Guatr, tiroid bezinin çeşitli sebeplerle büyümesine verilen addır. Tiroid bezi boynun hemen ön kısmında bulunan kelebek şeklinde hormon üreten bir bezdir. Tiroid bezi ürettiği hormonlarla vücuda adeta bir pil gibi enerji sağlar. Tiroid hormonlarının normalden fazla salgılandığı hale hipertiroidi, normalden az salgılandığı hale hipotiroidi denir. Hipertiroidili hastalarda aşırı bir hareketlilik, çarpıntı, kalbin hızlı atması, aşırı iştaha rağmen kilo kaybı, sinirlilik, titreme, terleme gibi şikayetlere rastlanırken, hipotiroidili hastalarda hareketlerde yavaşlama, kilo artışı, vücutta su tutulması, ciltte kuruma, kabızlık gibi şikayetler sıktır.

Tiroid bezinin bu şekilde fonksiyonu ile ilgili bozukluklarının yanı sıra yapısal bozuklukları ile de karşılaşıyoruz. Tiroid bezinin tamamının veya bir kısmının büyümesi ile karakterize hastalıklara nodüller guatr diyoruz. Türkiye’de yaklaşık nüfusun % 40 ında tiroid bezinin çeşitli hastalıkları mevcut buna göre yaklaşık 20-30 milyon tiroid hastası olduğunu kabul ediyoruz. Guatr oluşumunda değişik faktörler etkili olmakla beraber öncelikle

1. İyot eksikliği ve diğer çevre faktörleri
2. İrsi faktörler
3. Bünyesel faktörler rol oynarlar.

Bunlardan özellikle iyot eksikliği faktörü üzerinde durmak gerekir. Yapılan araştırmalar Türkiye’de kişilerin günlük almaları gereken iyotun ortalama olarak ¼ ünü aldıklarını göstermektedir. İyot eksikliği olan Orta Avrupa ülkelerinde fırınlarda pişen ekmeğe ve sofrada kullanılan tuza eklenen iyot ile iyot eksikliği ve buna bağlı olarak gelişen guatr sorunu büyük ölçüde çözülmüştür. Türkiye için önemli bir konu bu iyotun guatrı olmayan kişilerce korunmak amacı ile alınması gerektiğidir. Aksi halde guatrı olan hasta bundan kurtulmak amacı ile iyot aldığı taktirde bunun faydadan çok zararı olmaktadır.

Tiroid nodülleri özellikle ultrasonografi boyunda sık kullanılmaya başlandıktan sonra daha çok görülmeye başlandı. Tiroid US sinde nodül görülen hastalarda sintigrafi dediğimiz bir yöntemle tiroid bezinin fonksiyonel bir haritası çıkartılmakta ve buna göre nodüllerin çalışıp çalışmadıkları anlaşılmaktadır. Çalışmayan nodüllere soğuk nodül denmekte ve bu nodüllerde kanser gelişme olasılığı artmaktadır. 100 nodülün 5-15 inde kansere rastlanmakta iken her hastanın kanser fobisi ile ameliyat edilmemesi için ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) dediğimiz bir yöntemle kanserli hastalarda % 95 oranında doğru teşhis koyabiliyoruz. Dolayısı ile geri kalan hastalar tiroid hormonu alarak güvenli bir şekilde takip edilebiliyor ve ancak US ile nodüllerinin büyüdüğü gösterildiğinde ameliyat ediliyorlar. Bununla birlikte İİAB de % 5 yanılma payı olduğunu vurgulamak gerekir.

Ameliyattan önce kanser tanısını koymuş olmak şu açıdan önemli. Eğer belirli bir hacimde tiroid dokusu geride bırakılmış ve çıkan parçada kanser görülmüş ise hastanın yeniden ameliyat olması ve bırakılan tiroid bezinin de alınması gerekiyor. Bu ameliyat ise ilk ameliyata göre oldukça zor olduğundan biz cerrah olarak yapılması gereken işin ilk ameliyatta bitmesini arzuluyoruz.

Tüm bu bilgilerin yanında tiroid kanserlerinin büyük çoğunluğunun çok selim tabiatlı kanserler olduğunu da vurgulamak gerekir. Tiroid kanserinden bir hastanın ölmesi, A.B.D. de by-pass ameliyatlı bir hastanın yaşam şansı ile aynı tutuluyor. Bizde ise hastanın trafik kazalarından yaşamını yitirme olasılığı daha yüksek görülüyor.

Tiroid kanserinde son yıllarda kaydedilen çok önemli gelişmelerden biri de medüller tipte tiroid kanseri olan anne veya babanın kanında yapılan genetik bir araştırma ile çocuğuna bu hastalığın geçip geçmeyeceği anlaşılabiliyor. Çocuklarında da bu test pozitif çıkarsa o çocuğun 25-30 yaşına kadar tiroid kanserine yakalanacağı % 100 olduğundan bu çocuklarda koruyucu olarak tiroid bezi tamamen alınıyor ve % 100 şifa sağlanıyor. Bu genetiğin tıbba uygulama alanında yapmış olduğu en önemli katkılardan biri olarak kabul ediliyor. Bizim de böyle hastalarımız ve ailelerimiz var, ancak çocuklarında hiç bir hastalık yokken annelerini çocuklarını ameliyat ettirmeye ikna etmek oldukça zor görünüyor.

Tiroid ameliyatlarının diğer ameliyatlardan önemli bir farkı da hastanın hastalığı ile ilgili olarak sadece cerrahi ile değil birden fazla uzman hekimle ilişkide olmasıdır zira tiroid bezinin hastalıklarını sadece cerrah tedavi etmiyor ve bir ekip olarak: endokrinolog, nükleer tıp uzmanı, patolog, radyolog ve cerrahın birlikte çalışmaları ve her hastayı birlikte değerlendirerek, hasta için en faydalı yönteme birlikte karar vermeleri gerekiyor.