başı ve meme derisi koruyucu mastektomi ile bu sorunun önüne geçilebiliyor.

Hastalarımıza, meme başı ve derisini koruyarak, aynı ameliyattan, memesi hala varmış gibi çıkmayı önerebiliyoruz. Meme başı ve meme derisi koruyucu cerrahi sayesinde, tek ameliyatta hem tümörün alınması, hem de meme protezi yerleştirilerek estetik sağlanması mümkündür.

Meme Başı ve Meme Derisi Koruyucu Kanser Ameliyatında Estetik Kaygılar Olmuyor

Meme tümörü çıkarıldıktan sonra bazı vakalarda gerekirse radyoterapi de uygulanabiliyor.  Aynı ameliyatta, hem meme çıkartılıp, geride meme dokusu bırakılmıyor; hem de protez yerleştirilerek, meme varmış gibi bir görüntüye ulaşılıyor. Klasik mastektomide, meme derisi ile meme dokusunun tümü çıkartılır ve göğüste düz bir çizgi oluşur. 20 sene önce meme ameliyatları hep bu şekilde yapılmaktaydı. Bu durum estetik açıdan kadınları zorluyor. Artık sadece zorunlu hallerde, örneğin tümör meme derisinin tümünü tutmuşsa, bu şekilde mastektomi yapılıyor. Ancak meme kanserinde önemli olan erken tanıya varmaktır. Erken evrede tümörü yakalayıp estetik meme ameliyatını da kapsayacak şekilde tedavi etmek daha önemli.

Hastalar Meme Küçültme Ya Da Dikleştirme Ameliyatından Çıkmış Gibi Oluyor

Ameliyatta meme başı ve meme başının etrafındaki koyu renkli kısım korunuyor. Ameliyattan sonra hastalarda sadece meme küçültme ya da dikleştirme ameliyatından çıkmış gibi iz kalıyor. Ameliyattan bir kaç gün sonra telefon ya da klavye kullanmaya başlayabiliyorlar. Hastaların genel olarak bir hafta boyunca dinlenmelerini istiyoruz. 3 hafta sonra günlük işlerine dönerken, 6 hafta sonra spor da yapabiliyorlar.

Önemli Olan Erken Evrede Kanseri Yakalamak

Ameliyatın başarılı olması için en önemli kriterin tümörü erken evrede yakalamak. Bu nedenle özellikle 40-50 yaş arası tüm kadınların mutlaka yılda 1 kere mamografi, ultrasonografi, muayene yaptırması, hatta her kadının 20 yaşından sonra ultrason ve muayene ile 40 yaşlarına kadar hazırlanması ve meme kontrollerini yaptırması son derece önemli. Ayrıca ailesinde meme kanseri vakası olan bir kişinin yaklaşık 17 kat daha fazla risk altında olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu nedenle ailesinde meme kanseri öyküsü olanlar mutlaka takipleri daha önce yaptırmalıdır. Ancak her kadın 40-50 yaş arasında mutlaka tarama mamografisinden yılda 1 defa geçmelidir.

Genç meme kanserli kadınlarda lumpektomi, mastektomi kadar etkili

Yeni çalışma “meme koruyucu” ameliyat geçiren genç kadınların mastektomi geçirenler kadar hayatta kalma olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.

40 yaşından önce ortaya çıkan meme kanserleri daha agresif olma eğilimindedir. Ancak bir ön çalışma, “meme koruyucu” ameliyat geçiren genç kadınların mastektomi geçirenler kadar hayatta kalma olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.

Çalışmaya, bir tıp merkezinde meme kanseri tedavisi gören 40 yaş altı yaklaşık 600 kadın katılım gösterdi. Bazılarına mastektomi veya bir veya iki memenin çıkarılması, bazılarında ise sadece tümörün ve bazı çevre dokuların çıkarıldığı lumpektomi yapıldı.

Araştırmacılar, 5.5 yıl boyunca kadınların %12’sinin öldüğünü ve ameliyat türünün hayatta kalma oranlarında hiçbir fark yaratmadığını buldu.

Uzmanlar, bulguların, kadınların aldığı cerrahi olmayan tedaviler de dahil olmak üzere, meme kanseri sonuçlarında diğer faktörlerin anahtar olduğu gerçeğini yansıttığını söyledi. Örneğin, lumpektomi geçiren kadınlar da sıklıkla radyasyon alırlar. Ve hormona duyarlı tümörleri olanlar – çoğu meme kanseri gibi – tekrarlama riskini azaltmak için tipik olarak yıllarca hormon tedavisi alırlar.

Aslında, çalışma, hormonal tedavinin kadınların hayatta kalması üzerinde önemli bir etkisi olduğunu buldu.
Houston’daki MD Anderson Kanser Merkezi’nde meme cerrahı Dr. Mediget Teshome, bulguların, meme kanseri sağkalımı söz konusu olduğunda, önemli olanın ameliyat türü değil, bir kadının belirli kanserinin biyolojisi ve aldığı ek tedaviler de dahil olmak üzere diğer faktörler olduğuna dair kanıtlara katkıda bulunduğunu söyledi.

Lumpektomi Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Lumpektomi ameliyatı  tespit edilen tümörün izdüşümünden yapılan eliptik bir kesi ile  tümörün üzerindeki cilt ve cilt altını kapsayacak şekilde tümör etrafındaki sağlam meme dokusu sınırına ulaşacak kadar bir genişlikte yapılır. Genellikle derinlik olarak tüm meme dokusu kat edilerek memenin arkasındaki pektoral adelenin fasyasına kadar inilir. Eğer bir şüphe varsa bu fasya tabakası da ameliyata dahil edilir. 

Meme kanseri sağlam dokularla birlikte çevresel olarak tam çıkarıldığından emin olduktan sonra çıkarılan parçanın hastaya göre ön arka  üst  alt  dış ve iç sınırları işaretlenir. Bu işaretleme ya boya yöntemiyle ya da dikiş konarak ipek yöntemi ile yapılabilir. Bu işaretlemenin amacı patoloğa yön tayini sağlamaktır. Ele gelmeyen bir kanser söz konusuysa parçanın tam çıkıp çıkmadığını belirlemek için radyolojik inceleme gerekebilir. Bu cerrahın kararına bağlı bir tercihtir.

Lumpektomi Ameliyatı Bursa

Meme kanseri ameliyatlarında, memenin büyüklüğü, tanı sırasında kanserin evresi, hastanın yaşı, ek tedavi yöntemlerine ihtiyaç olup olmamasına göre, sadece kanserli doku ve çevresindeki sağlam dokunun çıkarılması (lumpektomi) veya memenin kanserli doku ile birlikte tamamen çıkarılması hedeflenmektedir.

Bu ameliyatta kanserli meme dokusunun çevresindeki kabul edilebilir uzaklıktaki sağlam doku ile birlikte çıkarılması hedeflenmektedir.

El ile hissedilebilen tümörlerde işaretleme yöntemlerinin kullanılmasına gerek yoktur. Fakat el ile hissedilmeyen tümörlerde, cerrahi sırasında özel aletler yardımı ile yerinin saptanması amacıyla kitleye radyoaktif madde enjeksiyonu (ROLL) veya tel ile işaretleme söz konusudur. Kitle üzerindeki meme derisine uygun bölgeden, meme başına paralel yapılan yarım ay kesiler ile çıkartılır.

Kitlenin çıkartılması ile oluşan boşlukta serum birikir ve buna seroma denir. Bu sıvının dışarı alınması çoğu zaman gerekli değildir. Fakat enfeksiyon gibi komplikasyonların ön görüldüğü hastalarda bu sıvıyı dışarı almak için silikon-plastik tüpler yerleştirilebilir.

Kitle çıkartıldıktan sonra ameliyat sırasında kanserin çıkarılan dokudan uzaklığını değerlendirmek için patolojiye gönderilebilir. Eğer çıkarılan dokuda yeteri kadar sağlam doku yoksa çevresinin genişletilmesi veya memenin tamamının çıkarılması gerekebilir.

Meme koruyucu cerrahi sonrası tedaviye kemoterapi ve radyoterapi tedavisi eklenmelidir.

Yapılan çalışmalarda meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi uygulanan hastalarda tedavi sonuçlarının memenin tamamının alınması ile benzer sonuçlara sahip olduğunu göstermektedir.

Meme koruyucu cerrahi sonrası radyoterapi yaklaşık 6-7 hasta süre uygulanmaktadır.

Bazı vakalarda ( 45 yaş üstü, koltuk altında metastatik lenf bezi olmayan) meme koruyucu cerrahi sırasında radyoterapi uygulanabilir. Bu işleme intraoperatif radyoterapi adı verilmektedir ve 6-7 hafta sürecek klasik radyoterapi tedavisi ile benzer sonuçlara sahiptir.

Bu işlemle birlikte hem tedavi hem de evreleme için koltuk altındaki lenf düğümlerini değerlendirmek amacıyla ek cerrahi yöntemler gereklidir.

Çıkartılan tümörün neden olduğu boşluk gözden geçirilerek kanama kontrolü yapılır. Boşluğun büyük olması ve kozmetik yönden problem yaratacağı öngörülüyorsa  bu boşluk memenin kendi dokuları kullanılarak onkoplastik yöntemlerle kapatılmalıdır. Bunun amacı  daha sonra yapılacak ışın tedavisinden sonra memenin çökmesini ve kozmetik yönden kötü görünmesini önlemektir.

Koltuk altının evrelemesini sağlamak için  önceden yapılan mavi boyama işleminden sonra  ayrı bir kesi ile koltuk altı açılır ve burada sentinel lenf nodu bulunarak burada metastaz olup olmadığının belirlenmesi için patoloğa gönderilir. Frozen yöntemi ile yapılan çalışmadan sonra patolog 20-25 dk. arası bir sürede sonucu cerraha iletir. Eğer metastaz varsa  koltuk altı lenf bezleri temizlenir. Metastaz yoksa böyle bir işleme gerek kalmaz.

Lumpektomi ameliyatı sonrası dönemde hasta yaklaşık 24 saat hastanede kaldıktan sonra evine gönderilebilir. Gerekli pansumanlardan sonra yara iyileşmesi hızla gerçekleşir. Lumpektomi ameliyatı sonrası oluşabilecek kanama veya enfeksiyon gibi komplikasyonlara karşı hasta hekimin tayin ettiği sürelerde erken dönem kontrollarını ihmal etmemelidir. Herhangi bir değişiklik durumunda hekime derhal ulaşıp kontrolünü yaptırması önemlidir.

İnflamatuar Meme Kanseri

İnflamatuar Meme Kanseri Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

İnflamatuar meme kanseri (IBC) aşağıdaki belirtiler ile birlikte görülür ve hızlı bir şekilde gelişir.

İnflamatuar meme kanseri, hızla gelişen ve etkilenen memeyi kırmızı, şiş ve hassas hale getiren nadir bir meme kanseri türüdür.

İltihaplı Meme Kanseri-İnflamatuar meme kanseri

İnflamatuar meme kanseri, kanser hücrelerinin memeyi kaplayan derideki lenfatik damarları tıkayarak memenin karakteristik kırmızı, şiş görünümüne neden olmasıyla oluşur. Bu durumda öncelikle, enfeksiyon açısından doktor kontrolünde antibiyotik tedavisi öngörülebilir. Bu iyi bir ilk adım olabilir, ancak belirtiler 7 ile 10 gün içinde daha artarsa kanser olup olmadığına bakılması için bir dizi test yapılmalıdır

İnflamatuar meme kanseri çabuk büyür ve yayılır, bu yayılma kol altında ya da köprücük kemiği üzerinde şişmeye ve lenf düğümlerine neden olabilir. Tanı gecikirse kanser daha gelişebilir ve göğüs lenf düğümlerine veya uzak bölgelere yayılabilir. Bu belirtilerden herhangi biri varsa, ön planda inflamatuar meme kanseri olduğu anlamına gelmez. İnflamatuar meme kanseri, memede kızarıklık ve şişmenin çok daha yaygın bir nedeni olan meme enfeksiyonu ile kolaylıkla karıştırılabilir. Göğsünüzde cilt değişiklikleri fark ederseniz derhal tıbbi yardım almanız gerekir.

İnflamatuar Meme Kanseri Belirtileri

İnflamatuar Meme Kanseri Belirtileri

İnflamatuar meme kanseri, diğer meme kanseri türlerinde olduğu gibi yaygın olarak bir yumru oluşturmaz. Bunun yerine, inflamatuar meme kanserinin belirti ve semptomları şunları içerir:

İnflamatuar meme kanserinin teşhis edilebilmesi için bu semptomların altı aydan daha kısa bir süredir mevcut olması gerekir.

İnflamatuar meme kanseri teşhisi

Doktorunuz genellikle testler için sizi bir meme kliniğine yönlendirir.

İnflamatuar meme kanseri tedavisi

İnflamatuar meme kanseri tedavisi, diğer meme kanseri türlerinden biraz farklı olabilir. Kemoterapi Genellikle ilk tedaviniz olarak kemoterapi alırsınız. Buna neo adjuvan kemoterapi denir.

Memedeki kanser hücrelerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olur ve şişliği azaltır. Ayrıca vücudun başka yerlerine yayılmış olabilecek kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlar. Ameliyat Kemoterapiden sonra, bunun sizin için uygun olmaması için bir neden olmadıkça ameliyat olursunuz. Büyük olasılıkla mastektomi yapılabilir. Bazı kadınlara meme koruyucu cerrahi uygulanabilmektedir. Bu ameliyat türü için cerrah kanserli alanı ve çevresindeki sağlıklı dokuyu çıkarır. Ancak çoğu kadın için mastektomi en iyi seçenektir. Cerrah genellikle koltuk altınızdaki lenf düğümlerini çıkarır. Radyoterapi Ameliyattan sonra kalan meme dokusuna radyoterapi alırsınız. Bu, kanserin geri gelmesini durdurmaya yardımcı olmak içindir. Sahip olabileceğiniz diğer ilaç tedavisi Meme kanserinizde hormon reseptörleri varsa, birkaç yıldır hormon tedavisi tabletleriniz var. Doktorunuz, kanserinizde bu ilaçlar için reseptörler varsa, trastuzumab ve pertuzumab gibi hedefe yönelik kanser tedavisi de önerebilir. meme rekonstrüksiyonu Tedavinizi bitirdikten sonra (gecikmiş rekonstrüksiyon) meme rekonstrüksiyonu yaptırabilirsiniz. Cerrahınıza sorun, bunun sizin için uygun olup olmadığını size söyleyebilirler. İnflamatuar meme kanseri için hayatta kalım İnflamatuar meme kanserli kadınların yaşam beklentisini birçok faktör etkileyebilir.

Bunlar şunları içerir:

İnflamatuar Meme Kanseri Bursa İletişim

Tekrarlayan düşük nedenleri, normal, riskli ve yüksek riskli gebeliklerin takibinde, Prof. Dr. Mustafa Şehsuvar Gökgöz  ile iletişime geçmek için, meme kanseri bursa iletişim aramalarında, kliniğe ait telefon numaralarına ulaşılabileceği gibi, sosyal medya hesaplarından ve web sayfasından da erişim sağlamak mümkündür.

Prof. Dr. Mustafa Şehsuvar Gökgöz Bursa’da kendi Muayenehane’sinde hastalarına hizmet vermektedir. Meme Cerrahi Birim Başkanı’dır.

Meme kanseri tedavisinde nasıl beslenmeli?

Neredeyse tüm rahatsızlıklar için erken teşhisin büyük önem taşıdığını söyleyebiliriz. Ama bazı rahatsızlıklar için bu olgu daha çok geçerlidir. Hele ki kontrolünü sizin sağladığını bir rahatsızlıkta erken teşhis hayat kurtarır. Erken teşhisin çok önemli olduğu meme kanserinde tedavi de önemli. Kişilere bu konuda da büyük rol düşer. Zira meme kanseri tedavisinde beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmek ve gerekirse yeniden düzenlemek gerekir. Meme kanserinden korunmak kadar tedaviden daha etkili sonuç almak için bazı yiyeceklerden uzak durulması bazılarının ise daha ağırlıklı tüketilmesi son derece önemli.

Meme Kanseri Tedavisinde Beslenme Rehberi

İştah nasıl açılır?

Meme kanseri tedavisi döneminde vücudun enerji harcaması artar; buna eklenen iştahsızlık kilo kaybına neden olabilir. Aktif tedavi sırasında kilo kaybı istemediğimiz bir durumdur. İştahsızlık durumunda kısa aralıklarla küçük porsiyonlar ile beslenme şekline geçilmelidir. Azalan iştahı yerine getirmek için öncelikli olarak sevilen besinlere yer verilebilir. Bu durumda sevilen besinler arasında şarküteri ürünleri, kızartmalar, şekerli ve yağlı hazır ürünler bulunuyorsa seçim bu besinlerden yana yapılmamalıdır. Bulgur pilavı, makarna ya da çorba gibi karbonhidrat kaynağı bir besinle başlayarak iştah biraz toparlanıp daha sonra et/tavuk ya da balık gibi protein kaynağı besinlerle gerekli enerji yerine konmalıdır. Hızlı enerji vermesi için meyve, süt/yoğurt, bisküvi, isteğe bağlı bal ya da pekmez eklenerek hepsi blenderdan geçirilerek enerji yoğunluğu yüksek bir içecek hazırlanıp tüketilebilir. Vücuda enerji sağlamak iştahsızlık durumunu azaltarak yavaş yavaş yeme isteğini de yerine getirir.

Kabızlık için bol su ve lifli beslenme

Günde 2-2.5 litre su içilmeli ve besinlerle alınan lif miktarı artırılmalıdır. Lif miktarını artırmak için tam buğday, çavdar ekmeği gibi tam tahıllı ekmekler tüketilmeli, pirinç yerine bulgur veya karabuğday tercih edilmeli, sebze ve meyve günlük beslenme planında mutlaka bulundurulmalıdır. Kemoterapi sürecinde nötrofil (beyaz kan hücresi) sayısında düşme varsa sebze ve meyve pişmiş şekilde tüketilmelidir. Haftada 2-3 kere öğünlerden birinde kurubaklagillere yer verilmelidir.

İshal için beyaz ekmek

Tedaviye bağlı gelişen ishalde vücut kısa sürede su kaybettiğinden artan sıvı ihtiyacı yeterli miktarda su ile yerine konulmalıdır. Bu dönemde kabızlık durumunun aksine kepekli ekmek, bulgur, kuru baklagiller, bazı sebze ve meyve çeşitleri tüketilmemelidir. Bunların yerine öğünlerde; beyaz ekmek, pirinç lapası, haşlanmış patates, yoğurt, meyvelerden muz, kabuğu soyulmuş şeftali, elma ve armut, sebzelerden havuç tüketilmelidir. Kahve bağırsak hareketlerini artıracağı için tüketilmemelidir. İshal sona erdiğinde eski beslenme düzenine geçilmelidir.

Ne tüketilmemeli?

Kemoterapi ilaçlarıyla etkileşiminden dolayı greyfurt; ağız yaraları varsa yağlı, acı, ekşi ve sıcak besinler; mide bulantısını artırabileceğinden kızartmalar, çay ve kahve; mide asidini artırdığından kola ve gazoz gibi gazlı içecekler; nötrofil (beyaz kan hücresi) sayısında düşme varsa çiğ sebze ve meyvelerden uzak durulmalıdır.

Enfeksiyonlara dikkat!

Kemoterapi sürecinde bağışıklık sistemi baskılanır ve enfeksiyonlara yakalanmak kolaylaşır. Bu riski en aza indirmek için besinlerle gerekli önlemler alınmalıdır. Herhangi bir mikroorganizma riskine karşı meyve ve sebzeler sirkeli suda bekletilmeli ardından bol su ile çok iyi yıkanarak tüketilmelidir. Kemoterapiye bağlı olarak nötrofil (beyaz kan hücresi) sayısında düşme var ise meyveler komposto ya da hoşaf şeklinde, sebzeler ise mutlaka pişirilerek tüketilmelidir. Yemekleri düdüklü tencerede pişirmek de enfeksiyon riskini en aza indirmek için alınacak önlemler arasındadır. Bağışıklık sistemini destekleyici olarak; A,C,E vitamini içeren sebzeler ve meyveler, Omega-3 yağ asidi içeren balık, ceviz, semizotu gibi besinler tüketilerek antioksidan alımı sağlanmalıdır.

Bu besinleri tüketin!

Meme kanserinde günde 2-2,5 litre su içilmesi faydalı. Protein ihtiyacını karşılamak için kırmızı et, tavuk, balık ya da kurubaklagil yemeği mutlaka öğünlerden birinde bulunmalıdır. Çorba mide bulantısına iyi gelir ve sıvı alımına destek olur. Bulantıya karşı kızarmış ekmek, gevrek, simit gibi kuru besinler ile haşlanmış ya da fırında pişmiş tavuk, beyaz peynir katkı sağlar. Yoğurt ve patates püresi ise meme kanseri tedavisine bağlı ağız içi yaraları oluyorsa rahatça tüketilebilir. Balık, Omega-3 kaynağı olduğu için antioksidan etkisiyle bağışıklık sistemini desteklerken; yulaf, tam tahıllı ekmek, bulgur, kuru baklagiller meme kanseri tedavisine bağlı gelişen kabızlığı önlemede, içeriğindeki posa ile bağırsak hareketlerinin artmasını sağlar.

Meme kanseri tedavisinde bağışıklık sistemi nasıl güçlenir?

Ceviz, badem, fındık gibi sert kabuklu meyveler hem sağlıklı yağları hem de serbest radikallere karşı bağışıklık sistemini güçlendirici etki gösteren vitaminleri içerdiğinden beslenmede önemli rol oynar. Havuç, bal kabağı, Trabzon hurması, kayısı gibi turuncu meyve ve sebzeler beta karoten içeriğiyle hücreleri serbest radikallere karşı koruyan çok güçlü bir antioksidandır. Günde 10 gram keten tohumu ise meme kanserinin tekrarlama riskini azaltır. Meme kanseri tedavisinde önemli bir rehber olan bu öneriler, kişiyi rahatlatırken vücudun ihtiyacı olan besinleri almasını sağlar.

Meme kanserinde yanlış bilinenler

Meme kanserinde yanlış bilinenler

Yalnızca kadınlar meme kanserine yakalanırlar.

Doğrusu: Meme kanseri erkeklerde de görülür ancak oldukça nadirdir. Tüm meme kanserlerinin sadece %1’inden azı erkeklerde görülür.

Meme kanseri çoğunlukla genetik kökenlidir.

Doğrusu: Meme kanserlerinin %80-85’i ailesel olmayan ve bireysel olarak ortaya çıkan kanserlerdir sadece %10-15’inde genetik bir etken söz konusudur.

Yaşlı kadınların meme kanserine yakalanma riski genç kadınlardan daha azdır.

Doğrusu: Yaşla birlikte meme kanserine yakalanma riski artar.

Ağızdan alınan doğum kontrol hapları meme kanserine yol açar.

Doğrusu: Doğum kontrol hapları çok düşük dozda hormon içerdiği için, yüksek risk grubundaki kadınlar dışında kısa süreli kullanılmalarında sakınca yoktur. (bakınız: meme kanseri > risk faktörleri).

Memedeki ağrılı kitleler sıklıkla kanserdir.

Doğrusu: Her meme kitlesi kanser olmadığı gibi (her 10 meme kitlesinden 8’i kanser değildir), meme ağrısı da daha çok iyi huylu hastalıklarda (kistik hastalık, vb) görülür.

Meme kanseri olan kadınlar memelerini kaybederler.

Doğrusu: Meme kanseri tanısı erken evrede konabilirse meme koruyucu cerrahi ile başarıyla tedavi edilebilir. Memenin tümünün alınması gerektiği durumlarda ise implantla veya kişinin kendi dokuları kullanılarak yapılan rekonstrüksiyon (yeniden meme oluşturulması) işlemlerinden sonra kadınlar “memeyi kaybetme” duygusu yaşamamaktadırlar.

Meme kanseri tedavisinde koltuk altındaki bütün lenf bezleri çıkartılır.

Doğrusu: Erken evre meme kanserinde sentinel lenf bezi biyopsisi tekniği sayesinde meme kanserinin koltuk altında yayılım yaptığı ilk lenf bezi bulunur (tek başına mavi boya veya radyoaktif madde ile birlikte) ve çıkartılır. Sentinel lenf bezi/bezleri tümör içermiyorsa koltuk altındaki diğer lenf bezlerinin çıkartılmasına gerek yoktur.

Kemoterapinin hayatı tehdit eden çok ciddi yan etkileri vardır ve bunlar geri dönüşümsüzdür.

Doğrusu: Kemoterapiden beklenen faydalar yan etkilerinden çok fazladır ve ciddi yan etkiler çok nadirdir. Bulantı, kusma, halsizlik ve saç dökülmesi gibi sıkça görülen sorunlar tedavi bittiğinde ortadan kalkar.

Radyoterapi (ışın tedavisi) akciğerler, kalp ve diğer meme üzerine ciddi toksik ve kanserojen etkiye sahiptir.

Doğrusu: Meme koruyucu cerrahide ve ileri evre meme kanserinde yandaş tedavi olarak radyoterapi uygulanması tümörün tekrar etme riskini önemli ölçüde azaltır. Modern cihazlarla ve dikkatli bir şekilde ışınlama alanının hesaplandığı durumlarda komşu organlara veya diğer memeye olabilecek zararlı etkiler ihmal edilebilir düzeylerdedir.

Mamografi Nedir? Nasıl Çekilir?
Tarama Nasıl Yapılır?

Kadın meme kanserine yakalanma riskini doktoruyla konuşmalı. Ne zaman kontrollere başlayacağını ve ne sıklıkta kontrol edileceğini sormalı. Bu kararlar diğer tıbbi kararlar gibi kadının ihtiyaçlarına göre olmalı. Kanser erken bulunduğunda tedavi daha etkili olur. Bu nedenle meme kanseri belirtileri görülmeden tarama önerilir.

* Mamografi
* Klinik meme muayenesi
* Kendi kendine meme muayenesi

Mamografi :

Meme kanserinin erken tanısı için önerilen tarama mamografisi programı aşağıdaki şekildedir;

Klinik Meme Muayenesi (Doktor muayenesi):

Klinik meme muayenesi sırasında, doktor kadınların memeleri otururken ve yatarken incelenir. Kadının kolunu kafasının üzerine kaldırması, vücudunun yanında sarkıtması, beline koyması istenebilir. Doktor memelerdeki beklenmedik boyut ve şekil de dahil olmak üzere memeler arasındaki farklılıklara bakar. Her memede kızarıklık, çukur ve diğer anormal işaretler kontrol edilir.

Meme uçları bir akıntının olup olmadığını kontrol etmek için sıkılabilir.

Doktor parmaklarıyla kitleleri bulmak için, önce tüm memeyi sonra koltukaltını, köprücük kemiğinin önce bir tarafını sonra diğer tarafını kontrol eder. Bir kitle önce genellikle bezelye tanesi kadardır. Memeye yakın lenf nodlarının şiş olup olmadığına bakılır.

Tüm klinik muayene 10 dakika sürebilir.

Kendi kendine meme muayenesi:

Bazı kadınlar memelerindeki değişiklikler için aylık kişisel muyene yaparlar. Bir kadın bu muayeneyi yaptığında, her kadının memesinin farklı olduğunu, yaşlanmadan, adet, doğum, menopoz ve doğum kontrol haplarından ve diğer hormonlardan dolayı değişiklikler olabileceğini hatırlamalıdır. Memelerin kitleli ve farklı olması normaldir. Aynı zamanda adet döngüsünden önce veya adet döngüsü sırasında kadınların memelerinin şiş ve hassas olması yaygındır.

Kadınların kendi kendine meme muayenesi sırasında veya başka bir zamanda farklı bir şey fark etmeleri halinde doktorlarına başvurmaları gerekir. Aynı zamanda kendi kendine meme muayenesinin, düzenli mamografi ve klinik meme muayenesinin yerini tutmayacağını hatırlamak gerekir. Her ne kadar kendi kendine meme muayenesi daha çok meme biyopsisine neden olsa da, şimdiye kadar olan çalışmalar kendi kendine meme muayenesinin meme kanserinden dolayı ölümleri azaltmadığını göstermiştir.

Biyopsi Nedir? Neden Yapılır?

Meme biyopsisi, şüpheli meme dokularından örnek alınması ve alınan dokuların laboratuvar ortamında incelenmesi işlemidir. Böylece memede bulunan şüpheli dokuların kanser hücresi içerip içermediği incelenmektedir. Meme biyopsisi, memede tespit edilen kitlelerin kanser olup olmadığının kesin olarak anlaşılabilmesi için günümüzde kullanılmakta olan en uygun yöntemdir. Meme biyopsinin farklı türleri bulunmaktadır. Meme biyopsisi, meme üzerinde bir yumru tespit edilirse ya da memede sıra dışı bir takım değişiklikler fark edilirse bu durumlara sebep olan hücre anormalliklerinin teşhis edilmesi için yapılmaktadır. Meme biyopsisi sayesinde hastanın cerrahi operasyona ya da başka tedavi seçeneklerine ihtiyacı olup olmadığı belirlenmekte, böylece hasta gereksiz işlemlere maruz kalmamaktadır.

Biyopsi Neden Yapılır?

Biyopsilerin Riskleri

Biyopsi yerinde kanama: Nadir de olsa biyopsi yapılan bölgede küçük bir morluk ya da sertlik şeklinde hematom görülebilmektedir. Biyopsi sebebiyle oluşan kanamaya herhangi bir şekilde müdahale edilmesine gerek yoktur, hematom kendiliğinden geçmektedir. Müdahale edilmesine gerek olan kanamalara oldukça nadir rastlanmaktadır.
Biyopsi yerinde enfeksiyon: Biyopsi sebebiyle enfeksiyon konusunda herhangi bir risk bulunmamaktadır. Biyopsinin yapılması için kullanılan iğneler steril olduğu için hastalar herhangi bir enfeksiyonla karşı karşıya kalmamaktadırlar.

Yanlış teşhis konması: Biyopsi uygulaması sırasında doğru noktadan, yeterli sayıda doku örneği alınırsa herhangi bir şekilde yanlış tanı konulması ihtimali bulunmamaktadır. Biyopsi uygulamasının mutlaka deneyimli bir hekim tarafından yapılması gerekmektedir. Ayrıca alınan doku örneklerinin de uzman patologlar tarafından incelenmesi doğru teşhisin konulabilmesi açısından oldukça önemlidir. Biyopsi sonucunda eğer hastada tespit edilen kitlenin iyi huylu olduğu belirlenirse, hasta 6 ay sonra tekrar kontrol edilmeli ve kitlelerin büyüyüp büyümediği incelenmelidir.

Akciğer zarında hasar meydana gelmesi: US rehberliğinde, oldukça derine yerleşmiş olan kitlelere yapılmakta olan biyopsilerde nadir de olsa akciğer zarında hasar meydana gelmesi durumu ile karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu durum genellikle herhangi bir tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden iyileşmektedir.
Meme görünümünde değişme: Bu durum memeden alınan dokunun büyüklüğüne ve iyileşme sürecine bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir. Alınan doku örneği büyük olursa meme görünümünde bazı değişikler yaşanabilmektedir.

Ek cerrahi işlemler: Yapılan biyopsi sonucunda kimi zaman tam olarak teşhis konulamamakta ve hekim başka tetkiklerin yapılmasına gerek görmekte ya da direkt olarak cerrahi operasyon yapılmasını uygun bulmaktadır. Bu durumun sebebi ise yeterli miktarda doku örneğinin alınmamış olması ya da radyolog ve patoloji uzmanının farklı görüşlere sahip olmasından kaynaklanabilmektedir. Bu gibi durumlarda çoğunlukla cerrahi operasyon yapılması tercih edilmektedir.
Yukarıda saydığımız durumlar dışında biyopsi yapılan alanda kızarma olursa ya da hasta ateş hissederse, sıra dışı bir akıntı meydana gelirse mutlaka hekime başvurmak gerekmektedir. Acil tedavi gerektiren enfeksiyon belirtisi olan bu durumlarda, ilaç tedavisi uygulanabilmektedir.
Halk arasında yaygın olarak inanılan kanıya göre meme biyopsisinin meme kanseri hücrelerinin yayılmasına sebep olduğu düşünülmektedir. Ancak bu durum tamamen yanlış bir tespittir. Biyopsi herhangi bir şekilde kanser hücrelerinin yayılmasına sebep olmamaktadır.

Biyopsi Öncesinde Ne Tür Hazırlıklar Yapılmaktadır?

Biyopsiden Ne Beklenmelidir?

Biyopsi uygulaması yapılmadan önce, hekim tercih ettiği biyopsi yöntemini, neden bu yöntemi tercih ettiğini ve işlem yapılırken hangi adımların uygulanması gerektiğini hastaya detaylı bir şekilde açıklamalıdır. Böylece hasta işlemden ne beklemesi gerektiği hakkında bir ön bilgiye sahip olacak ve gerginliği bir miktar da olsa azalacaktır. Bu nedenle hastanın biyopsi öncesinde hekim tarafından detaylı bir şekilde bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Eğer hekim, meme anormalliğinin durumuna, bulunduğu noktaya ve diğer detaylara göre uygulayacağı yöntemi değiştirmek isterse hastaya tekrar bilgi vermek ve neden yöntem değişikliğine gittiğini açıklamalıdır. Ayrıca uygulayacağı diğer işlemde de hangi adımların olduğu konusunda hastayı bilgilendirmelidir.

İşlemler Ne Kadar Sürede Tamamlanıyor?

İİAB ve kesici iğne biyopsisinde uygulanan işlemler aşağı yukarı 10 – 15 dakika içerisinde tamamlanmaktadır. Hasta biyopsiden sonra günlük işlerine rahatlıkla dönebilmektedir. Vakum biyopsisi ise ortalama olarak 30-40 dakika içerisinde tamamlanmaktadır. Vakum biyopsisinden sonra hastanın günün geri kalanını dinlenerek geçirmesi, yorucu aktivitelerden kaçınması ve ağır eşya kaldırmaması gerekmektedir. Özellikle vakum biyopsisi sonrasında biyopsi yapılan bölgede morarma ya da hassasiyet meydana gelebilmektedir. Hassasiyet ve morarma iyileşme sürecinin bir parçası olduğu için herhangi bir müdahaleye gerek kalmamakta, kısa bir süre içerisinde kendiliğinden tamamen geçmektedir.

Kesici İğne Biyopsisi

Tru – cut biyopsi veya kalın iğne biyopsisi adı verilen kesici iğne biyopsisinde 2 – 3 mm kalınlığında iğneler kullanılmaktadır. Bu iğneler biyopsi tabancası aracılığı ile örnek dokuyu toplamaktadır. Kesici iğne biyopsisinde öncelikle iğne kitlenin kenarına yerleştirilmektedir. Biyopsi tabancasının düğmesine basıldığı zaman iğne kitlenin içine girmekte ve küçük bir parça kopararak geri dönmektedir. Memeden alınan doku parçası, bir çözelti içerisine yerleştirilir. Daha sonra aynı işlem tekrar uygulanır ve kitlenin farklı noktalarından inceleme yapmak için doku örnekleri alınmaktadır. Çözelti içerisine konulan doku parçaları incelenmesi için patolojiye gönderilmektedir. Doku parçalarının alınmasından sonraki birkaç gün içerisinde ise kesin teşhis elde edilebilmektedir.

Kesici İğne Biyopsisinin Avantajları

Kesici İğne Biyopsisinin Dezavantajları

Genel olarak halk arasında meme kanseri tanısının kesin olarak konulabilmesi için hastanın genel anestezi alarak cerrahi operasyon geçirmesi gerektiği düşünülmektedir. Ancak bu oldukça yanlış bir inançtır. Meme kanserinin çoğu türünde, sadece lokal anestezi kullanılarak yapılan biyopsi işlemleri ile kesin tanı konulabilmektedir. İğne biyopsilerinin güvenirlilik oranları oldukça yüksektir.

Meme kanseri tanısında hemen her zaman ilk düşünülmesi gereken biyopsi yöntemi iğne biyopsisidir (tercihen kesici iğne biyopsisi).

Mamografi Nedir? Nasıl Çekilir?

Meme kanseri kadınların en sık görülen kanseridir. Yaşı 35’in üzerinde olan tüm kadınlar bu konuda duyarlı olmalı ve bilinçlendirilmelidir. Mamografi, meme kanserinin erken teşhisinde kullanılabilecek en önemli görüntüleme yöntemidir. Mamografi ile elde edilen görüntüler yardımıyla, memede elle muayene ile saptanamayacak kadar küçük değişiklikler bile erkenden saptanabilir. Erken teşhis edilen meme kanseri ile hastaların tam şifa ile hayatlarına devam edebilmelerine imkan sağlanmış olur. Özellikle 40 yaşına gelen her kadın, hiçbir şikayeti olmazsa bile ilgili merkezlere giderek mamografi çektirmelidir, buna tarama (screening) mamografisi adı verilir. Kadınların kendi kendilerine yaptıkları meme muayenesinde meme cildinde herhangi bir yara, renk değişikliği, meme ucunda içeri kaçma, damarlarda gözle görülür bir şekilde çoğalma ve belirginleşme,  memede portakal kabuğu görünümü ve yoğun bir şekilde kızarma olup olmadığına bakarlar.

Görsel olarak bir problemin olup olmadığı kontrol edildikten sonra, elle muayene yapılır. Kadının elle kendi kendine muayenesinde bir şişlik, sertlik veya kitle farketmesi durumunda veya yukarda bahsedilen değişikliklerin saptanması durumunda en kısa zamanda bir meme cerrahına veya bir cerrahi onkoloji uzmanına veya meme ile uğraşan bir genel cerrahi uzmanına müracaat edilmesi gerekir. Bu durumda doktorunuz sizden mamografi incelemesi isteyecektir. Bu mamografi ise tanısal mamografi olarak adlandırılır. Tarama mamografisi ile tanısal mamografinin sadece çekim amaçları farklıdır, tarama mamografisinde hiçbir şikayet yokken inceleme yapılırken, diğerinde saptanan bazı bulgular nedeniyle inceleme yapılır. Ancak çekim şekilleri ile ilgili bir farklılık yoktur.

Mamografi Neden Çekilir?

Yapılan araştırmalara göre dünyada yaklaşık 8 – 9 kadından biri meme kanseri olmakta ve bu hastalığa yakalanan 28 kadından biri de meme kanserinden ölmektedir. Kadınlar arasında en sık görülen kanser türü meme kanseridir. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en sık nedeni de meme kanseridir. Mamografi ile meme kanserinin erken teşhisi ve tam olarak tedavisi mümkün olabilmektedir. İşte bu nedenlerle, hiçbir şikayeti olmazsa bile, her kadın 35-40 yaş itibariyle düzenli aralıklarla mamografi çektirmelidir.

Mamografi Nasıl Çekilir?

Meme kanserinden şüphelenildiğinde veya tarama amaçlı yapılan çekimde, mamografi cihazını kullanan teknisyen yardımı ile memeleriniz mamografi cihazının görüntüleme ünitesine yerleştirilir. Bu bölüme yerleştirilen memeler düzleşir ve daha detaylı görüntü elde edilmiş olunur. İki tabaka arasına sıkıştırılan göğüslerinizin iki değişik pozisyonda çekimi yapılır. Mamografi çekim işlemi sırasında teknisyen korumalı bölgede durarak mamografisi çekilecek olan kişiye gerekli uyarıları yapar. Bunlar nefesin tutulması, sabit durulması ve heyecan yapılmaması gibi basit uyarılardır. Teknisyen çekilen mamografileri inceleyip herhangi bir sorun ile karşılaşmaz ise çekimin tekrarlanmasına gerek yoktur. Tüm bu yapılan işlemler yaklaşık 15-20 dakikalık bir zamanda tamamlanmaktadır.

Mamografi Çekilirken Göğüslerin Sıkıştırılma Nedenleri?

Mamografi çekimi sırasında tam bir görüntüleme sağlanması amacıyla memeler camdan ya da plastikten yapılmış olan üniteye teknisyen yardımı ile yerleştirilir. Hafif bir sıkıştırma olan bu durum sırasında aşırı bir acıma hissetme durumunuz oluşursa yanınızda bulunan teknisyene durumu iletebilirisiniz. İşlem normalda can acıtan bir işlem değildir. Hafif ve birkaç dakikada geçen bir rahatsızlık hissi oluşabilir. Memenizin üniteye sıkıştırılmasını takibenmemenin üst bölgesine X ışını verilir. X ışını doku değişimlerini tespit ve teşhis etmek amacıyla uygulanan ve radyasyon içeren ışındır. Bu ışın farklı yoğunluklara sahip olan meme içindeki oluşumları gösteren meme röntgeni de olarak da adlandırılabilecek meme fotoğrafıdır.

Mamografi Uygulamasının Yarar ve Zararları

Meme kanserinde erken teşhis imkanı sağlayan ve bir başka alternatifi olmayan yöntemidir. Her ne kadar da vücuda mamografi çekimi sırasında radyasyon verilse de, mamografi çekiminde alınan radyasyon dozu, günümüzde kullanılan elektronik cihazların yaymış olduğu radyasyon oranı ile neredeyse aynı olmaktadır. Bir başka deyişle, uzun bir uçak yolculuğu ile alınan radyasyon dozundan fazla değildir. Bu nedenlerle, mamografi çekiminden, alınacak radyasyon dozu nedeniyle sakınmak, pek kabul gören bir düşünce tarzı değildir. Mamografi çekimi ile erken teşhis yanında, meme kanserine bağlı ölüm oranlarının azaldığını gösteren çalışmalar mevcuttur.
Mamografinin Uygulanabilirliğini Etkileyen Durumlar
Kadınların meme küçültme veya silikon protez ile meme büyütme ameliyatları geçirmiş olması, mamografi çekimine engel teşkil etmez. Ancak, daha önce geçirilen meme ameliyatları ile ilgili mamografi teknisyeni ile radyoloji doktorunun bilgilendirilmesi gerekir.

Mamografi Çeşitleri

Mamografiler tarama ve tanı amaçlı olmak üzere ikiye ayrılır.

Tarama amaçlı mamografi: hiçbir şikâyeti olmayan kadınlar için uygulanan erken tanı ve teşhis yöntemidir. Kontrol amaçlı mamografi düzenli olarak yapılırsa erken tanı olasılığı artar. Memede oluşabilecek en küçük değişiklikler teşhis edilebilir ve tedaviye daha erken dönemde başlanabilir. Her kadının 40 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak mamografi yaptırmaları önerilir.

Kişisel risk faktörlerinin varlığında tarama mamografisine daha erken yaşta başlanabilir.

Tanı amaçlı mamografi: Memede şikâyeti bulunan kadınlarda ya da tarama amaçlı mamografi çekiminde memedesaptanan normal dışı oluşumlar nedeniyle takip edilen kadınlarda yapılan incelemedir. Tanı amaçlı mamografi elde edilen bulgular üzerine uygulandığı için ek görüntülemelere ihtiyaç duyulabilir ve daha uzun sürebilmektedir. Bu mamografide amaç problemli olduğu düşünülen oluşumun natürü hakkında bilgi vererek izlenecek yol ile ilgili bir algoritma oluşturulmasıdır.

Mamografi Türleri

Memenin görüntülenmesinde kullanılan çeşitli mamografi türleri bulunmaktadır. Gelişen teknolojik imkanlar ile, görüntüleme yöntemlerinin kalitesi ve yanlış negatiflik oranları (kanseri atlama) veya yanlış pozitiflik oranları (yanlış kanser alarmı ve gereksiz biyopsiler) düzelmektedir. Yıllardır kullanılan konvansiyonel (geleneksel) mamografiye ek olarak son yıllarda her geçen gün daha çok artan sıklıkta digital mamografi ve tomosentez ile mamografi çekimleri söz konusudur. Digital mamografi ve tomosentez ile daha kesin sonuçlar alınabileceği bildirilse de, kalibrasyonu yapılmış ve usulüne uygun standart mamografi ile de benzer sonuçların elde edilebileceği savunulmaktadır.

1. Dijital Mamografi

Meme görüntüleme yöntemlerinin bir çeşidi olan bu yöntem meme kanseri teşhis ve tanı aşamasında temel olarak kullanılan yöntemdir. Elektronik algılayıcılar ile dijital ortamda elde edilen görüntüler yüksek çözünürlüklü programlar yardımı ile değerlendirilmeye alınır.  Bu programlar ile büyütme, ölçüm yapılması ve görüntü kalitesinin ayarlanması gibi birçok işlem yapılabilir.
Hızlı bir şekilde memenin bir bütün olarak görüntüsünü almayı sağlayan dijital mamografi sonuçların dijital ekranda eş zamanlı olarak kontrol edilmesine olanak sağlar. Mevcut dijital kamera seçenekleri ile meme görüntüleri ayrıntılı bir şekilde dijital ekranlardan incelenebilir.
Dijital Mamografinin En Büyük Avantaları;
Bu işlemlerde kişilerin maruz kaldığı radyasyon oranının daha az olması,
Küçük ayrıntılara bile ulaşılıyor olması,
Erken tanı adına etkili bir çözüm olması,
Ayrıntılı çekim yapıldığı ve görüntülerin dijital ekranlara kaydedilebilme imkânı bulunduğundan dolayı gereksiz yere mamografinin yeniden tekrarlanmaması,
Mamografi sırasında memelerin sıkışması ve acıması durumunun dijital mamografide daha az olması,
Görüntülerin dijital ortamlarda arşivlenebilmesi ve sistem üzerinden farklı uzmanlara gönderilebiliyor olmasıdır.
Dijital mamografi, tanı konmasında problem olduğu düşünülen vakalarda önerilir.
Dijital Mamografi Kimlere Uygulanabilir?
Genç kadınlar (<50 yaş),
Menopoza girmemiş olan kadınlar,
Meme yapısı yoğun olan kadınlar,
Geçirilmiş meme cerrahisi öyküsü bulunan kadınlar,
Meme protezli hastalar,
Farklı nedenlere bağlı olarak meme içyapısının zor değerlendirildiği kadınlara dijştal mamografi uygulabilir.

2. Tomosentezli Dijital Mamografi

Seri görüntüler elde edebilmek için kullanılan yöntemde memenin iç yapısı dokulara ayrıştırılarak görüntülenir. Bazı durumlarda memenin iç kısmında yer alan dokuların yoğun olması kanserli kitlerin görüntülenmesini zorlaştırabilir. İnce kesitlerle alınan seri görüntüler, çekim hatalarının ortadan kalmasına ve daha ayrıntılı görüntü elde edilmesine olanak sağlar. Mamografi cihazlarının 2 boyutlu çekim yapması sebebiyle bazı meme kanseri hastalarında tanıda güçlük olabilmektedir, burada en önemli problem, üst üste binen oluşumların 2 boyutlu değerlendirmede net olarak yorumlanamamasından kaynaklanır.  Bu sebeple gelişen teknoloji ile tomosentezde mamografi yöntemi ile elde edilen görüntüler 3 boyutlu olarak görüntülenir ve bu şekilde yapılan uygulama ile meme net olarak görüntülenebilir.  Tomosentez mamografi yönteminde milimetrik kesitler ile kanser teşhis oranlarının artabildiği bildirilmektedir.

Tomosentezli Dijital Mamografinin En Büyük Avantaları;

Yoğun meme dokusuna sahip olan kadınlarda diğer yöntemlerde oluşan hataların bu yöntemde daha az olması ve hata payını büyük oranlarda düşürmesi,
Bu yöntem ile sabit bir görüntü dışında seri görüntüler elde edilmesinden dolayı, mevcut görüntüler ışığında daha detaylı incelemelerin yapılabilmesi ve hata oluşma riskinin azalması,
Daha net sonuçlar elde edildiğinden, gereksiz biyopsi gibi girişimsel işlemlerin oranının azalması,
Meme sıkıştırma işleminin klasik yönteme göre daha az olması,
Klasik yöntemlere oranla toplamda alınan radyasyon miktarının daha az olması tomosentezli dijital mamografinin en büyük avantaları olarak sayılabilir.

Mamografi Çektirmeden Önce Nelere Dikkat Edilmelidir?

Mamografi çektirmeye gitmeden önce meme bölgesine herhangi bir krem sürülmesi veya deodorant kullanılması görüntü kalitesini düşürebilir. Bundan dolayı mamografi işleminden önce herhangi bir kozmetik ürün kullanılmamalıdır. Bunun dışında kaliteli görüntü alınabilmesi için memelerin bir miktar sıkıştırılması gerekir. Sıkıştırılma işleminde memelerde daha fazla acı hissedilmemesi için adet döneminden sonraki, memelerin hassas olmadığı dönemde mamografi çektirilmesine özen gösterilmelidir. Her ne kadar mamografi sırasındaki sıkıştırılma işlemi esnasında acı duyulduğu düşünülse de işlem memelerde herhangi bir acı oluşturmamakta sadece meme üzerinde basınç oluşmasına neden olmaktadır.

Biyopsi Nedir? Neden Yapılır?
Biyopsi Nedir? Neden Yapılır?

Doktorlar, meme kanseri olan kadınların normal aktivitelerine bir an önce geri dönebilmeleri için her çabayı gösterirler. İyileşme dönemi her kadın için, tedavi tipi, hastalığın evresi ve diğer faktörlere bağlı olarak değişir. Ameliyattan sonra kadının kol ve omzunu çalıştırması, bu bölgede tekrar güç ve hareket kazanmasına yardımcı olur. Aynı zamanda sırtında ve boynunda ağrı ve sertliği azaltır. Özel egzersizler, çoğunlukla ameliyattan birkaç gün sonra başlar. Egzersizler yavaş ve nazikçe başlar, hatta yatakta bile yapılabilir. Çoğunlukla fizyoterapistin denetimi altında gerçekleşir. Zaman geçtikçe egzersizler arttırılabilir. Düzenli egzersiz daha sonra bir kadının normal rutini olur. (mastektomi veya meme rekonstrüksiyonu geçiren kadınların doktorlarının açıklayacağı özel egzersizlere ihtiyacı vardır). Sıklıkla belli egzersizleri yapmak ve kolu yastık üzerine koymak, ameliyattan sonra oluşan lenfödemini azaltır veya önler. Lenfödemini önleme ve tedavi hakkındaki bilgiler “yan etkiler” bölümünde anlatılmıştır.

Tedavi Sonrası Bakım

Meme kanseri tedavisinden sonra düzenli kontroller önemlidir. Her ne kadar meme kanseri tamamen yok edilmiş gözükse de, hastalık bazen vücutta kalan tespit edilememiş kanser hücreleri yüzünden nükseder.

Takip

Meme Kanseri Tedavisi Sonrası Takip Bakımı

Tedaviniz bittikten sonra tüm takip randevularınıza gitmeniz çok önemlidir. Bu randevularda doktorunuz belirtiler hakkında sorular soracak, fizik muayene yapacak, kan testleri veya röntgen filmi gibi görüntüleme tetkikleri isteyecektir. Kanserin yinelemesi veya yayılmasının saptanması ile bazı tedavilerin yan tesirlerinin ortaya çıkarılması için takip gereklidir. Kafanızdaki soruları doktorunuza sormanız ve varsa endişelerinizi görüşmeniz için iyi bir fırsattır.

Hemen hemen her kanser tedavisinin yan tesirleri vardır. Bazıları birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebileceği gibi, bazıları ise kalıcı olabilir. Sizi rahatsız eden herhangi bir belirti veya yan tesiri tedavi ekibinize anlatmaktan çekinmeyin, ancak bu sayede bunların tedavisi için size yardımcı olabilirler.

Tedavi bittikten sonra tüm takip randevularına gelmeniz çok önemlidir. Karşılaştığınız ağrı, iştahsızlık, kilo kaybı, adet dönemlerindeki değişiklikleri, olağan dışı vajinal akıntı veya bulanık görüntü gibi değişiklikleri veya bitmeyen baş ağrılarını, baş dönmelerini, nefes darlığını, öksürük, sırt ağrılarını ya da sindirim problemlerini doktorunuza mutlaka anlatınız.

Başlangıçta bu randevular her 3 ile 6 ayda bir yapılır. Kansersiz geçen süre uzadıkça randevuların sıklığı da azalır. Beş yıl sonra ziyaretler genellikle yılda bire iner. Sağlam meme ile lumpektomi yapılan memenin düzenli olarak mamografilerini çektirmeye devam etmelisiniz.

Antiöstrojen kullanıyor iseniz her yıl kadın-doğum muayenesi yaptırmalısınız. Anormal vajinal kanamanız oluyorsa bunu mutlaka doktorunuza belirtmeniz gerekir, çünkü antiöstrojenler rahim kanseri riskini arttırır. Aromataz inhibitörleri kullanıyorsanız kemik yoğunluğunuzu ölçtürmelisiniz.

Kanserin yinelediğine işaret eden herhangi bir bulgu olduğunda doktorunuz daha fazla test yapılmasını isteyebilir. Kanser yinelerse, cerrahi tedavi, radyoterapi, hormon tedavisi veya kemoterapi uygulanabilir.

Lenfödem, meme kanseri tedavisinden sonra sıvı birikmesi sebebiyle kolda meydana gelen şişliktir. Bunun ortaya çıkışının izlenmesi önemlidir, ancak hangi hastalarda lenfödem gelişeceğini söylemek biraz zordur. Cerrahiden hemen sonra oluşabileceği gibi, aylar, hatta yıllar sonra da ortaya çıkabilir.
Tedavi ile lenfödem genellikle önlenebilir veya kontrol altında tutulabilir. Etkilenen bölge tarafındaki kolda enfeksiyon veya yaralanma olması lenfödeme yol açabilir veya var olan lenfödemi kötüleştirebilir. El veya kolunuzdaki herhangi bir şişlik, sertlik veya yaralanmayı doktorunuza belirtiniz. Bu sorunların engellenmesine yardımcı olabilecek çeşitli önlemler vardır. Örneğin bazı doktorlar, lenf bezi cerrahisi veya radyoterapi uygulanan taraftaki koldan kan alınmamasını ve o koldan tansiyon ölçtürülmemesini önermektedirler.

5 Yıl Tedavisini Bitirmiş Hastalarda Devam Eden Nüks Riski

Erken evre meme kanserinde güncel tedavi yaklaşımları, sağkalımı artırmış, rekürrensi azaltmıştır.
2003′de Aromataz İnhibitörleri (AI) nin etkisini araştıran bir çalışmanın ön sonuçları yayınlandı. Buna göre AI standart adjuvan tedavisini tamamlamış kadınlarda rekürrens riskini önemli ölçüde azaltmaktaydı. HR+, standart adjuvan antiöstrojen tedavisini tamamlamış 5000′ den fazla kadın, tedavinin sonlanmasından sonraki 3 ay içinde AI alanlar veya plasebo alanlar olarak randomize edildiler. 30 aylık izlem süresi sonundaki değerlendirme bulgularına göre AI relatif rekürrens riskinde %42 azalma sağladı. AI, uzak yayılım riskini de azaltmaktaydı ve lenf nodu tutulumu olan hastalarda genel yaşam süresini önemli ölçüde iyileştirdi.

Sonuç olarak AI, 5 yıllık standart adjuvan antiöstrojen tedavisini tamamlayan grupta, hastalıksız sağkalımda anlamlı derecede düzelme sağlamaktaydı. Lokal yineleme, kontrlateral olaylarda anlamlı derecede azalma, nod pozitif grupta genel sağ kalımda önemli düzelme sağlamaktaydı. AI adjuvan uygulamada genel sağ kalım avantajı kanıtlanmıştır. Klinik çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre, ASCO tedavi kılavuzlarında standart adjuvan tedavisini tamamlayan hastalarda AI tedavisinin 2,5 yıla kadar uzatılması önerilmekle birlikte, bir çalışma sonucuna göre 5 yıllık antiöstrojen tedavisinden sonra hastalıksız postmenapozal kadınlarda 4 yıla kadar uzatılmış AI tedavisinin güvenilir ve klinik olarak etkili olduğu belirtilmektedir. AI’ yle tedavinin 10 yıla kadar uzatılmasının rekürrens riskini önlemedeki etkilerini araştıran çalışmalar halen sürmektedir. Tüm bu yakın klinik çalışmalardan elde edilen verilere bakıldığında, Amerikan Kanser Derneği ve St.

Gallen Uluslararası Konsensus Paneli uzatılmış adjuvan tedavide AI’ inin kullanılmasını önermektedir.

Cinsellik
Cinsellik

Meme kanserli kadınlarda cinsellikle ilgili endişeler genellikle çok kaygı vericidir. Meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi gibi yöntemler hormon düzeyinde değişikliklere yol açarak, cinsel ilgi veya yanıtta azalmaya yol açabilirler. Özellikle yirmili veya otuzlu yaşlarda meme kanseri tanısı alan kadınlarda bu durum daha zordur. Eş seçimi ve çocuk sahibi olma bu dönemde genellikle çok önemlidir.

Hastanın eşi de tanıyı bunaltıcı bulabilir. Eşler tedaviden sonra, özellikle cerrahiden sonra sevgilerini fiziksel ve duygusal olarak nasıl ifade edecekleri konusunda endişelidir. Meme kanseri tedavisi memeye dokunulmasından hissedilen hazzı etkileyebilir. Yeniden yapılan bir memede, meme başına dokunmanın verdiği haz büyük ölçüde kaybolur çünkü yeniden yapılan meme başı, doğal olandan daha az duyu hisseder. Meme derisi de daha az duyarlı olabilir. Ancak, zamanla bazı duyular geri gelebilir.

Bazı kadınlar cerrahi yapılan bölgenin etrafına dokunulmasından hoşlanırken; bazıları bundan hoşlanmayabilir, hatta, diğer memelerine dokunulmasından bile hoşlanmayabilirler. Az sayıda kadın, mastektomi sonrasında göğüste kronik ağrı hissederler. Cinsel ilişki sırasında bu bölgelerin yastıkla desteklenmesi yararlı olabilir.

Meme cerrahisi ve radyoterapisi kadının cinsel isteğini fiziksel olarak azaltmaz. Ayrıca, normal ilişki ve orgazma ulaşma yeteneğini de azaltmaz. Yeni bir çalışmadan güzel haberler elde edilmiştir. Erken evre meme kanserli hastaların çoğu bir yıl içinde gayet iyi uyum sağlamıştır. Bu kadınların yaşam kalitelerinin hiç kanser geçirmemiş kadınlarınkine yakın olduğu bildirilmiştir.

Meme Kalıpları ve Sütyenler

Mastektomi yapılan kadınlardan bazıları, yeniden meme yapılması yerine meme kalıpları kullanmayı tercih edebilirler. Doktorunuz kalıcı bir kalıp için ne zaman hazır olacağınızı size söyleyecektir. Kalıpların fiyatları farklılık göstermektedir. İyi görünen ve size uyan bir kalıp almak için zaman ayırın.

Her zaman kullandığınız sütyen sizin için en uygunu olabilir. Bu sütyeniniz meme kalıbı kullanmaya uygun duruma getirilebilir.

Yeni Bir Doktor

Kanser tanısı ve tedavisinden bir süre sonra, kendinizi yeni bir doktorun muayenehanesinde bulabilirsiniz. Eski doktorunuz taşınmış veya emekli olmuş olabilir veya siz taşınmış ya da başka bir nedenle doktorunuzu değiştirmiş olabilirsiniz. Yeni doktorunuza tanı ve tedavinizle ilgili tüm ayrıntıları anlatmanız çok önemlidir.
Aşağıdaki bilgilerin elinizin altında olduğundan emin olunuz;

Tedavi Sırasında ve Sonrasında Dikkate Alınması Gereken Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Kanser olmak ve tedaviyle uğraşmak çok zaman alıcı ve duygusal açıdan çökertici olabilir ancak yaşamınıza yeni bir açıdan bakma fırsatı da yaratabilir. Uzun vadede sağlığınızı nasıl koruyacağınızı düşünebilirsiniz.

Sağlıklı Seçimler Yapın

Kanser olduğunuzu öğrenmeden önceki yaşamınızı düşünün. Sağlığınızı olumsuz etkileyebilecek şeyler yapıyor muydunuz? Belki de çok miktarda alkol alıyor, gereğinden fazla yemek yiyor, sigara içiyor ya da sık egzersiz yapmıyor olabilirsiniz.

Şimdi kendinizi suçlu hissetme veya kendinizi ayıplama zamanı değil. Aksine, yaşamınızın geri kalanını olumlu etkileyebilecek değişikliklere başlayabilirsiniz. Kendinizi sadece iyi hissetmekle kalmayacak, aynı zamanda daha sağlıklı olacaksınız.

meme-kanseri-sonrasi-egzersiz
egzersiz-300x200

Halsizlik, kanser tedavisi gören kişilerde sık görülen bir belirtidir. Genellikle sıradan bir yorgunluk olmayıp, dinlenme ile geçmeyen “kemiğe işlemiş” bir bitkinliktir. Bazı kişilerde bu halsizlik tedaviden sonra uzun süre devam etmekte ve fiziksel aktivite yapmalarını engellemektedir. Oysa egzersiz, yorgunluğunuzu azaltmaya yardımcı olur.

Hasta iseniz ve tedavi boyunca yatak istirahatı yapmanız gerekiyorsa, formunuzun, dayanıklılığınızın ve kas kuvvetinizin biraz azalması normaldir.

Fizik tedavi, kaslarınızın kuvvetini ve hareket genişliğini korumaya yardımcı olacağı gibi, bu denli yorgunluk hissedilirken ortaya çıkan halsizlik ve depresyon hissi ile mücadele etmeye de yardımcı olur. Size uygun fiziksel aktivite programları bulunabilir. Egzersiz planınıza başlamadan önce sağlık ekibinizle görüşün ve onların da fikirlerini alın. Daha sonra, yalnız başınıza egzersiz yapmamak için kendinize bir egzersiz arkadaşı bulun.

Çok yorgun olsanız bile, aktivite ile dinlenme süresini dengelemelisiniz. İhtiyacınız olduğunda dinlenmelisiniz.

Egzersiz

Klinik Çalışmalar

Meme kanseri olan kadınlar, tedavide yeni yöntemler ve tekrar oluşumu engellemek için klinik deneyler ve araştırma çalışmalarında yer almak için doktorlarıyla konuşabilirler. Bu çalışmalar her evredeki meme kanseri için mevcuttur. Devam eden çalışmalara katılan hastaların takiplerinin normal hastalara göre daha iyi yapıldığı gösterilmiştir. Hastaların katılacağı çalışmalar, etik kurallara uygun, etkinliği önceki çalışmalarla kanıtlanan yöntemlerin farklı şekillerde karşılaştırılması şeklinde yürütülen çalışmalardır. Bu nedenle hastanın öngörülen ve belirtilen riskler dışında bir durumla karşılaşması beklenmez. Çalışmalara katılım, düşünülenin aksine hastanın lehine bir durum olarak düşünülebilir. Lütfen doktorunuza hastalığınıza ve evrenize uygun katılabileceğiniz bir çalışma olup olmadığını sorunuz ve çalışmalara katılmaya çalışınız. Katılacağınız çalışmalarla ilgili ayrıntılı bilgilendirme doktorounuz tarafından yapılacaktır.

Meme Kanseri Nedir?
Meme Kanseri Nedir?

Meme kanseri, süt bezleri veya sütü memebaşına taşıyan kanalları döşeyen hücrelerden gelişiyor. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonu meme kanseri riskini artırıyor.

Meme kanseri, memenin süt bezlerinde ve üretilen sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücreler arasında, çeşitli etkenler sonucu kontrolsüz şekilde çoğalan ve başka organlara yayılma potansiyeli taşıyan hücrelerden meydana gelen tümöral oluşumdur.

Meme kanserine hangi etkenlerin neden olduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak günümüze kadar yapılan çalışmalarda, yüksek olasılık gösteren bazı faktörler belirlenmiş bulunuyor. Bazı kadınlarda genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonları (genlerde kansere eğilim yaratan bozukluklar) meme kanseri riskini artırırken, diğerleri kadın olmak dışında bir risk faktörü taşımıyor.

Meme kanserinden ölüm oranlarının en yüksek olduğu ülkeler Kuzey Avrupa’da bulunuyor. Bu ülkelerde oran, 100 binde 22.6. Çin ve Japon kadınların meme kanserinden ölüm oranları, Kuzey

Avrupalı kadınların tam aksine, en düşük seviyede. Bu oran Çin’de 100 binde 5.6 iken Japonya’da 8.3.

ABD’de tüm yaşamı boyunca her 8 kadından biri, meme kanserine yakalanıyor. 2008 yılında ABD’de 182 binden fazla kadına meme kanseri teşhisi kondu. 40 bin civarı kadın da meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Ancak bütün bu üzücü istatistiklerin yanı sıra, yüz güldüren sonuçlar da var.

Bugün ABD’de 2.5 milyon yaşayan, tedavi uygulanmış sağlıklı meme kanserli hasta bulunuyor. 40 yaş üzeri kadınlarda mamografik tarama programlarının artmasının ve menopozdaki kadınlara önerilen hormon replasman tedavilerinin gittikçe azalmasının, meme kanseri tedavisindeki başarıyı artırdığı düşünülüyor.

Risk Faktörleri

Cinsiyet:

Meme kanseri en sık kadınlarda görülüyor. Erkeklerde görülme oranı, yüzde 1’den daha az.

Yaş:

Meme kanseri çoğunlukla 50 yaş ve üzerinde görülüyor. 35 yaş ve altında rastlanma sıklığı daha az. 2000-2004 yılları arasındaki Amerikalı kadınlardaki meme kanseri insidansı 30-34 yaş grubunda 100 binde 25 iken, 45-49 yaş grubunda 100 binde 190’a ve 70-74 yaş grubunda ise 100 binde 455’e yükseliyor. Herediter (kalıtsal) meme kanseri veya genetik bozukluklar nedeniyle oluşmuş meme kanserleri genç yaşlardaki kadınlarda daha sık görülüyor.

Aile hikayesi:

Özellikle anne tarafından 1. derece akrabasında (anne, teyze, anneanne, kızı) meme kanseri hikayesi olması önemli bir risk faktörü kabul ediliyor. Bu akrabaların meme kanserine menopoz öncesi yakalanmaları ve/veya çift taraflı meme kanseri olmaları, riski daha da artıyor.

Östrojen hormonu:

Bir kadın ilk adetini ne kadar erken görürse (örneğin 12 yaştan önce) ve menopoza ne kadar geç girerse (örneğin 55 yaş), meme kanserine yakalanma riski o kadar artıyor. Doğum kontrol hapı kullanmanın da, çok düşük oranda olsa bile meme kanseri riskini artırdığı düşünülüyor.

Menopoz sonrası hormon tedavisi:

Menopoz dönemindeki, sıcak basması gibi sorunların önlenmesi amacıyla kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca uzun süreli reçete edilen (5 yıl veya daha fazla süreyle) östrojen ve medroksiprogesteron asetat içeren kombine hormon ilaçları, meme kanseri riskini sadece östrojen içeren hormon ilaçlarına kıyasla daha çok artırıyor.

Geçirilmiş meme biyopsisi:

Meme biyopsilerinde saptanan orta dereceli hiperplaziler meme kanseri riskini 1,5-2 kat (hafif derecede), atipik duktal hiperplazi 3-5 kat (orta derecede) ve lobüler karsinoma in situ (yayılma göstermeyen) veya aile hikayesi ile beraber atipik duktal hiperplazi ya da lobüler hiperplazi varlığı riski 8-10 kat (yüksek derecede) artırıyor.

Meme kanseri hikayesi:

Bir kadının bir memesinde daha önce kanser gelişmiş olması, ileride diğer memesinde de kanser gelişmesi riskini yaklaşık 2 kat artırıyor.

Işınlanma (radyoterapi):

Çocukluk çağında başka kanserler nedeniyle (lenf kanseri vb.) göğüs ışınlaması geçirenlerde, meme kanseri görülme sıklığı artıyor.

Beslenme ve çevre faktörleri:

Yağ bakımından zengin beslenme şekli ve kilo alma, özellikle menopozdaki kadınlarda meme kanseri riskini artırıyor. Alkol kullanımı (günde bir kadehten fazla) yine riski artırırken, sigaranın etkisi hala tartışılıyor. Düzenli egzersiz ve fiziksel aktiviteninse meme kanseri riskini azalttığı biliniyor.

Genetik bozukluklar:

Herediter (kalıtsal) meme kanseri genleri (BRCA1 ve BRCA2) tüm meme kanserlerinin yüzde 5-10’unu oluşturuyor.

YANLIŞ
Kişinin ailesinde meme kanseri öyküsü yoksa kanser riski yoktur.
DOĞRU
Meme kanseri olan kadınların yüzde 75’inin ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmuyor. ‘Kadın’ olmak tek başına meme kanseri riski taşımak anlamına geliyor.

Meme Kanseri Riski Nasıl Azaltılabilir?

Tüm bu risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzında belli başlı standartları oluşturmuş olan kişilerin meme kanserine yakalanma oranının da düşük olduğu gözlemlenmiştir. Hayvansal gıdalardan uzak duran, sebze ve meyve tüketimine ağırlık veren, ideal kilosunu korumak için beslenmesine özen gösteren ve düzenli olarak spor yapmakta olan kadınlar meme kanseri konusunda daha düşük bir riske sahiptir. Aynı zamanda doğum kontrol hapının da meme kanserine sebep olduğu gibi toplum içerisinde yaygın bir inanış bulunmaktadır. Ancak yapılan araştırmalar doğum kontrol hapının meme kanseri üzerinde herhangi bir olumlu ya da olumsuz etkisinin olmadığını göstermektedir. Meme kanserinden korunabilmek için kadınlar,

Kalıtsal Meme Kanseri

Kalıtsal ya da ailevi herediter meme kanserleri tüm hastaların yaklaşık olarak yüzde 5 – 10’unda gözlemlenmektedir. Bu kanser türünün oluşmasından sorumlu olan BRCA 1 ve BRCA 2 adlı iki adet gen bulunmaktadır. BRCA 1 genine sahip olan kadınlar 70 yaşına kadar % 85 oranında meme kanseri risk grubu içerisinde bulunmakta, aynı zamanda % 45 oranında ise over yani yumurtalık kanseri riskine yakalanabilme ihtimaline sahip olmaktadırlar. BRCA 2 genini taşımakta olan kadınlarda ise meme kanserine yakalanma oranı 70 yaşına kadar % 84, yumurtalık kanseri riski ise % 76 olarak belirlenmiştir. Bu nedenle aile geçmişlerinde meme kanserine yakalanan yakın akrabaları bulunan kadınlar, diledikleri takdirde genetik testlerle bu genlere sahip olup olmadıklarını öğrenebilir ve uygulanan tedavilerle sahip oldukları meme kanseri riskini azaltabilirler.

BRCA 1 ve BRCA 2 genlerine sahip olan kişilere, 18 yaşından itibaren düzenli olarak meme muayenesi yapılmaktadır. Aynı zamanda 25 ve 35 yaş arasında düzenli olarak 6 ayda bir klinik meme muayenesi yapılmalı, mamografi çekilmeli (hastaya göre karar verilir), yıllık olarak ise meme MR’ı çekilmelidir. Tüm bunlarla birlikte risk oluşturan genleri taşıyan kişiler 30 – 35 yaşından itibaren yumurtalık kanseri için de gerekli olan tetkiklerini düzenli olarak 6 ayda bir yaptırmalıdırlar.

Kalıtsal Meme Kanserinde Hangi Tedavi Seçenekleri Uygulanmaktadır?

BRCA 1 ve BRCA 2 genlerine sahip olan kişilere risk faktörlerini azaltmak için uygulanabilecek bazı tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Bu tedavi seçeneklerinin başında ise tamoksifen veya raloksifen gibi östrojen hormonunu baskılayan ilaç kullanımları bulunmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi östrojen hormonuna uzun bir süre boyunca maruz kalmak kadınlarda meme kanseri riskini arttırmaktadır. Bu nedenle östrojen hormonunu baskılayan bu ilaçlar sayesinde risk azaltılabilmektedir. İlaç kullanımının dışında meme kanserigeni taşıyan kişilere cerrahi operasyon uygulaması da yapılabilmektedir. Cerrahi operasyonla çift taraflı olarak yumurtalıklar ve memeler çıkartılmaktadır. İlaç kullanımı meme kanseri riskini % 50 oranında azaltmaktadır. Yumurtalıkların cerrahi operasyonla çıkartılması da meme kanseri riskini % 50 oranında azaltmakta, memelerinde çıkartılması ise risk oranında % 90 bir azalma meydana getirmektedir.

Meme Kanseri Tipleri

Çeşitli tipleri olan meme kanseri temel olarak iki ana gruba ayrılmaktadır.

Noninvaziv Kanserler

Yayılma göstermeyen bir meme kanseri türü olan noninvaziv kanserler, kendi içerisinde duktal karsinoma in situ ve lobüler karsinoma in situ olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Lobüler karsinoma in situ her iki memede de meme kanseri riskini 8 – 10 kat arttırmaktadır. Bu tür hastalar yakından izlenmekte ve önlem olarak tamoksifen gibi koruyucu ilaçlar verilmektedir. Aynı zamanda her iki meme dokusu da cerrahi operasyonla çıkartılabilmektedir. Meme dokusu çıkartıldıktan sonra estetik operasyonla protez ya da benzeri cerrahi rekonstrüktif işlemler uygulanabilmektedir.
İn situ duktal kanserler muayene sırasında kendisini belli etmemektedir. Mamografi ile tespit edilen düzensiz ve ufak boyutlu kireçlenme bulgusu ya da kanlı, şeffaf meme başı akıntısı ile kendisini göstermektedir. İSDK, kitle oluşturmadığı için tel ya da radyoaktif maddelerle kolaylıkla işaretlenerek çıkartılabilmektedir. Kanser tek odaklı ise etrafında temiz doku bırakılarak çıkarılmakta, yani meme koruyucu cerrahi ile tedavi edilebilmektedir. Geri kalan meme dokusuna radyoterapi yapılarak ilerki yıllarda hastalığın tekrar etme şansı minimuma indirilmektedir. Eğer in situ duktal kanser memede yaygın olarak bulunuyor ise, tüm meme dokusunun çıkartılması işlemi uygulanır ve bu durumda da tamamen iyileşme görülmektedir. Tüm meme dokusunun alınacağı hastalarda eş zamanlı olarak yeni meme onarımı da yapılabilmektedir.

İnvaziv Kanserler

Sütü memenin başından dışarı taşıyan kanallardaki hücrelerde görülen ve en çok karşılaşılan kanser türüdür. Kaynağını aldığı bölgeye göre çok genel olarak ikiye ayrılabilir.   Süt üreten bezlerde görülmekte olan kanser türü lobüler karsinom, süt kanallarını döşeyen hücrelerden kaynaklanan kanser türüne ise duktal kanser denilir.
Tüm meme kanseri tipleri erken teşhis edilmesi sayesinde kolayca tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle belirli risk faktörlerine sahip olan kadınların düzenli olarak gerekli tetkiklerini yaptırması gerekmektedir.

Meme Kanserinin Nedenleri Hakkındaki Araştırmalar

Bilim adamları, meme kanseri riskini arttıran diğer faktörleri araştırmaktadırlar.

Tedavi Üzerine Araştırmalar

Ameliyat, radyoterapi, kemoterapi, hormon tedavisi, biyolojik tedavi ve bu tedavilerin birleşimleri ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.
Ameliyat : Değişik türde ameliyatlar çeşitli tedavilerle birleştirilmektedir.
Radyoterapi : Radyoterapinin tedavideki rolü araştırılmaktadır.
Kemoterapi : Araştırmacılar yeni antikanser ilaçları ve dozlarını test etmektedirler. Çeşitli ilaçlar ve değişik ilaç kombinasyonlarıyla çalışmalar devam etmektedir. Aynı zamanda ameliyattan önce ilaçları kombine etme ve kemoterapiyle hormon tedavisi veya radyoterapiyi kombine etmenin yeni yolları araştırılmaktadır.
Hormon Tedavisi : Aromatöz inhibitörler de dahil olmak üzere bir çok hormon tedavisi araştırılmaktadır.
Biyolojik Tedavi : Yeni biyolojik araştırmalar devam etmektedir. Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini öldürmesine yardımcı olacak kanser aşıları araştırılmaktadır.
Ek olarak, tedavilerin yan etkilerini azaltmanın ( ameliyat sonrası oluşan lenfödem, ağrı gibi) ve hastanın yaşam kalitesini arttırmanın yolları araştırılmaktadır. Üzerinde çalışılan diğer konu, sentinel lenf bezi biyopsisidir.Teknik olarak tümör çevresine radyoaktif madde ve/veya mavi boya enjekte edilir. Bu maddeler ilk önce lenf sisteminden geçerek kanser hücrelerinin yayılabileceği ilk lenf bezine veya bezlerine gider. Sentinel lenf bezini bulmak için cerrah koltukaltında mavi boyayı arar ve/veya radyoaktif maddeyi bulmak için tarayıcıyı kullanır. Cerrah sadece mavi boya ve/veya radyoaktif madde bulunan lenf bezlerini alır. Bulunan sentinel lenf bezinde kanser yayılımının saptanması durumunda aksiller disseksiyon yapılır. Sentinel lenf bezinde kanser yayılımının olmadığı durumda aksiller disseksiyon yapılmaz, böylece lenfödem gibi komplikasyonların görülme sıklığı anlamlı olarak azalır.