lifeincircles23Meme kanseri, süt bezleri veya sütü memebaşına taşıyan kanalları döşeyen hücrelerden gelişiyor. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonu meme kanseri riskini artırıyor.

Meme kanseri, memenin süt bezlerinde ve üretilen sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücreler arasında, çeşitli etkenler sonucu kontrolsüz şekilde çoğalan ve başka organlara yayılma potansiyeli taşıyan hücrelerden meydana gelen tümöral oluşumdur.

Meme kanserine hangi etkenlerin neden olduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak günümüze kadar yapılan çalışmalarda, yüksek olasılık gösteren bazı faktörler belirlenmiş bulunuyor. Bazı kadınlarda genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonları (genlerde kansere eğilim yaratan bozukluklar) meme kanseri riskini artırırken, diğerleri kadın olmak dışında bir risk faktörü taşımıyor.

Meme kanserinden ölüm oranlarının en yüksek olduğu ülkeler Kuzey Avrupa’da bulunuyor. Bu ülkelerde oran, 100 binde 22.6. Çin ve Japon kadınların meme kanserinden ölüm oranları, Kuzey Avrupalı kadınların tam aksine, en düşük seviyede. Bu oran Çin’de 100 binde 5.6 iken Japonya’da 8.3.

ABD’de tüm yaşamı boyunca her 8 kadından biri, meme kanserine yakalanıyor. 2008 yılında ABD’de 182 binden fazla kadına meme kanseri teşhisi kondu. 40 bin civarı kadın da meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Ancak bütün bu üzücü istatistiklerin yanı sıra, yüz güldüren sonuçlar da var.

Bugün ABD’de 2.5 milyon yaşayan, tedavi uygulanmış sağlıklı meme kanserli hasta bulunuyor. 40 yaş üzeri kadınlarda mamografik tarama programlarının artmasının ve menopozdaki kadınlara önerilen hormon replasman tedavilerinin gittikçe azalmasının, meme kanseri tedavisindeki başarıyı artırdığı düşünülüyor.

Risk Faktörleri

Cinsiyet:
Meme kanseri en sık kadınlarda görülüyor. Erkeklerde görülme oranı, yüzde 1’den daha az.

Yaş:
Meme kanseri çoğunlukla 50 yaş ve üzerinde görülüyor. 35 yaş ve altında rastlanma sıklığı daha az. 2000-2004 yılları arasındaki Amerikalı kadınlardaki meme kanseri insidansı 30-34 yaş grubunda 100 binde 25 iken, 45-49 yaş grubunda 100 binde 190’a ve 70-74 yaş grubunda ise 100 binde 455’e yükseliyor. Herediter (kalıtsal) meme kanseri veya genetik bozukluklar nedeniyle oluşmuş meme kanserleri genç yaşlardaki kadınlarda daha sık görülüyor.

Aile hikayesi:
Özellikle anne tarafından 1. derece akrabasında (anne, teyze, anneanne, kızı) meme kanseri hikayesi olması önemli bir risk faktörü kabul ediliyor. Bu akrabaların meme kanserine menopoz öncesi yakalanmaları ve/veya çift taraflı meme kanseri olmaları, riski daha da artıyor.

Östrojen hormonu:
Bir kadın ilk adetini ne kadar erken görürse (örneğin 12 yaştan önce) ve menopoza ne kadar geç girerse (örneğin 55 yaş), meme kanserine yakalanma riski o kadar artıyor. Doğum kontrol hapı kullanmanın da, çok düşük oranda olsa bile meme kanseri riskini artırdığı düşünülüyor.

Menopoz sonrası hormon tedavisi:
Menopoz dönemindeki, sıcak basması gibi sorunların önlenmesi amacıyla kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca uzun süreli reçete edilen (5 yıl veya daha fazla süreyle) östrojen ve medroksiprogesteron asetat içeren kombine hormon ilaçları, meme kanseri riskini sadece östrojen içeren hormon ilaçlarına kıyasla daha çok artırıyor.

Geçirilmiş meme biyopsisi:
Meme biyopsilerinde saptanan orta dereceli hiperplaziler meme kanseri riskini 1,5-2 kat (hafif derecede), atipik duktal hiperplazi 3-5 kat (orta derecede) ve lobüler karsinoma in situ (yayılma göstermeyen) veya aile hikayesi ile beraber atipik duktal hiperplazi ya da lobüler hiperplazi varlığı riski 8-10 kat (yüksek derecede) artırıyor.

Meme kanseri hikayesi:
Bir kadının bir memesinde daha önce kanser gelişmiş olması, ileride diğer memesinde de kanser gelişmesi riskini yaklaşık 2 kat artırıyor.

Işınlanma (radyoterapi):
Çocukluk çağında başka kanserler nedeniyle (lenf kanseri vb.) göğüs ışınlaması geçirenlerde, meme kanseri görülme sıklığı artıyor.

Beslenme ve çevre faktörleri:
Yağ bakımından zengin beslenme şekli ve kilo alma, özellikle menopozdaki kadınlarda meme kanseri riskini artırıyor. Alkol kullanımı (günde bir kadehten fazla) yine riski artırırken, sigaranın etkisi hala tartışılıyor. Düzenli egzersiz ve fiziksel aktiviteninse meme kanseri riskini azalttığı biliniyor.

Genetik bozukluklar:
Herediter (kalıtsal) meme kanseri genleri (BRCA1 ve BRCA2) tüm meme kanserlerinin yüzde 5-10’unu oluşturuyor.

YANLIŞ
Kişinin ailesinde meme kanseri öyküsü yoksa kanser riski yoktur.
DOĞRU
Meme kanseri olan kadınların yüzde 75’inin ailesinde meme kanseri öyküsü bulunmuyor. ‘Kadın’ olmak tek başına meme kanseri riski taşımak anlamına geliyor.

Meme Kanseri Riski Nasıl Azaltılabilir?

Tüm bu risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzında belli başlı standartları oluşturmuş olan kişilerin meme kanserine yakalanma oranının da düşük olduğu gözlemlenmiştir. Hayvansal gıdalardan uzak duran, sebze ve meyve tüketimine ağırlık veren, ideal kilosunu korumak için beslenmesine özen gösteren ve düzenli olarak spor yapmakta olan kadınlar meme kanseri konusunda daha düşük bir riske sahiptir. Aynı zamanda doğum kontrol hapının da meme kanserine sebep olduğu gibi toplum içerisinde yaygın bir inanış bulunmaktadır. Ancak yapılan araştırmalar doğum kontrol hapının meme kanseri üzerinde herhangi bir olumlu ya da olumsuz etkisinin olmadığını göstermektedir. Meme kanserinden korunabilmek için kadınlar,

  • Kilo almamaya özen göstermeli,
  • Düzenli spor yapmalı,
  • Yüksek yağ oranı içeren besinlerden uzak durmalı,
  • Sigara ve özellikle alkolden uzak durmalı,
  • Menopoz sonrası uygulanan hormon replasman tedavilerini tercih etmemelidirler.

Kalıtsal Meme Kanseri

Kalıtsal ya da ailevi herediter meme kanserleri tüm hastaların yaklaşık olarak yüzde 5 – 10’unda gözlemlenmektedir. Bu kanser türünün oluşmasından sorumlu olan BRCA 1 ve BRCA 2 adlı iki adet gen bulunmaktadır. BRCA 1 genine sahip olan kadınlar 70 yaşına kadar % 85 oranında meme kanseri risk grubu içerisinde bulunmakta, aynı zamanda % 45 oranında ise over yani yumurtalık kanseri riskine yakalanabilme ihtimaline sahip olmaktadırlar. BRCA 2 genini taşımakta olan kadınlarda ise meme kanserine yakalanma oranı 70 yaşına kadar % 84, yumurtalık kanseri riski ise % 76 olarak belirlenmiştir. Bu nedenle aile geçmişlerinde meme kanserine yakalanan yakın akrabaları bulunan kadınlar, diledikleri takdirde genetik testlerle bu genlere sahip olup olmadıklarını öğrenebilir ve uygulanan tedavilerle sahip oldukları meme kanseri riskini azaltabilirler.

BRCA 1 ve BRCA 2 genlerine sahip olan kişilere, 18 yaşından itibaren düzenli olarak meme muayenesi yapılmaktadır. Aynı zamanda 25 ve 35 yaş arasında düzenli olarak 6 ayda bir klinik meme muayenesi yapılmalı, mamografi çekilmeli (hastaya göre karar verilir), yıllık olarak ise meme MR’ı çekilmelidir. Tüm bunlarla birlikte risk oluşturan genleri taşıyan kişiler 30 – 35 yaşından itibaren yumurtalık kanseri için de gerekli olan tetkiklerini düzenli olarak 6 ayda bir yaptırmalıdırlar.

Kalıtsal Meme Kanserinde Hangi Tedavi Seçenekleri Uygulanmaktadır?

BRCA 1 ve BRCA 2 genlerine sahip olan kişilere risk faktörlerini azaltmak için uygulanabilecek bazı tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Bu tedavi seçeneklerinin başında ise tamoksifen veya raloksifen gibi östrojen hormonunu baskılayan ilaç kullanımları bulunmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi östrojen hormonuna uzun bir süre boyunca maruz kalmak kadınlarda meme kanseri riskini arttırmaktadır. Bu nedenle östrojen hormonunu baskılayan bu ilaçlar sayesinde risk azaltılabilmektedir. İlaç kullanımının dışında meme kanserigeni taşıyan kişilere cerrahi operasyon uygulaması da yapılabilmektedir. Cerrahi operasyonla çift taraflı olarak yumurtalıklar ve memeler çıkartılmaktadır. İlaç kullanımı meme kanseri riskini % 50 oranında azaltmaktadır. Yumurtalıkların cerrahi operasyonla çıkartılması da meme kanseri riskini % 50 oranında azaltmakta, memelerinde çıkartılması ise risk oranında % 90 bir azalma meydana getirmektedir.

Meme Kanseri Tipleri

Çeşitli tipleri olan meme kanseri temel olarak iki ana gruba ayrılmaktadır.

Noninvaziv Kanserler

Yayılma göstermeyen bir meme kanseri türü olan noninvaziv kanserler, kendi içerisinde duktal karsinoma in situ ve lobüler karsinoma in situ olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Lobüler karsinoma in situ her iki memede de meme kanseri riskini 8 – 10 kat arttırmaktadır. Bu tür hastalar yakından izlenmekte ve önlem olarak tamoksifen gibi koruyucu ilaçlar verilmektedir. Aynı zamanda her iki meme dokusu da cerrahi operasyonla çıkartılabilmektedir. Meme dokusu çıkartıldıktan sonra estetik operasyonla protez ya da benzeri cerrahi rekonstrüktif işlemler uygulanabilmektedir.

İn situ duktal kanserler muayene sırasında kendisini belli etmemektedir. Mamografi ile tespit edilen düzensiz ve ufak boyutlu kireçlenme bulgusu ya da kanlı, şeffaf meme başı akıntısı ile kendisini göstermektedir. İSDK, kitle oluşturmadığı için tel ya da radyoaktif maddelerle kolaylıkla işaretlenerek çıkartılabilmektedir. Kanser tek odaklı ise etrafında temiz doku bırakılarak çıkarılmakta, yani meme koruyucu cerrahi ile tedavi edilebilmektedir. Geri kalan meme dokusuna radyoterapi yapılarak ilerki yıllarda hastalığın tekrar etme şansı minimuma indirilmektedir. Eğer in situ duktal kanser memede yaygın olarak bulunuyor ise, tüm meme dokusunun çıkartılması işlemi uygulanır ve bu durumda da tamamen iyileşme görülmektedir. Tüm meme dokusunun alınacağı hastalarda eş zamanlı olarak yeni meme onarımı da yapılabilmektedir.

İnvaziv Kanserler

 Sütü memenin başından dışarı taşıyan kanallardaki hücrelerde görülen ve en çok karşılaşılan kanser türüdür. Kaynağını aldığı bölgeye göre çok genel olarak ikiye ayrılabilir.   Süt üreten bezlerde görülmekte olan kanser türü lobüler karsinom, süt kanallarını döşeyen hücrelerden kaynaklanan kanser türüne ise duktal kanser denilir.

Tüm meme kanseri tipleri erken teşhis edilmesi sayesinde kolayca tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle belirli risk faktörlerine sahip olan kadınların düzenli olarak gerekli tetkiklerini yaptırması gerekmektedir.